Duyurular

«Velîler Ordusu» kitabında hayatı anlatılan 333 Velînin içine, «Bir» sayısını Allah Resulüne verdikten sonra mukaddes emaneti O’ndan alıp günümüze kadar getiren, O’nunla beraber 33 büyük velî, esere bilhassa alınmamıştı. ... 


Başbuğ Velilerden 33

 

Ezelle ebed arası Allah'a doğru giden evliya kervanları arasında en şanlısına ait 33 kolbaşılı "Altun Halka - Silsile-i Zeheb" çerçevesidir ki, keyfiyet ölçüsüyle temel sayısını, bütün kainat gibi O'ndan alır.


Kayseri Hava Durumu
Anket
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 16,6189   16,6488
EURO 17,5858   17,6175
       
Özlü Sözler
Kıskanç Kimse Rahat Edemez
Sponsorlarımız
Ses ve heves Mustafa Özer

mustafa özer
ses ve heves

şiirler

2

*Kayseri Eğitim ve Kültür vakfı Yayın No:11
*İkinci Basım : Ağustos/2012- Kayseri
*Birinci Basım : 1998-Kayseri
*Tashih : Galip Boztoprak
*Kapak : Mustafa İbakorkmaz
*Baskı:OrkaMatbaacılık

3
TAKDİM

Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı “İlmi kitapla kaydediniz.”
buyruğunu yerine getirmek amacıyla bir süre önce başladığı
kitap yayınlarına hız kesmeden devam etmektedir.
İlk kitabımız olan Felsefe Öğretmeni Mustafa Cabat’ın “İki
Kavram Analizi Laiklik-Aksiyon” adlı çalışmasının ardından
Kayseri’nin yetiştirdiği ender şairlerden Mustafa Özer’in
“Evsa ,Düşüşten Sonra , Sis ve Selva, Çağrı Sayfaları,Çalakalem
Çiçekler,Birlikte Ayrılmak, Şapkamda Saklanan Azrail,Düşüşten
Sonra-2 , Sanat ve Aksiyon İçinde Bir Portre Denemesi, Ses ve
Heves adlarını taşıyan 10 adet şiir ve denemelerinden oluşan
kitaplarını yayınları arasına katmıştır.
Vakfımız 2012 yılı içerisinde 12 numaralı kitabını Büyük
Doğu ‘nun yaşayan mütefekkiri Ali Biraderoğlu’nun “Necip
Fazıl ve Büyük Doğu” adlı Kayseri Büyükşehir Tiyatro
salonunda 1989’da verdiği konferansın yayınlanmasına tahsis
etmiş bulunmaktadır.
Manevi kültürün kaynağı kitaptır.Neslimizin varoluşunun
kitaplarla haşır neşir olmasına bağlı olduğuna inanıyor ve
bugüne kadar bir düzine kitabı yayın hayatına kazandırmaktan
mutluluk duyuyor,okuyucusunun hiç bitmemesini temenni
ediyoruz…
Mustafa Fikri Tekelioğlu
Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı

4

5

İçindekiler
hoşbeş kitabı 15
bencil yazılar 17
şamdan 18
rüzgar perdesi 19
kum saati 20
sana ne 21
ego 22
cinas 23
alicenaplık 24
elestin sakisi 25
maviler bugün ferahfeza olsun 26
haritamda güneş batmadan gel 27
dalgacı 29
yıllar korosu 30
sesten istifade 31
ses ve gülüş 32
yakamda gülüm mühürdarda yürüdüm 33
gölgenin iskeleti 34
ümidin dönüşü 35
muhammes 36
yemişe geçti 37
tırnak cilası 38
background 39
kiralık ordu 42
denizkızının havuzunda 44
dava arkadaşları 49
heykelli şiir 50
susmak istiyorum 51
mahkemelik 52
duygusal acı 53
filozofik yürüyüş 56

6

çetrefil 57
pamuk tarlası 58
göz hapsi 59
mutluluk I 60
taksim meydanında 61
bir güzel okur redifi 62
omurga 63
lodos martıları 64
budha 65
eldiven gibi 66
iki kutuplu dünya 67
heykel dermiş ki içindekine 68
forum 69
yakut 70
ses ve öfke I 71
en büyük düşman üşenmektir 72
camus’nün yabancısı 73
yüzümüz yok 74
el ve hançer 75
hortum 76
yalnızlık oteli 77
seyran 79
istanbul’da bulduğum 80
başkasının verdiği 81
derdi takip 83
sorduğun zamir eskiden beri kuldur 84
ikinci tevellüt 86
seteris paribus 91
severine acil notlar 93
boşluk ve hiçlik 95
zaman aşımı 96
hüzün bahara ulaştı 97

7

metamorfoz 98
düş uygarlığı 99
çardaktaki çatlaktan sızan ayışığı 100
az az olur 102
bürümcek 103
yar ve bahar 104
yalnızlık zamanları 105
suna 106
ol da 107
bahar ve gençlik 108
ses ve sükut 109
terör 110
susatmak redifi 111
yelkovan yönü 112
büyük cihat 113
halımız 115
yüzüne söyleyemediğim 116
sızlayan burun direği 117
lacinin leylası 118
bak gözlerime görürsün 119
yine bir elif çekti 120
haleli gözler 121
nişaburek istiyor saki 122
sudan ayna vereyim sana 123
tekrarın tekrarı 124
koyaklardaki güzellik 125
iznin olursa 127
irem I 128
macellan 129
senem 130
boğazıma düğümlenen 131
eserim 132

8

türkü saklamak 133
divana yakınca 134
esenlik 135
günlük 136
şarkı gibi 137
laci 138
paralel durabilme temrini 141
firuze gökyüzü 143
mevsimler arasında 144
alemlerin övüncü hey 145
ya resulallah 146
çeşm-i bülbül 147
bütünlük 148
top kadife 149
fatma anamız 150
şimdi gel 151
geriverdi 152
ey sevgili 153
tabahhur 154
cennet 155
oruç 156
huzurda 157
akrostiş 158
yanan istanbul olsam 159
muhabbet olsun diye 160
avukat 162
hak 163
ben 165
dergah eylemi 166
mahallenin camisi 167
mevlanada oluşan izdüşüm 168
mahzun 169

9

yunuslayım 170
neyle 171
dergah 172
evet 173
davet 174
kutup 175
tavaf 176
noktalamalar 177
umre sevinci 178
rediflerle 179
sevgilim semalar kadar 180
zeytin gözlüm 181
küçük patriyot 183
patriyot I 185
patriyot II 187
patriyot III 188
patriyot IV 189
yazık oldu avrupaya 191
mesih 193
tarafsızlaşma 194
dünya düzeni 195
politik şiirceye methal I 196
politik şiirceye methal II 197
politik şiirceye methal III 198
özelleştirme 199
zorunluluk 200
vergi 201
istihdamdaki yenilik 202
cumhuriyet 203
millicilik 204
yarım şiir 205
alfabe'y diye biri 206

10

ses ve öfke II 207
partizan 208
aşiret ve demokrasi 209
yüzeysel aynılık 210
noktalama I 211
noktalama II 212
noktalama III 213
babanın delegeleri 214
benden içeri 215
modern bir model 217
düşmanın istediği 219
noktalama IV 220
serseri ve kutsal 221
hümeze ve lümeze 223
eşzamanlarda 224
deklanşörün ukalalıkları 225
yüzbulmak 227
posta koymak 228
servinin hal kipleri 229
aquazoo 230
çatlak havuz gibidir yaşamak 231
gülistan 232
ayyar 233
sokak kedisinin hediyesi 234
pervane 235
şiire methiye 236
onlar güneşi gereksinmez 238
önce sen yanarsın 239
yüz de yüz budala 240
yazmanlık 241
ibrişim istanbul 242
diş yarası 243

11

uygarlık 244
trajikomik 245
son görev 246
gelenekten bir kıvılcım 247
fal 248
bekarca ziyaret 249
beydabaya selam 250
yeldeğirmeni 251
güneş ezberlikleri 252
şimdiki zaman 253
gem 254
yanardağ şiiri 255
rençber 256
komşuluk hakkı 257
halkiyatta arkeolojik espri denemesi 258
önlemler 259
picasso'lu şiir 260
noktalama 261
kelime ve tohum 262
söz ve ruh 263
ilahi nimet 264
viranhane 265
boğazdan bir mevsim kesiti 267
yıldız parkı 268
şair baharı 270
floryada sonbahar 271
güneş 273
bakırköy figüranları I 274
bakırköy figüranları II 277
bakırköy figüranları III 278
ayadam 279
ayadam II 281

12

abdülhamit 282
şenlik köyün duası 285
fatiha gibi 286
ferahfeza siyaset 287
noktürn 288
martialis'ce 289
zalim 290
sevgilim vatanım ve elbette ümitlerim var 291
türkiye 292
yerköy 293
kayseri ketesi 294
binboğaların anısıyla 295
erciyese serenat 296
pembe notalar 297
yemek demek 298
anacığım 299
top sesi 300
kayıkta ağlanmaz 301
tarih doğa ve şiir 302
bu kadın yılın kadını olmaya aday olmadı 303
elma kurdu 305
utanç yüzü 308
köln 'e yağmur yağıyordu 309
oğuz gibi 311
kiralık serenat 312
kafkasya kartalına 313
yiğitçe bir nara denemesi 314
miras 315
çinseddine dek 316
nizamiye kulübesi 317
iki yalnızlığın kesiti 320
tiyname veya homur homur humor 321

13

deli dembesek 323
ölüm suyu 324
hüsnü muhafaza 325
nanik 326
istanbul'un garibanı 327
inatlık 329
bakırköyünden sirkeciye volta 330
çangal nezir 332
filozofun evi 333
evli 334
sitayiş 335
kameramana ağıt 336
laf olsun gibilerden 337
şair farkı 338
düşman 339
dişlek tebessüm 340
halıcı 341
kralcılar duymasın 342
hareket 343
biline ki 344
uygarlık 345
arıza 346
zıt uyumlarda 347
notrdamın kamburu 348
padişahı kuş kaptı 349
eş ve diğerleri 350
düdük fm radyosu sunar 351
oyun 352
deneyimimizden aktaralım 353
gurur 354
insanlık gereği 355
alınganlık 356

14

çingenistan 357
düşman II 358
şey 359
bilmek ve fakat anlamamak 360
babalar ve oğullar 362
breh breh 364
bu sularda 365
minibüs sürücüsü 366
filmatik 367
şekerci 368
şöhret 369
ticari şiir 370
tüketici 372
taklidin imitasyonu 373
kara 374
medya 375
korku filmi 376
tarihin dengi 377
kekeme bir durumda ülke üstüne konuşmalar 378
ihracatçı 379
isteğimdir biline 380
hilkat 381
yalpa 382

15

hoşbeş kitabı

16

17

bencil yazılar
geceyi çok zorladık her yanı morardı işkenceden
şimdi uyku vaktidir düşler içinde düşünceden
konuşalım dereden tepeden bir berber hoşluğunda
zaman saçımızın rengine dadanmadan tarihin koğuşunda
gizimizi biz bilelim el ne bilsin bizi
bizleyelim her yeri evvela kendimizi
ümük sıkan bol miktarda yasa var
yasaları yutmayan dünya kadar tasa var
hele gariban mahkum olmuşsa elbet cellat çok olur
ve hele suçu teşvik makamında sahte üstat çok olur
insandır korku umut arası gel insanı tutalım
her uzayı bir edip ruhumuza katalım

18

şamdan
yaşam bu şamdan elinde akşam gelir
salapurya her yerinden sular akar
sanırsın yuttuğu maveraünnehir
elde şamdan yaşam kehkeşandan gelir

19

rüzgar perdesi
rüzgar bir mızrap gibi
besteliyor gün ışığını
filizin güzel gözlerinde
kuşların şıklığını
rüzgar bir mızrap gibi
dokundukça kuş dallarına
yaprakların ıztırap gibi
sesini duyarsın arkalarında
rüzgar bir mızrap gibi
yeşil soğanla taze yufka
çayıra konmuş sepeti
gider mi hazzı duyarda
rüzgar bir mızrap gibi
besteliyor günışığını

20
kum saati
onu severim
seni severim
en çok
ama
en çok
beni severim
sevgi ne ki severim
seni ben diye severim
en çok
ama
en çok
kendini seveni severim
sevdim seni bilgin diye
bilgiyi sevdin diye
en çok
ama
en çok
kendini bildin diye

21

sana ne
yok sana göre yoktur
bana göre var olur
başına yağan kar
ufkuma bahar olur
çabaların seni canavar eder
tembellik dadanırsa büstüne
tebessüm et seni var eder
huzur içinde zaman üstüne
lambaları dolaşır nur ışınlar
zeytinyağında ki zeytini bile
aşkı damıtan evleri taşırlar
doğanın iskeletini etini bile

22

ego
ben ki çirkin kibir ki ben
ey yaradan kimbilir ki ben
yokluğa yaslanmışım
ey gözüm sana kimdir rana
meramına hangi nota yetecek
gördüğünü görüp hayra yorana
kim neler diyecek
ey pir-i mugan söz bitti burada
zaman getir eteklerinde
yokluğumuza yetecek
perdeli gözümün isteklerinde

23

cinas
beni kim özgür bırakır kim esir eder
mezarıma o katil ki mesire eder

24

alicenaplık
sesin gayetle müzikaldir güzelim
hüseynide karar ver eğlendir bizi
dilersen ardınca tamburla gezelim
sürsün haşredek gece sen gezdir bizi
iste cenneti hüseynide gezelim
dilersen cehennemde yak bir bir bizi
izin ver senle istanbulla güzelim
oluşan bu dünyada sen gezdir bizi
şükrün şükranı nimet ve cennet sana
azab-ı cehennem kalsın uzağında
ben küçük cirmi kaldır da dudağında
tutuşan hüseynide sen gezdir bizi

25

elestin sakisi
saki beste beste dön halimiz meste dönsün
meste dönsün kafeste bülbül reste dönsün
reste dönsün meclis-i rindan şikeste dönsün
şikeste dönsün şişe-i arımız eleste dönsün

26
maviler bugün ferahfeza olsun
ferahfeza bugün maviler bütün
biliyorum bağrımda bin kitap olduğunu
biliyorum yazmak zorunluluğumu
iskenderin gordiyomu'nu
ferahfeza yazmalıyım
bütün mavileri bugün
ne kaçarsın be kafir savaş hattına
bende savaşacak hal var mı
yakın ve yalın kalınca
mikrofon pazarında herşeyin satıldığını
göreceksin bileceksin susacaksın
olursa gönlün ferahnak olsun
kaçma kafir kaçma savaş hattına
belli ki art niyeti var aşüftenin
açıp çekip firketeyi
saçlarını aç köpekler gibi salacak
belli ki art niyeti var aşüftenin
ferahfeza makamında
üç gün oldu ben bu derde düşeli
doktorlar geliyor eski şişeli
suz-i dilmiş mikropların hasreti
maraz diye dünden neşeli
üç gün oldu ben bu derde düşeli

27
haritamda güneş batmadan gel
tam burada mızrap kırılırsa
benim becerim bu kadarsa
anla ki sevgilim
antalya çok uzaklarda
hatta fırtına var
iskeletim pürmelal
anla ki meleğim
buralarda bir hal var
tut ki güneş tutulmuş
tut ki kör olmuşum
pusulam sensin gülüm
sensiz aktör olmuşum
telefon teleks telefaks
mektup telgraf çalışmaz
benim haber güvercinim
içim yokluğuna alışmaz

28
ne yeşilbaş dinliyor beni
telliturnalara geçmiyor sözüm
otomobiller de anlamıyor beni
yollar da unutmuş gül yüzlüm
omuzların portakal olsa
ellerin yapış yapış
gözlerin kırpışıp dursa
ayakların gelse tıpış tıpış
gülerek
dağçileği gibi rayihanla kuşatsan
yarını hiçyok dünü yarım günü çeyrek
bu garibani kendine satsan
ruhuna eğilerek
şimdi herşey mahkum
sen muaccelsin
haritamda güneşin batmamış olsun
hatta isterim ki antalya da birlikte gelsin

29

dalgacı

merhum ü.alkan'a
pervin tabakta zeytin gibi
satürn köln'de fotüre benzer
ama ben göğe bakmaktan yoruldum
-biraz da maduna baksak-
göreceğiz ayın ısırdığı aşıkları
ve görerek sevineceğiz
güneşte çözülen dolaşıkları
üzeyir hep takılırdı kediye
kendinle nasıl eğlenirsin diye
kedi üzeyirle eğlenmek için
gelirken yanında getirdi hediye
ne pervini bilirim ne satürnü
bu işin gereğince noktürnü
biraz dalgacının elini sıkmak için
biraz da dökmemek için kedinin sütünü
üzeyirden köln üzerinden geçtik

30

yıllar korosu
yılları duvara asmaktan yorgunum
bu duvarlarda yankılanan sesten usandım
kimseye anlatamadan hep sustuğum
suskunluğumla her şeyi anlattım sandım
mum kokulu nemli bir kiliseye döndüm
duaların duvarlarda çırpınışında
hep o meşum koroyu gördüm
boşluğun dualardan kaçışında
şap şap genleşen ahşap zemin
yusufun gözlerinde eriyordu
güldestelerde kendinden emin
gündeme züleyha geliyordu
karanlıklar hafifliyordu
herdeminde gecenin
ruha rüya üflüyordu
baygınlık içinde busenin
geride kalan lahuti sükut
biraz da ademi keffaretler var
ey yakup göz yaşını tut
yakut üstüne düşen yağmuru

31

sesten istifade
“bir suç duyurusu sayılabilecek niteliktedir"
bir tanbur asker şiiristanı işgal etti
yanlarında pena ve güfteleri de vardı
her ne hikmetse talim yerine yıllardır
her mevsim usanmadan şiir çalarlardı

32

ses ve gülüş
söz ki nota gibi dizilir dişlerine
şahit olur pırıl pırıl gülüşlerine

33
yakamda gülüm mühürdarda yürüdüm
ne lodos derimi yırttı yıprattı
ne dalgada kırıldı kemiğim
lodosa karşı yürümeyi becerdik
lakin dalgalarda boşa gitti emeğim
yürüyorum ama ıslık çalamıyorum lodosa karşı
dalgaya rağmen sahilde yürümek zor
efkar ve yönsüzlük geldimi geliyor işte
lodosta var gücüyle başımızın etini yiyor
bir gülün minyatürüde güldür
oysa o gül bir minyatürdür
kokmasa da ısparta gülü gibi
minyatür bizi güle götürür
yakamda gülüm
mühürdarda yürüdüm
dalgalar tanık
o rüzgarda yürüdüm

34

gölgenin iskeleti
gölgemin kemiği yok
kalbimin kemiği de yok
hele dilim tümden kemiksiz
kısacası organlar arası kemik sorunu yok
öyleyse sevgili gölgem neden
beni yalnız bırakırsın karanlıklarda
ve sen sevgili dilim söyle neden
senin yüzünden kalırım pişmanlıklarda

35

ümidin dönüşü

s.emre'ye
elini atınca tuttuğun yer seninle düşer
seninle düşmeyen ümitlerin asılı kalır
bir tırpan gibi deklanşör’e dek içer
imdat isteklerin sende kasılı kalır

36

muhammes
beni de bir saat vurdu emin ol ki
onun da pandülü dolaşmıştı sanki
yalan yamalı kemal sunal filmi sanki
günüm hiç olmamıştı belli ki
beni de bir saat vurdu emin ol ki
yarım asırlık suratı asık
el değmemiş yerler olduğunu
keşşaf olarak bizzat bulduğumu
itirafta fayda var dinden çıkmadan
el değmemiş yerler olduğunu
gülümse gülüm gülüm gülümse
ölümse ölüm gelir gelirse
hiçbir ayak bana düşmez karanlıklarda
bana düşen sana dair güzel bir buse
gülümse gülüm gülüm gülümse

37

yemişe geçti
ey iğdecik
dolunay arkana saklanmış gibi
aydınlatır sende gümüş rengini
çiçeğinle dalınla salkım saçak
yüklenmişsin ıtırların çelengini
garib ‘felak’u 'nass'ın
alnında küheylanın
koynunda pehlivanın
hamail'in yanında sarkan
incecik inatçılığın
ey iğdecik
yunan 'ı türk'ü arab'ı
fakiri zengini harabı
atelerin eski mihrabı
senin gevrek gülüşündür
ey iğdecik

38

tırnak cilası
dul savaş naraları çınlıyordu
tırnak cilası cıvıklığında
othello'nun oturduğu oratoryo katı
polisçe basılıyordu
köşelerini yitirmiş bütün hazlar
idi amin'siz ne afrika çekilir ne yazlar
osmanlının hamam safalarında demlenir sazlar
ey dul naralarla kendini paralayan kızlar
nihaventle oynayın biraz

39

background
ne sevdalardan geçmişiz
tebessümünde acılar saklayan lajakond'vari
çıplak gülümsemişiz
filmler de olmasa anlamayacaktık
anılara sakladığımız gözlerimizi
meğer kendimizi ne kadar önemsemişiz
anılar ağlatırmış insanı
birikim dağıtırmış insanı
dağılmadan önce bir bukette toplamalıymış insanı
nasıl da hoplatıyor yüreğimi
kesif saldırılarla
tapa taze potpurilerle
nasıl da hoplatıyor yüreğimi

40
meğer entellerin o gün beğenmediği
bu günse nostaljik olarak uslamlandırdığı
gariban filmlerimiz
meğer neleri aydınlatacakmış
filmin dışında
kaç yıldır güneş altın saçlarını
seherle yüzüme yaymadı
ve yıllardır beni
bir horoz uyarmadı
katı bir körlüğe uyanıp duruyorum
adını bilmediğim nesneler arasında
ölüp ölüp diriliyorum

41

gece mi
horlayan bir güneşin gece versiyonu mu
yoksa üstüne varıldı diye üzülen ay mı
simsiyah bir damatlığın ipek gömleğinde
öldürülmüş sivrisinek mi
kameraman görememiş
oysa bilmeceyi ben bildim
sansür amcanın filmi görmediğini
ne güzel aydınlatmış
gelip giderken boşalmayı
gelip giderken bozuk atmayı
gelip giderken anısı olmadığı halde
gelip giderken zorlaştırdığı
ve gelip giderken kendini zor alıştırdığı
yaşama selam vermeyi

42

kiralık ordu
efendim
canım
sultanım
bir müverrih kaydediyor ki seni
kiralık ordular kuşatmış doğruysa
bırak bunları bırak
canı yanarken neler söylenir neler
canı yanana çürük çerezden devalar üflenir
geç bunları da
biz ateşi gülden
gülü bülbülden biliriz
canı habilden
habili kabilden biliriz

43

deden
baban
ve çömezleri ben
bir de londra'h bigben
bilmek için kanıta muhtaç değiliz

o gün tarihin gündönümüydü
o gün zulmetin kıyamete kadar kalacağına tanıktı
o gün bitmişti başlayan süreç
o gün başlamıştı absürd
o günden sonra gündem tıkanıktı
görüyorum ki çok uzakta o nur
hey rabbim yaklaştır bizi nura
hürmet içinde onura
yaklaştır bizi nura

44
denizkızının havuzunda
I.
karaköyde yüksek kaldırımın başında
eski plak satan
sanını bilmediğim biçimiyle bıyıklı yakup efendi
alnına gerilmiş çizgilerde meşakkatli ömrünü
tırnaklarının bozukluğunda fakir ve ağır işlerin
kah vuslatını duyarak
kah hicranına toslayarak
akıp gidiyordu şükür içinde
ingilizce
fransızca
italyanca
ve daha bilmem nice

devasa
yarısı ahşap
yarısı teneke
gülmece gibi gramofonlar
yedek parçalar ve iğneler tarihe dair
kadifeden plak silecekleri
plakların orta deliğinde oturur gibi
bıyıklarını sıvazlayıp
ya sabır diye
asılırdı herhalde
mavi taşlı tesbihe
yakup efendi

45

II.
denizkızı eftalyanım
yakup efendiden aldığım ilk taş plaktı
hem ilk mülkümdü hem ilk soyutum
ve o net diri canlı ve çıplaktı
denizi kıza kızı denize derken
dalar giderdik maveranın ötesine
sınava çalışmamış bir ahbap çavuşun
"ayıp oluyor beyler
sözüm size değil
sevgili birader
ayıp oluyor biraz"
"bırakın denize dalan dalsın
size ne beyler
herkes muradını alsın şu dünyadan
işine bakana da lafımız yoktur
işine bakan işine baksın
işi rastgelsin kolay gelsin
beni takmıyorsunuz
sanki karşınızda ben yokum
başçavuşun eşeği zırlar
ayıp oluyor beyler ayıp
efendi gibilerden çekilinde
kırıcı olmayalım"

ah o binbir şivesiyle
ah o binbir hevesiyle

46
ah o kırılıp dökülen işvesiyle
özüyle özetiyle
ağızı ferahlatan güzelim türkçesiyle
istanbul'a göçeder gibi düştük yola
seçmek zor güzeli gerçekten
eftalyanımı denizden çekmekten daha zor
gençlik yıllarında
istanbul yollarında
eftalyanımı dinlerken
coşup kabarıyorum
ve anlıyorum ki"
"insan ince meseleler de insanmış"
zevkimi buluyorum bilinçaltı dehlizinde
eftalyanımı dinlerken
sessizlik denizinde
hergün
birkaç kez
çokça ‘büyük'
yaratmışız sıfatlardan

47
küçüklüğümüz büyüsün diye
büyüklüğü her şeye ettik hediye
biraz eziklik var mı ne
azıcık ta kaçık mıyız acaba
belki de sadistiz ne malum
mutlaka doktora görünmeli
belki de bir cinciye üflenmeli
belki de baştan ayağa artistiz
ne diye köşelerde küflenmeli
yaşamak engelinde
Eftalyanımı da büyük yaptık
bir zaman da onu taktık kafamıza
ne beden kafaya amir ne kafa gövdeye
sonsuzluk romantizmini taşırız tende
vatandaki ham hücreler beslensin diye
susarız en küçük es'te uçarız en ufak yelde
basitin basiti bir oranla
moby dick mi eftalyanım mı büyük
bizce anlamak mümkün değil
tam anlayacakken seni
canım türkü söylemek istiyor iki gözüm
işte ben böyleyim
sen sustukça söylerim

48
büyüklük bize göre değil
ne eski dinimizde var ne yenisinde
büyüklük insana göre değil
benim küçük dünyam hepimize yeter
istediğiniz zaman buyurun gelin
ne randevu ne hiyerarşi
ne de anarşi var orada
sen ben bıyıklı yakup ve plaklar
eftalyanım ve denizi var
buyurun gelin

49

dava arkadaşları
gülen hüznü acıyı birlikte paylaşanlar
mutlak varlık önünde sevip yok olmuşlardır
her gün biraz daha kimliğini yaşayanlar
aç kurtlar sofrasında bile tok olmuşlardır

50

heykelli şiir
ben'i bilmeden beden olmadan
hüznü gördük heykel gibi yürüyordu
peşince yürüdüm kahverengi bir ışık izledi onu
derisindeki yırtıktan sonbahar görünüyordu
bu heykel hülyamı yaktı
zemheride önüme bir gül bıraktı
günlerce izledim durdum
o yorulmadı ben yoruldum
bir an olsun bakmadı konuşmadı
görünen o ki kendini konuşmayacaktı
bir hayal mi bir heykel miydi o
endamı bir adam gibiydi o
şimdi şemalini düşünüyorum putun
yavaşça açıyorum kapağını
gözümü kapatan taputun
ardınca rahmetin yağmasını bekliyorum

51

susmak istiyorum
yıllar yaldızına boyalı yalanlarla
besledi bedenimi biliyorum
oysa şimdi çöken akşamla
susmak istiyorum
aldanışım aşkımı besledi yıllar yılı
aşkım bir uzunca hüzün dolu
yığınlar önünde yenildik istanbul’da
ve içimdeki korku kayboldu
denizimi de aldılar içinde inciler vardı
her biri benim için dünya kadardı
o nursuz herifler bir de "yok" demişler
inanın üzülmezdim yok olsalardı
yıllar yaldızına boyalı yalanlarla
besledi bekledi besledi durdu
beni o yasak besinler yordu
bütün bunları biliyorum
susmak istiyorum

52

mahkemelik
biline ki davamdır ve canıma ilişkindir
madem ki sanık sandalyesine koydular gönlümü
bütün yıldızlar avukatlık yapsa aleyhimde
Samanyolu tanık olsa fezalar dolusu evrak aleyhimde
geçmem hakkımdan geçemem iki dudağın mahpus etmişken
beni
çok takvim eskitsen bile
bile bile ben beklerim
ölümüm bile geri almaz dilekçemi
mahkemem düşmez merak etme
sonsuza dek sürecek bu dava
çünkü can davası dava
bütün mahkemelerde süren
davayı sürdürmek için gerekirse
ölümden bile vazgeçerim
biline ki davamdır canıma ilişkindir
kimse şişinmesin karşımdaki kel diye
ya da dil bilmez heykel diye kimse şişinmesin
biz ne mahkemeler kaybedip kazançlı çıktık
onun için kıyameti görmeden konuşmayın
nelerin kazanç olduğunu

53

duygusal acı
I.
frapan
yüreği çarpan herkesi sarsan
gülücükleri bir maskede tutup
yıldız yapsan gözlerimin kapalı dünyasına
ne sana dokunur
ne bana
anlatsana
tarafsızlığın tarafına geçip
hakkı göndereceğiz uzayın uzağına

54

II.
acının mavileşmesini
kanın damarda damıtılıp
ölümüne iyileşmesini
kartalların uzun süzülüşlerinde
kızılderiliyle barış çubuğu içiminde
dede sen ne dedesin
vaktin gelmedi mi gelesin
dede kimden olduğunu -benden olduğunu-
sakın gizlemeyesin
kuyruklu yıldız gibi yüzyılda bir
gözümün gönlümün yakını kimdir

55

III.
acının en olumsuzu
göz kaçıran çorapsa
kör gözlüğü ise
karaborsa kayırıyorsa maça gitmeni
polisin gözüne batıyorsan
seni bir güzele yem eylemeli
sende mutlanacaksın
hayırlı evlat veya damat olmaktan
bakkaldan filistin al bir adet
vietnam promosyonu bitmedi mi
şimdilik afrikayı as ipe kurut
unuttuk sahi kulak çekmeyi
biraz
gazete oku
televizyona bak
telefon et birilerine
aşağı bak
yukarı bak
sağa bak
sola bak
sen karga mısın
be avanak
kendine bak
her hastalık gün gibi gelir geçer
geçmeyen geceler gibi saçmalıklar
senin hastalığınsa özeli seçen
kör gözüne gözlük takıp takılmalıklar

56

filozofik yürüyüş
ben bir göz dilencisi olarak
bütün şehri sokak sokak
hatta varoşlarına sarkarak
içimi görmeye gideceğim
gel benimle düş dolu
eflatunlu aristolu
kırık kırık hayal yolu
yürüyüşle yolculuğa
ateşe döndü bu dil kelimelerden
gel sevgilim gel çıkalım evlerden

57

çetrefil

y.baylan'a
yakana taktığın karanfil
seni sefil ediyor sefil
“statüqo”nu yaratınca
için olmaz çetrefil

58

pamuk tarlası
üç zamanlı karanlıktan geçerek
yelesi yağmur yağız atlarla güneşe
gittiğin samanyoluna yeni yıldız ekerek
pamuk tarlasının bitiminde başlayacak endişe
yavaş yavaş acele et derin tut yüzeyleri
eğrileri doğru tut kırıştırma yüzeyleri

59

göz hapsi
gülünce gönül
kızılca kıyamet kopar gül açar
çözerek gözyaşlarını tül tül
hüznümün kanatlarını bir bülbül açar
serin suların nermin sesini duyacaksın
hoyrat başın taşyastığa yaslanmadıkça
şiirle şirini duyacaksın
parmaklarım paslanmadıkça
bir gün ansızın yürüyüşlerin hepsini
yürütsen tüm ayaklarını
eklesen gövdendeki göz hapsini
acının diriliğinde canlanan
isteyince uzayı yok sayan kibiri
biliyorum seni yoksayan
estetiksiz ve hatta etiksiz tedbiri
sorgulamak gerek sorunun en haylazını
hatta haksızlık varsa yağmuru bile
davet edilen hazzın en azını
ifade makamında dinletmeyen tamburu bile

60

mutluluk I
akşamın senden istediğini söylemeden
ben'ini geçirerek bedeninden
isteğine matlup denir mi
veya isteğin herkesçe de istenir mi
mutluluk
heryanı kan kokan mahluk
ah o halukun defterindeki papaz resimleri
ah o kendinden emin küfür yobazlığı
laçkalaşmış musluk gibi damlayan
mutluluktan
varsay ki birisi bir adet verdi
ne yapacaksın
nerede saklayacaksın
daha sonra nasıl paylaşacaksın
kime konuk edebilirsin
hergün saymak kolay mı
oluk oluk özlenirken
mutluluk
seni de aldatır seni de
aşüfte kahkülünde hem de
bütün bunlara karşın peşini bırak diyemem
herkes gibi sen de uyacaksın demokrasi gecelerinde
hergün bir komprime alıp uyanacaksın
sanatın satılan güzelliğinde
birazcık aydınlanacak
mutluluğu içinde bulacaksın

61
taksim meydanında
bir fakir adam çiçekçi kadından bir şey istiyordu
merakımın mikrofonunu uzattım adamın isteğine
gördüm ki adam güneş istiyordu peykenin berisinde
ve kadın geri çekildi fakire verdi yerini
biraz geçmeden gördüm fakirin hem kediler gibi
zevk içinde gerindiğini
arkasından herkes gibi uykusu gelmişçesine
elini ağzına kapatmaya bile üşenerek esnediğini
bende ilk kez duyuyordum biraz güneş istendiğini
ne ödünç güneş isteyende şaşkınlık alameti
ne de ona koltuğuyla güneşi ikram eden
çiçekçi kadında bir şaşkınlık
taksim her zamanki gibi soğuk buz gibi
alabildiğine kalabalık
çiçekçiler her günkü yerlerinde
aynı ustalıkla altın dişlerini gösteriyorlar
zamanın çarkında öğünüyorlar

62

bir güzel okur redifi
yaktığım türküleri bir güzel okur
sevdasına yakışınca bir güzel okur

63

omurga
dik durur omurilik onur gibi yağmur dik yağar
başını dik tutmak için didik didik etmelisin
yavşak düşman muhaliftir yan bakar dik bakar
bırak o baksın sen seni biricik etmelisin

64

lodos martıları
ne zaman saçımla oynayan rüzgara dalsam
binbir kapılı anıların çıngırakları çalar
beni bir melale
salar katar önüne kovalar her neyi ansam
bütün rüzgarlar bana ayrılık imgesi
öyle bir kopuş ki olaylardan nesnelerden
öyle bir kaçış ki mesafelerden
hüzne doğru uçar gibi
rüzgardan kaçar gibi
gönlünü açar gibi
anıların kapatsın kapıları
gözlerinde boşluğa resimler çizilmesin
unut gitsin rüzgarda kalan martıları

65

budha
etli yanaklarıyla budha'yı
bir rahibe göğsüne işletiyordu
dünyanın değersiz olduğunu
beri yanda
sakalı sabunlu saldırıyordu
sokak fenerine
berberin elindeki
usturanın keskin yüzüne
bu gelen saldıran
yeni bir bestenin notasıdır
biraz tenora çalar
rengi fludur
vicdanları kesiftir
ve silahları bol
ve yürekleri kaba
ve kabortaları masiftir
budha'nm değersiz dünyası onların
udu umudu taptığı ürettiği yaptığı
budha'nın bıraktığı
yeni sesin yıprattığı
onlar ki
belki de çağdaş sisiftir

66

eldiven gibi
eski bir eldiven gibi çürük çarık parmakların
bilmem ki yaşadı mı acıdan ayrı bir eli

67

iki kutuplu dünya
I.
necip'te geceler zor geçer
gündüz nazım'm zorluğudur
oysa zaman bir kazan gibi
hepimizi içine doldurur
II.
necip bir gece bekler
fazıl’ını vermek için
çetin bilmece bekler
hiçliğine ermek için
nazım nazma karşıdır
hikmet aramaz onda
bana her yer çarşıdır
diye kaldı balkonda

68
heykel dermiş ki içindekine
her gün seni ben benzer temsilden yorgunum
lakin bende kendini seyredenlerle gencim
yıllardır bir yağmur beklemenin yorgunuyum
benim en eski tarih benim büyük müneccim
kimi tanıdık sanır kimi benden utanır
kimi tanık tutar suçuna suç kanıtlanır
kimi bana bırakır derdi dörde katlanır
sizde yıpranan zaman benim kadim güvencim
oysa ben ne üşürüm ne yemek düşünürüm
bazan da unutulan devranı düşünürüm
güzeli seyrederim fırsatı düşürürüm
biraz uzakta dursun kıskandığım güvercin

69

forum
yaşam yarış ta olsa bir yorumdur
insan birey de olsa bir forumdur
geleceği taşıyıp geçmişe
ömrü heba etmeden
yaşam yanlış ta olsa bir yorumdur

70

yakut
I.
parmağına takınca yakut yüzük
mütebessim dökülür kanlı sözlük
II.
doktorun elindeki yakut tesbih
sanırım hastasının armağan alyuvarı

71

ses ve öfke I
okyanusları köpek balıklarıyla emişir
baygın yazlan baykuşlarla paylaşır
her ısırılmış kelimede birleşir
şeytanlarla her gönülde barışır

72
en büyük düşman üşenmektir
diş ağrısı dediğin gece yarısı tutar
baldırı en derin yerinden ısırır gibi
çare diye katlanır ilaca katar katar
ağzımdaki ekvator ona katlanır gibi
her asker bilir ki düşmanın gölgesi düşmez
ne suya ne toprağa ne güneşe ne ufka
yürek acıdan yansa acının sesi düşmez
yıldız ağlasa onu duyar bir kalbi yufka
dağ düşmandan kavi düşman çukurla müsavi
düşmana dair düşünce tarihen kadimdir
dosta ayrılsa savaşa ayrılan mesai
derler ki tembellik bugün tarihten kadimdir

73
camus’nün yabancısı
camus hançeri çeker yabancı'da
güneşi gerer varolmayı dener
oysa ölen kalana kanıt değil
kul demek ki kul olmayı denetler

74

yüzümüz yok
güneş beni görmesin istiyorum
tarih yakmış ben yanarım
tarihi toplasaydı bir foram
o forumu mahşere dek anarım

75

el ve hançer
gere gere gergef oldu
suskun hançere
sabrıma karşı sabırsız elin
sedef oldu hançere
bugünlerde sema yorgun
durulan elin gibi
duyduğum
bila nefs eyleyip
veya seni sfenks eyleyip
susmalıyım bugünler gibi
sisli ufukları bekleyip
ey zaman örekende sarılan öfke mi
kartoplayan güneş gibi
ya da yağmura gebe mi
bu yaz ayında kızgınlığın

76

hortum
hortum gibidir istek
derler çağırır taraçaları
ummadığın yere dek yükselerek
içinde toplar bütün parçalarını
onları tutuşturur buruşturur
istek içini kavurursa
veya seni içinden kavrarsa
her yeni yaptığındaysa
‘bu son' diye seni uyutur
hortum seni ararsa
adresinden seni sorarsa
kokunu muhalefet sayarsa
kendini sende unutur
kendini derle toparla şimdi
varsay ki hortum eşindi
eşiğinden dikkatsiz geçişindi
unutma ki istek sizde oturur

77

yalnızlık oteli
ellerim üzeri hep benek benek
sanırım elime düştü bin sinek
çöken avurtlarım stresli gergin
fikir öfkesiyle düş tükürecek
habersizlik acısı ve yalnızlık
posta posta taşınır
elbet bu gün de geçer
nasıl olsa yaşanır
saatların içine koymuşlar
damızlık bir acımasızlığı
durmadan mayalıyor
bitiren sabırsızlığı
çölde bir kum tanesiyim
koskoca çöl çekmiyor çektiğimi
suskun metruk yalnızım duyuyorum
çölün beni içine çektiğini

78
hamdolsun bir mahluk gibi özgürüm
denizde de çölde de yalnızım
bütün yönler isteyince yürürüm
hamdolsun bende bitmeyen hızın
ardından özgürce yürürüm
çok basittir belki yaşamak
bize zoru yaşattılar
dayattılar zorunlu diye
silahların arkasına saklanarak
anlatsalardı azrailin sessizliğini
anlatsalardı keşke hayatın güzelliğini
kurdu kuşu kelebeği
anlatsalardı keşke tekirdağ'ındaki köfteyi
anlatmakta zor değil anlayabilmekte
bütün marifet anlaşabilmekte kadere
onda hırs-ı devlet oldukça
yenik düşecek bendeki hevese

79

seyran
çocukluğum yarma temel olmayacak kadar küçük
gençliğim takvim beşiklerinde bebekti
yaşam bizi çok bekletti
her büyüklük sıfatı kaldı küçücük
sıfatların sırtından düşe düşe
sözgelimi büyüdük
bu nedenle heyecan vermiyor
ne güzeli ne malı dünyalının
dünya seyrediyor kendi güzergahında
güzeller seyrediyor modacı tezgahında
benimki sadece seyir
seyr içinde yeni devir

80
istanbul’da bulduğum
soğuktu hava
ışıklar biraz yumuşak
bir yolculuğu besteliyordu
sokak fenerlerinden sarkarak
yüzümdeki kırışıklara alışık
boğazıma dek iniyor orda düğümleniyordu
ılık ılık hekim gargarası gibi
gurbetin çekilmezliği
petöfi'nin peşte'de gördüğü
benim istanbul'daki korkum
aynalarda dönüp duran
yolculuklar
peş peşe giden trenler
yokuşta trend gibiydiler
ve gittiler
petöfi'nin peşte'de duyduğu
benim istanbul'da gördüğüm boşluk
şafağa yakın karanlığın oyduğu
soğuk kuşkudan üreyen sarhoşluk
istanbul beni duymak borcundasın

81

başkasının verdiği
bir instikt ile gelen mutluluk
uyarana mı uyanana mı yetecek
belli ki sürekli damlayan musluk
bu gece sana huzur getirmeyecek
heykelin önünde durulan gibi bekleyecek
saygıyı kendine sunulan gibi bekleyecek
bir ödev yapmanın aşkıyla mutlu olan
mutluluk vereni umulan gibi bekleyecek
kimse mutluluk vermek için bekletmesin
beklemem geçerim en güzel arzularımdan
ve kimse mutlanmak için çiçeklenmesin
geçirmesin çiçekleri arzularından

82
“gezmediğim görmediğim yer kalmadı"
hiçbir duygum mutluluğa rastlamadı
kılcal damarlarıma dek aradım
“daha ne kadar bekleyim kapında"
ey mutluluk seni kim düşürdü ki
herkes bulmak için peşinde
kimisinin elinde güzelliği
kimisinin parası peşince
ey mutluluk seyyah olduğum halde
hiçbir yerde seni görmedim inan
seni arayanlarda kaybolduğun halde
sana akıl erdireni görmedim inan

83

derdi takip
ne dert olaydı duyum
duyum nedret olaydı
bulaydı yaşamın pür neşesini
neşesi gönlüne fetret olaydı
yar bana keşke tabip olaydı
derdi takip kudret olaydı
yar gönlümde kalaydı keşke
keşke sevgisi nefret olaydı

84
sorduğun zamir eskiden beri kuldur
asker torbası kadar kalın ve yalın
bir yabani güvercin uçmaya çalışıyor
kırpıp gözlerini kırık kanadına
aynaları ağlamağa çalışıyor
asker torbası kadar tıkabasa boş
önüne kaldırım düşüyor sonra
sürüklüyor habire düşüncelerini
onlar ki düşen kadınlar gibi
kurtarmağa çalışıyorlar gecelerini
kanaryadan yapılmış yeleklerini
ve hatta sabaha karşı sülün ceketlerini
içinde saklandıkları etleriyle birlikte
anlamaya çalışıyorlar kendiliklerini
erciyes karı beyaz dişleri
kara düşlerine gömülmüş süs köpekleri gibi
kalorifer peteklerine yaslanıyorlar
ruhunda yıldızları söndürüyorlar
aynalar içinde sürünüyorlar aynaları

85
gece bitti henüz gün doğmadı
güpe gündüz çiçeklerde yandı
vişne çürüğü koyu kan kızılı mora yakındı
balardan da boşalttı kovanı
gerçek te yitirdi birimini
olanlar hep güpegündüz oldu
mevsimlerde bozdu yeminini
trafikte ölen adamın gözleri gibiydi
hayvanat bahçesindeki kurdun gözleri
siyah bir iskarpin parlatırcasına
kadife bir sessizlik gezindi
biraz erteleyerek yatıştırdı sinirleri
sarı ayva
ekşi elma
koca nar
ayrı ayrı dünyalar

86

ikinci tevellüt
I.
işbu bölüm şöyle biline kim
birinci kılıçaslan dönemine methaldir
belki biraz muhaldir
ama hallerden bir haldir
gereği üzre anlaşılıp sevabına nail oluna
ben seheri severim
seyreder seher beni
bir bahar misali
kara düşen cemrede erir gibi
erir içimde ecri visali
seherle ikindi arasında bir hamak olsam salınsam
beni anlayan
ya seherin koyunda
ya da ikindinin ucunda kalsam
tales devrinden beri ebabille aramızdaki orantıyı da
bu gece freud'a sorsam diyorum
ebabillerin sevdiğini bende istiyorum
ben ikindi vakitlerinde pir sultan'a dönerim
çağrılan uzun gölgelerin esmerliği benimdir
bir de mevleviler gibi dönerim
elimde birinci kılıçaslanın kılıcı bir ölür bir dirilirim
bu berzahta necip fazıl gelir
elindeki baston tiklerinden oluşmuş
ve sinirden rugan pabuçları buruş buruş
bilmediğini bilmenin sevincinde
eyüpte

87
bilirim ki yaşım ondört
ay bugün yolumuzu aydınlatmak için tamam
akşam yakın vakti kerahat girmeden
farzına durduğum ikindi
şırıl şırıl akan pınar
iki geçeli narpızlar
bilirim ki unuttuklarımdır
oysa
eteğini çektiğim çoban yıldızı
daha mahcuptu köylü kızından
ve bu şiire konuk olan yıldızlar
uzayı kuşattıkları halde
ışın topladılar yine de köylü kızından
eminim ki onların çok yıldızı var
ve yıldızlar kadar acıları
ve onlar affedecektir
kendini anlayanları
acı değil ağlatan
anılar anılar
acıları anlatan
anılar anılar
çağrıları açılarıyla yanyana
anlattıkları her zaman anlayana

88

II.
sormayın bu yaşta çektiklerimi
en azından bana sormayın
çekemediklerim çetin cevizdi ağzımda
bu zamanda akşama yakın
vakti kerahet girmeden
sakın ikindi kaçmasın
mürekkep vaziyette girilsin
akşamın esmer tebessümlerine
elde birinci kılıç aslan
sana bir sır vereyim
dinle
yağmur bile bilmez benim yağmurdan çektiğimi
bu ayracı yapma gereği elimize geçen bulutları
ardında artık bırakmadan
çevrecileri ve bakanlarını utandırarak
yaratılar elde etmek içindir
bütün özenilerimize karşın
anılan ikinci kılıç aslan beyin
taş yapıta yondurdukları alfabe değişikliğinden ötürü
daha sonra bağıtlanarak ağıtlanacaktır
hal böyle biline
onbeş yaşın halleri diye dinle
arkadaşın bıyığı arkadaşa onbeş metre gelir
milimi metre tutarsan
elbette kaldıramazsın gökyüzünü
yıldızları kafanda tartarsan
boşver desen boşlukları doldurur
iş koysan önüne bu kez boş durur

89
içimdeki eylül güneşi
bir kristal gönüldü sanki
gönlümün billur suyunda
yaşım onbeş
semenderin besini benim
ateşgedeyim uzun namluda
içimdeki ocakları yakıyor bedenim
gözümdeki yıldızlı bir avluda
delilik ilik ilik sökülmüş
volkan ağzımda diş diş
ve savaşımdaki muzdarip çekiliş
tankların ağır yüküymüş
yaşım onbeş
seherin saçları sırma lepiska
benim saçım fırça gibi
herşey çok ciddi ak-pak patiska
çok bir şey gırgırca gibi
ne güneşim var başak tutsun
ne rüzgarım var beni uçursun
ne ay geceme yol verir
ne yıldız yoldaş deyiverir
geçmişine lanet okur kimi
geciktiğini bilmeden
kimi taç takar çingeneliğine
çektiğini silmeden

90

hoşbeş altı boş
bir devrandır
koş babam koş
hoşnutluk içinde
onbeş yaşında coş babam coş
tabletler elimize gelmeğe başlar
bu yaşlarda pagan kültürü verilmesi
çocukların iştihayla büyümelerini sağlar
bu nedenle soyut olanı atmalı
yirmi yaşından sonra anlatmalı
bir küçük ayrıntı kırık bir parçada
eylemi kesilmeli
doktor nezaretinde türkiye'de gezilmeli
yaşım onbeş
ben göğsümde sadece yürek istiyorum
seheri ve uzun ikindi gölgelerini içine alsın
bana yüklediğiniz ve yükümlü kıldığınız
her şeyi geri veriyorum
lütfen beni anlayınız
insan iseniz eğer
lütfen bana ağlayınız

91

seteris paribus
öylesine darmadağın ki bellek
bebek gibi zamanın dışında
belki de sonsuza dek
gülecek her yakalanışında
maddenin bitim yerindeki birikim
adem elmasını düşürecek kaldıracak
burun kanatları ince atlas yelkenin
rüzgarında kim bilir nasıl dalgalanacak
ne soluk tutmalar ne soğuk terler
ne aydınlık göz ne sessiz kulak
ne de pır pır atan yürek ne de titreyen dudak
-seteris paribus kalıbında-
suskunluğumuzu anlamadı
anlayamaz
anlamayacak

92

93

severine acil notlar

94

95

boşluk ve hiçlik
göğsümüz üzre beslediğimiz
çarkı feleğin yuttuğu zamanları
böbürlenerek üstüne titrediğimiz
aşkına tutulduğumuz anları
gayri ticari kılan
anti freudian olgu
boşluğa hiçlikten dolgu
yakamıza takılan
geri dönmesi gereksiz ve zor
akışta düzen tutmuş kıvılcımlar
onlar yokluğu eşeyleyen kor
ve içiçe geçmiş hacımlar
umudumuz güneşten daha geniş
işin içinde kalınca gövdemiz
yine de ruhumuz bize kardeş
aklımızın altında yürür gölgemiz

96

zaman aşımı
gözündeki yaşam aşkı yakamoz yansımasıdır
pınarın suçu yaz yağmuruna kanmasıdır
oysa takvimin ördüğü şafak moru halkalar
gecenin geniş yayında seni kıskanmasıdır
azrailim kuşkonmazıma nasıl olsa konacak
gözüm dediğim canım dediğim herkesten uzak
herhangi bir yerde herhangi bir zamanda
her şey susacak azrailin devamı konuşacak
o gönlü gani gülü rana sevgilim
anılarına düğüm çalıp a gözüm ışını
ömre ünlem koyarak elden işi bırakıp
diyecek ki yaşam zaman aşımı

97

hüzün bahara ulaştı
bak bahar geldi
her faldaki yolaçıklığı senin olsun
bana bırak baharı en azından ödünç ver
baharın aptallığı benim olsun
bana bu kadar yeter
ne yüreğimde hüzün
ne önümde devlet buyrukları
herkesin özlemi kendinin olsun
hatta ona buna buyurdukları
bahar ve özgürlük olsun
neşe kelebek ve güneş
biraz da ben olayım
özlemlerimle kardeş
hüzün güzden beri
bizde kışladı
gelişen ışınlarla
hüzün bahara ulaştı
beni sev hüznümü sev
rüzgar ol dolan ev ev
yılan gibi hep alev alev
gez baharın şehirlerini

98

metamorfoz
öyle güzel ki sonsuzluğun sonunda seni bulmak
sıcaklığın yepyeni solmayan çiçekler gibi
uzun uzun koklayıp sonsuzluğunda olmak isteği
sanıyorum değişecekler gibi
görünce gözüm merhametinde seni doğurdum
öylesine güzelliklerle doldum öylesine
anladım var olmayı sevince doğdum
yine de özlemlerimin merhameti yok kendine
bir gün beni terk edeceksen ruhunu bırak bana
nankör iskeletine yüklen geleceğini öyle git
ruhunun labirentinde kılavuzluğunu bırak bana
ve ruhuma dair bir şeyler söyle öyle git
yokluğun elbette hüzün verecek
bilsin ki güzeller hüznü de severim
"bu da kaderdir diyerek"
her yerde hüsnü de severim
biliyorum ki her varın bir sonu var
yine de bitmez sevdalarımız olur
her öyküde ben garibin bükük boynu var
dirensin diye eceline dualarımız olur

99

düş uygarlığı
sen
gizliden
esneyince akşamüstü
uyku gözkapaklarının ipini kesti
uyku hücreleri küreler gibi benek benek
birbirlerine eklenerek uyku tulumuna girecek
kelebek kadar kalacak şimdi ağırlığın
hafifliğin üstüne kurulacak düş uygarlığın
uyu iki gözüm uyu
düşünde gör güzel duyguyu
besmele kadar derin ve şeffaf
sen bir taraf o senden taraf
aydınlıklar oksijen gibi içer gibi
nurdan bir büste geçer gibi
geçte uyu iki gözüm bir orman gibi uyu
uygarlığına uyan da kov içindeki kör uykuyu

100
çardaktaki çatlaktan sızan ayışığı
yaza yakın baharda sığındık
geceyi geçirmek için çardağa
yorgunluktan sarıldık yorgan gibi
dal aralarından sızan ayışığına
çok uzakta bir tilkinin sancı sesi
birkaç kuşun dalda yer değiştirmesi
ve çekirgelerin çekilmeyen bestesi
dışında
tabiat suskun
ay konuşuyor sükut içinde
ve biz sükutun içinde kalbimizi dinliyoruz
uyku yavaş yavaş damarlara doluyor
ağırlıklarımız bedenden uzaklaşıyor

101
çardaktaki gecenin dört bir yanına
baykuş ıslıklarının yanında
kavaklardan pamucaklar üşüşmüştü
pamucaklar üşüştükçe burna kulağa
güzel sözler gelmiyordu dudağa
bu kısır tohumlar huzuru götürmüştü
egomuza dokunmadıkça beslediğimiz argo
uygarlık oldu
karanlığımıza düştü
özgürlüğümüzü tehdit etmedikçe beklediğimiz hudut
haydut hançerleriyle sardı bizi
robot acımasızlığında
ayın bu florasant rengi
enteresan hikayelere gebe
zira yeni anlıyoruz her şeyi

102

az az olur
biraz uzatsan olmaz mı biraz
kiraz dudağın kiraz
yazları topluyorsan dudağınla
ağustosta beni topla biraz
adımı dudağına yaz
güzel serv-i naz

103

bürümcek
bürümcek içine gizlenmiş güzel
bilezik takılmış kınalanmış el
coşupta çağlayan saçları tel tel
bürümcek içine gizlenmiş özel
yürüyen bürümcek candan bir kafes
bürüyen o değil duyulan nefes
dalgalan serinle bayrak gibi es
güzelin gizemi enfes mukaddes

104

yar ve bahar
baharı sevsem sen kırılırsın
seni seversem bahar solmaz mı
neden hem sen hem bahar kırılsın
kucakta bahar gelsen olmaz mı
başına düşen baharın simi
simi verende duysa sesimi
selva sofrası değil sunulan
sorulan sensin bahar mevsimi
var ey bahar yarın yanma var
ona de seni kendi sananlar
baştan atarak kendi benini
başına bahar olsun hükümdar

105
yalnızlık zamanları
yalnızlık zamanlarında sünger gibi kalbim
geriverir emdiği tüm anıları bıkkınlıkları
o demler tıraş olmuş demler gibi kedersizim
bir dem gelir 'bir belki'ye basar çığlıkları
bir el sallayış bir tebessüm kalmış
belki bir iskele sohbetinde heyamolaydı
güzlere girmiyorum etmiyorum aldırış
belki de bu yüzden her şey kolaydı
yüreğim ona kırık kimseye kırılmıyor
dersimi aldım ağzımı belledim
bütün zamanların şampiyonu benim
henüz rekorum kırılmıyor

106

suna
yeşilbaşlı bir suna
sunsa kendini suda
nil mi uygundu sana
yeter mi şanlı tuna
acep hangisi ezel
acep hangisi güzel
nehir mi suna mı
acep hangisi özel

107

ol da
sevgi sen ol bana düşman de
bana düşman ol ben sevineyim
her yerde her zaman bulunan sevgi
şimdi söyle bana ben neyim

108

bahar ve gençlik
içlenir bahar sana özenir
gıptayla sen bahara bakarsın
özlenen güzel böyle gözlenir
özüm özüm özlenen baharsın

109

ses ve sükut
sükutun kulağımı
sesin gönlümü sarar
göz ufkumu kör geçsen bile
gecelerim labirente döndü
düşlerimi düşünceler bastı
ve ortadoğunun mumu söndü
filistini bile bile

110

terör
gözünde bin terör gizlidir o derin sevdanın
şaki olmuş kanımıza şekvası var onun
eskiden keklik gibi dağlarda şakırmış
şimdi şehirler şerh edemez davası var onun

111

susatmak redifi
camda görünsen yeter susatmak istiyorsan
beni al su yerine su satmak istiyorsan

112

yelkovan yönü
yağmur gibi yağıyor yağız küheylan
yağmur gibi güzel gözlü ceylan
bir küheylan bir ceylan o can
gözleri gözlerime dönüşümlü
tavşanlar topuk çırpıyor
nar ağaçları bugün çılgın
örümcek ağında salınıyor güneş
bugün her şey benimle bölüşümlü
firkat bütün çevre yanımı sarmış
yüreğimde peygamber kılıcı boy atmış
yelkovan dikenleri çiçeğimi kuşatmış
bu benim son ölüşümdü

113

büyük cihat
“bir mübarek sefer olsa da gitsem”
yunus emre

I
gözüm göz altında kirpiklerinin
bu yüzden yüreğim mahkum gibi
içinde kaldı gözlerinin
canımın penceresine yaslanmış nazarın
ha kırıldı ha kırılacak
bilirim alkış almak için senden
içimde çok naralar atacak
sanki bir matkap sıyrığı yüreğim
söyle Allah aşkına şimdi
ben hangi yöne yürüyeceğim
içim acımasız bir mahşer yerine benzer
savaşmak için seçilen vicdansız bir alan
ne kaybetti anlamayan
ne faydalanabildi anlayan
içim anlamsız taksim alanı gibi
o rüzgar canımın camına yaslanan
uğuldadıkça korkularıma bir şeyler anlatıyordu
korkularımı yaladıkça rüzgarın dili
dinle ki sana beni anlatıyordu

114

II
bir çınar tohumu sessizce giriyor asırların koynuna
zaman yapraklarında eriyor
sonbaharda dökülüyor kalıplarına
dizginlerini kıran atlar korkusuz
giriyor mabetleri mezar kentine
rüzgar sesleniyor deli ve sonsuz
döndürüyor zamanları kendine
mesafeleri önünde bulan kartallar
gönlümün yalçın kayalarına konuyorlar
ve şehrimin emin şen sahabileri
güneşin çok ötesini konuşuyorlar

115

halımız
dökmüş çiçekleri kırları
kınalı elleriyle kadın
bir çift kuzu ile kırlangıçları
işlemiş üstüne halının
yıldız eksik olur mu
halıya dokunur da
umut kesik olur mu
halıyla dokunur da

116
yüzüne söyleyemediğim
senin gurbetin garip etti gönlümü
yine de bir şeyler söyle
bana dair yani gurbete
insan sana dönüyor gurbette
yine de bir şeyler söyle dinlerim
telefonla da olsa halini söyle
canım iki gözüm sevgilim
dönmek istediğimdi sana
yüzüne söyleyemediğim
canım iki gözüm sevgilim

117
sızlayan burun direği
ben güzeli severim güzel benim denizim
boşa dışta arama sevdalı bendenizim
görmesem de yüzünü sanma silinir izim
sakın sende arama sevdalı bendenizim

118

lacinin leylası
leyla en sevdiğim portakal rengi
kaderinin yuvarlaklığına gülen
sıcak gün yurdu
güven kıvamında koyu
leyla işte bu
oysa mecnunun izi lacivert
biraz da mecbur bu çizgiye mecnun
zira çöl gecelerinin lacisi çizer
yolunu mecnunun ve ardındaki meçhulün
mecnunun peşinden koşan güneş kum ve gece
her gün bir başka bilmece sunar
ve mecnun leylasız her zamandan
hayalince leyla umar
şair meçhulü kurcalar meşhuru anlamak için
içindeki lacinin
leylanın lacisinde açılan
mecnun lacisinin
leylanın peşinde esen rüzgarın yorulduğunu
mecnun bilse rüzgarı kovalamazdı

119
bak gözlerime görürsün
alnımdaki kırışıklardan anlamanı umarım
bunca zulme azaba ızdıraba
bil ki gül cemalini görmek
veya rüyana girmek için katlanırım
gözlerini görseydim onlar söylerdi
karanlıklara saklanmanı anlar söylerdi
gel kendini alnımdaki ışıkta ara
zira yalanı ancak kaybolanlar söylerdi
öyle karanlık durma gizli ve küskün
utanmadan bak gözüme orda görürüsün
inan ki değmez sanem zevkiyle baraj kurmaya
zira sen her esen rüzgara salkım söğütsün
sevgini göze gözünü bize çevir
bizdedir çevri zamanın bil ki bizdedir
acıyla hüzünle ve neşeyle gelen
bizimle gelir bitmeyen devir
orta halli kentin garibi olma sakın
orda bitmez mezalim durmaz akın
kurtuluş ve hicreti öğrenmek için
gözlerini tut gözlerime yakın
gözlerime bak görürüsün
sen ki salkım söğütsün
akrebin beyaz karnını bul
becerin beynin kadar olsun

120

yine bir elif çekti
arp'a benziyordu yağmur alanı feza
drezin gibi gergin yağmur lif lif
binlerce porte notaları üstlenmiş
belki dede efendi çekti yine bir elif
burnumuzu kuşatan o toprak kokusu
o kutsal bestenin gamlanan dokusu
genzimizi tutan o yaşamak coşkusu
her yerde duruyor bize muhalif

121

haleli gözler
haleli gözlerinin helali var mı
hüznü ebedi bilen melali var mı
melalin mi eydi o güzel yüzü
izin ver sinede göster yüzü
söyle kalbimi nerde bırakayım
sana yakın daha yakın en yakın
ne yıldız ne çiçek ne dağ
incitir beni
seninle veda
ilk uyanışım oldu heba
küheylan misali uçtu da
ne gelişini ne bitişini tanıdım
bilmeden uykuya yürüdüm adım adım

122
nişaburek istiyor saki
saki anlat akşamın esrarını anlat ki
gün ışınlarındaki altın kahkahalara katılalım
ruhumuza ferahfeza kanatlar ısmarlayıp sırdan
maveradan maceraya atılalım
saki nişaburek istiyor şimdilik
sus denince ısfahanı mırıldanmak istiyor
hüseyniye gelince çözülmesi ilik ilik
o şimdilik dilimde yanmak istiyor
hatırlamıyorum o geceyi saki bela mı verdi
yoksa kendini mi bana sevdirdi
bir sanal dünya mıydı yoksa
yoksa saki sevgiyi sek mi getirdi

123
sudan ayna vereyim sana
içimde ürperince bir nehir
önümde belirir o nurdan şehir
efendim a canım güzeller güzeli
adın müjdedir gelen seninle gelir
bir dem ki anış ömre değer inanış
içimde sevgin her şeyi inandırmış
şeytanı laini susturmuşuz seninle
içimde kırışıklar barışmış sana inanmış
aksam aksam sularla her zaman aksam
sahilimde sen olsan yüzüne baksam
yüzeyim gümüş tutsa ayna kesilsem
koynunda saklansam yüzüme baksan
diyar diyar gezerim bütün sular gibi
yatağım hep serili üzeyirli uykular gibi
alçaktan yükseğe küçükten büyüğe gezerim
isa mesih olup her cenaha dolar gibi

124

tekrarın tekrarı
varsay ki kulaklarım rahatsız
bana birer birer söyle
sözüne şaşmadan anlamam için
bana mükerrer söyle
sevgini söylersin biteviye
gül yüzün hakkı için tekrar et
selamını her sefer söyle

125
koyaklardaki güzellik
hanımeli
erguvan
sümbülüm
ben galiba bahar sümdüğüyüm
arkana bak
yanma bak
önüne bak tabak gibi açılmış
akzambaktır her yerde gördüğüm
ben galiba bahar sümdüğüyüm
devlet en büyük parsa
borsa düğüm düğüm
ekmek kör düğüm
basın ne diyorsa
ağustosböceği
karınca
arı konusunda

126
bilmesek de olur diye düşündüğüm
için horlayabilir
hamil-i hokkabazı
baharın en büyük kiracımız olduğunu
terekelerden tesbit yerine
veya kıt kanaat yetinmek yerine
yerine kendimizi koyduk mu
samanlık seyran olur
bir bahar gidince
kim bilir hangi bahara kadar dönmeyecek
hülagu'nun kılıcını görünce
kim bilir ardında kimler yürüyecek
boynu bükük menekşeler gibi
kapımızı ne zaman çalarsa çalsın bahar
ruhumuza onu katmalıyız
ve gizli güzellikleri koyaklar kadar içimizde
tohuma sarıp saklamalıyız

127

iznin olursa
tatlı kiraz dudakların açık duruyor
kelebek gibi dokunan ellerin ürkek
sevdan beni bir kurt gibi acıktırıyor
en acil en ivedi koşullarla varmak istiyor içim

ürkek ve ürpererek
güzelim garip garip boşluğa bakma
boşluğu gören olmadı henüz

128

irem I
irem'in aydınlığına gelince yüzün
içime bir hüzün çöktü güzelim
irem mi güzeldi yüreğim mi bilmem
"irem mi sana" dedirtme bana
gel o yerleri beraberce gezelim

iremin aydınlığına gelince yüzün
içime bir hüzün çöktü anlatamam
senin yüzündü hep güpe gündüzün
her yeri kaplayan her şeyi tamam
sendin o yalın kat güneş

129

macellan

k.okat'a
her sevgili mutlak bir macellandır
aşmak zorunda ümit burnunu
aşka yetmiyorsa gövde gemisi
ölümle öder ömür borcunu

130

senem
aşık kerem yari senem
saçlarımı yoldu senem
karasevda tekdil bilir
sende benem ben de senem

131
boğazıma düğümlenen
nermin'e
seninle oluşan güzelliklerin
sensiz tekrarı boğazıma düğümlenir
gelir önüme durur gözbebeklerin
o demler ki gözlerimde nemlenir
sensizlik çevremi doldurur
gözlerim dolu doludur
körkuyular boğmaz beni
vurursa sensizlik vurur

132

eserim
neyi sevdimse seçtim
seçtiğimi sevdim derinden
sevdiklerim geçti beni
hatta sular içti gölgemi
ben onlardan geçemedim

133

türkü saklamak
sevda türküleri sakladık
gizlice kaçtığımız gerçeklerden
yüreğimizde açan çiçeklerden
derelim derken bıçaklandık
bana bir türkü de sen sakla
anan duymasın aman duymasın
yemenine sar yüreğini yolla sağlıkla
yüreğini kendi sunan duymasın

134

divana yakınca
serv-i simin takdimi
bimecal kıldı beni
goncaların takdiri
heycana saldı beni
mümkünse varması geminin
kaderin engin limanına
saçlarını tarasın
inkarın da varsın imanına
bir girift dert imiş
illeti sevdayı ezel
aşkı arayan mert imiş
ümit-i ferdayı güzel

135

esenlik
akşam güneşi midir gözlerindeki engin
yolların kaybolduğu yer midir gözlerin
gözlerin esenlik dolu kasımpatılar açmış
saçların akşam sefasında gibi seherin
yolboyu reklamlar okuyarak koruyorum
böylece kendimi kaidesine koyuyorum
hey yağmur damlası camları tıklatma
seni kimse duymaz zira ben duyuyorum

136

günlük
dallı güllü
güllü dallı
sevdalı gönlüm
"yine bir gülnihal aldı"
derd-i derunun
olanca hüznüyle yüzüme vurdu
olanca tarihimi
yine bir muhal aldı
muhalime
ben ağlarım
merhametime
herkes ağlar
gülnihalim gelmez yanıma

137

şarkı gibi
ihtiyar edince hoş geliyor davulun sesi
hatta yaralı gönlümü yar avutmak istiyorsa
mesut olsun isterim hülyalara dalıp ta
gönlünü ruhumda uyutmak istiyorsa

138

laci
bardağa girince deniz
neden soluk beniz oluyor
soluksuz koşarken yatağında
soluğu kesiliyor
bütün denizler lacidir
laci giyer denizler
deniz ayırsın diye
çıplak giyer denizciler
mürdümün yakınlığını gördüm
sahildeki bahtiyar bahçede
erikler denizle sohbetteydiler
lacilikler üstüne

139
bundan böyle boyanıza karışmıyorum
ben karıştıkça karıştırıyorum
lacivertin isimlerini
senin mimesis meselene gelince
tanrı taklit kullanmaz
atların ressam meseline gelince
it kuyruğu kalıpla doğrulmaz
incecik tertemiz bir gülücük
sevgili kelebeğim senin olsun
kelebekler ateş dansını şimdilik
senden öğrenmediler haberin olsun
aşkın mimesisi yoktur Allah için
tekrarı olan şeye fabrika kurarlar
biftek için kelebek avlayanlar
kendilerine çeviriden çit koyarlar

140

141
paralel durabilme temrini

142

143

firuze gökyüzü
yüzündür diye firuze tabakta sunuldu gökyüzü
neşenden şeref buldu güneş ey varlığın özü
sahil sandım selam sundum hasretinle
merhamet oldu her yer nur geldi hazretinle
huzur buldum huzurunda ya resulallah
duruldum hali hazırında ya resulallah
safisin şafisin hafisin ya resulallah
kafisin kaffeye nafisin ya resulallah

144
mevsimler arasında
yaz yarım bir tebessüm gibi alın terinde
güz geldi ağaçları soydu sarıların evinde
yapraklar bir şeyler kapışır gibi koşuşuyor
acıyla donmuş sesler sade rüzgar konuşuyor
ölüm vadisiydi içimin akşamında oluşan
yer perişan ağaçlar perişan yaprak perişan
seyretmek bile hüzün veriyor bana rabbim
sonbaharı seyrederken anlıyorum ki muzdaribim
önce sensin sonra sen rahman ve rahimsin
her şeyin sahibi sensin ben de misafirin

145
alemlerin övüncü hey
korkum sevgim sana karanlık eder
oysa ben gecenden nur devşiririm
umudum şefaatma seyranlık eder
neşenle hür olur devşiririm
sonsuz onur devşiririm
korkum sevgim sana karanlık eder
ey fahr-i kainatım vücudu kainatın
özeti bende sana hayranlık eder

146

ya resulallah
havam suyum bahar sevincim sensin
övüncüm kıvancım direncim sensin
susup da dil yaresi yükleme yüreğime
bilirsin yaşamda tek güvencim sensin
her şeyde kılavuzum her yerde rehberim sensin
terü taze apak bir alın gibi defterim sensin
erce bir soluk üfleyip aleme salsan
alem bilir ezelden ebede benzerim sensin

147

çeşm-i bülbül
ne har istedim ne bahar
ne sen anladın ne kullananlar
paşabahçede bir usta
alnındaki ter kadar anladı beni
kıvrandıran
büklüm büklüm acımı
başıma koydu tacımı
bana çeşm-i bülbül dedi
gökyüzünün büyük üstadı
hazreti ibrahim bilir mahremimi
paşabahçeli usta anladığını anlattı
mahremini ekledi

148

bütünlük
haricine dahiline
muhib olsam sahiline
muhit olsam iline
unutulmuş günler gibi
şaha kalka tırıs gide
günü gele güneş bite
akını koymadan süte
kurutulmuş güller gibi
beni bile seni bile
her şeyimi senin ile
garibanlar şimdi bile
tutulmuş gönüller gibi

149

top kadife
vel baas ü baad el mevt'in bir yüzüyüz
karşımızda duran sıradağlar gibi hüznümüz
sabır oluşlarında sonsuz neşeler bulan
topkadifeler gibi ateşimiz var henüz

150

fatma anamız
güzel dediğin
fatmaya benzer
akıllı dediğin
fatmaya eş
zengin dediğin
fatma kadardır
sevgi dediğin
fatmaya kardeş
koca çanlar gibi sarkan sarmaşık çiçekleri
sarar sarmalar gülümseyen gül yüzlü bebekleri
çayır kuşları okur defalarca her gün
hep aynı besteyi hem de aynı güzel istekleri
fatma ana hem yürür hem büyür
hey koca sultan buyur önümden buyur
çünkü beni
senin sevgin büyütür
güzel anamız fatma ana
seni çağın anlamadı
çağdaşlarımın da anladığını sanmam
ganj'm serin sularına
hurma sıcaklığı sabırlarında
senden sesler ve renkler dökülür

151

şimdi gel
ay bu gece pırıl pırıl
her yer davete uygun
sahil boş deniz engin
o geliyor şırıl şırıl
ezeli dostum geliyor
denize uzanan bu rıhtım
sürekli inip çıkıyor bahtım gibi
çay yeni demdir dostum şimdi gel
gecikme yoluna baktığım gibi

152

geriverdi
hüzün beni kaskatı geriverdi
bamteline notalar geliverdi
bütün ses telleri inledi durdu
ve yaratan halime gülüverdi

153

ey sevgili
yüzündeki serinlik seherden
bir cemali şerh eder gibi
diline değen kelimelerden
bir vebali terk eder gibi

154

tabahhur
samanyolu bir nur bir beste-i mahur
bir buhurumeryem bir selvayı sahur
canım can cenahım size gelince
ışığa döndüm varım oldu tabahhur

155

cennet
orda ne rah var ne rahat
ne yorgunluk ne istirahat
her şeye makbul denirse
ne suç kalır ne kabahat

156

oruç
yağmur damlaları sakin ılık ve yumuşak
toprağın ruhunu okşuyor
damla damla devrederek
bir alt yaprağa ellerini
daldan dala koşuyor
oysa taraçadan düşen yağmur damlaları
iniyor beton zemine şakk.. şakk
güzelliklerde olan gönlüm
haykırmak istemiyor
yağmur gibi olmak şimdi
kuşdallarınm tadım çıkarmak
ve yapraklar arsında kalmak istiyorum

157

huzurda
ey mukaddes gönül ey mucidi gül
dile de bana gönül kamusu ver
sinendeki denizden gürül gürül
olmasa da
bana bir damla su ver
ey som yürek bu son hakkına sarıl
da
haline şükret halden susuver

158

akrostiş
allah'ım
cemaline cenahtır
zarifoğlu cahit'in

159
yanan istanbul olsam
aramıza giren deniz bir lisandır
bizi kendimizle barıştırandır
kavak yelleriyle geçtiğimiz demleri
gözümüzle tanıştırandır
gözyaşın af için mihraba varır
bugün lodos efkarımı dağıtır
ve yağmur gibi yalvarır
deniz bizi alıştırır
sana gelen dualara pul olsam
keşke sana açık kol olsam
bülbül gibi sehere yorgun giren
kullara okul olsam
her gün yanında olsam
yanan istanbul gibi

160
muhabbet olsun diye
yemin kanyonu heyelan içinde
kanyonda kalan heyecan içinde
mahlukat kendini kopyasına tanık tutarak
kabul diye herşeye basmış yemini
şeytan-ı lainde o günden beri
insandan artırmış yemini
listedelen grevkırıcı oyunbozan
sahteresul haincadı sapıkozan
nefis hava heves ego ve zan
iblise takıp bizim yaptığımız
her konuda kafiri mümininden akıllı
müminine sanki feraset yolu da kapalı
aklınca kanıtı kafirden alacak
imanına tutamak hazırlayacak
bu köylü kurnazlığı kendi tuzağındır
sana imanında küfrünü yakalatacak
her sistemin eşrefi başka
yakala bari haydi gel aşka
maşallah diyelim müslüman olda

161
mührü yine sen al Süleyman olda
anlamasınlar bakalım anlamasınlar ahmet
sünneti yok farzı muhal sayarak
karanlık inlerinde ayılar gibi bağırarak
büyüdüklerini sansınlar çeksinler zahmet
bön bön bakmıp duracağınıza
göbeğinizi kucağınıza alıp oturacağınıza
kıyametinizde gerekir diye çokça
ağıtı bol gözyaşı doldurun ocağınıza
elimdeki kalem bile biliyor
sessizliğin ne olduğunu gecenin içinde
"allahuekber
allahuekber
esselatu hayran minennevm"
bir levni minyatürü gibi
subhu kazibi delip
şafağın kanını yayıyor ufuklara
seherin serin esmerliğinde
ılık yatakların oyalarına takılmadan
sessizliğini cami yolunda sürükleyen
güzel insan yolun açık gözün aydın ola
şen sahabiler gibi

162

avukat

ö.öcal'a
irem bağından elma çalan
güzel
tek
ve
mutlak hırsız
düşünde uykuya dalan
saf
şeffaf
ve
sade sırsız
her dem bir başka züleyhadan
mustarip
garip
ve
mısırsız kalacaksın

sen ne yusufsun
ne züleyha
ne mısır
ne ademsin
ne havvasın
ne de sır
bağ-ı iremsin
elma ve rengisin
hatta o kasır
çalsan da
çalmasan da
kalacaksın
savunmalarda

163

hak
hak
ben doğarken yanımda gelen
hücrelerime yerleşen
duyularımda ve duygularımda
demet demet çiçeklenen
şen şatır
gen
hak
ne kireç ocaklarının
ne mozaik kırıcılarının
ve ne de değirmenlerin akladığı
vardiyalarda oluşan
var değil
hak
haset ve fesadın ve kafirin
hırsızın ve uğursuzun ve kovucunun
çilesizin sabırsızın ve arsızın
korkulardan azad olduğu
hak
düşünce düştüğümüz
ölünce omuz verdiğimiz
düş görülmez döşeklerde
var olmak isteğimiz
toprak gibi

164

basit
kolay
ve cesur
hak
erince elin
yetince gücün
ha deyince hayran olan
ya deyince yürüdüğün
gece ve gündüzün
diğer yüzü
hak
elin ekmeğin
tutuşunca eteğin
yüreğin harlanınca
başın bunda olunca
sığınıp seyrettiğin
kirazlı narlı bahçe
hak
ben
ben
ben
girilmez bellemeden
erilmez ellemeden

165

ben
ben hüseyin hasanım
hem aliyyül murtaza ve fatıma
ben toprak taşım bil ki
hem hava hem su yanar fırkatıma
ben ibrahim nuhum
ben oğuzum ben musa
ben idris şitim
neler işittim dayandım sisifusa
kabe kudüs sinayım
olimp ganjı minayım
hemde kocasinanda
konya efes erciyes
mevlananm miratıyım bir anda
benim hitler firavun nemrut
eski yeni demokrat ya da ceberut
ben hera zeusum hem de masum
istanbul da savaşlı beyrut
ben benden kaçarken ben de kalan
her özgürlük savaşında bende kalan
bir yudum su yerine veririm diye
çıkardım ne varsa bende kalan

166

dergah eylemi
nuhun tapukizlerine kuruldu tohum evi
topuk çukurunda çimlendi uzun uzun
orman açıldı uyandı uykunun devi
sınırların sırrını dinledi uzun uzun
derviş dergah eyledi
susmaktı tek eylemi
herkes her şey söyledi
derviş dergah eyledi
dil günahı neylesin
o bir laboratuar
dil silahı neylesin
derviş olmuş tarümar
derviş dergah eyledi
şeb-i arus deminde
derviş nikah eyledi
havva ve ademinde

167
mahallenin camisi
cıvıl cıvıl kırlangıçlar
kimi çember çevirir
kimi çevresini sarar durur
minarenin
gözükmez bir iplikle
hoparlörden ezan akar
dayanılmaz bir acayiplikle
allah bize bakar
güzel kırlangıçlar
siz biliyorsunuz ne istediğinizi
ikindinin uzun gölgelerini keserek
serinliğinizi
ama şu hoca efendi
saate bakıyor sadece
güneşi beşe bölüp
lütfü bol keremi çok yaratandan
kocaman kocaman istemek gerek hoca
oysa senden minicik şey istedik
biraz tebessüm biraz estetik

168
mevlanada oluşan izdüşüm
kent gecesi yansımıştı tümüyle denize
deniz gökyüzüne dalmıştı
yıldıza baktıkça derinden derine
duyduğum selam içimde kalmıştı
kederliydim lakin ağlamak aklıma gelmiyordu
biraz da başıboşluklar vardı özgürlük sanılan
hafif tertip vicdan azaplarında sunulan
tarihi kapatmak aklıma gelmiyordu
ayak parmaklarımın arasına giren kum
gönlümü çelen zakkum çiçekleri
kuş dallarına düşmek zevkiyle oturduğum
unutulmaz zevklerle çevirdiğim çemberleri
aynaları tırmalayan kediler gibi kendimizi
kemire kemire yüne değiştik eğirdiğimizi
çingene kızının fal saltanatında bile
okunmayan kimliğimizi
zaman karanlığı davet edip belki oynayacaktı
vagner bir kemanla bir hançer gibi girdi
yırttı karanlığı gırtlağıma geceyi gerdi
bildim ki şeb-i arus bu gece beni anlayacaktı
müzik zamanı çoğalttı cıvıl cıvıl sehere
okul şarkıları sesleniyordu uzayın her yerinden
yön yok olmuştu yıldız konmuştu her yere
selam geliyordu her şeyin derininden

169

mahzun
notalar dilimdeki ses demeti
mahzunluğumun aşikar nur sepeti
gülüşlerin ve ağıtlarından damlayan
şerha şerha nur pipeti
her ne yana baksam aynı boya
yan gelmiş içimde eskimiş gölgeleri
bana karşı içimde boydan boya
darmadağın olmuş külleri
rüzgar oynar örümcek ağlarında
bitki sırrım tohuma saklar
sırlarının hepsini aldık sakladık
zira usta misyonu sonuna saklar
malumun arifi değilsen aşa aç ağzını
nesnelere alim olmadınsa sır tutma
bilgiye boğulmadan neslini korumak için
bilgi çağında olduğunu unutma

170

yunuslayım
aklım erkek
dilim ürkek
bir tek kürek
toprak için
sanırsın ördek
kediden ödlek
her gün giderek
kurtulmak için

171

neyle

ş.karatepe'ye
neyle meyle neylersen eyle
ruhun görünmezliğini gösteren hakkı için
havanın kaldırma gücünü veren hakkı için
okyanuslara oksijen depo eden hakkı için
meyle neyle neylersen eyle
yunusa yüzümüz olsun
fuzuli'ye fazla gelmeyelim

172

dergah

s.kahraman'a
her kutsal nice günahla çevrili
her günah nice bin ahla çevrili
bir yüce muin ruhumuzu sevdi de
şimdi ruhlar bir dergahla çevrili

173

evet
kendini bırak candan oh çek sonra evet de
nasıl olsa demişin evet diye bezm-i elestde

174

davet
sofranın lezzeti izzeti davete göre
riyadan icabet zillettir göz göre göre

175

kutup
hakdostu başak gibi büküp boynunu
girmek ister hake açıp koynunu
sanır ki ebucehil toprağa düşen yok olur
görmez ki tohumdaki aşkı nasıl çok olur
hakdostun dilinde devreder daim hay hay
hake hak olmak bay olmaktır bay
gururunu evetleme hele kibrini
yak hele yüreğinde hakkın kibritini
turnalarda bilir hurma kadrini
kim bilmez bülbülün dil kaderini
ömrün önünde nirengi noktaları yoksa
ve sen kul değilsen veya tanrıların çoksa
ve ben sana söyleyeceklerimi unuttuğumu
içimde acı duysam da söyleyeceğim

176

tavaf
I
yoluna yürüse gönlüm bir bastonun özünde
karıncaya kardeş olup yürüseydi sözünde
II
çağını çalarım çağa çağlar çağlayan olurum
şah damarda çıngar çıkarır hıfzı beyan olurum
ardınca ferahnak olup her yangın harmanıyla
yağmuru giryan olur aşkı ağlayan olurum
III
güpe gündüz bir ihzarlı gece örtülüp üstüne
açmış üstünü
o her şeyden uzak herşeyden yüksek göklerine
açmış üstünü
yıldızları harf yerine dokumuş gergefine
açmış üstünü
sırrı mübin samanyoluna uzatmış kolunu
açmış üstünü

177

noktalamalar
I
durumu sunduk zannıyla hesap sorarız
bilmem ki zındık mantığında ne ararız
II
son asırda merd ü zen zemmeder zamanı
vay ki vay hüner düzen zemmeder zamanı
III
aleme oranlasak bir bezelye değildir durumumuz
kıyamet komşudaysa varır üstüne tüy konduranız
IV
kalın ve çatık kaşlı bir boşluktur demleri
sonsuzu uyurlar sanki koşturur ademleri
V
aptal azdan anlamaz azca duy çokça anla
düşman duygusuz olur bil de dost ol duyanla

178

umre sevinci
fırın ağzı gibi sıcaklığını duyarsın mekke'nin
sıcakta gizlenmiş ürperen rahmet
yüzümde duyduğum buhur-u ahmet
merhamet allah’ım senden merhamet
bumerang misali inen bu kuş
kaldırıp kumaşı taşa dokunmuş
bütün yokuşlar burda yok olmuş
şefaat resulüm senden şefaat
yokluk ve meşakkat hüznü zorladı kırdı
önünde diz çöktükçe nefsim haykırdı
sonunda sabrım serinlikle döndü alnıma
elbette kolay değildi kulluk elbette aykırıydı
biraz dakik biraz rakik olmalıydım
huzuru ilahide yokluğumu duymalıydım
hamdolsun binlerce hamdolsun diye
üzülmüş bir teşbih gibi dağılmalıydım
merhamet allahım senden merhamet
rahmanından rahmetinden ihsan et
merhamet allahım senden merhamet

179

rediflerle
yar bu göz seni görmedikçe puslanmaz
yar bu gönül senin olmadıkça uslanmaz
senden başkasına gönül yaslanmaz
yaslanırsa gönül sana yaslanmaz
yar bu göz seni görmedikçe yaşlanmaz
sinende yaşlanan gönül yaşlanmaz
güle gönül aşlanır budağa gül aşlanmaz
bülbüle gül aşlanır bu dağa gül aşlanmaz
beterinden saklasın az ettiğini
derdi çeken bilir naz ettiğini
lütfü boldur kimini bahar eder kimini yaz
herkesin arzusu o benim ki azade niyaz

180
sevgilim semalar kadar
ne olurdu sevgilim sen semalar kadar
dileklerime inşallah deyiverseydin
dev arzularımda dönen esmalar kadar
benimle kendini tekrar ediverseydin
herkes kendini genç algılar
sanır ki ölüm kendine göre değil
bir gün bile hür olmayan akıllar
sanır ki kazalar göz göre göre değil
ruhu taş gibi sert mi sert
sözleri mert mi mert metal gibi
din denince başa dert
sanır dindar vebal değil
inşallah denince dileklerine
sanır isteği ertelenecek
oysa tüm evreni boşlukta yüzdüren
dilerse erteleyecek
dilerse rab sinek kanadı oynamaz
dilerse ağaçlara kıldırır namaz
aldığımız nefesin arkası kesin değil
her şey elinde olmazsa olmaz
relativite bile onsuz olmaz
inşallah deyiver kolay gelsin
gelen gelecek olan gelebilsin

181

zeytin gözlüm
bir zeytinde görünürsün
bir de zeytinde görürsün
tuz ekmek hakkım iftarda
kimini gösteriş kimini riya
kimini gerçekler kimini rüya
kimi cahilce hazırlar mahvını
kimi hazırdır sonuna
yokluğu duya duya
namaz uykudan hayırlıdır
allah ise en büyük
selam olsun ehli beyte
selamımız habibine ayrıdır
oruç oruç dua diye şiire durduk
çamsakızı çoban armağanı
çingene kızın ağzında
zaman durmadı biz durduk

182

183

küçük patriyot

184

185

patriyot I
ortadoğunun ev sahibesi
asil türk terbiyesidir
gayrı türkün müddeası
amerikan kurabiyesidir
bir süredir oyalandığın
oturdukça usanmadığın
dolandıkça dolandırıldığın
aşkına uslanmadığın
sabrın ne gün bitecek
atam dermiş ki
gölgede duranın olmaz gölgesi
burası ortadoğu bölgesi
bu bölgede her şey beynelmilel
her şey diplomatça
karanlık basınca
duygular bastırılıp
kaygular hoyratça basılır

186
muvattaliş mi geçmedi
ramses mi
nuşurevan mı
perikles mi
iskender mi
karun mu
kurunu vustada geçti ustaca
hele kan revan içinde islamm defteri
ömer
osman
ali
hasan
hüseyin
osmanlıya emaneten verilirken ortadoğu
barut kokulu
ve duygulu
ortadoğuda yaşayan ulusal olduğunu sanıyor
aynı yaşam da adaş oldukları halde
başka yaşam bulduğunu sanıyor
aynı makama aynı besteyle yalvarıyor
birbirinden habersiz

187

patriyot II
aslını bir soykacıdan almışlar
gerisi encümen-i hamuşanın üyesi
şu pandülü bozuk makamda konuşan ise
anayola paralel koşanın üyesi
aslı girmemiş olabilir terekeye
belki de varoluşun simgesi diye
varis redd-i miras etmiş olabilir
bu nedenle kalana demiyoruz reddiye
sayesinde dem çekip uyuyoruz
ne vekiliz ne müvekkil
ne de mütevekkiliz kadere
önümüze kim gelse onu da uyutuyoruz

188

patriyot III
yeni bir yatak pırıl pırıl gümüşdere
aldırmıyor çıkışlara inişlere
ne suyunda yosun yüzüyor ne taşında
gümüşdere henüz işin başında
şaşma sakın bir meleğin kanatlarını yıkarken görürsen
gümüşderenin söğütler ardına saklanmış küçükkoyunda
beni uyur gezer kılan
melek miydi dere miydi ay mıydı
tefriki zor içimde bir uzay mıydı
gümüşderenin menderesleri
zaman onu da yosunla saracak
yüzünde ne mücavir köy ışığı ne de yıldız parlayacak
tarihi kostümleriyle övünen nicelerine
temizliğinden örnekler sunabildi sadece
tarihten daha eski güzelim gümüşdere
çağdaş maskaralığa kaymadan gümüşdere
şükürler etti hem de binlerce
suyunu şerhederek
gözyaşından alın terine dek
huyu suyu bilinenlerce
çağdaş maskaralığa kaymadan
okundu ve anlaşıldı güzelim gümüşdere
ayağa batmayan bir çivinin hayale batması
mazlumu uyarmak içindir
zalimin estetiğe ihtiyaç duyması
kaçan zulmü kayırmak içindir

189

patriyot IV
eskiden sakaltraşı geçenlere hırbo derlerdi
yeni tüylenmiş kuş yavrularına benzerdi yüzleri
buna ek olarak suut sakalı çıktı modaya çene ucundan
şundan bundan peydahlanıp gündeme gelen zıpırları
herkes tanır sonucundan
biraz kıl biraz kılsızlıktır akıllılıkları
ve kendine ait olmadı okudukları
ve okullulukları
çatlak havuz problemine benzer hep sorunları
kaçırdıkları biriktirdiklerinden hep daha fazla oldu
başına ödül koydurup beleşe yaşamak için
dine çatar
devlete çatar
da
belaya çatmadan hukukla uykuya yatar
uyanık mı desem cingöz mü
açıkgöz mü aç göz mü desem
neleri değişecek sanki
soyan da soyulan da kendileri
ha demişin ki şıracı bozacıya karşı
ha demişin ki karşılıklı dibi kara tencere
bu kendini soyan hırsızlara

190
aldanmayın orduya dair ettiği laflara
ya paşadır babası ya dayısı asker
taflanlara ve papatyalara dair bilgisi
muhakkak araştırmaya değer
islamla ilgisi avrupadan gelir
entelim her gün avrupadan gelir
herhalde harcadıkları yerlidir
her yemeğin üstüne bir draje özgürlük hapı
düşünü rahatsız eden gölgelere hitler tozu
iktidardan kovulmayan bir kapı kolu
tamamlar yavrunun eksiğini
devlet oldukça olacak entel
olsa da kendine engel

191
yazık oldu avrupaya
kremlin ve kar
hurma ve arap
teknik elinde harap
tarihen bitap avrapayı
kupa kupa
sunuyor amerikaya
burası asya
hep birlikte yaya
yayıla yıkıla
oraya buraya
gidiyoruz amerikaya
balam

192
patronun dediğine göre
biz avrupaya gidiyormuşuz
amerika inmeliden mi başlıyor ki
ya da biz bering'e komşumuyuz
bizi aldatamaz kimse
biz bir kere amerikayla konuşmuşuz
biraz solcu biraz çaylak
ya çalmıştır giydiğini
doğal olmalı çıplak olmak
hatta gizlemek aç gezdiğini
geçen baharda açan leylak
çevresinde kokluyor gizini
gitmek için aylak aylak
her şey yüz üstü her şey mini mini
her şey satlık her şey muallak
haydi bize neyse
rüzgar olduk tutulduk fırtınaya
kim bilir kurunun yanında
yazık oldu avrupaya

193

mesih

a. gül'e
elini sürme hiçbir şeye sakın göze dokunma
siyaset yap günü götür sakın söze dokunma
özerim çevrende cehdetmişler cehli tahsil etmeğe
bu zaman-ı mesutta mesih-i meryeme de okunma

194

tarafsızlaşma
oldum olası merakımdır
tarafsızlık kolleksiyonu
bir güngörmüş bulsak ta sorsak
mümkün mü aksiyonu
mesela mikroplar insana karışmıyor mu
ya da insanlar hastalıklara alıştırılıyor mu
bir yere girmek için ayak mı gidiyor yol mu geliyor
ya da yolda yok yere ayak dolaştırılıyor mu
her nasılsa uygulaması bilemiyorum
bir bilen çıksa da örnek verse zürih'ten
tarafsızlık böyle böyle olur diye
bizde sarf-ı nazar etsek atf-ı kerihten

195

dünya düzeni
moskof kendini nizam-ı alem sandı
ukalalığından yetmiş yıl sonra utandı
oldum olası figüranıdır diplomasinin
dünya yansa yanmayacak berdisinin
ardına düşecek değil ya
o da anlıyor o kadarcık eşek değil ya
yetmiş yılda milyonlarca masum vuruldu
komünizm uğruna su sinekleri bile karaya oturdu
b.m.diye meryemin dullarını topladılar
oysa sam amcanın kullarını topladılar
keyiflerine göre silah ürettiler
zevklerine göre düşman türettiler
onları savaştırdılar
ertesinde barıştırdılar
hem reji hem aktör hem aktrist
bazen kovboy filmi koymalı bazen asteriks
gerçi yedek oyunculuk ta bir mertebe
bazıları hepten kiralık gibi duruyor rantiyede

196
politik şiirceye methal I
her zulme ece vitamin der
yeter ki eşi buyurmuş olsun
anların üstüne bile atom eker
meğer kurmayları duyurmuş olsun
allah onun gibilerine mal versin fırsat vermesin
ayağına dicle dolansın gönlüne fırat vermesin
ve kendi benzerleriyle ve kederleriyle kalsınlar
hiçbir güzel gönül onlara hayat murat vermesin

197
politik şiirceye methal II
sendeki nezaketin türü
ne merkepde
ne himarda
ne eşekde
ne de götürü usûlde taşınabilir insan yüküdür
sendeki cehaletin varı
bırak varlığı
yokluğu bile kurutacak kertede
ve bilesin ki seni gören der
verip gözüne harı
ebu cehil canlandı
yanmak için bile olsa odun
incele incele külhana sığar
oysa senin cehaletin nezaketin
sefalet gibi yağar
haram girmiş kursaklara

198
politik şiirceye methal III
yarım asırdan artık olarak
iktidarın "olanaklarından
yarım yamalak yararlanarak
bir değirmen misali
dişlerine değen kelimeleri gıcırdatarak
elini işe gözünü oynaşa koyan ece
kendini küçük oyunlara atarak
hayırsız bir gecenin sabahında
olası ülkelere
olası bir ulus adına
olası ortaklık bulmak için
gidiyordu koşarak
nice olasılıklara

199

özelleştirme
ağrıdan kurtulmak için ölüm gerekmez
ve fakat ölümde inkar edilmez
devleti çaresizlik diye takdim edenler
çareyi saklayanlara prim verirler
devlet hem hasta hem hekim hem ilaç ise
olacaktır ihtilaç hem de liste liste
çare özelleştirme değil özleştirmededir
hastalığın mikrobu devlette değil
mikrofonun arkasında
boşluğu sözleştirmededir
devleti tarih biriktirir
haramilerden kurtara kaçıra
haramiler devlet bitirir
gece gündüz kaçıra kaçıra

200

zorunluluk
yine geldi oturdu ufkumuza fermanları
fark ediliyor çok uzaktan acıları
daha ne kadar dayanmak zorunlu
daha ne kadar dinlemek zorundayız
dişlek tebessümlü çok süleymanlı
çürüyen zamanları

201

vergi
üç elma var elimde
biri güneşin
biri yerin
diğerini inşallah ben yerim
dişine güvenip devlet yemezse

202
istihdamdaki yenilik
eski çalışkanlığını bitti
bitti beraberinde alışkanlığım
bilgi çağında
yeni bir müşevvikti
geniş koltuğu iktidarın
meğer az söylemiş erasmus
deliliğe methiye'de
mustafa özer söyleyince
kafiye tamamlansın diye
ramses çok çalışmıştı sanki
hele ford çalışmaktan canı çıkmıştı
bir söyleyelim de yalan utansın
doğruya ışık tutsun tıkanmasın
ekonomideki tek temel
kurtarıcı tarihi tembel olsun
yetmez ise uyku eklene
tembellik girmeli denkleme
sendikaların ürünlerini yiyelim biraz
biraz da okulların üzümlerini yiyelim
şimdilik tarihi tasarruf edelim biraz
acıkınca onunda hüzünlerini yiyelim

203

cumhuriyet
toprağı incitmeyin beyler çok yakında göreceksiniz
zira o yorganın altına hepiniz gireceksiniz
erozyon sadece toprağın taşınması değildir
evet beyler ilk dersimiz budur ki öğreneceksiniz
yörenizde ve gövdenizde satılmayan değerleri
kürdali sende öğren sana da gerek öğrenmek
umuru devlette hiddet olmaz
usulet ve suhulet içinde görüle
akile şiddet olmaz
tarihen sabittir biline
korkulardan hız alarak ancak düşte yürünür
uygarlığı anlamadan görünüşte yürünür
kürdali akit bozana akit verilmez
ahdini bozansa tarihteki yerini hazırlar
eskiden de böyleydi bugünde böyle devlet
adı devleti aliyye veya cumhuriyet
beyler hiçbir kuşku kuş avlamaz
imanda kesinlik var kuşkular olmaz
hakkı kim yarattı ki dağıtıyor
ulu orta
orda burada

204

millicilik
en güzel hıyar langada yetişir
son zamanda Çengelköy öne geçti
üzülme langa sende olan sana yetişir
şimdi fanatiklik en öne geçti

205

yarım şiir

o.yumakoğulları'na
emin olmakta verir belki
istediğin rahatı güvenceyi
cennetini arayan yalnız sen değilsin
ama kaosa rezervasyon yapmamalısın
biliyorum dünyayı alsan da esen değilsin
kozmosa varyasyon yapmamalısın

206

alfabe'y diye biri
a harfinden
alet var
b harfinden
beklet
c den
çiklet olsun
d den
devlet olsun
gördün mü ne kolaymış alfabe
öğrenmeye niyetin olsun
çikletle uğraşmayı bir yana koy
istersen çikletin c'sini çıkarırız alfabeden
abd diye devam ederiz öğrenmeye
hem yeni dünya düzeninde engerekli öge abd
yeter ki sen niyet et öğrenmeye
bir kipti papiruslara derdini yazar
bir hindu yılan oynatıp geçinir
sen bir türksün bildiğin devlet kurmak
onu da amerikalı amcalar bırakmaz
abd diye başlamak en kolayı
kelleyi kestirip savuşturmak sırayı
kızdırmadan yerlileri
yanına alıp işbirlikçileri
safahata kavuşturmak kolayı
en kolay olanı

207

ses ve öfke II
tankların rutin sesi
potinde rap rap raks ederken
savaş tanrısının neşesi
yerine gelir sana aksederken
ağır gövde paletin ezer dişlerini
birden çıkan bu öfke ezer dişlerini
özen göster sesine
karışmasın öfkene

208

partizan
gözlerini belerterek
ağzını poseydon' a benzeterek
beni korkutmaya çalışma
kendini yok edinceye dek
biraz da anlamaya çalış
anları sanları zamanları
beyninde elinle barış
tutacaksın süleymanları
parti parti partizan
partiyle dirlik bozan
olsun hemen borazan
hanede birlik bozan

209
aşiret ve demokrasi
bir kabile kabiliyetine göre bin kabine kurar
bir kabine kalbine göre hükümeti oluşturamaz
kamu oyu kamu önü kamu isteği kamu desteği derken
kamunun vicdanına seslenecek sesi konuşturamaz

210

yüzeysel aynılık
bilim yüksek iş yoğun
devlet savaşa varır
aş yokun iş yokun
millet savaşa varır

211

noktalama I
madem ki anayasal hakkımız var
biz bremen mızıkacı hükümet isteyelim
hiç değilse onları dünya tanır da diyelim
mızıkçılık edip iç işlerine karışmazlar

212

noktalama II
ne biçim anayasaysa biri gelip kaldırdı
ardından düşündü taşındı gene koydu
yiğittin kaldıracaktın madem bunu
aslan yavrusu söyle kararını kim aldırdı

213

noktalama III
cinsiyetten yana fazla bilgim yok lakin
ana-yasa dedikleri hep kendini doğurur
yaşma bakılırsa yasaların çocuğudur
bohçası hazır prensini bekler sakin

214
babanın delegeleri
küçük parmağında pırlanta yüzük
ağzında bir amerikan sigara
boynunda altın kolye suratı çizik
silik herif viskiyle yapar gargara

215

benden içeri

h.koç'a
iki damar yağ bağlamış çeperine
kanın akışım zorlaştırıyor
dediler akabinde kal dediler kabinde
kalbini test edeceğiz diye demincek
efor ekg yalın ekg anjiyo talyum testi
ilaçlar yorulmadan spor yapmalar ve perhiz akabinde
çırılçıplak sedyeye yatırmalar
ayık olarak damara girip kamerayla
gözünün önünde yeni moda film seyri var
akabinde
kalbinde iki damar
faiz verir gibi yüzde bu kadar tıkalı
akabinde
ya
saklar
yasak
lar
yasaklar
ya uyarsın yasaklara ya da seni yas aklar
yaradanın sakladığına kimsenin bir dediği yoksa da
doktorlar -yeni mi eskiden mi bilmem-
açmışlar gözünü hastalarında
maşallah -desem olur mu bilmem-
açgözlülük ve açıkgözlülük arasında
tur atıyor -desem olur mu bilmem-
kimse yalandan ölmediğine göre
doktor da söylese olur mu bilmem
mirim onlar da hakiki türk
ne indir ne cindir

216

cinlikleri bakidir
kalanını
bir süredir
indir
indir
indir
diler de
bir kereden bir şey olmuyor diye
yeni imgeler giydirdiler
ne yapalım onlar da insan
onların da hakları var aranacak
onların da harcama istekleri olmalı limitsiz
onların da giderine göre gelir uymalı
sussam dil gücenir
konuşsam kelimeler
sevgili doktorum ne hayat orantıya bağlı
ne sağlık bir istatistik
diğer suçlara bakarak hekimliği aklama sakın
iki kapılı bir şehirden bir bir çıkacağız
çıkarken sadece kendimizi çıkaracağız

217
modern bir model
I
birşeyleri tutmak istiyorsun
belki de bildiğini unutmak istiyorsun
nevvton
kant gibi mi
ya da salt kur'an gibi mi
açık söyle
doğru yönel
güzel sun
özlemin ve gerçeğin olsun
ne de olsa insansın
lisanslı yalanların da olacak
elbette ki bir tapınak lazım
birkaç taze tapacak
kap kaçak derken
ve şarkı söylerken
yanağından makas alacak
ter ü tazelerinde olacak
ancak
soran var şu konuda
hangi Süleyman'dan
hangi zamandan olacak
elbette karar sana kalacak
tarihin hakkı olacak sana sormaya
mukaddes emanete karşı seni sorgulamaya
herkesin hakkı olacak hakkını almaya

218

II
bir sülük ömrümü çürüttü
aynı fragmanı seyrettirmeyin daha
hamdolsun ki insanım
insanlığımdan eskidir inandığım
başınız gözünüz sadakasıdır diye
bana aynı fragmanı film diye sunmayın
beni kendimden ve inançlarımdan utandırmayın
rengimi sesimden ayırmayın
sayın bir bilen bir model ver bana
modern bir model
içinde iki dünyada lazım olan her şey olsun
öyle bir model olsun ki
hiçbir şey kalabalık etmesin içinde
yanmakta olmasın
o modeli bulsan keline
süreceksin değil mi
gerine gerine
yol koşma bize biliriz ki senin doğru yolun var
paran var pulun var
evde bir dulun var
milyonlarca kulun var
bütün buna rağmen
bilesin ki seninde bir sonun var
selmanla sarmanı
ayıracak devran geçiyor bile

219
düşmanın istediği
her tilkinin isteği bir kümese başbakan olmak
horozlara tavuklara ördeklere kazlara keyifle
değince dişine sertlik onu başa kakan olmak
dilediğince öttürmek için geçip sazlara keyifle

220

noktalama IV
bazan megolaman bazan euroman
az ırkçısın az mafya az da müslüman
asgariden de olsa insanlık yoksa
unutsun senden bir şeyler uman

221

serseri ve kutsal
aziz sofinin anılarını okusalardı
angutun ne mene bir şey olduğunu tartışmazlardı
miftah olarak her sabah
aşı kiraz vakitlerinde
er kişi niyyetiyle
ve kurnalarından kumar gözlü kadınlar akan
ardınca sıcacık
hamamlarında ve külhanlarında büyüyen
yumurta topuklu külhanilerin
bıçakları niyyetine
kırk kadar yanı başında bulunduran
aziz sofinin anılarım okusalardı
yaşamın yapaylık olmadığım anlarlardı
ve yine anlarlardı
başkasına ait bir hukuka riayetin köleye dair olduğunu
ah aziz sofi ah yazmasan olmaz mıydı anılarını

222
herkesin dört minaresi var
bitlisin üç
nedenini anlamak suç
muhammed ağahanın firakını anlamak
devletlerin farkım anlamakla eş
güzel gözlü süt beyazı gürcüleri hatırlamak
karkasları aşmaya özdeş
yaşam öylesine öğütüyor ki bizleri
önce öbek öbek bölüyor
birazımız kahrından ölüyor
birazımız ölenlere gülüyor
farkı ne kaderini beklerken öğütülmüş insanla
öğütülmek için değirmene gelmiş buğdayın
geç abdullah geç bunları
bunlar iflah olmaz insan manzaraları

223
hümeze ve lümeze
betiniz bereketiniz ben değilim
bendenizi varsayın ki heybeniz
varsa yeterince heybetiniz
hattınız hareketiniz ben değilim
kim denli kim densiz anlamam
kim boylu kim ensiz anlamam
kim soylu kim dinsiz anlamam
anlamaya kaadir yetkiniz varsa
bir besmele fezanın atlas giysilerinden
ilik ilik çözer yıldız düğmelerini
ve bir hümeze anlatır anlayana
uzayı üzen kendini öğmeleri
hümeze denilen somun pehlivanı
"ite menzil mi gerek dolanır gelir vanı"
bir gün anlayacak yitirince tahtırevanı
kurulunca divanı
gece raspalamış çürüklerini
haspanın kakülünde
gündüzü çarşafa koyan
gecenin laikliğinde
elhasıl zaman kendine özgü paralarla
gündemi alıp götürüyor
çok genler içinde
düdüğünü öttürüyor
tecavüz edilen kadınların hiddeti
timsah dişlerine yem edecek devleti

224

eşzamanlarda
bir suutlu kızdı öfkeme karşı
tut ki dediğin doğru biz köleyiz
ya siz
avrupanın amelepazarını
insanlarınız dolduruyor
köpeğin katlanmadığı patron azarını bile bile
bıraktınız gurbet ele
evet tut ki biz kötü ve köleyiz
ya siz evet ya siz
neden
siz
şunu bilesin ki kölelik zillettir
ve fakat kölenin kölesi olmak olmamaktır
bunun için öfkeni kendinde ara
sonra
asaletinle gel dönelim eski zamanlara
ah buluta sıkıntı veren orta doğu
ah aşkın ve küfrün yolu
ah çifte ruhlu bakire
umudunu yitirme elbet
elbette anadolu
avuçlarında su
eteği ürün dolu
imdadına koşacak
ceylan ayaklarıyla
orman esenliğinde

225
deklanşörün ukalalıkları

226

227

yüzbulmak
çocukluğumuz bir haşin tabiatın koynunda
hep hüzün içinde geçti o güzel yıllarımız
bu yüzden kavruk ya da buruk değiliz
daha çok büyük olmaktı sıkıntımız
her şey canımız dahil koca bir yüktü
oysa tek yok edilecek yükümüz büyüklüktü
büyük bu yükü taşıma tabiatına karşı
çabalarımızla edindiğimiz iki yüzlülüktü
buna karşın tabiat yüz vermedi bize
yunus erikleri gibi döküldük
kekre ezik bir vaziyette kabzımal küfelerine
katlandık bizden beter ezik heriflerin
bitmez tükenmez küfürlerine
kimileri altın kutularına saklamış
kimileri alüminyum folyelere sarmış
kalan hasta sararmış günlerini
ikiyüzlülükten çok yüz bulduk
lakin namusluluk tabiatımız o yolu da kapadı
çocukluğumuz da terk etti bizi çocuklarımız da
ey ömür şimdi her yanın benden olsa neyleyim

228

posta koymak
koyun kesti posta koydu
posta koydu koyun kesti
koydu kesti kesti koydu
dosta kızıp oyun kesti
açık kesti gizli kesti
açık kesti kesti koyu
kızı kesti gözü kesti
nefes kesti kesti boyu
ne murat var ne kuyucu
ne de tüter burcu burcu
olsa da yemen turuncu
gezse tozsa duyu duyu
deste deste çiçek olsa
içindeki gerçek olsa
yolundan geçecek olsa
dosta doğru dosta doğru

229
servinin hal kipleri
servi senin gölgen
kın gibi saklar seni
şeffaf ışıktan bile
sana yasaklar seni
servi senin gölgeni
hangi ruh ne gün kaptı
bir serin yorgan gibi
serencamı kapattı
servi senin gölgene
ne kuş konar ne de ben
yar gelince haber ver
yeşillenme gelmeden
servi senin gölgenden
meltem nasıl barınır
esen yeller mevsimler
ona nasıl varılır
servi senin gölgende
kuş uçumu geçilmez
gir kıyamet gelmeden
ruhtan roba biçilmez

230

aquazoo
dusseldorf'un bu kocaman akvaryumu
tabiatın birebir karikatürü
anlaşılmaz başka türlü
tabiatın moratoryumu
devasa akvaryum anlatmıyor avrupayı
çevre düzeni anlatıyor" geldiği yeri
akvaryum teknik ayrıntı
yenisi geldikçe geri çekerler öndekileri
oysa mücavir alandaki ne bitki ne kuşları
duruşları konuşlan konuşuşları
durdukça dünya duracak koşuşmaları
armoni çevre çayırda yem arıyordu
izimizden eğirip ince zamanlan
seremoni hatırına arı kovalıyordu
ve nüansları ayırıyordu gelince zamanlan
gördüm ki dusseldorf türklere dayanıklı şehir

231
çatlak havuz gibidir yaşamak
yaşam bir çatlak havuz problemine benzer
iki kol iki boru gibi doldurur
ve insan bir düş gibi geceleri kaybeder
kimileri havuza bakıp hayıflanır
kaçakların anısına büyüklüğüne çokluğuna
oysa kaçaklarda başka yerde olmakla keyiflenir
bir gün anlaşılacak hiçliğine yokluğuna
düşün değerini düşünce bilir
düşünce hakkı düşününce verilir
hakkı verilen her düşünceye
bayram şenliği gelir

232

gülistan
nohut virgül imiyle
gülü kendi rengiyle
şiire taşısalar
alem gülistan olur

233

ayyar
ay dediğin dolunay olmalı hep
mevsim dediğinde
ömür boyu yaz olmalı
dolunayda uzanınca serin çayıra
dallarında avaz avaz kuş olmalı
başucunda vantilatör gibi dönen yapraklarıyla
hışırdım gibi kiraz olmalı
bağrım üzre boğazıma tıkanmayan
çakmaktaşı gibi haz olmalı
sonra latifeler gelmeli
gülüşlerinde naz olmalı
göğsüm üstüne damlayan iki damla naz
barbarlığımı okşasa da biraz
sadra şifa çaresaz olmaz
kötülük bile latifeyle gelince
lütuf gibi geliyor biraz
hatta güneşe yatınca gerinerek
yazın latif geliyor ayaz

234
sokak kedisinin hediyesi
minicik bir kedi yavrusu varmak istiyor
içgüdüsündeki anayüreğinin sıcaklığına
savruluyor yuvarlanıyor yalvarıyor
aldırmıyor karda kundaklandığına
katır tepmesi gibi şu martın soğuğu
her yerde kar her yer çiçek bozuğu
tabiat buzdolabına mal hazırlıyor gibi
oysa herkes biliyordu ki
kediler de buzu sevmiyordu
her tüyünde bin göz var ağlayacak
vicdan kulaklarında duyan olursa
onu gözüm her zaman ağırlayacak
bu mudur sözün mülkiyeti
mülkiyetin çetin bilmecesi
bu mudur köleliğin hürriyeti
acımanın gülmecesi
camdan dışarı bakmak bile acı veriyor
acının dehşetini ilacı gösteriyor
karda kalmış bir kedi yavrusu
ailenin sıcaklığını anlatıyordu

235

pervane
aman vermez mekan değil
zenon olmuş akan değil
pervaneyle yakan değil
hicret gibi hicran olmaz
bitiş ki akim umduğu yerde
umuş ki aklı bulduğu yerde
söyleyin lütfen işkencelerde
robot gibi uzman olmaz
aman her halinden el aman
tut elimden tut ki ey rahman
dayanmak için daha da azman
saat gibi duyan olmaz
mesafe misket gibi düşmüş
içim bir zıp zıpa dönüşmüş
ecel yaklaştıkça üşüşmüş
mezar gibi saran olmaz

236

şiire methiye
şiirdir bu diyarın gözsüz rüyası
bir şiiristan ki olmaz orda oluş riyası
son mısrada döllenir şiirin özü
bir sinede dinlenir gelene devreder sözü
sevgilinin topuğunu döven saçı
ya da gelmeyip yarı yalnız bırakmak suçu
dudağını süsleyen şarkıya denk
yüzünden güle düşen mahcup ahenk
şuaranın kıskanç meratibinde devreder
bir hayal ki muhayyeline cevreder
elele şiir-i ekberle elele
şiir-i kadimi bile bile

237
taze bir sevgili değilse sadrında ki
seni tarih önünde ezberden zehirler
ey şiirin şirinliğini kolayca seven
okuduğunu bilmelisin görülmeyen gözlerini
dur rahatla otur o zor soruyu sor
kaç dinazor geçer dur deyinceye kadar
ağıtında ben akarım gözyaşınla
ekmeğini paylaşırım taşbaşında
sevincinin mucidi benim benim naşiri
kimi zaman sakinim kimi zaman aşırı
damarımızdan okyanus geçiyorsa
ve bir kere soyunmuş isek leventliğe
anla da bizi sev şiirimizi

238
onlar güneşi gereksinmez
aydınlatıp ta
neylesin güneş
bunca körün gözünü
kendine sövdürmek için
aydınlatıp ta
neylesin güneş
çılgınların argosunu
çirkefin sözünü
gecenin karanlığından beter gündüz için
aydınlatıp ta
neylesin güneş
şirinliğin çirkin yüzünü

239
önce sen yanarsın
beni hedefe diktin
bakışın ateş aldı
anladım ki yandın
inandım
yanışım duydukça
ağladım

240
yüz de yüz budala
yüzün yüzülsün e mi
yüz de yüz koca budala
yüzünde hayır mı var
yüzün yüzünden bunca bela
yüze yüze varacağız sahile
yüzlerce yıl umarak ha
yüze yüze geldiğimiz kuyruk bile
senin yüzünden kopacak ha
yüzün yüzülsün e mi
yüzsüz herif
hangi yüzle geldin
hangi yüze ettiğin teklif
hangi yüzü eder telif
yüzün yüzün sürünsün
dilerse yüzüne sürünsün
enflasyon denen çürütücüyü
doğuran iki yüzlü sürünsün
enflasyon senin yüzünü yok etmiş
senin yok olan yüzün sıfırlarla yüz yüze şimdi
üzülme hak ettiğin belki bu değildi
oysa elindeki "olanak" bu
ister yüzüne tut ister içine at
kamu dediğin yüzüne gülüp kuyunu kazan
bazan mesut bazan umutla geçip yüzeyden
gidiyor işte
her nasılsa

241

yazmanlık
hiçbir dizesinde olmasam
olmasam da olan şiir olsa
ben şiirde kaybolsam
o masamda şiir olsa
varsay ki olmaz şiir olgusu
veya bir anlık olurdu
nehir mendereslerinde duyulurdu
yağmur şarkıları yansırdı suya
suda fezanın ürperişi duyulurdu
değil mi ki yoğumuzla varımıza engeliz
kuyruğunu kemiren kedi gibiyiz
bu neden şu neden o neden derken
hep nedenlerden kederliyiz
ezel var ebed var
ecel var muhabbet var
tercihimiz terk ederse
sona seyahat elbet var
bensiz şiirle var olayım
şiir ola ki ben olmayayım

242

ibrişim istanbul

alican'a
seni de getirdi aynı yolculuk
seni de taşıdı üç mevsim
çınarları kucaklayan sonsuzluk
sana oldu nevresim
henüz herşeyin boyalı
gıdaların tatlı
tercihine acılar takılacak belki
belki biraz kara günlerin olacak
oğlum sevgiyi semer gibi kuşanma
hele eşek sanıp binme sakın
ve sakın sevgilerinden boşanma
gün doğunca hoşlanıp inme sakın
o gün mutlu gidişimdi
istanbul gümüşten ibrişimdi

243

diş yarası
oldum olası müdrümü severim
hele rengini benzerinde görmedim
oysa mürdümdeki yaraları
billah dişimden vermedim

244

uygarlık

ş.ünsal'a
dedelerimiz bağ kurdu
bahçelere duvar ördü
çok uzaktaki denizi
ninemizin gözünde gördü
dedelerimiz ev kurdu
ocağını alev alev kurdu
anadoluda coşan türküyü
o büyük dev kurdu

245

trajikomik
geceleri yar yapan yıldızlar
yüzük parmağıma da konun
sosyolojik ölüme katlananlar
hakkını yemeyin benim senin ve onun
sosyolojik ölüm trajikomik konumda
sürdükçe uzadı kemik hazzında
kimseye diyecek sözüm yok
solusyonlu kelimeler boğazımda

246

son görev
ölümcül hastaya sorarlar
sağlıklı olanlar
"nasılsın"
mecalsiz boynu bükük kelimelerden
hece hece yastığa dökülen
"iyiyim"
sözü çoğunlukla son söz olur
inen perdeler gibi
kapanan göz kapaklarının önünde
herkesin ardında bırakmak istediği
iyilik
güzellik
ve esenlikleri
kaldıkça sevgileri
çağırır bizi
ürperen içimizi

247
gelenekten bir kıvılcım
iğdeyi gümüşledik
gelip gidip dişledik
dost güldü biz düşledik
gör ki ne iş işledik

248

fal
ayol fincana bir kız düşmüş
hem de fettan yalnız düşmüş
öyle kısa bir an ki kapmak için
"lütfen beni alınız" düşmüş

249

bekarca ziyaret

'fatih'e
özleyip bir dostu hasret gidermek için
onca yol tepip gelmek
sonra tersyüz olup kapılardan
dostu görmeden dönmek
bugün küçücük bir anı
ilerde olur kurtkapanı
ararsın söylenirsin
biraz heyheylenirsin
dilin söylemez içinden
aklına gelip kopanı
çevreye cama izler bırakıp
izlerin sana dair olduğunu
bakıp anlasın diye
kapıkollarma poşetler takıp
anılmanın esas
gelmenin sair olduğunu
görene anlatsın diye

250
beydabaya selam
var selam söyle aslana ilet
yelesiyle savaşı sonu olacak
tilkiye çakala ezilmese de
aslandan şaire konu kalacak

251

yeldeğirmeni
hey yel değirmeni biliyor musun
her şeyini yapan planlayan benim
rüzgarın önünde dönüp duran kollarını
acılarını iniltilerini anlayan benim
mevleviler gibi berekete dönmeni
buğday başağından kıskanan benim
don kişot'u üstüne salan
üstüne üslük cervantes'i kışkırtan benim
ve bugün sen turistik bir dekor olsan da
yine de seni anlatan benim
ve beni anlatmak için
seni dağbaşlarına atan benim
semaya doğru yürüyüşünde saltanat seninse de
ayaklarını tutan vatan benim

252
güneş ezberlikleri
güneşi taşa nakşeden usta bilir
güneşin neler çektiğini mermerden
sebil kurnasından akan duaları
sorsan söyler ezberden

253

şimdiki zaman
evrenin özü özeti insandır
o son andır ve sonuçta bir lisandır

254

gem
kopar zincirlerini gülsarı
c. aytmatof

duyguya gem vurulmaz
insana vurulur mu
duyguyu tutan kayguya
insanlık sorulur mu
at bakalım gemini
bir yerin azacak mı
iskeletinde kemiklerin
gövdende yağın azalacak mı
insan korku doğurur
korku insan yoğurur
sabah akşam kızıp sövdüğü
sanki elinde söğüt düdüğü
kendini aşmak için küfreder durur
oysa onu küfür durdurur
bak şu keratanın işine
koşar koynuna girer aşikare
kerevete çıkınca unutur gerisini
kurtuldu sanır aşüfte derde

255

yanardağ şiiri
taşmış dağın içi dışı taşmış
dağıtmış dağ bendini aşmış
bunca dağdağanın ardınca
dağ taşınmış dağlanıp taşmış

256

rençber
en güzel türküleri rençberler bilir
kurda kuşa kuzuya dair
bozkır çırasında yakınca onu
yanık türküleri özden söyletir

257

komşuluk hakkı
varlık yokluğumuzu eğitir
yokluk tokluğumuzu eğitir
komşumuz birkoşu gelse de
çoluk çocuğumuzu eğitir

258

halkiyatta arkeolojik espri denemesi
çay başı çayırbaşı
sevene sorma yaşı
güzel ile bal yeme
çirkin ile taş taşı
çay başı çayır başı
yeşil öpmüş her taşı
güzelden umduğunu
çirkin verirse eğer
onar bağrının başı
çay başı çakıl taşı
akan gözümün yaşı
elden değil güzelden
yüzümün gülmeyişi
çay taşı çakıl taşı
başıma atma taşı
güzel olsaydı eğer
akar mıydı gözyaşı
çay başına çay taşı
gönlün olsun paydaşı
güzeli balsız yeme
çirkin ile taş taşı
çayırbaşma taşı
gönülden arkadaşı
ballı çirkin yenir de
yenmez güzelin başı

259

önlemler
yaralanmadan yaşamak için
sabırla kazayı önlemeli
anılarını yokla
yokla var güzergahından kaçkez
ölüm yokladı seni
anılarını yokla
daha geçende
bir kaç vatt akım
kravat gibi sıktı seni
değersiz dediğin
naylon leğenle değdiğin için
birkaç vatt akım bıraktı seni
önlem basit ucuz gerekli
zira ucuna anılar ekli

260

picasso'lu şiir
nerde bir bölüntünün izi
picasso'nun izi var
sararsa reng-i ruhsarın
orda vangok'un gözü var
picasso resim gibi düşünür
boya picassoyu özler
oysa dünyamıza armağan
monet'den kalan gözler

261

noktalama
sıcağın soğuğun kaynağıdır
güneş eylemin de odağıdır

262

kelime ve tohum
kelime ruhun tohumudur
türkçesi türk lokumudur

263

söz ve ruh
rahim ağzı gözü yoktu
lügatlarda gözü yoktu

264

ilahi nimet

'babamın öğretmenliğine'
sevgi biraz da delice alışkanlıktır
oysa alışkanlık sevginin musalla taşıdır
hele laktikasit gibi kanı sulandıran
deli baharı beklemeye
kalmadan aydınlığa çıkmalıyız
o statüqonun şahı alışkanlıkları bırakmalıyız
"babam böyle söylediyi"
babama hatırlatmalıyız
içimde pır pır can kafesime vuran kuş
yine dolanıyor içimde aşka gelip
pas tutan kelimelerden bir hayal kurmuş
önüne bir bir getirip
"senin engelin sensin"
her gün davalasiro gibi beslenerek
umutsuzluktan kırpıklar toplayarak
oysa bir ışından seslenerek
ses kapısında bin heves toplayacak
aşkın bereketinde dua gibi hafifçe
umut gerek görmek için gündüzü
müjde içinde önümüzü
aydınlatan ilahi nimetin
'kendini bilmektir' özü

265

viranhane

266

267
boğazdan bir mevsim kesiti
kasımda sema yüzünü yere verir
yağmurun dindiği yerde yağmur resmi var
bir ağıt ki sussa da arada bir
biraz sonra artarak yağar
kasımda yıldızlar yağmur gibi ağlar
gözlerini yumsan da bitmez bu yağmurlar
yağmurun ardında yine yağmur var
kovsan da bitmez bu yağmurlar
kloş etekler rüzgargülü neşesiyle fır fır
ıslık ıslığa köprü verandaları
çok uzaklardan ses getiren fırtınadır
ve kovalayan takaları mavnaları
yağarım dedikçe yağdı için için
sanki sema iade-i ziyarette denize
bunca soğukla karışık olduğu için
unutturuyor sırrı koyarak önünüze
kasımda lodos yağmur ve sis özetler
kasımda istanbul bambaşkadır şaşkınlıktan
kasımda marmara hasımdır istanbulu kilitler
kasımda istanbul bambaşkadır şaşkınlıktan

268

yıldız parkı
bir yeşil cam üstünde boğaziçinin manzarası
çayırın ruhu sarmış topraklan
tavuskuşunun ayaklarından utanan
erguvanın gövdesini örten sarmaşık yaprakları
yolun iki yanından akan istanbul inceliği
yosun sanki parkların vazgeçilmez sosu
ve kendini koklama duyularında var eden
yosunda canlanan tabiatın dokusu
yosun kokusu
sakalar nağmelerini yinelerken
bülbüller şakır yeni nağmeleriyle
dem çekmek uğruna kumrular kendinden geçerken
rollerini başarmakta bütün kuşlar mağrur
yıldız parkında
sanki bir ince yağmur sesi var
nağmelere fon olsun diye
ah o güzelim güller katmerlisi kokulusu
hanımelleri yasemenler mine ve leylaklar
çamlar çeşit çeşit akasya ve mimozalar
ah o rozalar
fahr-i kainatın sevgisini verdiği
renkten ıtırdan örülmüş bir dünya
ve köşklerinden yayılan nefis kahve kokusu
galiba buymuş yaşam duygusu

269
ah o nur içinde yatsın abdiilhamit han
bu parkta en kesif olgu
akşamın serinliğini bizimle dinler gibi
öbür taraftan
bu parkta gördüğüm yaşanmış medeniyetin
zorunlu restorasyonu
değişik bir uygarlık kokusu
uygarlığın bendeki yansıması
şiddeti devlet ya da kamu korkusu
hele cilalanmış renkleriyle
ördekler ayak perdelerine sakin saatlar takarak
yüzdürüyorlar nazlarını
sonsuzluk halkalarında
yıldız parkında
çocukların kaçan balonları
küçük gövdelerine sığmaz sanılan
bitmeyen ve kocaman arzuları
yıldız parkında
ve çocuklar her şeyin farkında

270

şair baharı
her dalı yaprak yaprak
her dalı çiçek olacak
hafifçe bir uyku gibi serinlik
safalarla koynumuza dalacak
yüzümüzde gülücük gözümüzde nur
rüzgarın önünde kısa kollu bağrı açık gömleğim
içimizde herkese yetecek kadar bulunur
tüketildikçe üreyecek örneğim
dilimde bahara dair ışık ışık
çok tatlı şiirler ninniler var
ara kesitinde bana yapışık
uykudan uyanan çocuklar
dilimde bahara dair ışık ışık

271
floryada sonbahar
kuru kuytu yaşça hoşça sulusepken
derken sonbahar geldi floryada
birkaç serçe ve görünürde kargalar
var bağışladığı yaprakları da geriye aldı bahar
kar yağar floryada tok tok
sanki kirli bir ambardan gelir gibi
stok malı kar yağar tok tok
kar dediğin tepeden tırnağa tipilemeli
bir sıvacı nezaketinde duldaları doldurmak
engel tanımaz fırtınasında tepelemeli
ayazında çatıdan atlayan kedileri dondurmak
anadoluda böyledir delimsirek kış
evlerin camında açan nakış nakış
kar çiçeklerini örten akış

272

kış görmedik kışlada
ellerimiz şişmedi
nefesimizde ısıtmadık topacımızı
kuşları sobanın yanında beslemiyoruz
yolda kalan kamyonların tekerine kül taşımıyoruz
sıcak su isteyen yok donan çeşmelere
buraya da kar yağıyor
biraz defolu gibi
oysa at pazarında beslenen atların nefesleri
kış ayazında metrelerceydi sanki
sanki kalorifer borusu patlamış gibiydi
eski dediğim anılardan ibaret
donmuş eskimez müze malı sanki
oysa gelecek diye gözüne baktığım rulet
öyle sinsi sinsi gelir nihayet
floryada kışm sis iner perde perde
birazdan açar hava bahar gelir bu yerde
sahil lokantaları açılır seleserpe
şemsiyeni taşı kış boyu
sevmez isen yağmur banyosu
mevsimidir üşütürsün al omzuna hırkanı bul da
sıcaktı soğuktu suç arama istanbulda

273

güneş
her sevginin sonunda anılar üşür
bağrımda buz olur kat kat
her kat bir tokat gibi üşüşür
sonra dönüşün güneşimle içiçe fakat
ümitler hiç sonu yok halkalar gibi
arabeskinde döndürüyor durmadan
ve ben güneşten eritir diye kendini
bekliyorum durmadan oturmadan
bilsem ki düşümü görecek güneş
bağrıma düşsün diye yalvarırım
yeter ki görsün kendine beni eş
düşe yatar gözyaşımla varırım

274
bakırköy figüranları I
elleri eşyaya değmemiş henüz
rugan pabuçlarını da kendi giymemiş
doğal olarak gelen gündüz
o güne dek tenine değmemiş
onu nasıl anlatmalı
sorumlusuna yumuşatmak
alışkanlığın nemli eli
ateşli dudakta ıslanarak
bitiriyor takvimleri
rüyasını bile kendi görmez
yorumlayan da başkaları
onlar bakırköy figüranları
gösterişsiz gözyaşı da bitti
değişimler hep onu buldu
fakülteyi de gürültüler eritti
ne olduysa o zaman oldu

275
gecenin çelik kaslarıyla yumuşattığı uyku
ölümden çok uzakta değildi
küçücük neşeciklerde kayboldu
durmadan yorulmadan eğildi
her kıskançlığa teğet olabiliyordu
devrim sarnıçlarında gülüyordu
slogan türkiyenin
olağan kıskacında siliniyordu
o muhteşem zaman
o muhteşem öldürme terbiyeleri
ah o günlük dert
muhbir sloganları
onlar bakırköy figüranları

276
islam denince aklına üşüşen din
din denince üşüşen rodin
akıl hastanelerinde
ahlak terbiye vesaire
korkulan
akim kaçtığı yer
türk oldukları ilkokul alışkanlıkları
onlar bakırköy figüranları
ne ağaca ne ormana uyarlı duyguları
sevgi dillerindeki en korkak sakızları
çürüdükleri kendileri kadar kesin
yine de aynı sakızla dolu ağızları
onlar sivastan erzurumdan antepten
onlar ağamız paşamız evladı iyalimiz
incili çavuş nasrettin hoca gerçekten
keloğlanla yanyana filmimiz
her gün her yerde görürüz onları
onlar bakırköy figüranları

277
bakırköy figüranları II
yapma çiçekler taze idi
soğan yeşilinde kaybolan gözleri
parasempatik aşka düştü
ilaç havuzlarında yüzdü
eczanelerden şehirler kurdu
namlu gölgelerinde yürümüş
eve dönüşleri evlerine şükürmüş
özellikle bahar beklemelerinde
kaç kıyı eskidi
kaç iskele göçtü bilinmez
sevgin alınlarında
onların şarkılarıydı
çınarların kuş dallarını çınlatan
jop sesinde potin gıcırtısında
masumluğu anlatan
onlar hep köprülerde beklediler
ürkek ve nemli gözleriyle
olanları anlatmalı
onlar bakırköy figüranları

278
bakırköy figüranları III
aşkın ıslak dudağından
ümidin eli ıslanınca
zaman dirildi
onu nasıl anlatmalı o pamuk elleri
devrim tellerinde coşkun sele döndüğünü
suya toprağa uzaya anlatmak mümkünü
anlatmak yıldızlar arasında gecenin güldüğünü
doğanın koynuna ansızın giren güneş
leğen kemiklerini aydınlattı
ve anne yalnız kalınca anlattı
geleceğin kardeş ninnilerini
paylaşmada saçını tarağın dişlerine verir gibi
ve eşinin gözlerinde erir gibi
kaybolurdu gönlünde
onları bir güzel anlamalı
onlar ki bakırköy figüranları

279

ayadam
ay yüzün ayna gibi
ardındaki yar mıdır
zamanı aydınlatan
aydan adamlar mıdır
hususi selamlarımla
gözlerinden öperim
nuru aynım
hüsnü ömrün önü böyle örtmedir
gülüm
şekerim
canım
canım ne çeker bilir misin
itimadın olsun gül değil
güz günü ,
gülaçmış antep baklavası da korutmaz
kulaklarında açan metalik güllerin arasına
usulcacık gel demek isterdim sana

280
hayatımız çörten olmuş
oysa üstümüzü örten olmuş
yüksek eğitimini ve doktorasını
korkağın alçaklığında tamamlayan zalimin
allegro moderato marşı
kanunla korunuyor
iskarpin mokasen rugan
kes keten bot lastik
pıspıs patik
daha pratik naylon ya da plastik
papuçlarıyla
önünde titreten giyotinin
önüne çıkarıp çıplak çorapsız ayaklarını
robespier'i düşünüyorum
içinden çıkamıyorum zulmün
onun için önüne koyuyorum mazlumun haklarını

281

ayadam II
beni ölüme mahkum eden kanunların önünde
bağırma boşluğuna özgürlük diyemem
ben ki beni bulma savaşında
yanıma benden başkasını isteyemem
pabuç kundura ayakkabı
çıplakta olsa ayakları
ölümü tadacaktır
canlının canına sakladıkları
hüseyin gibi ölmek zor
ölmek zor Ömer gibi
hatta güler gibi
yokolmak değil muhakkak onların aşkı
bir başkaca insanlığa döner gibi
dönüyor zor olan
hasan hüseyin Ömer ali
bulvarlarımızı dolduran biraz da onlar
silahın da sıkıntısı var
kaynağı korkudan
ve seni şimdi korkutan
silahlı yürüyüşler
sen korkunu sende yenmeyip devredersen
marş çalma zevkinde bile sana cevr ederler
kanlı bilmecelerde
bitmeyen gecelerde
kendinle barış makul ol
kendi kendine okul ol

282

abdülhamit
oy babam oy
su akar şadırvandan
abdülhamit su mu
ya da şadırvan abdülhamit mi
karavan misali müverrih olsun
oy babam oy
birlik ve gelişmeymiş
dikdörtgenden üçgenler çıkarılması
üçgen de
geçerse ağlama duvarının tezatına
daire-i kudüs perişan ise
kapat musluğu
-hani muslukçu hüsnü'nün koyduğu vanadan-
abdülhamit akacak birazdan
ısırılmaz borulardan
sorulardan kan damlayacak nerdeyse
evvelemirde kimliğini bulda gel hele
salihayı nisvandan doğduğunu ispatla saniyen
sahi ilerleyen saatlerde içeri giren kimdi
sen misin
kürt kızı mı
yoksa hızı kesilmemiş bir filistinli mi
ya da bir yahudi mi

283
churchil postalları parlak ve şırıltılı
şadırvanda sular akar
şadırvan mı abdülhamit
yoksa abdülhamit mi su
bu nasıl tarih
bu nasıl talih
ki
her şeye kör bakar
şadırvanda sular akar
öğretmenlerin tarih yazdığı doğru
oysa tarihsel suçu
işleyen konjonktürdür
onun için oğlum
sen her zaman kapalı tut musluğu
evini su basmasın
sağduyu gelmez artık
geç oldu
her zaman olduğu gibi
yat uyu
o gelmez keyfini kaçırma
köpekten korkar geceden korkar da gelmez
iftiradan öksürük olur
sümüklü seslerden boş hecelerden korkar o
inan ki gelmez o bekleme

284

oy babam oy
tedbirde kusur etme yine
çeneni tut
başkasına ait elbiselerle
şeb-i arus olmayacağım bil
gül de olsa atma karakola
kolanı iç devlete şükret
hiç bir ezginin uzantısını
sallama içinde
oy babam oy
biraz yat
biraz uyu
biraz güzel huylu
biraz kan kalesi cenklerinden oku
biraz öğrenin bu dokuyu
birazda koşacak korkuya
biraz dokunun istedik
ey gözüm
yönel makamına
ey elim
açıl makamına
ey dilim
yalvar makamına
boynunu büküp
belki bir yerlere merhamet yağar diye

285
şenlik köyün duası
elin şen dilin şen yerinde neşen
şenliğinde bulur seni üleşen
çocukluk günleriyle bayramlarda
sevincini bulur kendine düşen

286

fatiha gibi
sen güzelliğinle şensin sevda dolu latif gecelerde
hafif bir ateşin var fosfor tenin rakip değil yıldıza
gözlerim doymuyor istiyorum gözüm olsun ki binlerce
sonu gelmez sorulara takılarak yükselsin katınıza

287

ferahfeza siyaset
her sınırda vatanda
siyasetin eli en çok atanda
on yılda bir gelen davet-i devlette
sonuncusu biraz turfanda

288

noktürn
yüreğin korku dolu kin örter gözünü
yumruğun yoka memur elin tetikte
ayakların şaşkın ömrün devlet sürgünü
keşke bir kalem olaydı elin estetikte

289

martialis'ce
kazdığın kuyuya düşmüşsün duydum
Allah ömrünü orda uzun etsin uzun

290

zalim
ey devlet adına zulm işleyen mekanikman
tarih seni sana prangalamış otomatikman

291

sevgilim vatanım ve elbette ümitlerim var
oluşmuş ve oluşacak bütün haklarımı
ben'de buluyorsam benimdir
ve bende vebali varsa iklimlerin
iklimlerden öğrendiğimdir
ama bana mülkiyetin kirini yüklemeyin
yalvaran bakışlı yarim bu bize ağır gelir
zira ardındaki
materyalizmin kiralık istekleridir
her an doğsak yeridir toprağa
cennette burada çok yakınlarda
büstümüze çektiğimiz yorganla
neşemiz kalacak akıllarda
yüreğim bir merhamettir sabır dolu
ve her hücresi bir anadolu
hatta yesevinin yakmayan koru
içiminde ısıl ısıl dolu

292

türkiye
ağrıdan giren güneş
Çanakkale'de batmaz
güzellikler divanı bu yurt
severini uyutmaz

293

yerköy
yozgat yolları tozar durur
sanki uzaydan toz dökülür
grip gibi genzi yakar kavurur
sanırım tozdan araçlarda öksürür
dallı güllü perdeler saklar ışığı
nemli yataklar garipliği saklar
yokluk uyumaz kaldığım bu otelde
akşam çöker konuşmayı yasaklar
yozgat yolları tozar durur
bitmez yolların kıvrımları
bu yiğit insanlardan savrulur
yaşamın sevdalı kıvılcımları
tarihin doğanın hışmı yerköyde
bozkırın ketum dili her köyde
yokluğu teşbihe dizer köyde
burası uzay mı dünya mı bilmem
tuzlu nohut ve mercimek
arpa buğday biçilecek
çamlığın ardında içecek
soğuk suyumuz varmış
seni yaratan kadar sevdim
sana el uzatan kadar sevdim
sevilesi gecelerine eş cırcırların
sesini aratan kadar sevdim

294

kayseri ketesi
içimin içi ötelerin ötesi
horoz ibiğine ibret efelerin efesi
değirmi yüzlü kumar gözlü
kayseri ketesi hey
sılamdan nakış nakış
ığış ığış gelir
hışırdım gibi huzur
erciyesten sel gelir
gelir gözümü bulur
başımız sana döndü
başımda bin türlü bela var
evvela diyar-ı gurbet
saniyen beterden beter gıybet
seninki soğuktan kardan
ithal değil derdin
bizimki başka diyardan
üstelik başımda millileşmiş durumda
cabat durumu bilmese bari
pastırmadan malak kolay olacak
halimize ibibik gülmese bari
kekliğe baytarlık olay olacak

295
binboğaların anısıyla
beni ben atamadım size kayyum
ezelden ebede varolan dağlar
teklifatı unutmuşsun belli ki
çiçeklere teşrifatından belli
koynuna varınca kaybolan dağlar
teklifi pınarlarından ağlayan dağlar
yeni bir teklif için çağlayan dağlar
insana geniş olmayı sen öğrettin
sen öğrettin başını dik tutmayı köroğluna
özgürce bağırmayı dadaloğluna
ve karacaoğlana çiçek dermeyi sen öğrettin
sen öğrettin kendini vermeyi sevgiliye
düşüşten sonra çıplakmış ademle havva
ne de olsa cennet alışkanlıklarını atamamışlar
derken yaprağın ardına ya da postun içine girmişler
çeşit çeşit deriye dokumaya alışkanlıklar peydahlamışlar
ve insanlar kendilerinden utanmışlar
mağaralarına sığınmışlar
düşüşten sonraki sırdaşları sen olmuşsun
utanılacak işlerine de örnek olmuşsun
o nedenle kafdağınm ardına cehennemi saklamışsın
çiçekli memelerinde beslenen yavruların
birer birer dönmüş geldiği yere
cennet hayaliyle

296

erciyese serenat
bugün de yine gönlümün gülü
başın pare pare bulut örtülü
kuşluk vaktinin şerefine konuşalım
sıyır da yüzünden ilahi tülü
erkilet'ten mi mimarsinan'dan mı
hisarcık'ta yakınından mı
boğaz köprüsü ya da yeşilhisar'dan mı
bakınca görünürsün ahbapça
akzambak ismetini simgeler
eteklerinde boynu bükük menekşeler
muhteşem yalnızlığını besteler
onurdur başını ağartan kar
adın erciyes oldukça sendeki vakar
dillerde tekrar edecek

297

pembe notalar
penadan kurtulan pembe notalar uçuşuyordu
uzaklaştıkça azalan pembe notalar
bütün güzel çiçekleri okşuyordu
acısını enstrümanda bırakan oysa
yürek hoplatan deste deste notalar
dişi takvimin kızıllığı aydınlattı
saat kulesinin saat başlarında uyardığı
şafağı şekerle besler gibi elattı
çiğleri titretmeden aşka başlattı
duydukça saran pembe notalar
batı ufuklarım kurşun grisi bulutlar tutmuş
bir dağ kırlangıcı verevine kesiyor ufku
neşeli nasrettin hoca gelip oturmuş
akşehir haritasında bulmuş
dinledikçe açılan pembe notaları

298

yemek demek
sabah sabah yemek demek
demek yemek
tereyağlı lop yumurta
dilim dilim sıcak ekmek
sabah sabah yemek demek
demek yemek
kağıdında pastırmalı
açlığını bastırmak
sabah sabah yemek demek
demek yemek
kahvaltıya güzel örnek
kayseri'de yemek yemek
sabah sabah yemek demek
damak yamak
yakışanı şu ki size
kelimelerle doymamak

299

anacığım
anacığım sever beni
gül yüzünde gül açarak
her gün eve dönsek bile
yollar yola gül saçarak
anacığım dua eder
"tırnağına taş değmesin
yanağına yaş değmesin
muhanete baş eğmesin
gülsün yüzün kaş eğmesin"
gülen yüzün sertaç imiş
tutan elin ilaç imiş
ellerini uzat öpem
yavrun sana muhtaç imiş

300

top sesi
alev öpen dudağın menekşelerle öpüşmüş
senin gür sesin özgürlükle örtüşmüş
mehmedim ardınca şehadete yürümüş
sütre gerisinde zaferleri dinlerken
ister isen huzur güven
özgür seste hazır güven
toplar dövdükçe ufukları
köleliği kazır güven

301
kayıkta ağlanmaz
divan güvertesinde
"kılma derman kim"
helakim soluk olmasın diye
bir esmerce gördüğüm ağıt
mavilikler yalayarak
yıldız sayıklamasın diye
derman diye yanmak için
övez atılan teknede açılan yelkene
gerilen göğüsler dayanmak için
beni ayıplamasın diye
benim gibi diyordu anne sesi
insan uyanır öldüğü zaman
ağlanmaz kayıklarda
kayıkları gözyaşmda yürüten sinesin
annemsin
nerdesin
ey dua demeti

n e r d e s i n

302
tarih doğa ve şiir
ne adında meymenet var ne de yüzünde
sözünde durduğun oldu mu bir gün
"beni vuran" dediğin mezardaki avcıyı
meraktan sorduğun oldu mu bir gün
sana bakınca anlaşılır hürmüzün hakkı
hepsine verdiğin uğrun uğrun saklı saklı
soğuk sızı dolu boğuk boğuk ölüm hediyeleri
oysa sencileyin yine de hürmüzde kalıyor aklı
seni seyretmek için ilifosuna şehir kurmuşlar
sen onlara tarihten ayna tutmuşsun tutuşmuşlar
belki yusuf kağanın kızı çiçek hatun kondu sana
belki de ayıcının kızı teodorayla konuşmuşlar
tarih desem değilsin tabiat desem değil
minik desem değilsin kainat desem değil
her zaman almak başın dik anadolusun
muhalefeti bırak şimdi şiire eğil
şiire eğilmekle eğilmiş değilsin
yüzüme öyle dik dik bakma erciyes
hoş hürmüzün boncuklarından biz de nasiplendik
es bakalım erciyes bağrıma sende es

303

bu kadın yılın kadını olmaya aday olmadı
örülmüş duvara pencere resmi koymak
görmeyen göze kafada gözyeri oymak
ya da bir natürmort yiyerek doymak
gibi bir çelişkidir güzelliğe orantı koymak
o yıl bu yıl şu yıl derken kavim kavim
içinden takvim geçen güneş sana hoş gelebilir
oysa savaşlardan zulümlerden işkencelerden
sorarsan güneşi dehşet veren bir utanç perdesidir
kınasının altına gizlenmiş muhannetin sesi
asma dalları gibi eğri büğrü ya da bir dağ şosesi
parmakları yanık yaralı hem yavrusu hem annesi
bir lokma ekmek teslim almışsa onlara ne diyeceksin
kısık sesli yakınlıklarını
halleriyle biteviye haykırdıklarını
aydınlıktaki baygınlıkları
güneş bütün vahşetiyle aydınlatıyor

304

şu sunulan gece
inan ki tungısten telinden ince
hacımlar kalabalık
"pencerelerde soyunan bir karaltı"
vahameti daha da artırıyor
birinci seçilenler
bir de serhattın dışında arzuları olan
trakyanın altopuklu kızları var ki yan duvarınız
yamalı bir bohça gibi vagonlardan "cif teslim aldığımız
beterinden korkup alıp yoksulluklarla sakladığımız
ne biz utanalım güneşten ne güneş utansın bizden
biraz daha erken davranalım güneşten
güzelliklerin rengini çalmasın diye

305

elma kurdu
gördüğüm o ki birkaç sanık duvar
yeni yunanlıyı ihbar ediyordu
hele anlamsız orta yerde duran
yarım ve yıkık minare mirası
bilecikte aydınlatıyordu
yunanlıdaki alçalan ihtirası
şeyh edebalinin yeri
sanki kartal yuvası
sert ve haşin kayalarda
o tarih hala dip diri

306

yıllar geçti aradan
yüreğimde aydınlık bir meydanı kaldı
tavam yere yakın beldeden
bir dostun selamı kaldı
şükür söğütün dalında su götürene
sütün içinde renk götürene şükür
verilmedik hesap olmaz dünyada
münker nekire götürene şükür
sülünde sürüyen renklerle
gülü bürüyen ıtıra götürene şükür
şükür nedensiz yere deniz sevgime
bile bile
bilecik
edebalı incecik
bakıyor yunanın arkasından
yuvanın onurlu duruşuyla
nargileden çeker gibi tarihten çektiği
dumanlı soluğunu üflüyor sabahları
bozüyük'e doğru
bal yükü vadilere

307

her yer sis
sanki şehir yok
tarih gerçekten hasis
vakte tehir yok
tarihin göğsünde giden tren
elma kurdu gibi etli gövdede
iki yakayı bir araya getiren
o meşum metalik konforuyla geçiriyordu
sabahın ilk ışıklarıyla bilecik'te
dağ göğsünde giden tren
bilecik benim özel şehrimsin
düşüncemde besleyip büyüttüğüm gülsün
müsterih misafirim gecelerine
sen gül de türkiye gülsün
arasıra duyduğum şeyhin gevrek gülüşü
arasıra aklımdan geçer
aşağı vadinin kıvrılıp bükülüşü
acaba cennetten mi geçer
güzel yurdumun güzel şehri bilecik
kimsecikler gelmese gülünü koklamaya
hakkım var sanırım hakkımı kıskanmaya
her vaktinde bir incelik sunan güzel Bilecik

308

utanç yüzü

- bosnalı muzaffer kardeşlerimize -
avrupalı dilini yazdığı gibi okumaz
bu kuralı tarihe de öğretmişler
kendilerine dair olanı günah saymaz
zira özel cehennem üretmişler
bosnada gergin gövde yayları
bu gerginlik süsler tüm sarayları
gel de savaşta seyret onları
yiğit sarayovalıları
tipi dindi savrulan vatan parçaları
bir bir yerine düşüyor şimdi
kimi gurbet elde kimi esir benzeri
düşündükçe insan üşüyor şimdi
ey kahır tito'nun ardında mıydın
yüreğimiz yanmaktan ocağa döndü
alınlarımızda zaferin ışığı var
altında kayıpların kırışığı var
barıştık avrupayla barışa sevinemedik
ey tarihsel kin şimdi nerede saklısın
verdiğin acılar yetmedi mi daha
"pat" deseler yeniden çıkacak mısın
foça draça bihaç tuzla
güzeller güzeli sarayova
sen türkiyenin gülüsün
şimdi gül doya doya

309
köln 'e yağmur yağıyordu
- sungur'a -
mezat salonlarında ne ararsın
eski kumaş tutkuları mı desem
desen desen fabrika resimleri mi
plastik çerçeveler içinde
bilmem ki ne ararsın
mezatların gerçeğinde
türkiye resimleri görünce
sana göre dua yazıları görmüş gibi
oluyorsun ya içinde
o duyarlık henüz yok türkiyede
ihtal mevzuatına girmemiş gibi
elini koyma alnına
şapka siperi yerine
gözlerini kısma
görme isteği yerine
görüyorsun ki serçeler düşüyorlar
birer birer sizlerin yerine
ibret olsun diye üşümüyorlar
lahana tarlalarını kar kapatmış
köln'ü korku gibi kuşlar kuşatmış
almanlar aldırmıyorlar soğuğa
kırmızı burunlarını saklamadan
köln'ün yağmura çalan
ıslak duvarlarını duldalayarak

310
kutsal işlerine gidiyorlar

değişikliğinde uykularımı çalan
yalnızlığım diye rüyama dalan
tut ki terör
şimdi söyle şimdi ne olacak
kalk kapelle'de kulaklar beni duymayacak
telefonda olmayacak öyle mi
peki ne olacak şimdi onu söyle
bön bön yüzüme bakma bari
eşrefin sesi bu
almanlaşmış suratına özge
allah kerim dedi
tesbihten çeker gibi çekti kelimeleri
ubandan ubana kıvrılarak girdik
garibliğin bilinç altına
bir çift üşümüş bakışla
soğuk bir kışta
içimden bir uzun hava çekmek geldi
kendimden utandım
ve ısınmıştım bu utanışta
gökyüzü kör olmuştu
köln'e yağmaktan
ve ben göz açamadım
sürekli sağanaktan

311

oğuz gibi
sen obüsü görmedin
tankı hiç sürmedin
dünyan hep topuz gibi
çaça tango yapmadın
flüt gayda çalmadın
neşen bir kopuz gibi
arabı acemi frankı lehi
rusu skochu bulgari çeki
geçecekler oğuz gibi

312

kiralık serenat
nemrut'un iki yüzü var
biri kendi yüzü

biri kirli davası
bülbülün üçyüzü var
nemrut'a eklenecek ibrahimin kıssası
tarih bir volkandan geçerken
anlatılanlar o geçişin hatırası
kronolojik olarak eteğini toplayan tarih
olsa olsa iki kapılı şehrin muamması
gençlik dediğin bahar gibi her yıl gelip geçse de
o deli yıllar bir ilahlık sevdası
ay'ı tenhada bulmak ne mümkün
mümkün mü gönlümün buna dayanması
istemesen de bir gün biri gelip isteyecek
sana teslim ettiği emanetleri bu da olası

313
kafkasya kartalına
ikiyüz senedir kartal yuvasında
ha koptu ha kopacak o gergin kas
ah o tarihi kadimden beri kafkas
kendine has kafkas havasında
hey koca avar hey hacı şamil hey
dün de kirletmişti moskofun kiri
sana dair beyaz duvaklı dağlarını
bugün de denedi ayyaş kofun biri
sitemin o ki yüreğim grozni'de
olan istemsiz sistemsiz olmasın
dudayevi savaşa durduran kafkas
kanı dursun çeçenin rengi solmasın

314
yiğitçe bir nara denemesi
zerrelerden kürrelere arzolan
tarz-ı kadim üzre
farzolan
güneşin florasan rengini
saydam apliklerinden iplik iplik sızdıran
örümcek ağının ardındaki
hazan ve hüznü

dekor ve rüzgarı
önüne katıp kovalayan keçi inatlarındaki
şıkır şıkır yürüyüşleri
ve ışıkta dönüşleri bükülüşleri
ve sadra şifa sonsuz sabırlar içinde
sadakatları
onların muratları
arz-ı kadim üzre
arzolan

315

miras
selçuktan kalan kürre-i arz
orhan gazinin ihtimamlı ellerinde
koca cihangire belli ki az
tarihin küllerinde
ahiyan baciyan devleti kollar gider
uzaydan uzaya bilecikten yollar gider
selçuktan osmanlıya
sunalar uçar atlar eşinir
avşar koşar yürür yörük
dize dize dörtlük dörtlük
bugünlere gelir şiir

316

çinseddine dek
rumeli
kafkasya
filistin
çevremi bilmek istiyorum
herkes işitsin
fil kulaklarıyla
çin seddine dek çevremiz için
söylenecek kötü söz sizin olmasın
isteriz ki bu coğrafya
içinde izin olmasın
deden koruk yemiş senin dişin kamaşıyor
hala birilerinden medet umuyorsun
hala kafan karışıyor
oysa eski yerde durmuyorsun
içimize ve ikimize barış isteyelim
yanyana ve kendi kendine yeten
hakkımızı karış karış isteyelim
meydana çıkmasın gücü yeten

317
nizamiye kulübesi
amazon göğsü gibi doğuyor
doğuyor garnizon çitlerine
ciltlerine sığmıyor kitapların
görüyorum yine de
aklandığını gecelerin
düşünüyorum da
ah'lar boşalıyor ayın içinden
karalar içinde koynuma vebal doluyor
sararan otlar esniyor bozkırı
kırılan sevginin şaşılığında
bozkır doluyor kunduralarıma
ilmek ilmek açılır bilmek
bilmek istemiyorsun varlığını
gelmek bilmiyorsun
kurşun dökülmüş varlığıma
tüm yolları bayırmış
eski sarayların
akasyalı yolların
arkasında istanbul varmış

318
evren masallara kondu bugün
vasallaştı insan
ne dün ne yarın vasallık bugün
masallaştı insan
günahlar içindeyim çelik migren ağrılarıyla
başımda miğferin günah keçesini delen
bozkır beyazı üşüyen nöbet kulübelerinde süngüleşen sözlerin
senaryosu
"seviyorum" "sevgilim"
"seviyorum" "sevgilim"
bilirsin benim dilim
çiçekleri dilim dilim açar
ve çiçek demek sevgilim
seni beklemek
giz yok mu var mı biliriz
dağa çarpan tavşan gibiyiz
kader karanlığında muhal çığlıkları atan
bu yolda
balıkçı şarkılarıyla avunur
cami avlularında kimimiz
kimimiz arka sokaklarında kentin
tretuvar demirlerine yaslı ölürüz

319
bir dilim beyaz peynir hikayesi üçgün sürer
havaya atılan kepin yere tap demesi iki yıl sürer
askerlik öyküsü bir ömür sürer
bir ömür sevgilim
tam bir ömür
unutma ki askerler de ölür
ama ben bazen yaşadığımda yanılıyorum
tüfeklerin yanma koyunca mektuplarını
okuyunca seni
ölmediğimi anlıyorum
ve kelimeleri şaryoya basıp
hasret naraları atıyorum
kirpiklerim ayak oldu varmak uğruna
mektup yazma ordu bozulur
mektup yaz ordu bozulacak
sılada mektup yazmak söz olur
ya burda
burda sevgilim
sayıklamak söz olur

320
iki yalnızlığın kesiti
binlerce yıldız
her biri başka bir bilmece
her biri başka bir hız içinde
günlerce saklanan çiçeklerde
sürer mevsimler boyu
sonsuz gülmece
gözüm bir kez öptü yıldızını
varlık sferi tümüyle dudağa indi can yaklaştı
kuş dallarının sürgünlerine
tam tipi dindi derken
kızıl tapınaklı babilden çıkageldi
faiz yavruları
kuzgun finike arzularına uygun
bir süre parmaklarımı emdim
gövdemi beslemek için
sonra babil kızları
düşlerinde kapalı partenon kapıları
yıldıza karşı beni süslemek için
kulaklarıma sağır sözler taktılar
kendilerine uymam için beni rehin bıraktılar
özgürlüğe

321

tiyname veya homur homur humor

322

323

deli dembesek
aşık mısın
nesin
sahi
sen
annesin
diye mi böylesin
ömrünü çocukların almış
ödünü kocan
kabaktan bir kafa kalmış
kocaman üstelik
kel
bir başa bir kaç tel saç
ancak sende
güzel
deli desem değilsin
dembesek hiç değil
aceb ne etsek
ne desek acep
güzel
anam
bu nallarına bitiyorum
deli divaneliği bu yüzden seviyorum
güzel anam

324

ölüm suyu
ey azrail bir yenicedir varlığına kail olduğum
melek olduğun menşur olsa da
şu derdü mihnetten canımı alıp götürdüğün
ve hatta götürüp getirmediğin meşhur olsa da
sen yaşa varol daim ol benden sonra da
zira nice sevgililer var ardınca gelecek
sen mahur şarkını söyledikçe
sana eşlik edip seninle söyleyecek
hayırlar uğurlar benimle bile geçinir
şerr ü şirretler içinde ikbal geçilir
gün olur gelir çatar son dem son söz
abı hayat olur elinden ölüm suyu içilir

325
hüsnü muhafaza
insan inanmak ve sanmaktan ibarettir
aldanmak ve usanmaktan ibarettir
ya çırılçıplaktır ya da mestur
ya saklanmaktan ya da yasaklanmaktan ibarettir
şirkimiz ovalandıkça çıkan kirimiz gibi
içimizin üretip şeytanla ortaklığa koyduğu
kapital gibi yalanlarla artırıp biriktirdiğimizi
sanıyoruz ki bize gurur verecek kurtaracak
şirretimizin ihtişamını seyretmek çok çirkin
şirkin ağırlığına çirkin karanlığını ekleyerek
taşımak mecburiyetinde isek -beni mazur bilin-
gitmez benim yüreğim pisliğin peşinden tekleyerek
hep sanıyoruz ki kuşlar cennete doğru uçuyor
oysa cinnetimizin mazgalındaki avcılar vuruyor
o saf sade dil üveyiklerin güzel seslerini vuruyor
ve bize dönüp hüsnü muhafaza buyurun diyor
shakespare sen söyle
özel neyimiz kalmış
genelle kuzum genelle
fıstıki yeşille
karışık zevkimiz kalmış

326

nanik
biraz nato biraz mermerden yapılır
üstüne ezberden türküler eklenir
takır takır aynı bakırdan yapılır
gelecekleri miğferlerinde çiçeklenir
su yalağına kaptanı derya karışa
köroğlunu dağlara salın
melek gele şeytanla barışa
çerinin hançerini elinden alın
ben askerlerin işinden anlamam
benim işim beyandır beyan
uyuma bayım uyan güzel bayan
evini güneş basmak üzeredir

327
istanbul'un garibanı
- galip boztoprak'a -

gel gömelim desem seni
hiçbir mezara sığmazsın
toplu yokluk tonla hani
hiçbir nazara sığmazsın
istanbul'un garibanı
olan olmuş olmaz bir kez
olsa da olan binbir kez
güler şimdi sana herkez
istanbul'un garibanı
çifte gerdan boğazdadır
firuze deniz hazdadır
gönlün çokta el azdadır
istanbul'un garibanı

328
okul bilmez dil önemser
kelimeler... kelimeler...
söylenirken de gülümser
istanbul'un garibanı
kıl önemli berbere koş
terzilere sefere koş
bezler tozlu cafere koş
istanbul'un garibanı
dağı taşır dağı bilmez
yakar ama yağı bilmez
ölü gezer sağı bilmez
istanbul'un garibanı
dağı altın taşı altın
üstün nere nerde altın
katlandığın bunca haltın
istanbul'un garibanı

329

inatlık
inat da bir muratmış
kimlik edinmeye
hele diplomalı inatlarla
yürünürse mertebeye
sokağın gözüne ışık tutsan
tavşan gibi kaçamazmış
ama belalardan kaçarsan
kapım senden gayrisi açamazmış
oysa aslan gözlük taksa
kartal semer edinse
kendi dediği olsun ister
inadına ne dedinse
bir kelebeği doğalına boyamak kolay mı
hele kırbayır demeden her çiçeğe kondurmak
imkansıza yüreğini inandırmak
ve aklına estiğince herşeyle oynamak kolay mı

330
bakırköyünden sirkeciye volta
seni böyle görmemeli tren
hele koltukaltlarının
terlemişliğini
unutulmuş tuvaletler gibi
kokmuşluğunu
hiç görmemeli tren
tembelliğine de tahammül eder
gül gibi geçinmek için
temiz olmanı ister
tren için bu kadarı yeter
ancak seni taşıyarak
mutlu olacak bu demir leydi
leylimlek leylimlek
bir o yana demir
kırı
tık
bir bu yana ferro
fıttı
rık
tıkırık tıkırık tıkırık

331

dur dedik
bu kadar delik deşik bir denizi
nasıl seyrederdik
sanki işportacının defolu malı
burası sirkeci garı
deniz de sirkeci garına dönmüş
tarihi duvarlara işeyip dururlar
ayyaş naraları bile burda sidik kokulu
sanki sirkecide deniz vururlar
kulaklarını klaksonlar bitirmiş
letafetini sintine yağları
politikanın pis yağmaları
denizi sirkecide bitirmiş
şu dev kalabalık duymadan
alık alık geçerken sirkeciden
ne vererek ne alarak geçer ürpermeden
koşarak geliyorlar
kaçarak gidiyorlar

332

çangal nezir
topaç döndürüp çember çevirdiğimiz dönemdi
bir çangal nezir vardı
sol elinde hep zincir sallardı
sağ elini ayçiçeği çitlemeye kullanırdı
sağ eli boşken orta ve işaret parmağının arasında
bıyık burardı
çangal nezir boş işlere bakardı
bizimle oyunlara girmezdi ama
oyunlarımıza nezaret ederdi
hem seyircimiz hem hakemdi bize göre
elden ayrıksı iş tutmazdı
yardım edeni unutmazdı
bizimle giderdi gittiği yere
bir çangal nezir vardı
sürekli zincir sallardı

333

filozofun evi
mutluluk dediğin nohut oda bakla sofa
bunları anlatmak muhaldir filozofa

334

evli
ev dediğin adam gibi ev olmalı
adam dediğin sözünü yoğurmalı
etik estetik ve o bir dev olmalı
elindeki her sahneyi doldurmalı

335

sitayiş
senin ardından yaz gelir bahar gelir
ben neredeysem yöreye sonbahar gelir
ne gelirse işte bu farka bakar gelir
hüsnüne aşkım o nedenle yakar gelir

336
kameramana ağıt
eski kameraman olmasıyla övünürdü
kolay resimlere ekmeklik derdi
onu kolay resim çekemeden götürdü
ekmeklik resimler uğruna ömrünü verdi

337
laf olsun gibilerden
müjgandan selam olmaz
o yönden primitiftir müjgan
gıybet olmasın kıza
latif mi latif elleri var
ayakları normal kadında olan kadar
hatta parmakları istif değil
kendi yok Allah’ı var kızın
biraz primitif olsa da hani
bacak bacak üstüne atılır gibi değil
akla ziyan ciddiyeti var müjganın
her şeyi kumral görmesi teninden olsa gerek
birazcık tombulluğu yemeğinden olsa gerek
bu kadarcık kusur kadıkızında da var
bir algın koca bulamama kusuru
kusursa şayet o kadarı müjganda da var
müjgan bizim için mısra-yı icmaldir
kalemle yapılan kazıdan ele geçirilmiştir
o nedenle devlet daktiloları gibi
müjganın çok hurufatı yoktur
buna rağmen müjgan gencecik ve umut dolu
üstünde yaşamın tahrifatı yoktur

338

şair farkı
her şair her şeye aynı şekilde kör değil
hele yeni hevesler gibi herkese nankör değil
ayrı gibi söylese de ayrıksı dursa da
söyleten aynı söz aynı söyleyen kudursa da
belki bir bekçiyiz bekleriz kendimizde
belki ev sahibini ararız evimizde

339

düşman
beni sövmek zorunda bıraktığın için
senin yaptığına lanet olsun
öncelikle bunu bil
susturulmayı
apansız kıstırılmayı
aklıma soktuğun için
yaptığına binlerce lanet olsun
silahlanmak zorunda bıraktın beni
bunu da yaz bir yanına ilk uyarının
aşkımın fanusunu kılpayı kurtardım
namus belasına dayandım zulümlere
mahpuslara tutsaklıklara işkencelere
yokluğa yoksulluğa dayandımsa
dinim kadar kinimi de büyüttün
ölmeyi de öğrettin bana
seni öldürmek zorundayım
sana milyon kez lanet olsun

340

dişlek tebessüm
seri ilanlar gibi yaydığın
karanlığında oynadığın
dişlek bir tebessümle uğurladığın
bu hava limanı nefes kesen bir yerdir
sılanın ve hasretin götürdüklerini
döndürebilsem ve beni eklesem
koskoca gurbet müzesi kurulacak
istanbulun ortasında bu havalimanına
senin elinden çektiklerim
elbette çiledir hüznümün gülü
usanmasan da dişlek tebessümlerden
devası bendedir hüsnümün gülü
ben ki güllere tebessüm öğretmişim
gülmeyi kuşlar da öğrendi benden
günahım ne vebalim ne netmişim neylemişim
ki aşkı bekleriz dişlek bir tebessümden
unuturum dersem güllere ve kuşlara bakıp
kesinlikle yalan olur

341

halıcı
halıcı alırken halıyı zemmeder
oysa oğlunu uçanhalı zanneder
alırken ucuzlatır ya nesneleri
oysa satarken boşluğa da zammeder

342
kralcılar duymasın
hey esrik herif
eksiklik etme kendine gel
newton duysun elmaya karşı olduğunu
isterse hazreti adem de duysun elma çaldığını
aman ha aman kralcılar duymasın
krala karşı olduğunu
einsteine selam söylersen söyle
madde senden önce de vardır sonra da var
maddenin kanunları kendine özge
o yüzden insanı yalanlar
her doğruyu her yerde sakın söyleme ha
sonra kralcılar duyarsa

343

hareket
arkadaş git ya da gel ama durma
varıp şişedeki dar boğaza durma
durdurma bereketli akışı

344

biline ki
türkiyede atın arpası motora rekabet sayılmaz
trafik kazaları da milli felaket sayılmaz

345

uygarlık
akıllı görüntüler aptal bütünün minyatürü
uygarlık dediğin zekilerin karikatürü

346

arıza
bir yerine arız olunca hastalık
mesleki ustalıklarla atlatılmıyor
hele korku veya stresin gerginliği
ulu orta patlatılmıyor
hastalık insanın yalnızlığını artırıyor
sağlıklı dengeleri karartıyor
güvenliği kemirip

347

zıt uyumlarda
ah ksenofan öğretmesen olmaz mıydı ya
katırların orkideyle beslendiğini
ve sevgili neyzen sende çiçek atıp ayıya
bilmesen olmazdı sanki heveslendiğini
canı süt isteyenin cebinde mandası var
manda isteyene taşınır amerikalar
medya taşır dibi delik çuvallarla
sanki dolmaz doyumsuz körkuyular
ey haberci geleceğe bak göreceksin
ülke esenliğinin kültür derinliğinde
kendin için kendinden isteyip vereceksin
o güzelim yolunda sevgi serinliğinde

348
notrdamın kamburu
arzuların sarar seni koyar vebal içinde
yozluğun yobazlığın soyar kemal içinde
kendini bilmek gibi bir irfana sahip olanlar
nortdamın kamburunu duyar cemal içinde

349
padişahı kuş kaptı
ismet inan'a
tarihten eşyayı müzeye
bana savaşı verdiler
padişahı kuş kapınca
gelip seni dövdüler

350

eş ve diğerleri
sakin tavrı
sabrı
ve metaneti seversin
oysa eşinizi kızdıran üç özellik saydınız
evlenmenin istirahat için değil de
eşi temsilen alemle yarışmak olduğunu anlasaydınız
kavgayı
titizliği
pimpirikliği
hiç değilse eğretide olsa kullansaydınız
yaşatırdınız içinizde sevdiklerinizi

351
düdük fm radyosu sunar
barajlar kralının önde gider önergesi
yere düşmez baraja düşer gölgesi
sevmediği erozyona yenik düştü
başının altyapısız bölgesi

352

oyun
çiçek dağını da sen oyna tangoyu da
bütün meyveleri de sen ye mangoyu da
"istemezük" leri "isterük"leri sen al
seç al uzak dur bizden bırak goygoyu da

353
deneyimimizden aktaralım
yavaş var çabuktur
çabuk var yavaş olur
yerleri karışırsa
her şey yavan yaş olur
çabuğun oğlu hız
hızın oğlu arsız olur
yavaşın da yeri var
arsız sabırsız olur
sabır güven kurmayı
bilip burda durmayı
mesafeler ararken
zamanı durdurmayı

354

gurur
herkes özel gururunu bürünmüş
bürünmüş kutup ayısı gibi doğal
bu soğuk ürün sıradan bir ürünmüş
şimdi buna diyelim mi "gel çoğal"

355

insanlık gereği
herkes bahtiyar olmak ister
düşmanıyla yar olmak ister
lakin şeytan-ı lain araya girer
o beniyle ağyar olmak ister

356

alınganlık
gülünü sevsem diken alınır
dikeni sevsem gül sevdalanır
uzay gibi aç gönlünü onlar içinde
nice bir güldikenler saklanır

357

çingenistan
cinsliğin cinin
cinliğin cinciliğin yoksa
demezler mi adama
neden padişah oldun
çingenistana

358

düşman II
ona sevmediğimi söylemeyin sövmediğimde
kendini önemsemesin sevimli gözükmesin
her dem güzelliklerde kalsın övmediğimde
içinde kinden kararmış bir ezgi birikmesin

359

şey
şey bir şey ki şeylik onu şeylemez
bir şey bilen hiçbir şeyi peylemez

360
bilmek ve fakat anlamamak
yoklamakla ne var yok ne de yok var olur
sanalda aldığın karar ömrüne zarar olur
örneğin cinselliğini gövdene yayıp
varlamak varını
tarihboyu yapılmış tekrarını
üstelik vitrine dayayıp
iki bacağına ısrarla asmayı
şalvar misali varsaymayı
sallayarak anlamayı
anlamıyoruz
süleymanı da değiliz dünyanın
serçe muhabbetlerini
it katarlarının dalaşlarını
şıracının şahidi bozacı gibi
aynı cinslerin birbirlerine iltifatlarını
ve ardına gizlenen rejim telaşlarını
anlamıyoruz

361

oysa iyi biliyoruz ki
bizim anlamadığımız 'eski'nin yerine konan yeni
sizin sanalda verdiğiniz karar gibi olmayacak
bunca karışıklıktan sonra
ne o sizi tanıyacak
ne de siz onu
koyduğunuz yerde bulacaksınız
"lakin zaman geçmiş olacak"
insanı "fallus"la özetlemek erek değilse
ne gerek var elin hindistanındaki derde
inekler otursun en kutsal yerde
bir milim bir milim daha aç giysini
madem öyle dertlisin elbisenden
afrikalılar gibi çıkar hepsini
maksat elbet çıplaklık değil biliriz
hangi hınzırca duygunun soymak istediğini
yapmayın gençleri öldürmeyin
hayale gömmeyin isteğini

362
babalar ve oğullar
adın aydındı oğlunun adını bilge koymuşsun
solculuğu ne yaptın bilmiyorum
o zamanda egzantriktin
birazda egzotiktin
arizona'da ev almışsın
londra'da ofis açmışsın
uzakdoğunun kuşkaldıran meraklarına
afrikanm safarilerini eklemişsin
hepsini sen bitirme
biraz da oğluna kalsın aydınlığın
fındık kabuğundan sandal yapıp
okyanuslara açılma sakın
hala halka yobaz cahil mi diyorsun bilmiyorum
bildiğim namazında niyazında babandan
evlek evlek korktuğun saklandığın
o yanlarını da tedavi ettirdin mi
içindeki bilgisizliği kendine anlatabildin mi
yoksa hala bilmediğine kinleniyor musun

363
bizler yaşlılığa merdiven dayadık
varoluşu iyice kavradık
tabiat ve yaratanı ayırdık
unu eledik eleği asıyoruz
sen hala fakirliğinin peşinde misin
böyle söylediğimden böyle istediğimi anlama
biz kırk aptalız biliriz birbirimizi
senden tüccar olmaz utanan bir temizliğin var
senden bilim adamı hiç olmaz
matematiğe ve düzenliliğe meleken hiç yetmiyor
biz kendimize ve sana vekaleten
takvime atlar koşmadan
hıyarı bulan tuzunu da bulur diyerek
yaşayıp gidiyoruz boş yerlerinizi seyrederek
bana bir daha mektubunda da olsa
bilgiden bahis açma
okumaktan söz açma sakın
envanterine bizi dahil etme
biz ki bilinen vebalimizi zor taşıyoruz

364

breh breh
bu çiçek
açelya
doğuştan eli açıktır ha
bu çiçek
siklamendir tavşan dudağı derler
astımlıların bile gönlünde yeri vardır
her renge girer aşüfte dudağıdır
bu ağaç miniminisi
berjer
benzer ninnisi
koltuğuna gömülüp dinlenmeye
bu yaprak irisi
kauçuk
ademin suçuna ortak sanki
buçuk batman gelir mi gelir
gönlüme gelen kaleme gelse
kelebek misali çiçeklere konsa kalsa
çiçekleri seven acelemi anlasa

365

bu sularda
bu sularda boğulma
sular kirlidir
bu bir
her yer nöbetçi dolu
ikidir
şimdilik dur denizin önüne
vur yumruğunu
yumruğunu gören sanmalı
güneş
tunç bir kalkan gibi denize indi
yumruğun bir gurup vaktidir şimdi
umduğun ve sana uygunu bu
seninle uyumlu bir su

366
minibüs sürücüsü
biz motorun süsüyüz a beyim
bu hattın sürücüsüyüz a beyim
direksiyon sallar para toplarız
yüzde yüz minibüs görgülüsüyüz a beyim

367

filmatik
hep rol gereği sevdiysen onu
filmatik olacak nikahın sonu

368

şekerci
şekercinin kızı kanmaz hiçbir şekere
aldanıp damat olma babasının şekerine

369

şöhret
madem ihraç etmeyecektin şehvetini
neden yurtdışında aradın şöhretini

370

ticari şiir
I
sokak cadde bulvar
yerli malıdır bunlar
aklı evvelin biri dese
"ithalettik bir cadde iki sokak var
bulvarsa biraz önce bitti"
binlerce koşana bakılırsa resimde
sokakta da karaborsa var
nesinde ne bulurlar
neresinde ne üretirler ki
bu aziz tüketici baylar
bulvar cadde ararlar
II
ahmet mehmet ve ali
eteğine topladığın zerdali
sana sıradan mı geliyor
ölücan ticareti sanma ki gogolun tekelinde
geçen yıllarda ihraç edilmiş üç beş milyon kelle
kellesi beş fenikten
dil din cins farkı gözetmeden
demokrat ve laikten

371
eni konu uzatmayalım
insan dediğinde nihayet
etten kemikten
ihraç edilmiş beş fenikten
büyüğümüzdür buyurmuşlar "dün dündür"
bir düğündür gidiyor demokraside
ama devlet öylesine bir kördüğüm ki
savaşıyor insanıyla kendiyle
rüşvet yürüyor eve de girer yakında
iltimas siyasetin tek güdüsü
ölüp gideceğiz albayrağın altında
galip gelecek yine hokkabazın düttürüsü
o yok derse yoktur hemşehrim
yasak deniliyorsa durmalısın
unutma emir demiri keser
onlar istediyse vurulmalısın
kızdırma ustaları şefleri müdürleri
altına ezilmiş mürdüm erikleri gibi
sineklere yem olursun belki de film icabı
akbabaların severek yedikleri
sana öğretmediler mi yirmi yaşında
kaçma karışma bulaşma formülünü

372

tüketici
bir aptal tüccar çıksa da
"cep ithal ediyoruz" dese "cep"
tüketici denen değirmenin merakı
"içi boş mu dolu mu acep"

373
taklidin imitasyonu
stadyum şutu adımlanıyor atışta
senden argolar utanıyor
emin ol ki görmedim hiçbir inanışta
kim senin kadar büyük atıyor
ne müminsin ne kafir zira dilin örtülü
münafıklık kendine tuzak olmaktır
ürünü olmayanların önü inancada örülü
senin şiarın ucuza ortak olmaktır
birilerine takliden attığın güller
sıkıntı veriyor seni anlatmıyor
benim gül kültürüm kimseyi aldatmıyor
beni de anlatmıyor aldattığın güller
güle yazık etme ne olur gül suçsuz
gübre olsan gülü de yok edeceksin
onurluca yaşam olsa sonuçsuz kalacak
sen gördüğünü de yok edeceksin

374

kara
aman kara yaman kara
yakan kara yanan kara
ocak kara nisan kara
ne söylenir karanlıklara

375

medya
kavuşmasa da dağ dağa
dağa oranla iki kaplumbağa
bulununca yarış başladı
farbelalı bacaklarıyla
yumulunca yola inatları
sonunda kazanacaktı biri oyunları
kendine masal arayan medya
kendi dilleriyle komedya
eşiyle daldı suya
böyle başladı masal
masalda medya boğulacak değil ya

376

korku filmi
korkudan ekmek dilenen korkak sayılmaz
korku filmi yapanlara baksan anlarsın
korkudan haraç verenleri
korkularını yaksan anlarsın
gül gitsin gül
aşkı ben'ine bedenine miyar ediver
dünü yarını bugünü bahtiyar ediver
gül gitsin cihanın talihine gül
tarihinde salt beni ihtiyar ediver

377

tarihin dengi
motzart kızkaçırdı saraydan
ben alemşahı padişahı kaçırdım
şopen türk atlılarıyla uçtu ufukta
ben kaleden kaleye şahin uçurdum
ve tolstoy ve ıstrati daha niceleri
bize bizi anlattı ve bıraktı
zaman su gibi aktı burjuvaziyle
o terk ediş içimizde sigortalan yaktı
bu yüzden tarih zemin tutmuyor
sürekli heyelan bitmez erozyon
gökyüzü şirretimizi unutmuyor
ülke buruluyor helezon helezon

378

kekeme bir durumda ülke üstüne konuşmalar
no no no la la caaak bu bu ha ha haaa limiz
ha ha hayı yı hayı hayı hayııır dır ne ne var
ii i i yyi iyi a a ak ak şa şa şaaam lalar
te te teş teş şek şekkü kü kürle le 1er
bi bi büz iyi iyiyiz iy ya siz
"hab-ı gahı yare girdim arziçun ahvalimi
bir perişan halini gördüm unuttum halimi"
yukarıdaki notu bizim evde unutanlar
lütfen geri gelip notu alsınlar

379

ihracatçı
ceket yoşumuş olmalı kravat canlı
ölü bir suratın ardına gizlenmek bilgi
gösteriş kazandırmalı hatta konuşmalar heyecanlı
etrafa verilen ilgi
amerikan traş bıyıksız burun
mesailer kravatlıdır sayın hazirun
fifty fifty ingilizceyle biraderim
akreditif için önden buyurun

380

isteğimdir biline
insanlar kardeşçesine paylaşacaksa
özgür ve bağımsızca bahçesine gireceği
vatan denen cennetin
nimetlerini külfetlerini
görmeğe
gülmeğe
bilmeğe
kimlik eldetmeğe

ve hatta karadut yemeğe
karaduta itiraz etmeğe
belki bir dilim antep baklavasıyla şekerlenmeğe
üstüne kadifeden kesesi türküsünü söylemeğe
başlayabilmek
işin başında
kimsecikler hayret makamında
bir şeyler söylememeli
herkes diğerinin mesleğine girecekse
dullar
kullar
yoksullar çoğalır

yollar

okullar
istanbullar azalır
devlet hiddetle değil merhametle halleder
meğer ki devlet ola

381

hilkat
rabbim hüsnü'yü niye yarattığını anladım
ama hüsnü'nün "vay be"lerini anlamadım
seyrederken feleklerin anlattığını anladım
hüsnünün hayretinden düşen "haybe"lerini anlamadım

382

yalpa
rıhtım ağzımda ıhtırıyor
altı otuzbeş vapurunu
dişlerimde buluyorum
kıl inceliğinde geceyi
yalpalıyor
tutuklanan duvarlar boyu koşmalarım
varmaz uzaklığında
saat pandüllerine dolaştı
dillerim dolaştı soluklarıma
yediatmışbeş eşiğinde
yalpalıyorum

383
seçilmeyen geceler batıyor
çımacılıktan çatlayan ellerime
kurtuluşu avuçlarımdan içesiniz
diye iskeleyi tutan tek bab varsa o da ben
dalgaların durgun dekorunu çizen tek yelken
ki sabrında dokuz doğuran
gecenin karnında
yalpalıyorum
sitem etme sitemkarım
boğaz köprüsünü devlet tutmuş
bu doğrudur
durur durur kudurur
sisten daha yorgun parmaklarım
sesinle birlik kurtulur
sevgiliden kalan sitem yüzünden
yalpalıyorum
yücelmek için kırıntılardan
kahırlarda bir o kadar kasır olan karanlıklarda
seni görmek için
yalpalıyorum

384
Şairin diğer şiir kitapları;
1- Evsa 1976-İstanbul
2- Sis ve Selva 1979-İstanbul
3- Çağrı Sayfaları 1997-Kayseri
4- Çalakalem Çiçekler 2012-Kayseri
5- Birlikte Ayrılmak 2012-Kayseri
6- Şapkamda Saklanan Azrail 2012-Kayseri
Denemeleri;
1 - Düşüşten sonra -1977- İstanbul
2- Sanat ve Aksiyon içinde bir portre denemesi 1997-Kayseri
3- Düşüşten Sonra-2 2012-Kayseri
Araştırma inceleme;
1- 1950 sonrası Türk

Başkan'ın Mesajı
Aidat Borcu Sorgulama
Köşe Yazıları
Mustafa Kanlıoğlu

Mustafa Özer (özer Koç)

Ahmed ceemal El Hamevi

Prf.Dr.Serdar demirel

N.Mehmet Solmaz

Mustafa Özer (özer Koç)

Mustafa Miyasoğlu

Mustafa Ekinci

Galip Boztoprak

Şeyma Kısakürek Sönmezocak

Mustafa Kanlıoğlu

Mustafa cabat

Ebubekir Sifil

Ali Biraderoğlu

İbrahim Ulueren

Mustafa Özer (özer Koç)

Ali Biraderoğlu

Mustafa cabat

Günlük Gazeteler
Sponsorlarımız

Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı

© Copyright 2020  V4.1 Tüm Hakları Saklıdır. | Vakıf Sitesi


Top