Duyurular

«Velîler Ordusu» kitabında hayatı anlatılan 333 Velînin içine, «Bir» sayısını Allah Resulüne verdikten sonra mukaddes emaneti O’ndan alıp günümüze kadar getiren, O’nunla beraber 33 büyük velî, esere bilhassa alınmamıştı. ... 


Başbuğ Velilerden 33

 

Ezelle ebed arası Allah'a doğru giden evliya kervanları arasında en şanlısına ait 33 kolbaşılı "Altun Halka - Silsile-i Zeheb" çerçevesidir ki, keyfiyet ölçüsüyle temel sayısını, bütün kainat gibi O'ndan alır.


Kayseri Hava Durumu
Anket
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 17,9362   17,9685
EURO 18,3515   18,3845
       
Özlü Sözler
Takvadan Kıymetli İzzet ve Şeref Yoktur
Sponsorlarımız
Sofra da usul

YEMEK ÂDÂBI 
                                                      

ZERîATÜ’T-TAAM
Yeme ve İçmede İslami usul ve Edeb
Abdürrezzak bin Mustafa el-Antakî
Mütercim ERGÜN TELİS

Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları :29

2
1. Basım : Kasım 2019
Baskı Yeri :
İrtibat Tel : 0 352 222 54 17
Web : www. kekvakfi. gen. tr

ZERİATUTTAAM
YEMEK ADABI
TERCÜMESİ
YEME VE İÇMEDE İSLAMİ USUL VE EDEB
FİHRİST
1-RİSALENİN ADI
2-TAKDİM
4-MÜELLİFİN ÖN SÖZÜ
5-MUKADDİME
6-FARZIN TARİFİ VE KISIMLARI
7-FARZIN HÜKMÜ
8-SÜNNETİN TARİFİ VE KISIMLARI
9-SÜNNETİ- HÜDANIN İZAHI VE HÜKMÜ
1O-SÜNNETİ-ZEVAİDİN İZAHI VE HÜKMÜ
10-MÜSTAHABIN TARİFİ
11-MÜSTAHABIN HÜKMÜ

3
12-EDEBİNN TARİFİ
13- EDEBİN HÜKMÜ
14- MUBAHIN TARİFİ
15-MUBAHIN HÜKMÜ
16-HARAMIN TARİFİ
17-HARAMIN HÜKMÜ
18-TAHRİMEN MEKRUHUN TARİFİ VE HÜKMÜ
19-TENZİHEN MEKRUHUN TARİFİ VE HÜKMÜ
20-MENDUBUN TARİFİ VE HÜKMÜ
21-BİRİNCİ FASIL YEME VE İÇMENİN FARZLARI
HAKKINDADIR
22-İKİNCİ FASIL YEME VE İÇMENİN SÜNNETLERİ
HAKKINDADIR
23-ÜÇÜNCÜ FASIL YEME VE İÇMENİN EDEBLERİ
HAKKINDADIR
24-DÖRDÜNCÜ FASIL YEME VE İÇMENİN
MUBAHLARI HAKKINDADIR
25-BEŞİNCİ FASIL YEME VE İÇMENİN
MEKRUHLARI HAKKINDADIR
26-ALTINCI FASIL YEME VE İÇMENİN
HARAMLARI HAKKINDADIR
27-YEDİNCİ FASIL HATİME-SON BÖLÜM VE
DUALAR

4

YEME VE İÇMEDE İSLAMİ USUL VE EDEP
İşbu risale Arapça “mahtut” yazma bir eserdir. Bu
risaleyi Raşid Efendi kütüphanesinden tetkik etmek
maksadıyla almış idim.
Basımı yapılmamış el yazması olan bu risale
Abdürrezzak bin Mustafa el-Antakiyye
Yani Antakyalı Mustafa isimli bir zatın oğlu Abdürrezzak
Efendi tarafından yazılmış olup muhtelif muteber
kitaplardan alıntılar ile yeme ve içmenin farzları,
sünnetleri, müstahapları, mendupları, edepleri, mubahları,
mekruhları, haramları derli ve toplu bir şekilde
anlatılmıştır.
Ayni zamanda bir fıkıh kitabı gibi
Farz, Vacip, Sünnet, Müstahab, Mendüp, Edep, Mubah,
Mekruh ve haramın şer’i şerifteki anlamları da izah
edilmiştir.

5

Konu ile alakalı birçok hadisi şerifleri ve rivayetleri de
içermektedir.
Dolayısı ile yeme ve içmenin İslami usul ve adabını
önemseyenler için istifade edilecek bir risaledir.
Arapça bilmeyenlerin istifade edebilmeleri için gücümün
yettiği kadar aslına sadık kalarak çok faydalı olduğuna
inandığım bu risalenin tercümesini yapmış oldum.
Her türlü muvaffakiyet ve irşad, ancak Allahu Teâlâ’
dandır. O ne güzel vekildir.
Mütercim; Ergün Telis

TAKDİM
Kâinatın zübdesi olarak yarattığı İnsanı, öğrenme
kabiliyeti ile diğer varlıklardan üstün ve meziyetli kılan
Allahu Teâlâ; İnsanı beşikten mezara kadar öğrenme
kabiliyetine mazhar kılmış öğrenmekle ve öğrendikleri ile
amel etmekle de mükellef tutmuştur. İlmihal önemlidir.
Her Müslüman erkek ve kadına farzı-ayındır.
Çünkü İlimsiz amel olmaz. İlimsiz ibadet yapılmaz. İlim
amelden öncedir.
İlim iki kısma ayrılır.
1. İlmi ebdandır. Yani beden ve sağlık ilmidir.
2.ilmi edyandır. Yani din ilmidir.
Beden ve sağlık ilmi ise din ilminden öncedir.
Çünkü beden sağlığı olmazsa ibadetler ve ibadetler ile
alakalı olan ilimler, eksik ve noksan kalır.
İlimi-hal; yeme içmeye varıncaya kadar hayatın her
safhasını kapsayan İslami hayat ve yaşam şeklidir.
Buda ancak öğrenmekle ve okumakla elde edilir.

6

Allahu Teâlâ ilk gönderdiği ayetinde habibi Kibriya’sına
ve onun şahsında insanlara “Allah’ın ismi ile oku”
buyurmuştur.
Okumak ve öğrenmek için ve mükellef olduğumuz
ibadetleri yapabilmek için sağlam, sağlıklı bir bünyeye
sahip olmak zaruridir. Onun da yolu helalinden, temiz
gıdalar ile beslenmektir.
Çünkü Allahu Teâlâ Kur’anı kerimde helalinden temiz ve
sağlıklı gıdalar ile beslenmeyi salih amellerden önce zikr
etmiş;
“Ey peygamberler; Siz helal ve temiz yiyeceklerden
yiyiniz. Salih ameller ve güzel işler yapınız.
Zira ben sizin yaptıklarınızı bilirim.” (Mü’minun süresi
51.ayet) Buyurmuştur.
Şu halde helalinden ve temizinden yemek çok önemlidir.
Çünkü Allahu Teâlâ’nın emridir.
Aynı zamanda bu ayeti kerime, helalinden yemenin, salih
ameller yapmaya yardımcı olduğuna da bir delildir. (İbn-i
Kesir tefsiri)
Onun içindir ki bütün peygamberler çobanlık yapmışlar
kendi emekleri ile geçinmişlerdir.
Öyle ise yeme ve içmede helal ve haramı bilmek ve riayet
etmek diğer ibadetlerden önceliği olan en önemli
ibadettir.Zira haram kazanç ile yapılan ibadetler, hac
ömre hayır hasenat, kılınan namaz tutulan oruç makbul
değildir. Haram lokma, insan bünyesine atılmış tahrip
gücü kuvvetli bir atom bombasından daha tehlikelidir
.Dolayısı ile ilk öğrenilmesi icab eden ilim haram ve helal
ilmidir.
Öyle ise yiyip içtiklerimizin helal mi, haram mı?
Olduğuna azami derecede dikkat etmeliyiz. Kazancımızın
helal olup olmadığını gözden geçirmeliyiz. Aldığımız
ücreti hak edip etmediğimize bakmalıyız; Çalıştırdığımız

7

elemanın bizde hakkı kalıyor mu? Düşünmeliyiz. Zira
bunların hepsi kul hakkıdır. Helalinden hak etmediğimiz
kazanç haramdır. Hak etmediğimiz bir şeyi almak,
başkasının malını gasp etmektir. Başkasının hakkını gasp
etmek haramdır. Bazen olur ki helal sandığımız birçok
şey haram olabilir. Helalinden kazandığımız, alın teri
malımızı Allahu Teâlâ’nın yasakladığı bir işte harcamak
israf olur. Helal yoldan kazanılmış olsa da bir malı israf
etmek haram olur.
Bir hadis şerifte “ Allahu Teâlâ’nın yasaklarından bir
yasağı terk etmek insanların ve cinlerin ibadetlerinden
daha hayırlıdır.” Buyuruldu.
Helalinden yeme ve içmenin de İslami kuralları, usul ve
adabı vardır. Bu kurallar farz, sünnet, müstahab, mendüp,
mekruh, haram gibi kısımlara ayrılır.
Şu halde İslam’ın bu husustaki usulüne, adabına yeme ve
içmenin Farzlarına, Sünnetlerine, Müstahablarına,
Mekruhlarına, Helal ve haramlarına vakıf olup onlara
riayet edilmelidir.
İşin önem ve ehemmiyetine vakıf olan Allah dostları, bu
usul ve adaba kılı kırk yararcasına dikkat etmişler,
harama düşme endişesi ile bazı helallerden vaz
geçmişlerdir.
Haram helal ver Allah’ım
Garip kulun yer Allah’ım
Düşüncesiyle hareket edilen zamanımızda, Farz, Vacip,
müstahab, mendüp, Edep, Mubah, Mekruh, Haram, Helal,
Günah, Sevap mefhumları nerde ise unutulmaya yüz
tutmuştur.
Bu nedenle bu mefhumların ve yeme ve içmenin İslami
usul ve adabının özet olarak anlatıldığı bu eserin

8

okunulmasını, muhteviyatı ile amel edilmesini önemle
tavsiye ederiz.
Hidayete tabi olanlara selam olsun.
Mütercim; Ergün Telis

ÖNSÖZ

Anadolu’da bir söz vardır “Can boğazdan gelir.” diye.
Bu söz günümüzde tam zıddıyla anılır hale gelmiştir;
“Can boğazdan gider.” denilse birçok tıp adamına göre bu
tabir yanlış olmaz . Kalbin taşıyamayacağı kadar ağır bir
yükle kriz geçirip durması bugün birçok memlekette
insanlarda rastlanan ölümlerin istatistikî olarak en üst
sıralarında bulunmaktadır. Obezite tedavisi, obezite
cerrahisi tıpta en çok aranan dallardan biri haline
gelmiştir artık her ülkede. Yediği yemeklerin miktarı
makul sınırları aşan kişilerde rastlanan bu hastalık canın
boğazdan gittiğine delalettir.
İnsan karakterini belirleyen en önemli iki faktörden
birisi iklim diğeri beslenmedir. Aldıkları gıdaların
insanların karakterine olan etkileri de az çok
bilinmektedir bugün. Mesela domuzla beslenen insanlar
günlük yaşantılarında domuza benzer davranışlar
sergilemektedir. Domuzlar aç kaldığı zaman kendi

9

dışkısını ve kendi yavrusunu yerler. Başka hiçbir hayvan
türünde görülmeyen bir davranıştır bu. Bir dişi bulunan
domuz çiftliğine beş erkek domuz bıraksanız erkek
domuz dişisini asla kıskanmaz. On tane tavuk bulunan
kümese ikinci bir horozu bıraksanız horozlar birbirini
öldürene kadar kavgaya tutuşur ama asla tavukları
paylaşmazlar. Domuzla beslenen batı insanının karakteri
de aynen domuza benzer. Batılı bir insana karınız çok
güzelmiş deseniz bu sözünüzü iltifat sayar, fakat domuz
yemeyen bir insan için aynı söz cinayet sebebi olabilir.
Hayvansal gıdalar yerine bitkisel gıdaları tercih eden
insanlarda karakter farkı da bariz bir şekilde
görülmektedir. Hayvansal gıdalarla beslenenlerde görülen
ataklık, cevvaliyet bitkisel gıdalarla beslenenlerde pek
görülmez. Bir sene sürekli tavuk etiyle beslenen bir
adam gece yanında yapılan ufak bir gürültüde hemen
uyanır. Hayvanlarda en hafif uyku tavuk uykusudur.
Dolayısıyla tavuk etinin kişinin fizyolojisine olan tesirini
gözlemlemek mümkündür. Bunun bir misalini de temel
gıdası pirinç olan Çinlilerde müşahede edebiliriz. Pirinçle
beslenen bu insanlarda halim selim, yumuşak bir karakter
hakimdir. Tembel, uyuşuk, adeta sinirleri alınmış
öfkelenmez bir tabiata sahiptirler. Çinliler tarih boyunca
sınırları dışına hiçbir taarruzda bulunmamıştır… Türkler
taarruz etmiş baş edebilmek için meşhur Çin seddini inşa
etmişler, Japonlardan defalarca tokat yemiş hep
müdafaada kalmışlardır. Günümüzde zenginleşen Çinliler
beslenme şeklini de değiştiriyorlar. Bu durum ileride
onların daha cevval ve daha öfkeli olmasına yol
açacaktır.
Gıdaların insan karakterindeki bu etkilerini iyi bilen
Yahudiler, gıda sektörüne el atmış ve sapık ideolojileri
olan Siyonizmin amaçları doğrultusunda gıdaların genleri

10

ile oynayarak işi o hale getirmişlerdir ki, artık insanların
yediği kırmızı et bildiğimiz kırmızı et olmaktan, beyaz et
beyaz et olmaktan, buğday buğdaylıktan, domates
domateslikten çıkmıştır. Ayrıca Emülgatör adı verilen
katkı maddeleri gıdalardaki tad kavramına yeni bir boyut
kazandırmış en pespaye, kokuşmuş gıdaları bile lezzetli
yiyecekler olarak algılatmaya başlamıştır. Günümüzde
yeni nesiller Siyonizm adlı sapık inancın emelleri
doğrultusunda kâh kısırlaştırılmakta kâh kanser dahil bir
sürü hastalıklarla boğuşmak zorunda kalmaktadırlar.
Bütün insanları kendilerine hizmet etmekle görevli
köleler olarak gören Siyonizmin uyguladığı bu gıda
terörüne karşı uyanık olmak her Müslümanın görevidir.
Dinimiz yeryüzünde gıda rejimi ortaya koyan tek
sistemdir. Şu helal, şu haram diyerek gıdaları tanzim
etmiştir. Muhakkak her emrinde ve her yasağında
bildiğimiz ve bilmediğimiz türlü hikmetler vardır.
Sofraya ne zaman ve ne şekilde oturup nasıl
kalkmamız gerektiğini belirten bu kaideleri bir
Müslümanın asla göz ardı etmemesi gerekir. Dostumuz
Ergün Telis’in Kayseri Raşit Efendi Kütüphanesinin tozlu
raflarından bulup çıkararak Arapçadan tercüme ettiği bu
eseri önemsiyor, okuyucusunun bol olmasını diliyoruz.
Mustafa CABAT
Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı
II. Başkanı

11
MÜELLİFİN ÖNSÖZÜ
ZERİATÜTTAAM
(YEME VE İÇMEDE İSLAMİ USUL VE EDEP)
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Günahlara ve nefsimizin isteklerine dalmış olan bizler, bu
halimiz ile bütün eksik ve noksan sıfatlardan münezzeh
ve mukaddes olan Allahu Teâlâ’ya layıkıyla nasıl hamd
edelim?
Onun sayılmayacak kadar çok maddi ve manevi nimetleri
her zaman ve her an üzerimizde iken ona layıkıyla nasıl
hamd ve şükürde bulunalım? Zira o bize gece ve gündüz,
helalinden yemeyi ve içmeyi emr etti. O Nimetlerinin
ziyadeleşmesini ve artmasını kalpten ve içten yapılan
şükre bağladı.
O Envaı çeşit cennet nimetlerini inananlara tahsis etti. O
Bize çok büyük ikramda bulundu.
O bizi ilim ve amel ile diğer cisimler üzerine faziletli ve
üstün kıldı. O bize devamlı helalden yemeyi farz kıldı. O
bizi haram ve şüpheli olan şeylerden, menhiyattan ve
günah işlemekten nehy etti.
Biz onun peygamberlerine, Hususiyle de bütün mahlûkata
rahmet olan Muhammed sallallahü aleyhi veselleme ve

12

mahlûkatın Seyyidine tabi olmakla saadet ve kurtuluşa
eren, onun al ve ashabına Salatü-selam ederiz.
Besmele, hamdele ve salveleden sonra;
Mukaddes ve kadir olan Allahu Teâlâ’nın rahmetine
muhtaç olan günahkâr “Abdürrezzak bin Mustafa al-
Antaki” der ki;
Yeme ve içme ilmini, mertebe ve üstünlük bakımından
ilimlerin en büyüğü, Menfaat ve faide bakımından
ilimlerin en şereflisi, Kesin ve kat’i olması bakımından da
ilimlerin en şümullüsü ve kapsamlısı olarak gördüm.
Ancak; yeme ve içme hususunda hak ve hukuka, haram
ve helal yönüne insanların havas ve takva tabakasından
başka kimseler riayet etmediler. Durum böyle olunca bu
kadar önemli olan yeme ve içme ilmi; İnsanlar arasında
sanki hükmü kaldırılmış şeriat ilmi gibi kaldı. Ona kimse
riayet etmez oldu.
Bu hal ve durumun insanların “meşhur” kitaplara
ulaşamadıklarından meydana geldiğini düşündüm.
Çünkü bu “yeme ve içme ”ilimi o meşhur kitaplarda
dağınık olarak yazılmış olduğundan her insan onları
arayıp bulmaya muvaffak olamadı.
Durum böyle olunca; ben o meşhur kitapların yazarlarının
ayaklarının tozu mesabesinde olsam da “meliki-allam”
olan Allahu Teâlâ’nın inayet ve yardımıyla o meşhur
kitaplardan birçok faideli ilimler ve bilgiler seçtim ve bu
risalede topladım ki;
Nebi aleyhisselamın: “Kim İslam’da güzel bir yol ve
çığır açarsa onun sevabı ve onunla amel edenlerin sevabı
”onunla amel edenlerin sevaplarından bir şey
eksilmeksizin o güzel bir yol ve çığır açana da verilir.”
Hadisi şerifinin müjdesine nail olayım.
Bu vesile ile de bütün mahlûkatın efendisi olan
Muhammed aleyhisselamın şefaatine nail ve mazhar

13

olayım istedim. Ve ayni zamanda hakikati ve bildiklerini
gizleyen âlimlerin uğrayacağı cezalardan da korktum. Bu
niyet ve maksatla bu risaleyi yazdım.
Ve ben bu risalenin adını; “ZERİATÜTTAAM”koydum.
Yeme ve içmede İslami usul ve edep.
Bu risaleyi; Bir mukaddime Yedi bölüm, bir hatime
olarak tertip ettim.

MUKADDİME
Yeme ve içme vaktinde mükellef Müslümana terettüp
eden ve lazım gelen hususlar,
Ya farz, ya sünnet, ya müstahab, ya adap, ya mubah, ya
haram, ya da mekruh, olmak üzere yedi kısımdır. Bu yedi
kısmın her birerlerinin yapılması ve terk edilmesi yönleri
olur.
Böylelikle yeme ve içmede riayet edilmesi lazım gelen
hususlar on dört kısım olur.
İlk dört tanesini yani;
Farz, Sünnet, Müstahab ve adabı işlemekte sevap ve
mükâfat vardır.
Haram olanları ve tahrimen mekruh olan şeyleri işlemek
ve farz olan şeyleri terk etmek ise günah olup ahirette
cezayı gerektirir. Tavzih isimli eserde de böyle yazılıdır.
FARZ:
Lüzumu ve sübutu kitap ile yani Kur’an’ı kerim ayetleri
ile ve haberi-mütevatir olan hadisi şerifler ile ve de icmaı
ümmet gibi kat-i deliller ile sabit olmasında şüphe
bulunmayan, hükümlere denilir.
Hayatını devam ettirecek kadar yemek,

14

Abdest alırken Kur’an’ı kerim ayetlerinde anlatılan
abdest uzuvlarını yıkamak ve başa mesh etmek kat-i delil
olan Kur’an’ı kerim ayetleriyle sabit olduğundan bunlara
farz denilir.
Bunlar; hem ilmen, bilinmesi ve inanılması bakımından
hem de amelen, yerine getirilmesi bakımından farz olup
farzı itikadi veya farzı kat-i diye isimlendirilir.
FARZIN HÜKMÜ
Yerine getirilmesi ile Allahu Teâlâ’nın lütfu ve keremiyle
ahirette sevap ve mükâfata nail olunur.
Meşru ve şer-i bir özrü ve mazereti olmadığı halde terk
etmekle günaha ve ahirette cezaya duçar olunur. Farzı,
uzuvlar ile yerine getirmek, farz olan hususlar ile amel
etmek lazımdır.
Şeriatın kabul ettiği meşru bir mazereti olmadığı halde
farz olan hususları terk eden kimsenin “fasık” olduğuna
hüküm olunur. Farz olan hususları inkâr eden kimsenin
de kâfir olduğuna hüküm olunur.
Ancak: farz tabiri bazı yerlerde ilmi istilahı ile “Lima
yefutul cevazu bifevtihi” diye ifade edilen yerlerde de
kullanılır ki abdest de “başın muayyen miktarını mesh
etmek” gibi bu kısım farzlar amelen, yerine getirilmesi
bakımından farz olup ilmen ve itikaden farz olmaz.
Dolayısı ile bu kısımdan olan farzlara;
Farzı- ameli,
Farzı- zanni,
Farzı- ictihadi denilir.
Bu kısımdan olan farzların hükmü ise farklı olup yerine
getirmekle Allah subhanehünün lütfu ve fazlı ile sevaba
nail olunur.
Vacib olan bir hükmü inkâr eden kimsenin kâfir olduğuna
hüküm olunmadığı gibi yukarıda anlatılan “farzı zanni”

15

diye isimlendirilen bu kısımdan olan farzları inkâr eden
kimsenin de küfrüne, kâfir olduğuna hüküm olunmaz.
Bu hususta zabıt, riayet edilmesi icab eden husus şudur;
Sabit olması, ayeti kerime ve mütevatir hadisi şerif gibi
kendisinde şüphe olmayan kat-i ve kesin delil ile sabit
olan farzlar; hem ilmen, bilmek ve itikat bakımından,
Hemde amelen, yerine getirmek bakımından farzdır.
Sabit olmasında şüphe bulunan ancak kat-ı delil ile sabit
olan farz ise “ma yefutul-cevazu bifevtihi” diye tabir
olunur.
İmamı azam rahimehullaha göre; vitir namazı gibi
amelleri yerine getirmek farz kuvvetinde olup şayet bir
kimse vitir namazını inkâr etse kâfir olmaz.
Lakin vitir namazı, amel yönünden farz kuvvetinde
olduğundan, vitir namazını kılmamış olan bir kimse
sabah namazını kıldıktan sonra hatırlasa, kılmış olduğu
sabah namazının sıhhatine mani olur.
Vitir namazını kaza ettikten sonra sabah namazını tekrar
kılması icap eder.
Çünkü vitir namazı farzı ameli olup ismi vacip olsa da
amel bakımından yani yerine getirilmesi yönüyle farz
kuvvetindedir.
İmamı Yusuf ve imamı Şafiiye göre; namazda “tadili-
erkâna” riayet etmekte böyledir.
Yani namazda tadili-erkâna riayet etmek farzdır farzı
amelidir.
İmamı Yusuf ve imamı Şafii-ye göre namazda tadili-
erkâna riayet etmeyenin namazı olmaz. Çünkü onlara
göre namazda tadili-erkâna riayet etmek farz olup
namazın farzlarından birisi terk edilirse namaz caiz
olmaz. Yani namaz, namaz olmaz.
Ta ’dili-erkân; namaz esnasında namazın rükünlerini yerli
yerinde yapmak, Kavme ve celselere riayet etmek, Rükûu

16

tam yapmak, Rükûdan kalkınca Rabbena lekel-hamd
demek veya diyecek kadar mafsallar yerli yerine
oturuncaya kadar durmak, Secdede alın ve burnun yerin
sertliğini bulacak şekilde yere değmesi, Secde esnasında
ayak parmaklarının kıbleye dönük olarak yere temas
etmesi,
İki secde arasında Sübhane-rabbiyel-ala diyecek kadar
durmak, Kıyam halinde secde mahalline,
Rükûda ayakuçlarına, İki secde arasında otururken
dizlerinin üzerine, Sağa selam verirken sağ omuzuna,
Sola selam verirken sol omuzuna bakmak gibi
hususlardır.
Secde esnasında ayaklar yerden kalkarsa secde yerine
gelmiş olmadığından namaz fasit olur, bozulur iadesi
lazım gelir. Çünkü secde yedi uzuv ile yapılırsa secde
yapılmış olur.
Dizler, Eller, Ayaklar, Alın ve burun yer ile temas ederse
secde olur. Bunlardan bir kısmı eksik olursa secde, secde
olmaz. (Meşru mazeret hariçtir. Mütercim. )
Bir diğer hususta fıkıh ilminde “la yefutul-cevazu
bifevtihi” diye ifade edilen, geçmesiyle namazın caiz
olmasına zarar vermeyen, amel bakımından farzdan
aşağıda lakin sünnetin fevkinde olan “vacip ”diye
isimlendirilen emellerdir.
Namazda “Fatiha” okumayı tayin etmek gibi vacip olan
amellerdir.
Namazda Kur’an’ı kerimden namaz kendisiyle sahih
olacak kadar bir ayet okunmuş ise “Fatiha” okumayı
unutmuş ve okumamış ise namaz fasit olmaz. Lakin
vacib-i terk ettiği için namazdan sonra sehiv secdesi
yapar. Namazda “Fatiha” okumak ve tadili-erkâna riayet
etmek, imam-ı azam Ebu Hanife ve İmamı Muhammed’e
göre vacibdir.

17

Namazda, namazın vaciplerinden bir vacip terk edildiği
zaman sehiv secdesi icap eder.
Namazın farzlarından bir farz terk edilirse namaz fasit
olur tekrar kılınması icap eder.
Yani namazda başka ayetler okuyup “Fatiha” süresini
unutan, okumayan kimse ve ya tadili erkâna riayet
etmeyen kimse vacib-i terk ettiği için imamı azama ve
imamı Muhammed’e göre sehiv secdesi yapar namaz öyle
tamam olur. (Aksi takdirde namaz eksik olur. mütercim.)
Sabit olmasında şüphe olmayan, kat-ı delil ile sabit olan
hükme farz denilir.
Sabit olmasında şüphe olan lakin kat-ı delil ile sabit olan
hükme vacip denilir.
Farzı -itikadi ve farzı-ameli olan bir hükmü inkâr eden,
itikadı lazım olan şeyi değiştirdiği için
Ve kat-ı olan delili inkâr ettiği için ve şarii Teâlâ’ya yalan
nispet ettiği için kâfir olur. Küfrüne hüküm olunur.
“Menar şerhinde ve müğni şerhinde böyle yazılıdır.”
İkincisini yani vacibi inkâr eden kimsenin, küfrüne
hüküm olunmaz. Çünkü vacip, müçtehidin içtihadı ile
sabit olup sübutunda şüphe vardır. Çünkü zanni delil ile
sabit olduğundan hakikatine itikat etmek lazım olmaz.
Lakin zanna tabi olmanın vacip olduğuna delalet eden
deliller olduğu için, mucibiyle amel etmek lazım olur.
İnkâr edenin küfrüne hüküm olunmaz. Terk edenin de
fasık olduğuna hüküm olunmaz. Terk edeninin de
dalaletine hüküm olunmaz. Çünkü te’vil selefin sireti ve
içtihadı mesabesindedir. Ancak o hükmü istihfaf ediyor,
Hafife alıyorsa, önemsemiyorsa dalalette olduğuna,
Yanlış yolda olduğuna bid’at ehli olduğuna hüküm
olunur. Çünkü “haberi vahidi” yani bir sahabinin rivayet
ettiği bir hadisi şerifi ve “kıyas ”ilmini red etmek
bid’attır.

18

Şayet müctehid değil ise yani içtihat ede bilecek ilme
sahip değilse
Hafife aldığı için, önemsemediği için terk ediyor ise
kendisine vacip olanı terk etmekle itaattan çıktığı için
onun fasık olduğuna hüküm olunur. “Telvih” isimli
kitapda da böyle yazılıdır.
Bazı âlimler ancak istihfaf edenlerin yani vacibi hafife
alanların fasık olduğuna hüküm olunur dediler.
Buradaki “istihfaf ”tan murat, o hüküm ile amel etmeyi
vacip görmeyen önemsemeyen demektir.
SÜNNET;
İlmi-usul âlimleri sünneti; bazen terk etmekle beraber
devam etmeye mecbur kalmaksızın dinde takip edilmesi
lazım olan, Allahu Teâlâ’nın razı olduğu yoldan ibarettir.
Diye tarif ettiler.
Bazı muhakkikin alimleride; bazen terk etmekle beraber
nebi aleyhisselamın yapmaya devam ettiği hususlardır.
Diye tarif ettiler.
Sünnet; iki kısımdır.
1.Sünneti hüda dır.
2.Sünneti zevaid dir.
Sünneti hüda; ibadet olarak üzerine devam edilen
hususlardır. Sünneti zevaid; nebi aleyhisselamın,
Yemesi, İçmesi, Uyuması, Giyinmesi, Yürümesi,
Oturması, Sözlerini üç kere tekrar etmesi, Mescide ve eve
girerken sağ ayağı ile girmesi, mescidden çıkarken sol
ayak ile çıkması gibi hususlardır.
Bazı âlimler; eve girip çıkarken hep sağ ayak ile olmalı
dediler. Bazı âlimlerde; evden ve mescidden çıkarken sol
ayak ile çıkmalı dediler.
Bu durumda “Husaminin” tahkikatından naklen
“Keydaninin” bazı şarihlerinin kıraat ve tesbihlerde

19

sünnet olan miktarı tamamladıktan sonra rükû ve
secdelerdeki tesbihleri uzatmayı ve namazdaki kıraati
uzatmayı sünneti zevaidden saymaları zaif bir görüş olur.
“Fakih Ebulleys” den naklen bazı muhakkikin göre,
Nafile oruç ve nafile namazlarda sünnetin tarifinde geçen
devamlılık olmadığı için bu nafile ibadetlerde sünneti
zevaiddendir dediler.
Sünnetin sünneti hüda olması için devamlı olması nazarı
itibara alınır. Bu hususta âlimler arasında görüş ayrılığı
yoktur. Ancak; nafile kelimesinden gaflet edilmese idi
daha doğru olurdu.
Zira müstahab, mendüp ve tatavvu ifadeleri bizzat bir
olup bil-itibar ayrı ve farklıdır. Zira ibarenin ihtilafı
itibarın ihtilafı iledir. Bu durum yerinde ayrıca izah
edilecektir.
Velhasıl: kıraatte ziyadelik, nafile oruç, nafile sadaka ve
diğer zevaid sünnetlere devam edilmesinde sevap ve
mükâfat vardır. Terk edilmesinde terk eden kimse için
itab, azarlanma, kerahet, isaat ve kötülenme yoktur. Yani
zevaid sünnetleri terk etmek mekruh olmaz, terk eden
kötülenmez ve azarlanmaz. Bu izahattan sonra sen bil ki;
“Keydani” şarihinin vikaye kitabının şerhinde Sünneti
hüda; ibadet kastı ile olan sünnetlerdir. Sünneti zevaid
ise; adet veçhi üzere olan sünnetlerdir. Diye tarif etmesi
de kabul edilmez. Zira adet ile ibadet arasındaki fark halis
niyettir.
“Kâfi” ve diğer kitaplarda da böyle yazılıdır. Nebi
aleyhisselamın bütün ef’ali ve akvali sünneti müştemil
ibadettir. Sözü de memnu ’dur kabul edilmez. Çünkü bu
durumda dini tekmil etmeyen şeylerin de ibadet olması
lazım gelir. Yani sünneti hüda vacip olan ibadet ve
hükümleri tamamlamak için meşru kılındı. Zevaid
sünnetler böyle değildir.

20

Dolayısı ile Keydani şarihinin vikaye şerhindeki Nebi
aleyhisselamın bütün işleri ve sözleri ibadettir.
Sünneti müştemildir. Sözü doğru kabul edilmez. Zira
“müğni” şarihi usulü fıkıhta, zevaid sünnetleri terk etmek
mekruh olmaz. Terk eden kötülenmez. dedi.
Nebi aleyhisselamın; Uykusu, yemesi, içmesi, giymesi,
yürümesi ve namazın haricindeki mubah işleri gibi
hallerini terk etmek mekruh ve çirkin olmaz. Zira
mükellef bu halleri terk etmekle günahkâr olmaz. Bu
halleri yapması da mükelleften istenmez. Zira Nebi
aleyhisselam bunları tabiatı beşerîye icabı işledi. Bu
halleri ibadet maksadıyla yapmadı. Lakin evla olan, bu
hallerde de Nebi aleyhisselama tabi olmaktır.
Sahibi Menara göre “zelle”den başka Nebi
aleyhisselamdan sadır olan fiiller dört kısımdır.
1.Mubah olanlar. Ümmet için de mubahtır.
2.Müstahab olanlar. Ümmeti için bunları yapmak
sevaptır.
3.Vacib olanlar. Ümmet için yerine getirmek vaciptir.
4.Farz olan ameller. Ümmet için bunları yapmak farzdır.
SÜNNETİN HÜKMÜ:
Sünnetin hükmü; Nebi aleyhisselama tabi olmaktır.
Müğni şarihi ve Şemsüleimme: sünnetin hükmü Nebi
aleyhisselama tabi olmaktır. Zira Nebi aleyhisselam din
yolunda kendisine tabi olunan kimsedir.
Nebi aleyhisselamdan sonra sahabe de öyledir. Bu
tebaiyet farziyyet ve vücubiyetten halidir.
Ancak: Bayram namazı ve cemaat gibi dinin alamet ve
şiarından olursa bu durumda onunla amel etmek vacip
olur. Çünkü dinin alamet ve şiarı, dinde takip edilmesi
icab eden bir yol olup onu ihya etmekle emr olunduk.

21

Çünkü Allahu Teâlâ; “yeminü kasem olsun ki Resulüllah
sallallahü aleyhi vesellemde sizin için, Allah cc. nün
rızasını isteyen ve ahireti düşünen insanlar için güzel
örnekler vardır.” Ahzab süresi 21.ayet
Diğer bir ayeti kerimede de “ Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellem size neyi emr etti ise onu alınız, onunla amel
ediniz. Onun yasakladığı şeylerden de sakınınız.”
Buyurdu. Haşr süresi 7.ayet
SÜNNETİ-HÜDANIN HÜKMÜ
Sünneti hüda olan sünnetleri yerine getiren, Allah
subhanehünün lütfu ve fazlı ile sevaba nail olur.
İstihfaf ve tehavün olmaksızın yani sünneti hafife
almaksızın tembellikten dolayı terk eden kimse ilahi
adalet icabı, itab, azar ve kötülenmeye müstahak olur.
Sünneti terk ettiği için Azarlanır ve kötülenir.
Keşfül-menar isimli eserde yazılı olduğu üzere sünneti-
hüda olan bir sünneti “istihfaf “etmek, hafife almak,
küçümsemek, benimsememek küfürdür. Sünneti-hüda
olan sünnetlerin yerine getirilmesi, vacib olan bir ibadetin
yerine getirilmesi istendiği gibi istenir. Ancak vacibi terk
eden cezalandırılır.
Sünneti-hüda olan sünneti terk eden cezalandırılmaz,
azarlanır. Kahistani”isimli eserde de böyle yazılıdır.
İmam-ı Muhammed rahimehullaha göre; sünneti-hüda yi
terk etmekle kötü bir iş yapılmış olur.
Bir şehrin ahalisi sünneti hüda yi terk etmekte israr
ederseler onu yerine getirmekle emr olunurlar.
Şayet sünneti hüda yi yerine getirmekten kaçınırlarsa
vacib olan ibadetleri terk etmekte israr eden kimseler ile
silah ile mukatele edildiği gibi sünneti hüda yi terk
etmekte israr edenler sünneti hüda yi yerine getirmeleri
için silahla savaşılır.

22

Çünkü dinin alametlerinden ve şeairinden olan bir şeyi
terk etmekte ısrar etmek, dini hafife almak demekdir ki
bu sebepten, onlarla muharebe edilir.
İmamı-Yusuf’a göre ise; vacibi terk etmekte ısrar edenler
ile silah ile savaşılır. Lakin sünneti hüda yi terk edenler
ile silah ile savaşılmaz. “usulü fıkıh ”da böyle yazılıdır.
Bazı âlimler; sünneti-hüda yi terk edene günah ve ceza
vardır dediler.
SÜNNETİ ZEVAİDİN HÜKMÜ:
Zevaid sünnetlerinden olan bir sünneti yerine getiren,
Allah subhanehünün lütfu ve fazlı ile nebi aleyhisselama
tabi olmakla sevap ve mükâfata nail olur. Zevaid
sünnetlerinden olan bir sünneti terk eden günahkâr olmaz
ve terk ettiği için kötülenmez. “Münir “isimli eserde
şöyle yazılıdır; zevaid sünnetlerinden olan bir sünneti terk
eden günahkâr olmaz. Çünkü sünneti zevaid diye
isimlendirilen sünnetler çok olduğu için, yerine
getirilmesi de istenmediği için onu saymak ve zapt etmek
mümkün olmaz. Ancak; zevaid sünnetlerinden olan
sünnetler dede imkân nispetinde nebi aleyhisselama tabi
olmak evla ve efdal dir.
Mücahit radıyallahü anhü şöyle dedi; biz bir yolculukta
hazreti Ömer radıyallahü anhın oğlu hazreti Abdullah ile
beraber idik bir yerden geçerken hazreti Abdullah yoldan
ayrılıp tekrar döndü.
Niçin böyle yaptın? diye sorulduğunda, Resulüllah
sallallahü aleyhi vesellem buradan geçerken bu hareketi
yaparken gördüm. Ben de ona uyarak öyle yaptım
buyurdu.
Ayni şekilde Abdullah bin Ömer radıyallahü anhüma;
Mekke ile Medine arasında bir ağacın altına gidip
“kaylüle ”yapıyor, gün ortasında uyuyordu. Sebebi

23

sorulduğunda, nebi aleyhisselam bu ağacın altında
“kaylüle” yapıyordu. Ona tabi oldum buyurdu.
MÜSTAHAB
Müstahab nebi aleyhisselamın bir keresinde yaptığı sair
zamanlarda devam etmediği şeylerdir.
Veya selef ve halefin yapmayı sevdikleri şeylerdir ki
mendüp, Nafile, tatavvu diye de isimlendirilir.

MÜSTAHAB IN HÜKMÜ
Müstahab olan bir şeyi yerine getiren, zevaid sünnetlerde
olduğu gibi Allahu Teâlâ’nın fazlı ile sevaba nail olur.
Müstahab olan bir şeyi terk eden kimse azarlanmaz ve
kötülenmez. Terk etmek mekruh olmaz. Zevaid sünnet ile
müstahab ın arası hüküm bakımından ayrılmaz.
Aralarında ki fark mefhum ve mana bakımındandır. Sen
bilesin ki; ibadet ve adet bakımından sünnetin taksimi
şöyledir.
İbadetle alakalı olan sünnetler, sünneti hüda dır.
Adetle alakalı olan sünnetler, sünneti zevaid dir.
EDEB
Edep; nebi aleyhisselamın bir kere işleyip iki kere terk
ettiği şeylerdir.
Yani az kere, bazı kere yerine getirdiği çok kere riayet
etmediği, devamlı yapmadığı hususlardır.
“Hulasa” ve diğer kitaplardan naklen”şerhulkeydani”de
böyle yazılıdır.
Fakih ebulleys e aid olan “şerhulmukaddime”de ise
nihaye kitabından naklen şöyle yazılıdır;

24

Şer’i şerif de edep; Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellemin bir kaç kere yaptığı, devamlı yapmadığı
yapılmasını ümmetine emr etmediği hususlardır.
Bazı âlimler ise edep ile müstahab arasını ayırmayıp edep
ile müstahab arasında “İstilah” da ikisi arasında ayırım
yapmak zor demişlerdir. Şeyh Alâeddin de böyle açıkladı.
Sahibulbezaziye ise edep; şeriatın koyucusu olan nebi
aleyhisselamın, bazen yapıp bazen terk ettiği şeylerdir.
Sünnet ise nebi aleyhisselamın devamlı yaptığı
hususlardır. Demiştir.
EDEBIN HÜKMÜ
Edep olan bir şeyi yerine getiren, Allah subhanehünün
fazlı ile farz, vacib, sünnet ve müstahabdan daha az bir
sevaba nail olur.
müstahab olan bir hususu terk eden azarlanmadığı ve
kötülenmediği gibi edep olan bir ameli terk eden de levm
ve itaba müstahak olmaz. Kötülenmez ve azarlanmaz.
MÜBAH
Mubah; kulun yapıp yapmamakta muhayyer ve serbest
olduğu hususlardır.
MÜBAHIN HÜKMÜ
Mubah olan bir işi yapmakta sevap olmadığı gibi terk
etmekte de bir günah ve azarlanma yoktur.
Buna helal ve caiz diye de isim verilir.
HARAM
Haram; farzı yerine getirmek kat-i delil ile sabit olduğu
gibi haram ı terk etmek de kat’ i delil ile sabittir ve terk
etmek lazımdır.
HARAMIN HÜKMÜ
Haram olan şeyleri terk etmekle Allahu Teâlâ’nın fazlı ile
sevaba nail olunur. Haram olan bir şeyi işleyen de Allah
Teâlâ’nın adaleti icabı cezaya müstahak olur.

25

Nikâhlanması haram olan bir kimse ile nikâhlanmak,
Zina, sarhoş eden şeyleri içmek ve kullanmak,
ölü eti yemek, kan içmek ve yemek, domuz eti yemek
gibi “haram liaynihi” olan haramları helal saymak bütün
âlimler ve müçtehitlerin ittifakı ile küfürdür.
Bazı âlimlere göre ise bu husus daha umumi olup
başkasının malını gasp etmeyi helal saymak, hırsızlık
yapmayı helal saymak gibi hususlar da küfürdür.
Çünkü Allahu Teâlâ’nın haram kıldığı bir şeyi helal
saymak, tasdik ve imana zıt olup bunda Allahu Teâlâ’yı
tekzib ve yalanlama vardır. Bu ise insanı kâfir yapar.
Burada cumhur âlimlerinin hükmüne işkâl vaki olur. Zira
haramlığı kat’i delil ile sabit olan bir şeyi helal saymak
şeriatı tekzib etmek ve yalanlamaktır ki bu açık bir
şekilde ittifakla küfürdür. Zinanın helal olmasını temenni
etmek ve istemek. Haksız yere adam öldürmenin helal
olmasını temenni etmek ve istemekte küfürdür. Çünkü
zina ve haksız yere insan öldürmek bütün dinlerde
haramdır. Bunda ilahi hikmet ve insanlık için birçok faide
ve maslahat vardır. Kim bu ilahi hikmetin dışına çıkarsa
Allahu Teâlâ’nın, hikmetsiz, maslahatsız faidesiz bir şey
ile hüküm etmiş olduğunu murad etmiş ve düşünmüş
olur.
Allah sübhanehüyü cahil olmakla vasıflamış olur. Böyle
bir düşünce ise küfür olur.
Şarab haram olmasaydı temennisinde bulunmak,
Meşakkat verdiği için Ramazan orucu farz olmasaydı
temennisinde bulunmak ise küfür olmaz.
Hulasa olarak; haramlar iki kısımdır.
Bir zamanda ve bir şeriatte helal olmuş olan haramlar.
Hiçbir zaman ve herhangi bir şeriatte helal kılınmamış
haramlar.

26

Birinci kısımdan olan haramlar için haram olmasaydı
temennisinde bulunmak küfür değildir. Ancak; haram
olduğuna inanarak o haramları işleyen kimse fasık olur.
İkinci kısım haramlar için haram olmasaydı temennisinde
bulunmak ise küfürdür.
Hangi haram olursa olsun haramları inkâr etmek Allahu
Teâlâ’nın haram kıldığı bir şeyi helal saymak ve ya helal
kıldığı bir şeyi haram saymak küfürdür.( Mütercim)
Ehlisünnet âlimlerine göre böyledir.
Fırakı dalleden ”Mutezile” ye göre; haramları işleyen
imandan çıkar. Küfre de girmez. İman ile küfür arasında
bir yerde olur.
Fırakı dalleden”havaric”e haricilere göre haramları
irtikâp eden kimse imandan çıkar kâfir olur.
Bu ihtilafların temeli şudur ki; mutezile fırkasına ve
havaric fırkasına göre “amel ”imandan bir cüzdür.
“Amel” imanın hakikatindendir.
“Ehlisünnete” göre ise “amel” iman-ı kâmilden bir cüz
olsa da imandan bir cüz değildir.
İmanın hakikatinden değildir. İmamı Malik, imamı Şafii,
imamı Evzai rahimehümullah bu görüştedir.
İmamı Azam rahimehüllah a göre ise hiçbir şekilde
“amel” imandan bir cüz değildir.
Durum böyle olunca “imam Ekmelüddin”in bazı
tasnifatında, imamı Şafiye karşı zikr ettiği şu husus ve
itiraz ortaya çıkar.
“İmam Ekmelüddin” şunları söylüyor; “amel ”imanın
hakikatinden bir cüz olduğu takdirde namaz, oruç ve hac
ibadetlerini terk eden ve zekât vermeyen kimselerin
Mü’min olmaması lazım gelir.
Çünkü imanın cüz ’ünün yok olması ile bil ittifak imanda
yok olur. Dolayısı ile “amel”i terk edenler ebediyen
cehennemde olur.

27

Lakin bu görüşün yanlış ve batıl olduğu bizzarure açık ve
gizli olmayacak şekilde ortadadır.
Çünkü hadisi şerifte “la ilahe illallah ”diyen cennete girer
buyuruldu.
Şayet imamı Azam rahimehüllah ın mezhebi olmasa idi,
yukarıda zikr edilen ibadetleri terk eden kimselerin kâfir
olması, hanımının boş olması icap ederdi.
Ve yukarıda anlatılan ibadetleri terk eden kimselerin
hanımları ile bir araya gelmeleri zina hükmünde olurdu.
Ve o insanların yaptıkları hac ve cihadı, zaman zaman
kıldıkları namazları batıl olurdu diyor.
Ancak; “imam Ekmelüddin”in bu görüşü, Şafii mezhebi
ile mutezile fırkasının arasındaki farkı bilmemekten
kaynaklanıyor. Hâlbuki mutezile fırkası ile Şafii mezhebi
arasındaki fark açıktır.
Evet, imamı Şafii’nin mezhebine göre yukarıda anlatılan
ibadetleri terk eden kimsenin “kâmil mü’min” olmaması
lazım gelir. İmamı Azam’a göre de durum böyledir.
Ancak; Ağacın yaprakları ve koyunun yağı gibi cüz’iyyet
farkı vardır. Yaprak yok olmakla ağaç yok olmaz.
Koyunun yağı yok olmakla da koyun yok olmaz. Akil
kimseye bu gibi konularda iyi düşünmesi lazım gelir.
Akil olan, azıcık temyiz kabiliyetine sahip olan kimse,
muhal olması açık olan hususları ve usul âlimlerinden
zirveye ulaşmış “ulemai rasihin” sınıfına girmiş olan
âlimleri itham etmez.
Bilakis onların sözlerini anlamaya çalışır. Onların sözleri
için doğru bir mahal arar.
Doğruları kalplerimize ilham eden Allah sübhanehüye
hamd olsun dönüşümüz ancak onadır.
TAHRİMEN MEKRUH

28

Terk edilmesi, zanni delil ile sabit olan ve terk edilmesi
lazım gelen hükme tahrimen mekruh denilir.
Vacib de böyledir. Yerine getirilmesi zanni delil ile sabit
olup yapılması lazım olan hükme vacib denilir.
TENZİHEN MEKRUH
Tenzihen mekruh; Yapılmasını men ’eden bir hüküm
olmamakla beraber, terk edilmesi evla ve daha doğru olan
şeylerdir.
Tenzihen mekruhun mukabili mendub dur.
MENDUB
Mendub; Terk edilmesini yasaklayan bir delil olmaksızın,
yapılması evla ve daha doğru, daha uygun olan
şeylerdir.İmamı Muhammed’e göre; tahrimen mekruh
haram değildir.
Lakin haram gibi terk edilmesi lazımdır.
İmameyn e yani imamı Azam ve imamı ebu Yusuf’a göre
ise tahrimen mekruh, harama yakın demektir. Harama
yakın demek; şefaatten mahrum olmak gibi bir mahzur
teşkil eden şey demektir.
Vacib olan bir hükmü terk etmek, haramdır. Ateş ile
azabı gerektirir. Sünneti müekkedeyi tamamen, her
zaman terk etmek, harama yakın olup şefaatten mahrum
olmayı gerektirir.
Çünkü nebi aleyhisselam; sünnetimi terk eden benim
şefaatime nail olamaz. Buyurdu.
Tenzihen mekruh; helale yakın olan mekruhtur. Helale
yakın olmak demek, Tenzihen mekruh olan bir şeyi yapan
kimse cezalanmaz. Lakin Tenzihen mekruh olan bir şeyi
mekruh olduğu için terk eden kimse azda olsa sevaba nail
olur. Telvih ”kitabında da böyle anlatılmıştır.

29

Bazı âlimlerin; vacibi terk etmek tahrimen mekruhtur.
Sünneti terk etmek; Tenzihen mekruhtur. Sözü imamı
Muhammed’e göredir.
Birincisinin yani tahrimen mekruh olanı terk emenin
hükmü; Allah için terk etmekle Allah subhanehünün fazlı
ile sevaba nail olmaktır. Tahrimen mekruh olan bir şeyi
işleyen, ilahi adalet icabı, cezaya müstahak olur.
Tahrimen mekruh olan bir işi işleyen kimse fasık olur.
Ancak; zanni, kat’i olmayan, bir delil ile sabit
olduğundan tahrimen mekruh olan bir hükmü inkâr eden
kâfir olmaz. Vacib olan bir hükmü inkâr eden kimsenin
de küfrüne hüküm olunmaz. Kâfir oldu denilmez. Çünkü
her ikisinin de yani hem vacib in Hem de tahrimen
mekruh un delilleri kat-i değildir, zannidir. Bu görüş;
imamı Muhammed’e göredir.
“keydani ”de ise şöyle yazlıdır.
TAHRİMEN MEKRUHUN HÜKMÜ
Allah için terk ettiğinden, Yapılması durumunda
cezasından korktuğu için terk eden, sevaba nail olur.
İmameyne göre hüküm; yukarıda anlatılanların
tamamında imamı Muhammed’in dediği gibidir.
Ancak; İmameyne göre tahrimen mekruh olan bir şeyi
irtikâp eden cehennem ateşi ile cezaya müstahak olmaz.
Şefaatten mahrum olmaya müstahak olur.
TENZİHEN MEKRUHUN HÜKMÜ
Tenzihen mekruh olan bir şeyi terk eden Allah
subhanehünün fazlı ile sevaba nail olur.
Tenzihen mekruh olan bir şeyi yapan cezaya müstahak
olmaz. Bu hususta üç müçtehit imam arasında fark
yoktur. Fark sadece mefhumdadır.
BİRİNCİ FASIL

30
“Yeme ”nin farzları hakkındadır.
Sen bilesin ki; “yeme “nin farzları yedidir.
“yeme ”nin birinci farzı; Helak olmayı def edecek kadar,
yani ölmeyecek kadar yemektir.
“dürer ve ğurer”de yeme nin farzı ölmeyecek kadar, helak
olmayacak miktar yemektir.
“Bezaziyede ”hasta olduğu için yemeyen hariç, yemekten
imtina edip ölen kimse cehenneme girer diye yazılıdır.
“yeme “nin ikinci farzı;
Yemeğin Allahu Teâlâ’dan olduğuna, başkasından
olmadığına, ancak adetullah icabı çalışma ve kazanma
sebebiyle olduğuna itikat etmektir. Şayet yemeğin, sadece
kulun çalışması ve kazanımıyla olduğuna, Veya kulun bir
kazanımı ve çalışması olmaksızın sadece Allahu
Teâlâ’dan olduğuna,
Veya yemeğin Allahu Teâlâ’dan ve kulun çalışmasından
olmadığına itikat etse kâfir ve müşrik olur.
“Yeme “nin üçüncü farzı; Ehlisünnet âlimlerine göre;
yeme ve içmenin kulun kudret ve iradesini sarf etmesinin
akabinde ve neticesinde sadece Allah subhanehünün
kudret ve icadı ile olduğunu tasdik etmesidir. “yeme “nin
dördüncü farzı;
Doyma ve suya kanmanın, tevlit ve tavassut yol ile bir
sebep ve vesile ile Allahu Teâlâ’nın halk ve icad ettiğini
bilmektir. Hak yolunun yolcusuna vacib olan; doymanın
yeme neticesinde Allahu Teâlâ’nın kerim âdetini icra
etmesi neticesinde, Allahu Teâlâ’nın mahlûku ve
yaratması olduğuna itikat etmektir. Suya kanmakta
böyledir. Kelam ve akaid kitaplarında böyle yazlıdır.
“yeme “nin beşinci farzı; Ancak helal olan şeyleri
yemektir.

31

“yeme “nin altıncı farzı; Yemeğin kuvvet ve gıdası
devam ettiği müddetçe Allahu Teâlâ ya asi olmamak ve
karşı gelmemektir.
“yeme “nin yedinci farzı; Allahu Teâlâ’nın verdiği rızka
razı olmaktır.
“fakih Ebulleys ”in Bostanul fakih isimli eserinde de
böyle yazlıdır.
İKİNCİ FASIL
“yeme ve içme ”nin sünnetleri hakkındadır.
Sen bilesin ki; bizim tespitimize göre “yemek yeme ”nin
sünnetleri yirmi yedidir.
Birinci sünneti; Allahu Teâlâ’nın nimetlerine tazim ve
hürmet için yemek esnasında ayakkabıları çıkarmaktır.
“şir’atül-islam ve kenzül-ibad” kitaplarında da böyle
yazılıdır.
İkinci sünnet; Yemek esnasında sağ ayağını dikerek sol
ayak üzerine oturmaktır. Yemek esnasında iki dizi
üzerine otursa yine sünneti işlemiş olur. Kadınların
namazda oturdukları gibi yan tarafına oturmak ta sünnete
uygundur.
Nebi aleyhisselam; ben Allahu Teâlâ’nın kuluyum. Bir
kul gibi yer bir kul gibi otururum. Buyurdu.
Şir’atül-islam kitabında da böyle yazılıdır.
Üçüncü sünnet; Yemek esnasında tevazu üzere
oturmaktır. Öyle ki yemek esnasında bir şeye dayanarak
oturmaz. Yan tarafına yaslanmaz. Arkasına yaslanmaz.
Çünkü anlatılan şekillerde oturmakta tekebbür vardır,
büyüklenme vardır. Bunlar kibir alametidir. Yemek
esnasında sünnet olan, yemeğe meyl ederek oturmaktır.
Nebi aleyhisselam; ben bir şeye dayanarak yemek
yemem. Buyurdu.
Zahiriye isimli eserde, bir yere dayanarak yemenin
mekruh olduğu yazılıdır. Ancak muhtar olan görüşe göre

32

bunda bir mahzur yoktur. Zira nebi aleyhisselam Hayber
in fethinde dayanarak yediği rivayet olundu. Bu hususta
düşünmeli!
Dördüncü sünnet; Yemek ile Allahu Teâlâ’ya ibadet
etmek için güç ve kuvvet elde etmeye niyet etmektir.
Yemeği zevk için, Lezzet için, Şehevi arzular için
yememelidir.
İbrahim bin şeyban; sekiz senedir şehvet ve iştahla bir şey
yemedim. Buyurdu.
Yemeği ibadet etmeye güç ve kuvvet kazanma niyeti ile
yemekle beraber az yemeye azm etmelidir.
Çünkü az yemezse ibadet için kuvvet elde etmek
maksadıyla yemiş olmaz. Zira çok yemek, ibadetten
alıkoyar. Şehveti kuvvetlendirir .İbadet ede bilmek için,
şehevi arzuları kırmak zaruridir. Tıka basa doymaya,
kanaati tercih etmelidir.
Beşinci sünnet;
Fakirlikten kurtulmak için, yemekten önce elleri bileklere
kadar yıkamaktır. “Muhtar ve Mültekal-ebhur”
kitaplarında böyle yazılıdır.
Zira nebi aleyhisselam; yemekten önce elleri yıkamak
fakirliği önler. Yemekten sonra elleri yıkamak ise deliliği
önler. Buyurdu. Muhtar isimli eserde de böyle yazılıdır.
“Bezaziye”isimli kitapta ise yemekten önce ve sonra
elleri yıkamak edeptendir. Diye yazılıdır.
Sadece bir elini veya iki ellerinin parmaklarını yıkasa
elleri yıkama sünnetini yerine getirmiş olmaz.
Zira hadisi şerifte zikr edilen iki elinin de yıkanmasıdır.
O da ellerini bileklere kadar yıkamaktır.
Avarif ve Gunye kitaplarından naklen Şir’atül-islam
şerhinde de böyle yazılmıştır.
Altıncı sünnet; Çanak, çömlek, porselen gibi topraktan
veya ağaçtan yapılmış kaplardan yemektir.

33
Kenzul-ibad kitabında böyle yazılmıştır.
Hadisi şerifte; evinin kaplarını topraktan yapılmış veya
ağaçtan yapılmış kaplardan edinen kimseleri melekler
ziyaret eder. buyuruldu. İhtiyar isimli eserde böyle
yazılıdır.
Yedinci sünnet; Yemeği yere konulmuş sofraya
koymaktır.
Zira böyle yapmak masa üzerine koymaya göre nebi
aleyhisselamın sünnetine daha uygundur.
Nebi aleyhisselama bir yemek getirildiğinde onu yere
koyardı. Böyle yapmak tevazua daha yakındır.
Şayet yemek yere konulmazsa yerdeki sofraya konulur.
Çünkü sofra seferi hatırlatır. Ondan da ahiret yolculuğu
hatırlanır. Ondan da takva azığına olan ihtiyaç hatırlanır.
İhyaü-ulumiddin kitabında böyle yazılıdır. Şir’atül-islam
isimli eserde de nebi aleyhisselama yemek, yerdeki sofra
üzerinde ikram edilirdi diye yazılıdır. Masa üzerinde
yemek, meliklerin ve padişahların, mendil üzerinde
yemek, acemlerin, Sofra üzerinde yemek, Arapların
âdetidir. İmamı Katade, Enes radıyallahü anhtan
rivayeten Nebi aleyhisselam masa üzerinde yemek
yemedi, Sofrasında elenmiş buğday ekmeği de olmadı.
Buyurdu. İmamı Katade’ye, Nebi aleyhisselam ne
üzerinde yerdi diye soruldu. Sofra üzerinde yerdi diye
cevap verdi. Enes radıyallahü anhtan rivayet edilen merfu
hadisi şerifte, Nebi aleyhisselam masa üzerinde yemedi.
Elenmiş buğday ekmeği de yemedi. İmamı Katadeye ne
üzerinde yedi? diye sorulduğunda, sofra üzerinde yerdi
diye cevap verdi. Tarikatı-Muhammedîye isimli kitapta
böyle yazılıdır. Tarikatı-Muhammedîye kitabında masa
üzerinde değil de yere konulmuş sofra üzerinde yemenin
müstahab olduğu yazılıdır. Lakin yukarıda zikr edilen

34

hadisi şerife binaen sofra üzerinde yemenin sünnetten
sayılması daha uygun ve daha evladır.
Sekizinci sünnet; Sofrada sirke bulundurmaktır. “Kenzul-
ibad” kitabında da böyle yazılıdır.
Cabir radıyallahü anhın rivayet ettiği hadisi şerifte Nebi
aleyhisselam; ehli beytine katık var mı? Diye sordu.
Onlar evde ancak sirke var dediler. Nebi aleyhisselam;
sirke ne güzel katıktır. Buyurdu.
“meşarık ”isimli eserde de böyle yazılıdır. Rivayet
olunduğuna göre umumiyetle ezvacı-tahriratın katığı
sirke idi. Ümmü-saidin rivayetinde Nebi aleyhisselam;
hazreti Aişenin yanına gelmişti.
Ben de Aişenin yanında idim. Nebi aleyhisselam; bir
gıda, yiyecek bir şey var mı? Dedi.
Hazreti Aişe ekmek, hurma ve sirke var dedi. Resulüllah
sallallahü aleyhi vesellem; Allahım sirkeye bereket ver.
Zira sirke; Enbiya aleyhimüsselamın katığıdır. İçinde
sirke bulunan ev fakir olmaz.
Buyurdu.
Dokuzuncu sünnet; Yemeğin başında besmele okumaktır.
Şayet yemeğin başında besmele okumayı unutursa
”bismillahi evvelehu ve ahirehu” desin. Abdest de
unutursa böyle demez.
Nebi aleyhisselam; yemek ikram edildiğinde yemeğin
evvelinde besmele okuyan ve sonunda elhamdü-lillah
diyen kimseden Allahu Teâlâ razı olur. Buyurdu.
“İhtiyar ”isimli eserde böyle yazılıdır.
Nebi aleyhisselam; yemeğin başında besmeleyi unutan,
bismillahi evvelehu ve ahirehu desin buyurdu.
Hazreti Aişenin rivayet ettiği hadisi şerifte Nebi
aleyhisselam; sizden biriniz yemek yiyeceği zaman,
yemeğin başında “Bismillahirrahmanirrahim ”desin.
Yemeğin başında besmele okumayı unutursa, yemeğin

35

ortasında ve sonunda söylesin. Şayet besmeleyi okumazsa
şeytan ona ortak olur buyurdu.
Şeytanın ortak olması demek yemeğin bereketi ve faidesi
olmaz demektir. (Mütercim)
Süneni ebi-Davud ve Nesei de Ümeyye bin Mahşi’den
yapılan rivayette; Nebi aleyhisselam oturuyordu.
Bir adam da yemek yiyordu. Adamın yemeğinden bir
lokma kadar kalmış onu yiyorken bismillahi evvelehu ve
ahirehu dedi. Nebi aleyhisselam tebessüm ederek, şeytan
bu adamla yemeye devam ediyordu. Bismillahi evvelehu
ve ahirehu diye, Allahu Teâlâ’yı zikr edince, şeytan
yediklerini kustu buyurdu. “ezkar”isimli eserde böyle
yazılıdır.
Sahihi-Müslim’de Cabir radıyallahü anhın rivayet ettiği
hadisi şerifte nebi aleyhisselam şöyle buyurdu; bir adam
evine girerken ve yemek yerken,
Bismillahirrahmanirrahim diyerek Allahu Teâlâ’yı zikr
ederse Şeytan avenelerine bu evde size gecelemek ve
yemek yok der. Evine girerken, adam besmele okuyarak,
Allahu telayı zikr etmezse Şeytan avenelerine siz, yatacak
yer ve yiyecek yemek buldunuz der. Hazreti Huzeyfe nin
rivayet ettiği hadisi şerifte; biz Resulüllah sallallahü
aleyhi veselleme yemek hazırladığımızda, Resulüllah
sallallahü aleyhi vesellemden önce yemeğe başlamazdık.
Bir keresinde Resulüllah sallallahü aleyhi ve sellem ile
bir yemekte hazır olduk. Bir cariye besmele okumadan
yemeğe başladı. Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem
onun elini tuttu. Sonra bir a’rabi daha o cariye gibi
besmele okumadan yemeğe başladı. Nebi aleyhisselam
onun da elini tuttu. Şöyle buyurdu; muhakkak Şeytan
besmele okunmadığı takdirde yemeğinizi yer. Besmele
okursanız yiyemez. Şeytan besmele okumayan bu cariye
ile yemek istedi onun elini tuttum. Besmele okumayan

36

a’rabiye geldi onunla yemek istedi. Onun da elini tuttum.
Yemin olsun ki ikisinin ellerini tuttuğumda şeytanın da
eli elimde idi. Buyurdu. Meşarikul-envar isimli eserde de
böyle yazılıdır. En faziletli olan, yemeğin başında
Bismillahirrahmanirrahim demektir. Şayet bismillahi dese
sünnet yerine gelmiş olur. Cünüp ve Hayızlı olan
kimseler de yemeğin başında besmele okurlar. Sofrada
yemek yiyenlerin her birerlerinin ayrı ayrı besmele
okumaları lazım ve evladır. Şayet içlerinde birisi okursa
diğerlerine de kâfidir. Diyenler de oldu. İmamı Şafii
rahimehüllah hazreti Aişe nin rivayet ettiği şu hadisi
şerifi buna delil göstermiştir. Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellem ashabından altı kişi ile yemek yiyorlardı. Bir
a’rabi gelip yemeği iki lokmada bitirdi. Nebi
aleyhisselam; şayet bu a’rabi besmele okusa idi bu yemek
hepinize yeterdi. Buyurdu. İmamı Sermedi bu hadisi
şerifin sahih ve hasen olduğunu söyledi. Ezkar”isimli eser
de de böyle yazılıdır.
Onuncu sünnet;
Allahım bu yemekte bizim için bereket kıl. Bizi ondan
rızıklandır. Diye dua etmektir. Şayet süt içiyorsa;
Allah’ım bunu bizim için bereketli kıl. Bizim için onu
ziyadeleştir. Diye dua etmektir. Sütün faydası çok olduğu
için nebi aleyhisselam; hususiyle süt için bu duayı
okurdu. Kenzul-ibad isimli eserde de böyle yazlıdır.
On birinci sünnet; Yemeği sağ el ile yemektir.
Ebu Hüreyre radıyallahü anhın rivayet ettiği hadisi şerifte
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem;
Sizden biriniz sağ eli ile yesin. Sağ eli ile içsin. Sağ eli ile
alıp versin. Zira şeytan sol eli ile yer. Sol eli ile içer. Sol
eli ile alıp verir. Buyurdu. Kenzul-ibad isimli kitapta da
böyle yazılıdır.

37

Abdullah bin Ömer radıyallahü anhüma dan rivayet
edilen hadisi şerifte de nebi aleyhisselam; sizden biriniz
bir şey yiyeceği zaman sağ eli ile yesin. İçeceği zaman
sağ eli ile içsin. Zira Şeytan sol eli ile yer.
Sol eli ile içer. Buyurdu.“meşarıkul-envar”isimli eserde
de böyle yazılıdır.
Nebi aleyhisselam ekmeği sağ eliyle, karpuzu sol eliyle
alıp yerdi. İhtiyaç halinde yemekte ve başka işlerde sol
elinden yardım almakta bir mahzur yoktur.
“şir’atül-islam isimli eserde; Bilinmesi lazım olan
hususlardan olarak, “riyaz” isimli eserinde, sahiburravza
şöyle yazdı; Güzel olan her şeyde abdest, gusül alırken,
Elbise, ayakkabı, mest giyerken,Mescide girerken,
Misvak, sürme kullanırken, Tırnakları keserken, Bıyığını
kısaltırken, Başını ve koltuk altlarını tıraş ederken,
Yerken, içerken, Bir şeyi alıp verirken, musafaha ederken
ve bunlara benzer hususlarda sağ eli, sağ ayağı ve sağ
tarafı kullanmak müstahab olur.
Sümkürürken, Tükürürken, Ayakkabı, mest, elbise ve
pantolonunu çıkarırken ve de kirli işlerde sol tarafı
kullanmak müstahab olur. Diye yazılıdır. “şerhul-
mesabih”isimli eserde de böyle yazılıdır.
Yine ayni eserde; Giyinirken sağ taraftan, Çıkarırken sol
taraftan başlamak müstahab olur ki hep sağ taraf ile
tamam olsun. Diye yazılıdır. Bu görüş sadrı-şeriat ve
diğer muteber kitaplarda yazılı olan, zevaid sünnetler,
Giyinirken sağdan başlamak, Sağ el ile yemek ve içmek,
Girerken sağ ayak ile girmek gibi hususlardır. Sözüne
muhalif olmaz. Çünkü buradaki “müstahaptan” maksat ve
murat lügat yönüyle olan müstahaptır. Yani böyle
yapmak güzeldir, sevaptır. Anlamındadır. Şer’i örfteki
müstahab değildir.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin;

38

“Allahu Teâlâ her şeyde, hatta ayakkabıları giyerken ve
yürürken sağ taraftan başlamayı sever. Hadisi şerifi buna
delildir.
On ikinci sünnet; Yemeğe tuz ile başlamaktır.
On üçüncü sünnet; Yemeği tuz ile bitirmektir. “bezaziye”
isimli eserde böyle yazılıdır.
Rivayet olundu ki Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem;
ya ali, Yemeğe tuz ile başla! Yemeği tuz ile bitir! Zira tuz
yetmiş hastalığa şifadır ki Cinnet, delilik, cüzzam, Alaca
hastalığı, Karın ağrısı, Diş ağrısı bunlardan bazılarıdır.
Buyurdu. Fevaidül-Fevaid isimli eserden naklen Avarif
ve Kenzul-İbad isimli kitaplarda böyle yazlıdır.
İnce tuz ile başlanıp şahadet ve başparmak ile yenilir.
Kenzul-İbad isimli eserden.
Misafir, yemek esnasında ev sahibinden ancak su ve tuz
isteye bilir. Başka bir şey istemesi uygun olmaz.
Bostanul-Avarif isimli eserden.
On dördüncü sünnet; Ekmeği iki eliyle tutarak koparmak,
israftan kaçınmak için, bölünmüş ekmek varken
bölünmemiş ekmeği bölmemektir. Zira böyle yapmakta
tevazu ve ekmeğe hürmet vardır. Kenzul-İbad isimli
eserde böyle yazılıdır.
On beşinci sünnet; Arpa ekmeği yemektir.
Şir’atül-İslam isimli kitapta arpa ekmeği yemek enbiya
aleyhimüsselamın, peygamberlerin sünnetidir. Diye
yazılıdır. Enbiya aleyhimüsselamın ekseriyetle yedikleri
arpa ekmeğidir. Nebi aleyhisselam arpa ekmeğini de doya
doya yemezdi. Mü’min; evinde, ya arpa ekmeği Veya
arpa ile karışık buğday ekmeği yemelidir. Enes bin Malik
radıyallahü anhü anlatıyor;
Hazreti Aişe radıyallahü anha ya uğramış idim. Nebi
aleyhisselamın kabri şerifinde; İpek gibi yumuşak elbise
giymeden, Yumuşak yataklarda yatmadan, Arpa ekmeği

39

ile dahi karnı doymadan, Dünyadan ayrılan, hasırı
yumuşak yatağa tercih eden. Cehennemden korktuğu için
gece uykuyu terk eden, Ya hatemennebiyyin. Beyitlerini
söyleyerek ağlıyordu.
On altıncı sünnet;
Şayet el ile yenmesi uygun olan yağ ile ıslatılmış ekmek
ve benzeri bir yemek yiyorsa üç parmağının, başparmak,
şehadet parmağı ve orta parmağının yardımıyla
yemesidir. Sadece başparmak ve şehadet parmağı ile veya
beş parmağı ile yememesidir. Kenzul-ibad kitabında
böyle yazılıdır.
İmamı Şafii hazretleri parmakla yenmesi uygun olan bir
yemeği üç parmağın yardımıyla yemek sünnettendir. Dört
veya beş parmağı ile yemek açgözlülük, kabalık ve
görgüsüzlüktür. Yemeğe karşı hırslı olmakta
açgözlülüktür. Dedi. “İhya” da böyle yazılıdır.
Meşarikul-envar şerhinde sahibu-mubarekil-ezkar aleyhi
rahmatul-ğaffar; nebi aleyhisselamın sizden biriniz
yemek yediği zaman parmaklarını yalasın. Hadisi
şerifindeki “parmaklar ”ifadesi çoğul olduğundan üç
parmaktan az olmamasına işaret eder. Dedi.
Zira nebi aleyhisselamdan rivayet edilen hadisi şerifte
”bir parmak ile yemek şeytanın, iki parmak ile yemek
cebabirenin, kibirli insanların yeme usuludür”buyurdu.
On yedinci sünnet; Yemeği önünden yemektir.
Zira sahihi-mislim ve sahihi-Buhari’de Enes radıyallahü
anhın rivayet ettiği hadis şerifte nebi aleyhisselam;
yemeğe başlarken besmele okuyunuz.
Herkes önünden yesin. Buyurdu.
Yine sahiheyn de Ömer bin meseleme radıyallahü
anhümadan şöyle rivayet olundu; ben çocuk idim
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin evinde yemek
yiyorduk. Elimi tabağın üzerinde gezdiriyordum.

40

Nebi aleyhisselam; Bana ya gulam, ey çocuk; Allahu
Teâlâ’nın ismini oku. Sağ elin ile ye, önünden ye.
Buyurdu. O andan itibaren bir cinsten olan her yemeği
yerken öyle yemeye devam ettim.
Lakin tabaktaki yemek, farklı cinslerden ise sadece
önünden değil de başka taraflardan almakta da mahzur
yoktur.
Enes bin Malik radıyallahü anhın rivayetinde; bir terzi,
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemi yemeğe davet
etmişti. Ben de Resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem
ile beraber gitmiştim. Ekmek ve içerisinde kabak bulunan
çorba ikram etti.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemi kabın etrafındaki,
içindeki kabağı arayıp alırken gördüm.
İkraş bin Düeb den yapılan bir rivayette; bize yağ ile
ıslatılmış ekmeği çok olan bir çeşit yemek getirilmişti.
Elim yemeğin etrafında dolaşıyordu.
Nebi aleyhisselam; Bir yerden ye. Zira bu yemek bir
çeşittir. Buyurdu. Ondan sonra içerisinde çeşitli hurmalar
bulunan bir tabak daha getirildi. Ben önümden yemeye
başladım. Resulullallah sallallahü aleyhi vesellem
mübarek ellerini tabağın içerisinde dolaştırıyordu. Bana
ya İkraş; bundan istediğin taraftan istediğin şekilde ye.
Çünkü bu bir çeşit değildir. Buyurdu. Mesabih isimli
eserde böyle yazılıdır.
On sekizinci sünnet; Yemeye yemeğin ortasından değil
de kenarından başlamaktır.
Zira Said bin Cübeyrin, ibni Abbas’tan rivayet ettiği
hadisi şerifte Nebi aleyhisselam; bereket yemeğin
ortasına iner. Yemeğin kenarından yiyiniz. Ortasından
yemeyiniz. Buyurdu.
Hasan radıyallahü anhın rivayet ettiği hadisi şerifte Nebi
aleyhisselam; Yemeğin üstünden yemeyiniz. Çünkü

41

bereket yemeğin ortasına iner. Buyurdu. Kenzul-ibad
isimli kitapta böyle yazılıdır.
İbni Abbas radıyallahü anhın rivayetinde; Nebi
aleyhisselama bir kap, yağ ile ıslatılmış yemek
getirilmişti. Kabın etrafından, kenarından yiyiniz.
Ortasından yemeyiniz. Zira bereket, yemeğin ortasına
iner buyurdu. Mesabih isimli kitapta böyle yazlıdır.
On dokuzuncu sünnet; Sofradan düşen ekmek vs.
parçaları, nimete hürmet ve tazim ile alıp yemektir.
Sahihi-mislimde rivayet edilen hadisi şerifte nebi
aleyhisselam; sizden birinizin bir lokması yere düştüğü
zaman onu alıp üzerine bulaşan bir şey varsa temizlesin
ve yesin. Onu şeytana bırakmasın.
Yediği yemekten eline bulaşmış şeyleri mendil vs. ile
silmeden önce onları yalasın. Çünkü bereketin ve şifanın
yemeğin neresinde olduğunu bilemez. Buyurdu.
Meşarikul-envar isimli kitapta böyle yazılıdır.
Meşarikul-envar şarihi şöyle dedi.
Buradaki yere düşen ekmek veya yemeğe bulaşan
şeylerden maksat toprak ve benzeri temiz olan şeylerdir.
Şayet necis, pis bir şey bulaşmış ise temizlenmesi
mümkün değil ise bir hayvana yedirsin.
Onu öyle bırakmak onu şeytana terk etmektir. Dolayısı ile
Allahu Teâlâ’nın nimetini zayi etmek, Nimeti
önemsememektir. Nimeti küçük görmektir. Böyle
davranmak ise kibirdendir. Allahu Teâlâ’nın verdiği
nimeti zayi etmek ve kibirlenmek her ikisi de
yasaklanmıştır. Diyor
Nebi aleyhisselam diğer bir hadisi şerifinde; Kim
sofradan düşen bir lokmayı alıp yerse rızkı bol
olur.Evlatları ve torunları ahmaklıktan kurtulur buyurdu.
Yine Nebi aleyhisselam başka bir hadisi şerifinde;

42

sofradan düşen şeyleri alınız. Zira onlar Cennetteki
hurilerin mihridir.
Kim sofradan düşen yiyecekleri alıp yerse Allahu Teâlâ
ondan ve evladından, cüzzam, alaca, cinnet ve delilik gibi
hastalıkları uzaklaştırır buyurdu. Kenzul-ibad isimli
kitapta da böyle yazlıdır.
Yirminci sünnet; Yemek kabını, tabağını ekmekle
silmesidir. Zira kim yemek tabağını silerse o kap, tabak
ona istiğfar eder. Kenzul-ibad isimli eserde böyle
yazılıdır.
Şir’atül-İslam isimli eserde de şöyle yazlıdır; Yemek
kabını, artık ve bulaşık bırakmayacak şekilde temizleyip
yerse o kap ona istiğfar eder. Sonra onu su ile çalkalar o
suyu da içer.
Şir’atül-İslam isimli kitabın şerhinde ki hadisi şerifte nebi
aleyhisselam; kim bir kaptan yemek yedikten sonra onu
yalarsa, temizlerse o kap ona istiğfar eder. Buyuruldu.
Şayet mümkün olmazsa onu eliyle silmesi lazım gelir.
Zira Enes radıyallahü anh; nebi aleyhisselam yemek
kaplarını silmemizi bize emr etti. Kim yemek kabını siler
tabakta kalan artıkları temizleyip içerse bir insanı
hürriyetine kavuşturmuş gibi sevap kazanır. Buyurdu.
Yirmi birinci sünnet; Yemeği yedikten sonra Allahu
Teâlâ’ya hamd etmektir. Muhtar ve multekal-ebhur
kitaplarında da böyle yazılıdır.
Yirmi ikinci sünnet; Beraber yemek yediği insanlar,
yemeklerini bitirmemiş iseler, hamdi ”elhamdülillah”
demeyi içinden gizlice ve sessiz yapmaktır.
Mübarekul-Envar isimli kitapta, yemeği yediği zaman,
arkadaşları yemeklerini bitirmemiş iseler, onların
yemelerine mani olmamak için hamd ederken
“elhamdülillah ”derken sesini yükseltmemesi, sessiz
söylemesi sünnettir. Diye yazılıdır.

43

Yirmi üçüncü sünnet; Ellerini mendil vs. ile silmeden ve
yıkamadan önce eline yağ vs. bulaşmış ise parmaklarını
yalamasıdır. Bunu terk etmek acemlerin ve kibirli
olanların âdetidir. Bezaziye isimli eserde böyle yazılıdır.
Sahihi-Müslim ve sahihi-Buhari’de ibni Abbas
radıyallahü anhtan rivayet edilen bir hadisi şerifte Nebi
aleyhisselam; sizden biriniz yemek yediğinde yemek
bulaşmış parmaklarını yalamadan elini silmesin.
Buyurdu.
Meşarikul-Envar isimli eserde böyle yazılıdır. Meşarikul-
Envar şarihi, parmaklarını yemek esnasında yalamaz,
yemek bittikten sonra yalar.
Parmaklarını yalamadan önce mendil vs. ile silmek kibirli
insanların işidir. Nebi aleyhisselam; parmakları yalamayı
nefsi kırmak için emr etmiştir. Diye yazdı.
Sahihi Müslim’de Ebu Hüreyre radıyallahuanhın rivayet
ettiği hadis şerifte Nebi aleyhisselam;
Sizden biriniz yemek yediği zaman, parmaklarını yalasın.
Zira o bereketin ve şifanın nerede olduğunu bilemez.
Buyurdu. Meşarikul-Envar isimli eserde böyle yazılıdır.
Başka bir hadisi şerifte de; yemekten sonra parmaklarını
yalayan kimseye, Allahu Teâlâ ve melekler rahmet
ederler. Buyurdu. İmamı Hişam; parmakları yalama
şeklini şöyle anlattı; Evvela orta parmağını, Sonra
şehadet parmağını, Daha sonra başparmağını yalar. Daha
sonra yıkar. Kenzul-İbad isimli eserde böyle yazılıdır.
Yirmi dördüncü sünnet; Yemekten sonra dişlerini
fırçalamaktır. Zira dişleri fırçalamak, dişleri
sağlamlaştırır. Rızkı celb eder, çoğaltır. Kenzul-İbad ve
Şir’a isimli kitaplarda böyle yazılıdır.
Nebi aleyhisselam hadisi şerifinde; dişlerinizi
fırçalayınız. Çünkü o nezafet ve temizliktir.

44

Nezafet imana davet eder. İman ise sahibi ile beraber
cennettedir. Buyurdu.
Ömer radıyallahü anh; yemekten sonra dişleri fırçalamayı
emr ederek fırçalamayı terk etmek dişleri gevşetir
buyurur idi. Avarif ve Bostan kitaplarında böyle yazlıdır.
Kürdan gibi bir şey ile dişlerini temizlerken dişlerinin
arasından çıkan şeyleri yemez ve yutmaz.
Ancak yemek esnasında dişlerinin dibinde birikmiş olan
yemekleri dili ile alıp yutmasında bir mahzur olmaz. Ebu
Hüreyre radıyallahü anhın rivayet ettiği bir hadisi serifte
Nebi aleyhisselam; yemek esnasında dişlerin arasından
bir şey çıkarırsa onu yutmasın, çıkarsın. Ancak insanları
rahatsız edecek bir yerde ise dışarı çıkarak “lavaboya”
giderek çıkarsın ellerini yıkasın. Böyle yapmak daha
uygundur, efendilik ve nezakettir, mürüvvettendir.
Buyurdu. Kenzul-ibad isimli eserde böyle yazılıdır.
Yirmi beşinci sünnet; Cinnet, delilik, çıldırma, bunama,
alzaymir gibi akli hastalıklardan korunmak için
yemekten sonra elleri bileklere kadar yıkamaktır.
Multekal-ebhur ve muhtar isimli kitaplarda geçen hadisi
şerif buna delalet etmektedir.
Bu hususta hadisi şerif varid olmuş olup yerinde
anlatılacaktır. Şir’atül-İslam isimli kitapta ağzında ve
elinde et kokusu varken, şeytandan bir zarar gelmesin için
ellerini yıkamadan uyumaz.
Keza sabi ve çocukların ellerinden yağ, et vs. yemek
kokusunu yıkarlar. Keza içerisinde yağ bulunan
içeceklerden sonrada eller, ağız ve dudaklar yıkanır. Diye
yazılıdır.
Yirmi altıncı sünnet; Yemekten sonra abdestteki
mazmazaya uygun olsun ve ağzındaki yemek kokusundan
dolayı şeytan zarar vermesin için ağzı üç kere
çalkalamaktır.

45

İbni Abbas radıyallahü anhın sahihi-Müslim ve sahihi-
Buhari’deki rivayetinde; Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellem kendisine ikram edilen sütü içmişti. Bu sütte
yağ var buyurdu. Ve su isteyip ağzını çalkaladı. Buyurdu.
Bunun sünnet değil de müstahab olduğunu söyleyen
âlimler de vardır.
Yirmi yedinci sünnet; El yıkanan tası,” lavaboyu” meşgul
etmemek, boşaltmak ve temizliğine itina göstermektir.
Zira Nebi aleyhisselam; el yıkama mahallini, tası,
”lavaboyu ”boşaltınız, temiz tutunuz, Mecusilere
benzemeyiniz, onlara muhalefet ediniz. Buyurdu. Kenzul-
ibad isimli eserde böyle yazlıdır.
Şayet ellerin yıkandığı tas “lavabo” boşaltılmazsa
elbisesine sıçrar, elbisesini kirletir.
Hanefi mezhebine göre ellerini ve ağzını yıkadığı bu su
“mai müstamel” olup sakınılması lazımdır.
İmamı Gazali, Şafii mezhebinden olduğundan bir anda
bir tasta “lavaboda” ellerini yıkamak için toplanmak
tevazua daha yakın olduğu için ve diğer insanları
bekletmemek için bunda bir mahzur görmemiştir. Şafii
mezhebine göre o su “mai müstamel” değildir.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Yeme ve içmenin müstahapları hakkındadır.
Bunlar da on üç tanedir.
Birinci müstahab; Yemek te Resulüllah sallallahü aleyi
vesellemin, Ahmed, Mahmud, Mustafa gibi
isimlerinden bir isimi veya enbiya aleyhimüsselamın,
peygamberlerin isimlerinden bir ismi taşıyan bir kimsenin
bulunmasıdır. Zira bu yemeğe bereketin inmesine vesile
ve sebep olur.
İkinci müstahab; Yemek yiyecek olan kimselerin yemek
esnasında bir araya gelip toplanmaları topluca

46

yemeleridir. Daha çok sevap, ülfet ve muhabbeti celb
etmiş olmak ve Allahu Teâlâ’nın rızasını elde etmek için,
ailesiyle, çocuklarıyla beraber topluca yemek
müstahaptır.
Bilhassa, ilim sahibi, takva sahibi olan kimseler ile
beraber yemek, hikmete sebep ve vesile olması
bakımından müstahab tır. Kenzul-ibad ve şir’a isimli
kitaplarda da böyle yazılıdır.
Vahşi bin Harb radıyallahü anhın rivayet ettiği hadisi
şerifte ashabı kiram; ya Resülullah yiyoruz lakin
doymuyoruz. Dediler.
Nebi aleyhisselam; ola ki siz ayrı ayrı yiyorsunuz
buyurdu. Ashabı kiram evet ya Resülullah dediler.
Bunun üzerine nebi aleyhisselam; yemeklerinizi bir arada
topluca yiyiniz. Yemeğin başında Allahu Teâlâ’nın ismini
zikr ediniz. “besmele” okuyunuz. Böyle yaparsanız
yemekleriniz bereketli olur. Buyurdu. Mesabih ve Ezkar
isimli kitaplarda da böyle yazılıdır.
Cabir radıyallahü anhın rivayet ettiği hadisi şerifte Nebi
aleyhisselam; yemeklerinizde toplanınız topluca, beraber
yiyiniz.
Topluca, beraber yiyiniz ki bereketli olsun. Buyurdu
Yine Cabir radıyallahü anhın rivayet ettiği hadisi şerifte
Nebi aleyhisselam; din kardeşleriniz ile beraber yediğiniz
yemekler şifadır. Buyurdu.
Yine nebi aleyhisselam bir hadisi şerifinde insanların en
şerlisi, en kötüsü tek başına yiyen, kendisine gönderilen
elçiyi red eden ve eliyle istimna edendir buyurdu.
Avarif isimli eserde rivayet edildiğine göre; Hasan bin
Ali radıyallahü anhüma; yol üzerinde insanlardan dilenen
ve yere oturmuş yemek yiyen miskinlerden bir guruba
rastladı.

47

Onlara selam verdi. Onlar selamı alıp “ Buyur ey
Resulüllahın torunu” deyip yemeğe davet ettiler.
Hasan bin Ali radıyallahü anh “Allahu Teâlâ
kibirlenenleri sevmez” deyip bineğinden indi, oturup
onlarla yemek yedi ve insanın din kardeşleriyle yemek
yemesi, tek başına ve ailesiyle yemesinden daha
faziletlidir. Buyurdu.
Avarif isimli eserde; zahitler bir araya gelmekte,
malayani ve faidesiz şeyler konuşarak günahkâr olma
korkusundan dolayı yalnız yemeyi tercih ettiler. Selameti
vahdette, tek başına kalmakta buldular. Diye yazılıdır.
Kenzul-İbad kitabında da böyle yazlıdır.
Enes bin Malik radıyallahü anhın rivayet ettiği hadisi
şerifte Nebi aleyhisselam;
Yalnız kalmakta selamet vardır. İki kişinin bir araya
gelmesinde afet vardır buyurdu. Evliyaullahdan Cüneydi
Bağdadi hazretleri;
Kim dininin selametini, kalbinin huzurunu, bedenin
sıhhat ve rahatını isterse insanlardan ayrılsın, yalnız
kalsın buyurdu.
Zira bu zaman, yalnız kalma zamanıdır. Akıllı kimse
yalnızlığı tercih edendir. Ahlesul-Hulasa isimli eserde
böyle yazılıdır.
Cüneydi Bağdadinin zamanı, yalnızlık zamanı olduğuna
göre bizim zamanımız evleviyetle öyledir.
Allahu Teâlâ bizleri, nefslerimizin ve zamanımızın
kötülüklerinden korusun. Bizim burada âlimlerin değişik
görüşlerini anlatmamızda bir mahzur yoktur. Daha
faziletli olan yalnız kalmak mı? İnsanlar ile beraber
olmak mı? Buhari’nin şerhinde Sahiburravza şunları
yazmıştır;
İmamı Şafii ve birçok âlimler; insanlara karışmanın, onlar
ile beraber olmanın daha faziletli olduğunu söylediler.

48

Zira insanlar arasında olmakta birçok faideler vardır.
İslamın şiarına ve emirlerine şahid olmak, Müslümanların
cemaatini çoğaltmak, insanlara hayırlı ve faideli işler
yapmak, Hasta ziyaret etmek, cenazelere katılmak, selamı
yaymak, emri bil-maruf ve nehyi anil-münkerde
bulunmak ve bunlara benzer hususlar gibi.
Bazı âlimlerde; inzivanın, yalnız kalmanın daha faziletli
olduğunu söylediler. Çünkü yalnız kalmakta dinin ve
dilin selameti vardır. Dediler. Ancak; ibadetlerini ve
vazifelerini ve sorumluluklarını bilmek şartıyla! İnsanlar
ile bir arada olmanın faziletli olması, isyan ve günaha
düşme tehlike ve endişesi olmadığı zamandır. Ezhar
“isimli eserin fi-babil-mesacid bahsinde böyle yazılıdır.
Üçüncü müstahab;
Beraber yemek yediği insanlara, yemeğe devam ettiğini
göstermek ve onların yemelerini teşvik etmek için, onlar
yemeklerini bitirinceye kadar, sofradan kalkmamak ve
ellerini yemekten çekmemektir.
Zira böyle yapmayıp yemekten ayrıldığı takdirde
arkadaşları utanıp daha doymadan yemekten ellerini
çekerler.
Bir topluluk ile yemek yerken yemekten en son ayrılan
Nebi aleyhisselam olurdu.
Kenzul-İbad isimli kitapta da böyle yazılıdır.
Dördüncü müstahab;
Yemekte başkalarını kendi nefsine tercih etmektir.
Sahihi Müslim ve sahihi Buhari’de rivayet edilen bir
hadisi şerifte; Bir adam gelip Nebi aleyhisselama ben
fakir ve muhtaç bir kimseyim, açım demiş . Nebi
aleyhisselam da o adamı doyurmak için adamı evlerine
göndermişti. Ancak Nebi aleyhisselamın gönderdiği
evinde, evde sudan başka bir şey yok dediler. Başkasına
gönderdi o da öyle cevap verdi. Bunun üzerine Nebi

49

aleyhisselam bu adamı bu gece kim misafir eder diye
sordu. Ensar’dan hazreti Ebu Talha ben misafir ederim ya
Resülullah deyip evine götürdü. Hanımına evde misafire
ikram edilecek bir şey var mı dedi. Hanımı, ancak
çocukların yiyeceği kadar yemeğimiz var dedi. Ebu Talha
radıyallahü anh hanımına çocukları uyut, sofrayı hazırla
misafir içeriye girince bir şekilde kandili söndür. Misafir
bizimde kendisi ile yediğimizi zan etsin dedi.
Öyle de yaptılar. Misafir yemeğini yedi karnını doyurdu.
Sabah olunca Nebi aleyhisselamın yanına geldiler. Nebi
aleyhisselam; bu gece misafirinize yaptığınız ikramınız,
Allahu Teâlâ’nın hoşuna gitti. Allahu Teâlâ sizden razı
oldu. Şu ayeti gönderdi “Onlar kendileri muhtaç iken din
kardeşlerini kendi nefslerine tercih ederler”. Haşr süresi
9.ayet. Ezhar ve Meşarikul-envar isimli Kitaplarda da
böyle yazılıdır.
Beşinci müstahab;
Yemekten sonra ellerini yıkayınca ıslak elleriyle
gözlerine mesh etmesi, gözlerini silmesidir.
Avarif isimli eserde de ıslak elleriyle gözlerine mesh
etmesi gözlerini silmesi müstahabdır. Diye yazılıdır.
Ebuhüreyre radıyallahü anhın rivayet ettiği hadisi şerifte
nebi aleyhisselam; abdest aldığınızda ve ellerinizi
yıkadığınızda suyu gözlerinize içiriniz. Ellerinizi
çırpmayınız. Zira elleri çırpmak Şeytanı rahatlatır.
Buyurdu.
Hazreti Ebu Hüreyre’ye abdestte olduğu gibi diğer el
yıkamalarda da öyle midir? Diye soruldu.
Evet diye cevap verdi. Nebi aleyhisselam ellerini,
yüzünü, dirseklerini ve başını mesh ederdi abdest
böyledir buyururdu. Şir’atül-islam isimli kitapta böyle
yazılıdır.
Altıncı müstahab;

50

Yemeğe başlarken sofrada oturanlar da duyup
hatırlasınlar ve uysunlar için besmeleyi duyulacak şekilde
açıktan okumaktır. Ezhar isimli eserde de böyle
yazılmıştır.
Âlimler; sofrada oturanları teşvik ve onlarında besmele
okumalarını sağlamak için besmele-i şerifeyi cehren,
duyulacak şekilde sesli okumak müstahabtır. dediler.
Yedinci müstahab;
Namazlarını ayakta ta ’dili erkân üzere, kavmesine,
Celsesine, Rükûuna, Secdesine riayet ederek kıla bilmek
için, yemeye mecbur olduğu farz olan miktardan daha
fazla yemektir.
İhtiyar isimli kitapta sevap ve doğru olan yeme miktarı;
namazını ta ‘dili erkân üzere daha güzel kılabilmesi,
Orucunu rahat tuta bilmesi, İbadetlerini yerine getire
bilmesi için, farz olan miktardan biraz daha fazla
yemektir.
Zira nebi aleyhisselam; kuvvetli Mü’min Allahu Teâlâ’ya
zayıf mü’minden daha sevimlidir buyurmuştur. Ayni
zamanda taat ve ibadete kuvvet kazanmak için meşgul
olmakta taattir ve ibadettir. En faziletli amel ve ibadet
nedir? Diye sorulduğunda; Ebu Zer radıyallahü anhın;
ekmek yemek ve namaz kılmaktır. Diye cevap vermesi
buna bir delil ve işarettir. Çünkü ekmek bedeni
kuvvetlendirir.
Sekizinci müstahab; Yemek esnasında yemeği ve katığı
meth etmek ve öğmektir.
Zira nebi aleyhisselam ev halkına katık sorduğunda evde
katık olarak ancak sirke var dediler.
Nebi aleyhisselam sirkeyi istedi ve onu katık yapıp yedi.
Ve sirke ne güzel katıktır. Buyurdu.
Ezhar isimli kitapta da böyle yazlıdır.
Dokuzuncu müstahab;

51

Et yemeğinden önceki yemekten iki üç lokma yemesidir.
Bostan isimli eserde et yiyeceği zaman etten önce iki üç
lokma bir şey yemek müstahaptır. Zira bu zararı giderir
mideye faydası olur. Diye yazılıdır.
Onuncu müstahab;
Ekmek ve eti elliyle koparmaktır. Şir’atül-islam isimli
eserde böyle yazılıdır. Zeynul-arab isimli eserde ise
ısırmak, dişi ile koparmak müstahab olur diye yazılıdır.
Ancak bıçak ile kesmek ve koparmakta caizdir.
On birinci müstahab;
Yemek sahibinin müsafirlerine ısrar etmeksizin, ara ara
buyurun. Yiyiniz demesidir. Israr etmesi ise uygun
görülmemiş zem edilmiştir. Ezkar isimli kitapta böyle
yazılmıştır.
Aynı zamanda erkeğin hanımına ve ailesinden doymadan
kalkma ihtimali olan kimselere yiyiniz demesi
müstahabdır. İhtiyar isimli kitapta üç kereden fazla
yiyiniz demek, ısrar ve ifrat olur diye yazılıdır. Zira Nebi
aleyhisselam; konuştuğu zaman, üç kere tekrar ederdi. Üç
kere söyledikten sonra daha fazla tekrar etmezdi. Yemek
esnasında yemin ederek, “vallahi yiyeceksin” Gibi laf
etmek men edilmiş yasaklanmıştır.
On ikinci müstahab;
Yemek esnasında sofrada sebze, yeşillik bir şey
bulundurmaktır. Zira bu şeytanı sofradan uzaklaştırır.
Şir’atül-islam isimli kitapta böyle yazlıdır.
Caferi sadık radıyallahü anh; kim malını ve evladını
çoğaltmak isterse sebze “yeşillik ”yemeye devam etsin.
Buyurdu. Rivayet olunduğuna göre sofrada maydanoz,
marul, tere gibi sebze, yeşillik bulundurulduğunda o
sofrada melekler hazır olurlar. Dolayısı ile sofrada
yeşillik bulundurmak müstahabdır. Zira yeşillik sofrayı

52

tezyin eder, güzel ve ziynetli gösterir. İhya kitabında da
böyle yazlıdır.
Kenzul-ibad isimli eserde ise sofrada sebze, yeşillik
bulundurmak sünnettir. Diye yazlıdır.
On üçüncü müstahab;
Sofrada Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemden ve
selefi salihinden rivayet edilen dualar ile dua etmektir.
Kitabın sonunda bu duaların bir kısmını yazacağız.
Sen bilesin ki; Fakihler, müçtehidler, Selefi salihinden ve
onlardan sonra gelen âlimler, yemekten sonra dua
etmenin müstahab olduğunu söylediler. Ezkar isimli
kitapta böyle yazılıdır.
DÖRDÜNCU FASIL
EDEP
Dördüncü fasıl yemenin edepleri hakkındadır.
Bunlarda yirmi sekiz tanedir.
Birinci edep; Yemekten önce elleri yıkamaya evvela
gençlerden başlamak sonra yaşlıların yıkamasıdır.
Böyle yaparak yemek için gençler yaşlıları beklemiş
olurlar yaşlı olanlar gençleri beklememiş olurlar.
Bezaziye isimli eserde böyle yazılıdır. Bostanul-fakih
isimli eserde davet sahibinin, elleri yıkamak için hazırlık
yapmadan, yemeği takdim etmesi uygun ve münasip
olmaz. El yıkamakta, evvela mecliste bulunanların en
aşağısından başlayıp en başta oturan ı yaşça büyük olanı
sona bırakmak uygundur.
Aksi takdirde en başta oturan yaşlı kimseyi yemekten
alıkoymuş olur. Uygun olan el yıkamakta başta olanı
yaşlı olanı sona bırakmaktır. Lakin insanlar, el yıkamaya
en başta oturandan başlamayı daha uygun ve daha güzel
gördüler. Böyle yapmakta da bir mahzur bir sakınca
yoktur. Diye yazılıdır.
İkinci edep;

53

Yemekten sonra elleri yıkamakta ise Yukarıda anlatılan
şeklin aksine hareket etmektir. Yani yemekten sonra
evvela yaşlıların, sonra gençlerin ellerini yıkamaları daha
uygundur. Böyle yapılarsa, yaşlı olanlar ellerini yıkamak
için gençleri beklememiş olurlar. Çünkü yaşlıların
gençleri beklemesi onlara yapılması icap eden hürmet ve
saygıya münafidir. Halbuki biz, yaşlılara, büyüklere
hürmet ve saygı göstermekle emr olunduk.
Üçüncü edep;
Yemekten önce eller yıkandığında elleri mendil vs. ile
silmemektir.
Yemek esnasında ellerin ıslaklığı kalsın için silmeden
hali üzere bırakmaktır. İhtiyar ve haniye isimli kitaplarda
böyle yazılıdır. Bostanul-fakih isimli eserde ise eller
yıkandığında elleri mendil vs. ile silmemek daha
uygundur.
Çünkü eller, bir şeye dokunduğu için yıkandı. Ancak eller
yıkandıktan sonra silmekte de bir beis yoktur. Diye
yazılıdır.
Dördüncü edep;
Yemekten sonra ise, Eller yıkandıktan sonra mendil vs.
ile elleri silmektir. Çünkü yemekten sonra elleri yıkamak,
ellere bulaşmış yağ ve yemek kokusu gibi kirleri ve
bulaşıkları gidermek içindir.
Zira Nebi aleyhisselam hadisi şerifinde; elinde yemek
bulaşığı olduğu halde, yıkamadan uyuyan kimseye, alaca
hastalığı gibi bir hastalık veya haşarattan veya cinlerden
bir zarar isabet ederse kendisinden başkasını kötülemesin.
Buyurdu.
Çünkü yıkadıktan sonra ellerin silinmesi, ellerdeki yağ,
koku, kir gibi bulaşıkları gidermekte daha tesirlidir.
Bezaziye isimli eserde böyle yazılıdır.
Beşinci edep;

54

Yemeğe başlarken; bismillahi hayril-esmai, bismillahi-
rabbil-ardı ve rabbissemai
bismillahillezi la yedurru measmihi şey ün fil-ardı vela
fissemai ve huvessemiül-âlim demektir.
Manası; “isimlerin en hayırlısı olan Allahu Teâlâ’nın ismi
şerifi ile
Yerlerin ve göklerin rabbi, sahibi, maliki olan Allahu
Teâlâ’nın ismi şerifi ile
Okunduğu zaman, yerlerde ve göklerde hiç kimsenin
zarar veremeyeceği Allahu Teâlâ’nın ismi şerifi ile
yemeğe başlıyorum ki, O her şeyi ve benim duamı işitir.
O her şeyi ve benim istediklerimi bilir”
Hikâye olunur ki; Ebu Müslim havalani rahimehullahın
bir cariyesi; Ebu Müslim hazretleri yaşlandığından ona
hizmet etmekte zorlandığı için onun ölmesini istiyor,
yiyecek ve içeceklerine zehir katıyordu. Lakin en tesirli
zehirleri içirmesine rağmen zehir tesirini göstermiyor ve
ölmüyordu.
Maksadına nail olamayınca cariyesi bir gün, uzun
zamandır sana zehir yediriyor ve içiriyorum, lakin sana
zarar vermedi. Size zehir neden tesir etmiyor? Diye
sordu. Ebu-Müslim havelani hazretleri; kendisini niçin
öldürmek istediğini sordu. Cariye, sen ihtiyarladın. Sana
hizmet etmeyi istemiyorum deyince onu azad edip serbest
bıraktı. Sonra Ebu Müslim hazretleri, ben bir şey yerken
ve içerken, yukarıda yazılı olan ”bismillahi hayril-esma”
duasını okuyorum. Onun için senin bana yedirdiğin ve
içirdiğin zehirler tesir etmedi buyurdu.
Altıncı edep;
Sofrada yaşlılar ve büyükler başlamadan yemeğe
başlamamaktır.
Zira Huzeyfe radıyallahü anh; Nebi aleyhisselam ile
beraber yemek yerken, Resulüllah sallallahü aleyhi

55

vesellem yemeğe başlamadan başlamazdık. Buyurdu.
Kenzul-ibad isimli eserde böyle yazlıdır.
Şir’atül-islam isimli kitapta da yemeğe ancak evvela yaş
bakımından büyük olan, ilim ve takva yönüyle üstün olan
başlar diye yazlıdır.
Üstazul-fakih simli kitapta; eğer sofrada senden yaşlı
kimse varsa yemeğe ondan önce başlama!
Zira başa oturmak sultanın, yemeğe başlamak yaşı büyük
olanın hakkıdır. Denildi diye yazılıdır.
Yedinci edep;
Yemeği acıkınca yemektir. Çünkü yemeğin lezzeti
acıkma miktarına göredir. Ayni zamanda acıkmak açları
unutturmaz. Acıkmak, aklı saf ve temiz yapar. Acıkmak,
Sadrı, gönlü açar. Acıkmak, kalbi nurlandırır. Kenzul-
ibad ve şir’a isimli eserde böyle yazlıdır.
Sekizinci edep;
Yemekten tam doymadan kalkmaktır. Kenzul-ibad isimli
eserde böyle yazılıdır.
İbni salim; kim ekmeği edeple, hakkına riayet ederek
yerse ölüm hastalığından başka bir hastalık görmez dedi.
Kendisine ekmek yemenin edebi nedir? Diye soruldu.
Acıktıktan sonra yemek, tam doymadan bırakmaktır diye
cevap verdi. Şir’a isimli kitapta böyle yazlıdır.
Avarif isimli kitapta da acıkmadan yememek, Tam
doymadan kalkmak edeplerin en güzelidir diye yazlıdır.
Dokuzuncu edep;
Her lokmanın başında “Bismillahirrahmanirrahim veya
bismillah” demektir.
Onuncu edep;
Her lokmadan sonra “elhamdü lillahi rabbil-âlemin veya
elhamdü-lillah” demektir. Kenzul-ibad isimli kitapta
böyle yazlıdır.

56

Sahihi Müslim’de Enes radıyallahü anhın rivayet ettiği
hadisi şerifte Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem;
şüphesiz Allahu Teâlâ bir lokma yiyip hamd eden, Bir
yudum içip hamd eden kulundan razı olur buyurdu.
Meşarikul-envar isimli kitap ta böyle yazılıdır.
Meşarikul-envar kitabının şarihi; hadisi şerifte ki bir
lokma yiyen, bir yudum içen demekle yenilen ve içilen az
olsa da hamd ve şükür edilmesinin lazım olduğuna işaret
vardır diyor.
On birinci edep;
Yemek esnasında lokmaları küçük, çiğnemeyi çok
yapmalıdır. Lokmaları çok çiğnemeden yutmamalıdır.
İhya kitabında da böyle yazlıdır.
On ikinci edep;
Yemek esnasında yediği şeye bakmaktır.
Sağa sola iltifat etmemek, insanların yüzlerine, yedikleri
lokmalara, nasıl yediklerine, yemeğin getirildiği tarafa,
nerden getirildiğine bakmamaktır. Zira bunlara riayet
etmemek insanların mahcup olmalarına sebep olur ki
uygun olmaz. Dolayısı ile yemek esnasında sağa sola
bakmaz. Gözlerine sahip olur. Kendi nefsiyle ve
yemeğiyle meşgul olur.
On üçüncü edep;
Yemek esnasında öksürmesi ve ya aksırması durumunda,
yüzünü insanlardan çevirmesi veya
Eliyle ağzını kapatmasıdır. Aksi takdirde ağzından bir
şeyin sıçraması, yemeğin içerisine düşmesi ihtimali olur
ki insanlar bu gibi durumlardan hoşlanmazlar, tiksinirler,
nefret ederler.
Veya yanında oturanların üst başlarına, elbiselerine sıçrar
insanlar rahatsız olurlar.
On dördüncü edep;

57

Yemeğin içerisinden kemik vs. çıkarsa yüzünü sofradan
çevirerek onu sol eliyle almasıdır.
On beşinci edep;
Yemek esnasında yağlı bir lokmayı sofrada müşterek
yenilen bir kaptaki sirkenin içerisine veya sirkeli bir
lokmayı yemeğin içerisine batırmamaktır.
On altıncı edep;
Yemek esnasında dişi ile kopardığı bir lokmayı sofrada
bir kapta müşterek yenilen sirke, çorba veya yemeğe
batırmamaktır. İhya isimli eserde yemekten bir şey
çıktığında Yüzünü sofradan çevirerek onu sol eliyle alır.
Yağlı bir lokmayı müşterek yenilen bir kaptaki sirkeye ve
sirkeli bir lokmayı müşterek yenilen bir kaptaki yemeğe
batırmaz. Zira böyle yapmak sofradaki insanları
tiksindirir, rahatsız eder.
Dişi ile kopardığı bir lokmayı sofradaki müşterek yenilen
bir tabaktaki yemeğe batırmaz diye yazlıdır.
On yedinci edep;
Bir kapta Müşterek yenilen yemekte sofradaki
arkadaşının elini tabaktan çekmeden elini tabağa
uzatmamaktır. Zira böyle yapmak, açgözlü, hırslı vehmi
oluşturur. Çoğu kere insanlar aynı sofrada bu gibi halleri
hoş karşılamazlar. Bu gibi halleri çirkin bulurlar. Bu gibi
haller edebe aykırıdır.
Ancak kişi tek başına yemek yerken bunları yapmakta bir
beis ve mahzur ve sakınca olmaz.
On sekizinci edep;
Yemek esnasında yemekten çıkan kemik, karpuz kabuğu
gibi şeyleri atmayıp bir kenarda toplamaktır.
Ben derim ki; kemik vs. karpuz kabuğu gibi artıklar
atılırken, sofrada oturanların üzerine sıçrar, onları
rahatsız eder, onları rencide eder. Aynı zamanda kemik
vs. karpuz kabuğu gibi artıklar, cinlerin, hayvanların ve

58

diğer canlıların yiyeceğidir. Rasgele atıldığında, pis bir
şeyin üzerine düşmesi neticesinde, cinler ve hayvanlar
ondan mahrum kalırlar. Onların yiyecekleri zayi edilmiş
olur.
Bu sebepten yemek yendikten sonra onları, bir yerde
biriktirmek, cinlerin ve diğer canlıların yemeleri ve
onların istifade edebilmeleri için, temiz bir yere bir
kenara koymak daha uygun olur. (Müellif)
On dokuzuncu edep;
Yemek esnasında zayıf, hasta, hane halkından ve sofrada
oturanlardan utangaç olanlar hariç çok yemeğe teşvik
etmemektir.
Çünkü çok yemekte bir faide olmadığı gibi birçok
zararlar vardır. Ancak; Utangaç olanları, Hasta ve zayıf
kimseleri yemek esnasında çok yemeleri için teşvik
etmekte birçok faide vardır.
Yirminci edep;
Yemek arkadaşını, ye demeye muhtaç etmemektir. Bazı
üdeba, edep ve görgü üstadları, yemek esnasında en güzel
olanı, sofrada arkadaşını ye demeye muhtaç etmeden
yemektir dediler.
Yirmi birinci edep;
Lokmayı yemek kabına ve sofraya damlatmadan
almaktır. Kenzul-ibad isimli kitapta böyle yazılıdır.
Yirmi ikinci edep;
Elleri yıkarken, yosun, sabun ve benzeri temizlik
malzemelerini alırken, sol el ile almak,
Verirken sağ el ile vermektir.
İmam Ebu Hanife ve imam Ebu Yusuf’tan rivayetle
”haniye” kitabında yazıldığına göre, yemekten sonra
elleri sabun yerine geçen herhangi bir temizlik
maddesiyle temizlemekte bir beis ve mahzur yoktur.
İmamı Muhammed de aynı görüştedir.

59

İmamı Gazali İhya Kitabında, yemekten sonra elleri
yosun gibi şeyler ile yıkama şeklini de anlattı.
Lakin biz bu risalede bunları yazmakta fayda
görmediğimiz için anlatma ihtiyacı görmedik.
Zira benim yaşadığım zamanda ve beldelerde ellerin
yosun ile yıkandığını ve yıkayan hiç kimseyi görmedim.
Bizim zamanımızda eller sabun ile yıkanıyor. Dolayısı ile
bunları anlatmakta, mevzuyu uzatmaktan başka bir faide
olmadığı için onları yazmadım. (Müellif)
Yirmi üçüncü edep;
Elleri yıkama esnasında kendisine su dökme, havlu tutma
gibi hizmetlerde bulunan kimseye “Allahu Teâlâ seni
günahlardan temizlesin” diye dua etmektir. Kenzul-ibad
isimli kitapta böyle yazılıdır.
İhya kitabında, imamı Gazali rahimehüllah bazıları eller
yıkanılırken su dökme hizmetinde bulunan kimsenin
ayakta olmasını hoş görmediler, ben bu hizmeti yapan
kimsenin oturmasını tercih ediyorum zira öyle yapması
tevazua daha yakındır diyor.
Bazıları da oturmasını hoş görmedi.
Eller yıkanırken su döken zat oturur vaziyette suyu
dökmeye başlayınca, bu hizmeti alan su dökülen zat
ayağa kalkmış, Kendisine niçin kalktığı sorulduğunda,
birimizin ayakta olması lazımdı, hizmeti yapan oturunca
ben ayağa kalktım. Zira böylesi daha kolay ve tevazua
daha yakındır demiştir.
Kadir olan Allahu Teâlâ’nın rahmetine muhtaç bu fakir
der ki; bu hizmeti yapan kimsenin oturması daha
uygundur. Çünkü ayakta olursa su sağa sola, yaygılara ve
yanındakilere sıçrar.
Oturarak yapıldığı zaman bu mahzur ortadan kalkar.
(müellif)

60

İmamı Gazali rahimehullahın İhyaü-ulumiddin isimli
eserinde “o zamanın şartlarında ”el yıkama tası, el
yıkayacaklardan birisine ikram edilirse onu kabul etsin.
Zira Enes bin Malik radıyallahü anh ve Sabit- el Bennani
bir yemekte beraber olmuşlardı, el yıkama tası Sabit-el
Bennani ye takdim edilince imtina etti. Enes radıyallahü
anh; kardeşin sana bir ikramda bulunduğunda onu kabul
et geri çevirme. Zira Allahu Teâlâ onun vasıtasıyla sana
ikramda bulunuyor buyurdu.
Halife Harun Reşit eba Muaviye isminde bir âlimi
yemeğe davet etmişti. Yemekten sonra halife Harun Reşit
o âlimin eline su döktü.
Eline su dökenin farkında olmayan o âlime, eline su
döken zat kimdi biliyor musun? Dediler.
Bilmiyorum dedi. Halife Harun Reşit idi dediler. O âlim
zat; halife Harun reşide, ya emirel-mü’minin sen ilme ve
âlime tazim ve ikramda bulundun. Allahu Teâlâ’da sana
ikramda bulunsun diye dua etti.
Yirmi dördüncü edep;
Yemekten sonra ellerini ve ağzını yıkarken suyu
yaygılara, halılara, etraf ve çevresine ve yakınında
bulunanlara sıçratmayacak şekilde yıkamaktır.
İmamı Gazali rahimehüllah İhya kitabında el yıkama da
dokuz adaptan bahs etmektedir.
1.”O zamanda su tasına ”günümüzde lavaboya
tükürmemek.
2.Kendisine hürmet gösterilmesi icab eden kimselere
öncelik vermek.
3.Kendisine öncelik verilirse red etmemek.
4.Başkasına ihsan ve ikramda bulunmak.
5.Orada bir cemaatin toplanması.
6.El yıkama suyunun tasta toplanması.
7.O yerde hizmet eden kimsenin ayakta durması.

61

8.Ağzını yıkarken ağzındaki suyu etraf ve çevreyi,
yakınında olan kimseleri ıslatmayacak şekilde eliyle
yavaşça akıtması.
9.El yıkanırken davet sahibinin misafirlerine suyu bizzat
kendisinin dökmesi, Hizmeti bizzat yapması.
İmamı malik hazretleri kendisini ziyarete gelen imamı
Şafii rahimehullaha böyle hizmet etmiş benden gördüğün
bu hali bırakma tavsiyesinde bulunmuştur.
Yirmi beşinci edep;
Eller yıkanırken önlerinde su tası kaldırılıncaya kadar su
içmemek. Kenzul-ibad isimli eserde böyle yazılıdır.
Yirmi altıncı edep;
Yemek bitmeden parmaklarını silmemek ve
yalamamaktır. Tenvir isimli kitaptan naklen şir’a
kitabında böyle yazlıdır.
Yirmi yedinci edep;
Allahu Teâlâ’nın nimetlerine şükür için, yemekten sonra
iki rek’at namaz kılmak. Kenzul-ibad isimli eserde böyle
yazılıdır.
Şir’a isimli kitapta yemekten sonra zikir ve namaz kılarak
yediği yemeği eritir, hazm eder. Yemekten sonra hemen
uyumaz. Zira yemekten sonra uyumak kalbe kasavet
verir. Yemekten sonra Allahu Teâlâ’nın nimetlerine
teşekkür için, namaz kılar. Yemekten sonra yediği
yemeğin kıyametteki hesabını düşünür. Zira Allahu Teâlâ
bütün nimetlerden sual edecek. Diye yazılıdır.
BEŞİNCİ FASIL
YEMENİN MUBAHLARI HAKKINDADIR
Sen bilesin ki yemede mubah bir tanedir. Oda bedene
kuvvet olsun için, müstahab olan miktardan fazla olarak
doyuncaya kadar yemektir. İhtiyar isimli kitapta da
yemede mubah; kifayet miktarı ve müstahab olan,
ölmeyecek miktardan fazla olarak bedene kuvvet olsun

62

için doyuncaya kadar yemektir ki bunda bir ecir ve sevap
günah ve vebal yoktur. Helalinden olduğu takdirde
ahirette bunun hesabı kolay olur.
Rivayet olundu ki; Nebi aleyhisselama içerisinde kuru ve
yaş hurma bulunan bir tabak ikram olunmuştu. Nebi
aleyhisselam şüphesiz siz bunlardan hesaba
çekileceksiniz buyurdu.
Hazret Ömer radıyallahü anh; bunlardan da hesaba
çekilecek miyiz? Dedi. Nebi aleyhisselam; nefsim elinde
olan Allahu Teâlâ’ya yemin olsun ki kıyamet gününde,
soğuk sudan,sıcak sudan, avret mahallinizi örttüğünüz
bezlerden, elbiselerden, açlığınızı giderdiğiniz ekmek
parçasından susuzluğunuzu giderdiğiniz bir yudum sudan
hesaba çekileceksiniz. Buyurdu.
ALTINCI FASIL
YEMENİN MEKRUHLARI HAKKINDADIR
Yeme de mekruhlar kırk beş olarak sayılmıştır.
Birinci mekruh; Ekmeğin üzerine kaşık ve tuzluk gibi
şeyleri koymaktır. Ekmeğin üzerine tuz koymakta mahzur
olmaz. Çünkü kaşık vs.in bulaşık ve kirli olması
hasebiyle ekmeğin üzerine konulması ekmeğe
hürmetsizlik olur. Halbuki biz, ekmeğe hürmet etmek ve
ikram etmekle emr olunduk.
Nebi aleyhisselam; “Ekmeğe ikram ve hürmet ediniz.
Çünkü ekmek yerlerin ve göklerin bereketidir.
Bir toplum ekmeğe hürmetsizlik ederse, Allahu Teâlâ o
toplumu açlık ve kıtlık belası ile müptela kılar. Buyurdu.
Sofraya oturulduğu zaman ekmek konulduğunda yemeği
beklemeden bir miktar ekmek yemek ekmeğe hürmet
sayılır. İhtiyar isimli kitapta böyle yazlıdır. Yere düşen
ekmek parçalarını alıp yemek, ekmeğe ikram ve
hürmettendir. Çünkü bunda Allahu Teâlâ’nın nimetine
tazim ve hürmet vardır.

63

“Zahiriye” isimli kitapta ekmek kırıntıları toplandığı
zaman, evde yenmiyorsa,
Tavuk, Koyun, Sığır veya diğer hayvanlara yedirmek
daha uygundur. Yollara, ayak basacak yerlere, çöpe,
kuyuya, akarsuya, nehre atmamalıdır.
Ancak karıncaların bulundukları yerlere döküle bilir.
Selefi salihin böyle yapıyorlardı. Diye yazılıdır.
Kenzul-ibad ve şir’a sahipleri ekmek ile yenen bir
yiyeceğin ekmek üzerine konulmasını caiz gördüler.
Şir’a isimli kitapta, insanın yediği her lokmada
üçyüzaltmış kişinin emeği ve san ’atı vardır.
Birincisi; rahmet hazinesinden suyu ölçen Mikail
aleyhisselamdır. Sonuncusu ise fırıncı ve ekmekçidir.
Diye yazılıdır.
İkinci mekruh;
Yemekten önce ve sonra ellerini yıkarken başkasından
yardım istemektir. Abdestte de yardım istemek
mekruhtur. Ancak misafir olursa ev sahibinin ona ikram
etmesi ve suyu bizzat kendisinin dökmesi evladır. Zira
imamı-Malik, imamı-Şafiiye “rahimehümullah” bizzat
kendisi hizmet etmiş benden gördüğün bu hizmeti sende
yap diye tavsiye etmiştir. Bezaziye isimli kitapta da
Abdestte olduğu gibi elleri yıkarken de başkasından
yardım istemez diye yazılıdır. Nebi aleyhisselamın
Muğire radıyallahü anhtan yardım istemiş olması
cevazına delalet eder. Dolayısı ile abdest alınırken ve ya
eller yıkanırken başkasından yardım istemek, tahrimen
değil de tenzihen mekruh olur.
Üçüncü mekruh;
Ekmeğe hürmet etmekle emr olunduğumuz için, ekmeği
bıçakla kesmek, ekmeğe hürmetsizlik odluğundan
mekruh diyen âlimler vardır. Ancak mekruh olmadığını
söyleyen âlimler de vardır.

64

Dördüncü mekruh;
Yemekteki eti bıçakla kesmektir.
Aişe radıyallahü anha nın rivayet ettiği hadisi şerifte nebi
aleyhisselam; acemlerin, gayrimüslimlerin yemekteki eti
bıçakla kestiği gibi siz bıçakla kesmeyiniz. Lakin siz ön
dişleriniz ile koparınız.
Zira böyle yapmak daha güzel, daha faydalıdır.
Yutulması daha kolaydır. Buyurdu.
Sen bilesin ki buradaki nehiy ve yasaktan murad tahrimi
değildir, tenzihidir.
Yani yemekteki eti, bıçakla kesmek Tenzihen mekruhtur
tahrimen değil.
Zira nebi aleyhisselamın; ümmetine talim ve ruhsat için
yemekteki eti bıçakla kesip yediği sabittir.
Şu halde buradaki nehiy ve yasak tenzihidir tahrimi
değildir.
Beşinci mekruh;
Kemikteki eti eliyle almaktır. Zira Savfan bin Ümeyye
radıyallahü anh; Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem ile
beraber yemek yiyordum, eti kemikten elimle
koparıyordum, nebi aleyhisselam; eti ağzına yaklaştır,
ağzınla ve dişlerinle kopar, bu şekilde yemen daha kolay
olur hazmı da kolaylaştırır. Buyurdu. feyzul-kadir.
Altıncı mekruh;
Elleri ve bıçağı ekmekle silmektir. Muhtar isimli kitapta
böyle yazılıdır.
Kenzul-ibad isimli eserde ise elini veya bıçak, vs.
ekmekle sildikten sonra o ekmeği yerse bunda bir mahzur
yoktur. Diye yazılıdır.
Yedinci mekruh;
Yemekten sonra ellerini üzerine yazı yazmaya uygun ve
elverişli bir kâğıtla silmektir. Kenzul-ibad isimli eserde
böyle yazılıdır.

65

Sekizinci mekruh;
Ekmeği sofraya hürmetsizlik olacak şekilde tabak
seviyesinde koymaktır.
Dokuzuncu mekruh;
Ekmeğin kabuğunu yiyip içini atmaktır.
Onuncu mekruh;
Ekmeğin içini yiyip dışını atmaktır. “Nikaye” isimli
eserden naklen şir’a isimli kitapta parmak, bıçak vs.
ekmekle silmek mekruhtur. Ancak ekmeği yerse mekruh
olmaz. Keza ekmeği tabağa müsavi kılmak için ekmeğe
hürmetsizlik olacak şekilde tabağın yanına koymakta
mekruhtur. Keza ekmeğin yüzünü ve ya içini yiyip
artanını atmak ta mekruhtur. Çünkü bu hareketlerde
ekmeğe hürmetsizlik vardır. Ekmeğe hürmetsizlik olduğu
zaman, pahalılık ve kıtlık meydana gelir. Diye yazılıdır.
İhtiyar isimli eserde ekmeğin içini yiyip kabuğunu
bırakmak veya ekmeğin pişkin veya yumuşak yerini yiyip
kalanını bırakmak israftır. Ayni zamanda bunda bir çeşit
kibir de vardır. Ancak artan kısımları bir başkası yiyorsa
mekruh ve mahzur olmaz. Bir ekmeği seçmekte de
mahzur olmaz. Diye yazılıdır.
On birinci mekruh;
Sofrada başkaları da varken yemeğin önce kendisine
verilmesini istemektir. Keza Yemeğin ayağına
getirilmesini istemekte mekruhtur. Güzel ve uygun olan,
yemeğe hürmeten, sofranın yanına gitmektir.
On ikinci mekruh;
Yemeğe bir kusur bulmaktır. Ebu Hüreyre radıyallahü
anh; Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem hiçbir yemeği
ayıplamaz, kusur bulmazdı. İştahı varsa yerdi. İştahı
yoksa yemezdi. Buyurdu.

66

Şir’a isimli kitapta kendisine dokunan, zarar veren veya
yanık veya küflenmiş olanlar hariç, hiçbir yemeği kerih
ve kötü görmezdi, yerdi. Diye yazılıdır.
On üçüncü mekruh;
Önüne konulan yemeği küçümsemek ve hakir görmektir.
Enes bin Malik ve diğer sahabeden mervidir ki; Onlar,
kuru ekmek parçası ve kuru hurmadan, ellerinde hazır
olanı takdim ve ikram ederlerdi.
Ve elinde olanı takdim ve ikram etmeyi hakir görmek mi?
Yoksa kendisine takdim ve ikram olunanı hakir görmek
mi? Hangisinin daha büyük günah olduğunu bilmiyoruz
derlerdi. Avarif ve İhya
kitaplarında böyle yazılıdır.
On dördüncü mekruh;
Bir zaruret olmadıkça karanlıkta yemektir.
On beşinci mekruh;
İçerisine sinek düşen yemeği bırakmaktır. Böyle bir
durumda sineğin iki kanadını da batırıp sineği çıkardıktan
sonra yemelidir. Zira Nebi aleyhisselam; sizden birinizin
yemeğine sinek düşerse onun iki kanadını da batırsın.
Sonra sineği çıkarsın öyle yesin. Çünkü onun bir
kanadında zehir diğer kanadında ise o zehrin şifası vardır.
Buyurdu.
On altıncı mekruh;
Ayakta veya yürürken yemektir. Zira böyle yemekte
düşüklük, hafiflik ve yemeğe hürmetsizlik vardır. Şir’a
isimli eserde böyle yazılıdır.
On yedinci mekruh;
Yemek esnasında elini tabağın içine silkelemektir. Çünkü
sofradaki diğer insanlar bundan hoşlanmazlar, tiksinirler.
Yemek esnasında sofradakiler tarafından hoş
karşılanmayacak her şey mekruhtur, yasaklanmıştır.
Onsekizinci mekruh;

67

Yemek esnasında lokmayı ağzına götürürken başını
yemek tabağına uzatmaktır. Çünkü böyle bir hareket,
açgözlü ve yemeğe karşı hırslı olduğunu düşündürür ki
bu zem edilmiştir. Hoş karşılanmaz.
On dokuzuncu mekruh;
Yemek esnasında sessiz olmak ve sükût etmektir. Zira
böyle yapmak Mecusi âdeti olup onlara benzemek
yasaklanmıştır. Yemek esnasında sessiz olmak yerine
güzel şeylerden konuşmak,
Allah dostlarının, Salihlerin hikâyelerini ve sözlerini
anlatmak, güzel sohbetler yapmak daha uygundur.
Kenzul-ibad isimli kitapta böyle yazılmıştır.
“İhya ”kitabında da; Yemek esnasında sessiz olmamak,
sükût etmemek yemenin edeplerindendir.
Zira yemek esnasında sessiz olmak acemlerin,
gayrimüslimlerin âdetidir. Diye yazılıdır.
Şu anlatılanlardan anlaşıldığına göre yemek esnasında
susmak tahrimen değil de tenzihen mekruhtur.
Ey din kardeşlerim bilesiniz ki; yemek esnasında güzel
şeyler konuşulmuyor ise sessiz kalmak ve sükût etmek,
malayani, fuzuli ve gereksiz olan şeylerden ve mekruh ve
günah olan hususlardan
konuşmaktan evladır daha iyidir. Zira sahihi Müslim’de
Ebu Hüreyre radıyallahü anhın rivayet ettiği hadisi şerifte
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem; “Kim Allaha ve
ahiret gününe inanıyorsa bir şeye şahid olduğu zaman ya
hayırlı şeyler konuşsun yâ da sussun”. Buyurdu.
Sahihi Buhari’de de “Kim Allaha ve ahiret gününe
inanıyorsa ya hayırlı bir söz söylesin yâ da sessiz kalsın.”
Buyurdu. Meşarikul-envar isimli eserde de böyle
yazılıdır.
Bu hususta riayet edilmesi icab eden husus; bir kimse bir
şeye şahid olursa ya konuşur yâ da susar.

68

Konuşmak ya mendüb ve güzel olan bir konuşma olur yâ
da olmaz. Güzel bir şey konuşmak evladır.
Kötü bir söz söylemek ise her zaman, zem edilmiştir.
Kötü görülmüştür. Uygun ve münasip görülmemiştir.
Yirminci mekruh;
Sokakta, insanların gördükleri yerlerde, yollarda
yemektir. Çünkü bu gibi hareketler mürüvveti ıskat eder.
İnsanı itibardan düşürür. Fıkıh âlimleri, yukarda anlatılan
yerlerde, sokakta, insanların gözlerinin önünde, yollarda
yemek yiyenlerin şahitlikleri makbul olmaz. Şahitlikleri
kabul edilmez. Dediler.
Öyle ise buralarda yemekten sakınınız!
Yirmi birinci mekruh;
Mezarlıklarda, kabristanda yemektir. Çünkü kabristan ve
mezarlıklar; Ölmüş ve toprağın altına düşmüş insanların
halinden ibret almak için ziyaret edilecek ve dua edilecek
yerlerdir. Kabristanda yemek ise ahbabı-yaranından,
eşinden dostlarından, malından, mülkünden, akrabai
taallukatından ayrılmış, Kendilerine hiç beklemedikleri
bir anda ölüm gelmiş olan insanların hallerinden ders ve
ibret almaya engeldir.
Yirmi ikinci mekruh;
Cenaze esnasında, cenazenin yanında yemektir. Zira öyle
bir anda öyle bir yerde yemek ibret almaya manidir.
Halbuki ibret almak mendup ve sevaptır.
Yirmi üçüncü mekruh;
Ölen kimsenin yemeğini yemektir. Tarikatı-
Muhammedîye isimli kitapta;
İnsanların Gördükleri yerlerde, yollarda, mezarlıklarda,
cenazenin yanında ve ölen kimsenin evinde yemek
hazırlamak ve yemek mekruhtur. Uygun ve münasip
değildir. Diye yazılıdır.
“Bezaziye”isimli kitapta da;

69

Birinci günü, Üçüncü günü, Yedinci günü ve daha sonra
ki günlerde ölen kimsenin evinde yemek hazırlamak,
yemek vermek ve yemek mekruhtur diye yazılıdır.
Yirmi dördüncü mekruh;
Mescit ve camilerde yemektir . Siraciye isimli kitaptan
naklen, Kenzul-ibad isimli eserde, itikâf ta olmayan
kimsenin, mescit ve camilerde yemesi, uyuması
mekruhtur.
Şayet böyle bir şey yapmak isterse mescide, camie
girerken, itikâfa niyet ederek girer. İtikâfa niyet ettiği
miktarda zikir eder, namaz kılar sonra yiyip içe bilir,
uyuya bilir. Mutekif için ise bunlar mubah olup yiyip
içmesinde ve uyumasında bir mahzur yoktur. Diye
yazılıdır. Zeylei”isimli eserde de böyle yazlıdır.
Yirmi beşinci mekruh;
Yemek esnasında gelen birisi için ayağa kalmaktır.
Zira Nebi aleyhisselam; acemlerin, gayrimüslimlerin
birbirlerine tazim için ayağa kalktıkları gibi siz birbirinize
tazim için ayağa kalkmayınız. Buyurdu.
Enes radıyallahü anhın rivayet ettiğine göre Nebi
aleyhisselam, yemek esnasında ve başka zamanlarda
ayağa kalkılmasını kerih görüyor, hoş görmüyordu.
Nebi aleyhisselam Benî Kurayza yi muhasara ettiğinde,
onların Said bin Muaz radıyallahü anhın hakemliğine razı
olmaları üzerine Nebi aleyhisselam Said bin Muaz’ı
getirmelerin emr etmişti.
Said bin Muaz radıyallahü anh ise hasta olduğu halde
merkebin üzerinde gelince, Nebi aleyhisselamın
efendinize veya hayırlınıza ayağa kalkınız, buyurması,
hasta olduğu için merkebinden inmesine yardım etmeleri
için olup ona tazim için değildir.
Zira tazim için olsaydı seyyidize kalkınız demez seyidiniz
için ayağa kalkınız derdi. Denilmiştir.

70

Şeyh Ebu Hamid; tazim için ayağa kalkmak mekruhtur.
Lakin ikram için ayağa kalkmak mekruh değildir diyor.
Şeyh ebul-Kasım ise zenginler için ayağa kalkar, âlimler
ve fakirler için ayağa kalkmazdı.
Sebebi sorulduğunda, Zenginler için ayağa kalkmazsam
onlar mutazarrır olurlar. İncinirler. Âlimler ve fakirler ise
incinmezler diye cevap vermiştir. Bu fakire göre ise
doğru ve güzel olan; Âlimler, Salihler ve adaletli sultan
ve idareciler için ayağa kalkmaya ruhsat vardır. Diğerleri
için ruhsat yoktur.
El öpmekte böyledir.(müellif)
Yirmi altıncı mekruh;
Yemek esnasında yemeğe ihtiyacı varken, daha
doymadan zaruri olmayan herhangi bir iş için yemekten
kalkmaktır.
Sahihi Buhari ve Sahihi Müslim’de geçen ibni Ömer
radıyallahü anhtan rivayet edilen bir hadisi şerifte Nebi
aleyhisselam; “Sizden biriniz yemek üzere iken acele
etmesin. Namaz hazır olsa bile doymadan yemekten
kalkmasın.” Buyuruyordu. Bazı âlimler, namaza hürmete
binaen, açlığı yatıştıracak kadar yiyip namaza gidilmesini
söylediler. Lakin bu zayıf bir görüştür.
Çünkü diğer bir rivayette “Yemeğini yemeden kalkmasın
kesinlikle acele etmesin ”kaydı vardır.
Çünkü yemeğe olan istek ve iştah, namazı huzurlu
kılmasına mani olur. Yemeğin hazır olması kişiyi
namazda huzursuzluğa götürür.
Aişe radıyallahü anha nın rivayet ettiği hadisi şerifte Nebi
aleyhisselam; yemek hazır olduğunda, büyük ve küçük
abdest daraldığında, namaz yoktur. Buyurdu.
Yine sahihi Müslim ve sahihi Buhari de zikr edilen Aişe
radıyallahü anha nın rivayet ettiği diğer bir hadisi şerifte
de nebi aleyhisselam; akşam yemeği hazır olduğunda,

71

namazda hazır olursa evvela akşam yemeğini yiyiniz.
Buyurdu.
Meşarikul-envar kitabının sahibi, imamı Sağani hazretleri
sünneti resulüllahı ihya etme saadetine nail olmuş bir
zattır. En büyük isteklerinden birisi, Resulüllah sallallahü
aleyhi vesellemi rüyasında görmek, ”akşam yemeği ve
akşam namazı ikisi hazır olduğunda akşam yemeği ile
başlayın ”hadisi şerifini mümkün olan en yüksek senetle
rivayet etmek için bu hadisi şerifin sıhhatini Resulüllah
aleyhisselamdan sormaktı.
Bu istek üzere olduğum halde uzun bir zaman geçtikten
sonra hicri altı yüz yirmi birinci zilkade ayının on sekizi
cuma ertesi gecesi âlemi-menamda, rüya âleminde sanki
bir dam üzerinde akşam namazını kılıyordum. Nebi
aleyhisselam ise akşam yemeği yiyordu. Nebi
aleyhisselamın yanında insanlar da vardı. Nebi
aleyhisselam; Beni akşam yemeğine çağırdı. Ben
namazımı tamamlamayı düşündüm.
Sonra Ebu Said radıyallahü anh namaz kılarken, nebi
aleyhisselamın onu çağırdığında namazı bitirinceye kadar
gitmeyip namazı tamamladıktan sonra gittiğinde, Nebi
aleyhisselamın ona; Allahu Teâlâ “Allah ve resulü sizi
çağırdığında Allah ve Resulüne icabet ediniz.”
Buyurmadı mı? Dediğini hatırlayıp yanına gittim ve
oturdum.
Ya Resülullah “akşam yemeği ve akşam namazı hazır
olduğunda akşam yemeğinden başlayınız” hadisi şerifi
sahih midir? Dedim. Nebi aleyhisselam; evet sahihtir
buyurdu.
Rivayet edildiğine göre, İbni Ömer radıyallahü anh
akşam yemeği yiyorken, çoğu kere imamın kıraatini
işittiği halde namaza gitmiyor, akşam yemeğinden
kalkmıyordu. Yemeğe devam ediyordu.

72

Denildi ki; nefs yemeği arzulamıyorsa ve yemeğin
namazdan sonraya bırakılmasında bir mahzur da yoksa
evla olan önce namazı kılmaktır.
Ancak yemek hazır olduğunda namaz da hazır olursa,
yemek namazdan sonraya bırakıldığında yemek
soğuyacak ise veya namaz kılanın kalbi huşu una zarar
verecek ise veya vakit müsait ise, nefs yemeği arzulasın
veya arzulamasın, yemeği önce yemek, namazı tehir
etmek evladır.
Zira bu hususta delil umumidir. İnsan aç olmasa bile
yemek hazır olduğunda kalp yemeğe istekli olur.
Namazın huşu unu ihlal eder.
Yirmi yedinci mekruh;
Erkek olsun kadın olsun cünüp iken, gusül icab eden
halde iken, ellerini ve ağzını yıkamadan yemektir.
Hayızlı kadın ellerini ve ağzını yıkayarak yemesinde bir
mahzur yoktur. “Haniye ”isimli eserden naklen Kenzul-
ibad isimli kitapta böyle yazılıdır.
Yirmi sekizinci mekruh;
Tunç, pirinç gibi Sarı madenden ve bakırdan yapılmış
kaplardan yemektir. Şir’a isimli eserde böyle yazlıdır.
İhtiyar isimli kitapta ise bakır, kalay ve benzeri şeylerden
kap edinmek caizdir diye yazlıdır.
Bundan anlaşıldığına göre bu anlatılan kaplardan yemek,
Tenzihen mekruh olup tahrimen mekruh değildir.
Yirmi dokuzuncu mekruh;
Müşriklerin kaplarında yemektir.
Otuzuncu mekruh;
Devamlı olarak kâfir ve müşrikler ile yemektir. Bezaziye
isimli kitapta; müşriklerin kaplarında yemek ve içmek
mekruhtur. Kâfirler ve müşrikler ile yemek mekruhtur.
Ancak bir Müslüman bir veya iki kere buna mecbur
kalırsa bunda beis ve mazur olmaz.

73

Lakin devamlı onlar ile yemek mekruhtur. Diye yazılıdır.
Otuz birinci mekruh;
Yemeği çok sıcak ve harlı halde yemektir. Nebi
aleyhisselam; yemeği soğutunuz. Çünkü harlı ve çok
sıcak yemek bereketsiz olur. Buyurdu.
Şir’a isimli kitapta harlı ve çok sıcak yemeği bir şekilde
soğutulmadan yemez. çünkü soğutmakta büyük ve çok
bereket vardır diye yazılıdır.
Otuz ikinci mekruh;
Yemeğe üflemektir. Abdullah bin Abbas radıyallahü anh;
Nebi aleyhisselam yemeğe ve içeceğe üflemedi. Diye
rivayet etmiştir.
Aişe radıyallahü anha yemeğe üflemek, yemekteki
bereketi giderir. Diye rivayet etti. Kenzul-ibad isimli
eserde böyle yazılıdır.
İmamı Ebu Yusuf rahimehüllah; Ses çıkaracak şekilde
üflemez ise mekruh olmaz. Dedi. Yani mekruh olan, uf
der gibi sesli üflemektir. Bezaziye isimli kitapta da böyle
yazlıdır.
Otuz üçüncü mekruh;
Yemeği koklamaktır. Nebi aleyhisselam; yemeği
soğutunuz. Zira harlı ve çok sıcak yemek bereketsizdir.
Yemeği koklamayınız zira koklamak hayvanların işidir.
Buyurdu.
Başka bir hadisi şerifte ise yırtıcı hayvanların kokladığı
gibi yemeği koklamayınız buyurdu. Yemeğin içerisine ve
içilen bir şeyin içerisine üflenmez. Zira bu sui edeptendir,
kötü huylardandır. Bostanul-fakih isimli kitapta böyle
yazılıdır.
Otuz dördüncü mekruh;
Sofra yerden kaldırılmadan sofradan kalkmaktır.
Sofra kaldırılıncaya kadar beklemek lazımdır. Zira nebi
aleyhisselam; sofra durduğu müddetçe, sofra

74

kaldırılıncaya kadar, melekler üzerinize rahmet okumaya
devam eder buyurdu.
Cafer bin Muhammed radıyallahü anhüma; Kardeşleriniz
ile sofraya oturduğunuzda oturmayı uzatınız. Çünkü
orada geçen zamandan hesaba çekilmeyeceksiniz. O saat
hesaba çekilmeyeceğiniz bir saattir. Buyurdu.
Otuz beşinci mekruh;
Sofraya yemek sahibinin izni olmadan oturmaktır.
Zahirîye isimli kitapta; bir adam bir kavmi, sofrasına
davet etse, onlar için başka sofradan yeme hakkı yoktur.
Çünkü o davet sahibi onlara ancak o sofrayı mubah kıldı
diye yazlıdır.
Otuz altıncı mekruh;
Sofradan yemek sahibinden izinsiz bir şey vermektir.
Zahirîye isimli kitapta misafir olan kişinin bir dilenciye
yemek sahibinden izinsiz bir şey vermesi mekruh olur.
Aynı zamanda oraya giren insanlara davet sahibinden
izinsiz sofradan bir şey vermesi de mekruh olur. Diye
yazılıdır.
Bezaziye isimli kitapta, misafirlerin birbirlerine ikramda
bulunmaların da ve sofrada hizmet edenlere, kedilere bir
şeyler vermelerinde bir mahzur yoktur. Köpeklere yanmış
ekmekleri verirler. Bu hususlarda örf ve adet nazarı
itibara alınır. Yemek yiyen misafirin yanına bir insan
girse misafirin ona bir şey vermesi caiz olmaz. Diye
yazlıdır.
Otuz yedinci mekruh;
Oyun, eğlence, masiyet ve günah işlenen, çalgılı yerlerde
yemektir. Zira menhiyatı dinlemek, işlemek ve razı olmak
gibi haramdır. Oyun, eğlence ve benzer münkerattan ve
kötülüklerin olduğunu bildiği bir yemeğe gitmek caiz
olmaz. Ancak oraya varıncaya kadar bilmese gücü
yeterse onları men eder.

75

Çünkü böyle yapması nehyi anil münkerdir. Şayet gücü
yetmez ise o menhiyat ve münkerat sofrada veya görünen
bir yerde ise o sofraya oturmaz. Çünkü lehviyatı,
menhiyatı, münkeratı dinlemek haramdır. Nebi
aleyhisselam; melahi yi çalgı vs. dinlemek masiyet ve
günahtır. Orada oturmak fısktır, fasıklıktır. Ondan lezzet
almak, zevkle dinlemek ise küfranı-nimettir. Buyurdu.
Dolayısı ile Allahu Teâlâ’nın ihsan ettiği uzuvları
yaradılış gayesinin haricinde kullanmak küfranı-nimettir,
nankörlüktür.
Şu halde işitmemek için onlardan sakınmak vaciptir. Zira
rivayet olundu ki çalgı vs. işittiği zaman nebi
aleyhisselam parmakları ile kulaklarını kapatmıştır.
Bezaziye isimli kitapta da böyle yazlıdır.
Şayet lehviyat, menhiyat, münkerat sofrada değil ise veya
görünen bir yerde değil ise, mukteda bih olan, kendisine
uyulan birisi ise o sofraya oturmaz. Çünkü bunda dini
celili İslamın ahkâmını küçük düşürmek ve günaha kapı
açmak, fasıkları cesaretlendirmek gibi mahzurlar vardır.
Mukteda bih olan, kendisine uyulan birisinin böyle içkili
çalgılı sofralarda oturması böyle şeylerin cevazına delil
gösterilir.
Onun içindir ki âlimler helalinden de olsa mal
biriktirmekle meşgul olduklarında avam şüpheli şeyleri
yemeye başlar. Âlimler şüpheli şeyleri yemeye başlarsa
avam, haram yemeye başlar. Âlimler haram yemeye
başlarsa avam küfre sapmaya başlar. Denildi.
Şayet mukteda bih olan kendisine uyulan birisi değil ise
mecbur kaldığı böyle bir yerde oturup yemekte beis
yoktur. Ağıt yakılan cenazeye ağıt ve ağlama var diye
cenazeye katılmak ve cenaze namazını kılmak terk
edilmediği gibi, bu durumda aynen öyledir. Terk edilmez.
İhtiyar isimli kitapta böyle yazlıdır.

76
Otuz sekizinci mekruh;
Riya, gösteriş, şöhret ve öğünmek için olduğunu bildiği
veya zan ettiği bir yemeğe katılmak ve yemektir.
Tarikatı-Muhammedîye isimli kitapta böyle yazlıdır.
Otuz dokuzuncu mekruh;
Yemek esnasında bağdaş kurarak veya bir şeye dayanarak
yemektir. Çünkü bu şekilde oturmak, sünnet olan oturuşa
muhaliftir. Ayni zamanda böyle oturmak kibirli insanların
halidir.
Bostanul-arifin isimli kitapta bir şeye dayanarak yemek,
mideyi, karnı, göbeği büyüttüğü için, sıhhat ve sağlık
bakımından zararlı olduğu için, Tenzihen mekruhtur
tahrimen değildir. Suyu ayakta içmekte böyledir. Sağlık
bakımından zararlı olduğu için Tenzihen mekruhtur
tahrimen değildir.
İhtiyar isimli kitapta da mazeret olmaksızın namazda
bağdaş kurmak ta mekruhtur.
Mecmeuzzevaid isimli kitapta bir şeye dayanarak
oturmak kibir maksadıyla olursa mekruhtur.
Kibir maksadıyla olmazsa mekruh olmaz diye yazılıdır.
Sen bilesin ki muhtar ve Bezaziye isimli kitaplarda
yazıldığı gibi başı açık yemekte bir beis ve mahzur
yoktur.
Kırk birinci mekruh;
Yemeğe besmele-i şerife okumadan başlamaktır. Çünkü
besmelesiz yemek sünnete muhaliftir.
Ayni zamanda besmelesiz yemek bereketin uçmasına,
kalkmasına ve kaçmasına sebeptir. Ayni zamanda
yemeğin sünnetlerinde geçen hadisi şeriflerde zikr
edildiği üzere, besmelesiz başlanan yemeğe şeytan iştirak
eder.
Kırk ikinci mekruh;

77

Yemeğin ortasından yemektir. Zira yemenin sünnetleri
anlatılırken geçen hadisi şeriflerde yemek bir çeşit olduğu
takdirde yemeğin kenarından ve kenarı takip eden yerden
yenilmesi anlatılmaktadır.
Kırk üçüncü mekruh;
Yemeği sol el ile yemektir.
Tarikatı-Muhammedîye isimli kitapta yemek te besmeleyi
terk etmek, Sol el ile yemek, Yemek bir çeşit olduğu
takdirde yemeğin ortasından başlayarak yemek,
Başkasının önünden yemek mekruh olur diye yazılıdır.
Sahihi-Müslim’de Cabir radıyallahü anhın rivayet ettiği
hadisi şerifte Nebi aleyhisselam; sol el ile yemeyiniz.
Çünkü şeytan sol eliyle yer. Buyurmuştur.
Kırk dördüncü mekruh;
Yemek esnasında başkasının lokmasına bakmaktır.
Çünkü bu hal onu mahcup eder. İhtiyacı varken onu
yemekten alıkoyar. Bostanul-arifin isimli kitapta;
insanların yemek esnasında başkalarının lokmalarına
bakmaları mekruh olur.
Böyle davranmak sui edeptir. Görgüsüzlüktür. Kötü bir
huydur. Diye yazılıdır.
Kırk beşinci mekruh;
Helal olduğu şüpheli olan bir şeyi yemektir. Zira şüpheli
olan bir şeyi yemek, harama vesile olur.
Kişiyi takvadan men eder. Şüpheli bir şey yemek takva
ya muhaliftir. Nebi aleyhisselam; kim şüpheli olan bir
şeye düşerse harama düşer buyurmuştur.
Atiyye radıyallahü anhın rivayet ettiği hadisi şerifte nebi
aleyhisselam;
Bir insan harama düşme korkusuyla şüpheli olan şeyleri
terk etmedikçe müttekilerden olamaz. Buyurdu.
Sen bilesin ki burada seleften hikâyeler anlatmamızda bir
beis ve mahzur yoktur. Hikâye olundu ki Zinnuni Misri

78

hazretleri zindanda haps edilmişti. Açtı. Onu tanıyan
Saliha bir kadın, ona hapishanedeki görevli ile yemek
göndermişti. Zinnuni Misri hazretleri aç olmasına
rağmen, zalim birisinin elinde geldi deyip o yemeği
yemedi. Yemediği için özür diledi. Rivayet olunur ki
Ahmed bin Hanbel ile Yahya bin Mainin uzun sohbetleri
ve dostlukları vardı. Ahmed bin Hanbel hazretleri Yahya
bin Mainin ben kimseden bir şey istemem. Sultan bana
bir şey verirse onu alır yerim, dediğini işitince onu terk
etmişti. Yahya bin Main, mazeret beyan ederek ben
mizah ve şaka yapmıştım. Deyince Ahmed bin Hanbel,
sen Allahu Teâlâ’nın dini ile mizah ve şaka mı
yapıyorsun? Helalinden temiz olan şeyleri yemek
dindendir. Dinin emirlerindendir. Sen, Allahu Teâlâ’nın,
yemeyi salih amelden önce zikr ederek, güzel, temiz ve
helal olan şeyleri yiyiniz ve salih amel işleyiniz.
Buyurduğunu bilmiyor musun? Dedi.
İbrahim bin Edhem hazretlerine zemzem suyundan niçin
içmiyorsun? Dediklerinde şayet bana ait bir kovam
olsaydı içerdim dedi. Abdullah bin El mübarek hazretleri
şüpheli olan bir dirhemi red etmeyi, yüz bin dirhem, yüz
bin dirhem daha tasadduk etmeye tercih ederim buyurdu
ve altıyüz bin dirheme kadar saydı.
Bezaziye isimli kitapta takva ehli insanlar, bid’at ehli
olan insanların mallarından sakınırlardı.
Hatta şöyle anlatıldı.
Bir kadın Ahmed bin Zahit hazretlerine, biz geceleri
damda iplik eğiriyoruz. Melik Zahirin kandilleri oradan
geçiyorken onların ziyasından faydalanıyoruz. Onun
parası bize helal olur mu? diye sordu.
İmam Ahmed, sen kimsin? dedi. O da ben Bişri Hafinin
kız kardeşiyim dedi. İmam; bu kadar saf ve temiz takva

79

ancak sizde olur dedi. Selefi salihinden bazı kimseler, hoş
görmedikleri yerden yakılan kandillerini söndürmüşlerdir.
Bazıları da helalinden olduğu şüpheli olan odun ile
ısıtılmış fırının hararetinden, istifade etmekten imtina
etmişler ve sakınmışlardır.
Ey günahlara hırslı ve istekli olan nefs,
Selefi salihinin şu takva hallerine bak.
Şüpheli şeylerden nasılda sakınmışlar.
Allahım bizleri onları sevenlerden eyle,
Bizleri o Salihlerin zümresinde haşr et.
Sen bilesin ki âlimlerin sözlerinden şu yukarıda
anlatılanlardan anlaşılan şudur ki;
Sünneti müekkedeyi terk etmek, imamı azam Ebu Hanife
ve imam Ebu Yusuf’a göre tahrimen mekruhtur.
İmamı Muhammed’e göre ise Tenzihen mekruhtur.
Zevaid sünnetleri, müstahapları ve edepleri terk etmek,
Tenzihen mekruhtur.
YEDİNCI FASIL
YEMENİN HARAMLARI HAKKINDADIR
Sen bilesin ki yemenin haramları yedi tanedir.
Birincisi;
Doymasına rağmen fazladan yemektir. Ancak yarın oruç
tutmak maksadıyla doyduktan sonra da bir miktar daha
yemesinde mahzur olmaz. Çünkü oruç tutmakta sevap ve
faide vardır.
Veya yemekten çekilirse misafirin yemeye ihtiyacı
olduğu halde yemeyi bırakması ihtimalinden dolayı,
utanmasın diye doyduğu halde yemesinde mahzur olmaz.
Doyduktan sonra yemek haramdır.
Çünkü bunda malı zayi etmek vardır. Fazla yemek,
Beden için hastalıktır. Fazla yemek İsraf, tebzir ve
faidesiz harcamaktır. İhtiyar isimli kitapta böyle yazılıdır.

80

Bezaziye isimli kitapta ise ihtiyaç miktarından çok yediği
zaman kussun. Çok yemenin zararından korunmak için
kusmasında bir beis olmaz. Diye yazılıdır.
Enes radıyallahü anh çok çeşit yemek yediğinde rahatsız
edici olduğunda kusardı.Kusmak ona fayda verirdi. Diye
yazılıdır.
Ey hak yolun yolcusu sen bilesin ki; Az yemekte çok
faide, Çok yemekte ve devamlı tok olmakta büyük zarar
vardır. Zira az yemekte cismin ve bedenin sıhhat ve
sağlığı, Hafızanın tazeliği, Kalbin sefası ve temizliği,
Beden hafifliği ile beraber,Kanaat sahibi olmak, Allahu
Teâlâ’dan gelecek bela ve azabı unutmamak, Kıyamet
günündeki açlığı hatırlamak, İbadetlere devamı
kolaylaştırmak, Abdesti muhafaza edebilmek, Yeme ve
içmede aza kanaat ederek fazlasını tasadduk etmek,
Muhtaçları kendisine tercih etmek gibi birçok faideler de
vardır.
Çok yemekte ve tok olmakta ise kasveti-kalp, kalbin
kararması ve katılaşması, Azaların fitneye ve günahlara
bulaşması gibi manevi zararları vardır. Çünkü mide
acıktığı zaman, diğer uzuvlar doyar ve sükûnet bulur.
Mide doyduğu zaman ise diğer uzuvlar acıkır.
Anlayış ve ilim azalır. Tokluk zekâyı giderir. Aynı
zamanda ibadete istek azalır.İbadetin halaveti ve zevki
yok olur. Şüpheli ve haram olan şeylere düşer. Evvela
yenecek şeyleri elde etmek için,
Sonra da o yemeği hazırlamak için, Daha sonrada o
yemeği yemek için, Kalbi ve bedeni çok meşgul eder.
Daha sonra da yediklerinden kurtulmak için tuvalete
gitmekle meşgul olur. Daha sonra da beşinci olarak, çok
yemekten meydana gelen hastalıklardan selamet bulmak
için çok meşgul olmak gerekir. Kıyamet gününde de onun
hesabı meşgul eder. Ve Allahu Teâlâ’nın;

81

Siz dünya hayatınızda iken burada sahip olacağınız
güzellikleri yok ettiniz. Ayeti kerimesine muhatap
olacağından, Ölüm anının şiddetli olmasından korkulur.
Çünkü doyuncaya kadar yemenin, Devamlı tok olmanın,
Çok refah ve nimet içerisinde olmanın, kötülüğü
Hakkında hazreti Aişeden rivayet edildi ki
peygamberimizin vefatından sonra bu ümmete arız olan
ilk bela tokluktur. Bir toplum doyduğunda bedenleri
yağlanır. Kalpleri zayıflar. Şehvetleri artar. Buyurdu. İbni
Ömer radıyallahü anhtan yapılan bir rivayette de
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin yanında bir adam
çok yemekten geğirmişti. Nebi aleyhisselam; geğirmenizi
bizden uzak tutunuz. Kıyamette en uzun aç kalacaklar,
dünyada çok yiyenler olacaktır. Buyurdu.
Mikdad bin Ma’di Keribe radıyallahü anh da Resulüllah
sallallahü aleyhi vesellemden işittim ki
Âdemoğlunun doldurduğu en kötü kap midesidir.
Âdemoğluna bedenini ayakta tutacak birkaç lokma yeter.
Şayet bunu yapamıyorsa midesinin üçte birini yemek
için, Üçte birini içecek için, Üçte birini de nefesi için
ayırsın buyurdu. Hamde radıyallahü anhın rivayetinde de
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem; karnı büyük,
göbekli bir adam gördü. Mübarek parmaklarıyla işaret
ederek, bu böyle olmasa idi daha hayırlı olurdu. Buyurdu.
Ebu Cübeyr radıyallahü anhın rivayetinde de Nebi
aleyhisselama açlık isabet etmişti.
Bir taş alıp karnı üzerine koydu. Dikkat ediniz; nice
nefslerine ihanet edenler vardır ki hakikatte onlar
nefslerine ikram ediyorlar. Buyurdu.
Münasip olan, layık ve uygun olan, doğru olan az
yemektir. Çok yemekten sakınmaktır. Tarikatı-
Muhammedîye isimli kitapta da böyle yazılıdır.
İkinci haram;

82

Hem Kadınlar ve hem de erkekler için altın ve gümüş
kaplarda yemektir.
Dürer ve gurer isimli kitapta hem kadınlar ve hem de
erkekler için altın ve gümüş kaplardan yiyip içmek
haramdır. Diye yazılıdır. Sen bilesin ki bazı fıkıh
âlimlerinin kitaplarında altın ve gümüş kaplarda yemenin
tahrimen mekruh olduğu yazılıdır. Fıkıh âlimlerinin bu
ihtilafı sebebiyle altın ve gümüş kaplarda yemek, haram
olmaz, tahrimen mekruh olur.
Üçüncü haram;
Davet edilmediği bir yerde izinsiz yemektir. Ancak böyle
bir durumda kendisine izin verilirse haram olmaz. Sahihi
Müslim ve sahihi Buhari’de ibni Mes’ud ve Ukbe bin amr
el Ensari radıyallahü anhümadan yapılan rivayette nebi
aleyhisselam, beş kişinin beşincisi olarak bir yemeğe
davet olunmuştu. Yolda bir adam onlara katıldı. Davet
sahibinin kapısına varıldığında Nebi aleyhisselam; bu zat
yolda bize katıldı. Dilersen ona izin ver. Dilersen izin
verme dönüp gitsin. Buyurdu.
Davet sahibi elbette izin veriyorum. Ya resülullah dedi.
Diğer bir rivayette de Nebi aleyhisselam; kim davet
edilmediği bir yemeğe giderse fasık ve günahkâr olarak
gitmiş olur ve yediği yemek ona haram olur buyurdu.
Abdullah bin Ömer radıyallahü anhümadan rivayet edilen
hadisi şerifte Nebi aleyhisselam;
Kim davete icabet etmezse Allahu Teâlâ’ya ve Resulüne
isyan etmiş olur günahkâr olur.
Kim ki davet edilmeyen bir yere giderse hırsız olarak
gitmiş ve baskın yapmış olarak çıkmış olur buyurdu. Ey
ahiret yolcusu sen bilesin ki yemek vaktini gözetmeksizin
bir yere giden kimse yemeğe tesadüf ederse uygun ve
münasip olan, izin verilmedikçe yememesidir. Şayet
buyurun yiyin denilirse bakar. Eğer içten samimi bir

83

şekilde muhabbetle buyur ediliyorsa yesin. Lakin
utandıklarından veya başka bir şeyden dolayı gönülsüz ve
isteksiz bir şekilde buyur ediyorlarsa sofraya oturmaması
lazımdır. Bir mazeret, bir hastalık bahane ederek
yememesi daha uygun olur.
Ancak yemek vaktini gözetmeksizin aç olarak tesadüf
etmiş, onlar da içten severek yedirmek istiyorlarsa
yemesinde bir beis ve mahzur olmaz.
Sahihi Müslim’de Ebu Hüreyre radıyallahü anhın
rivayetinde bir gün veya bir akşam Resulüllah sallallahü
aleyhi vesellem dışarı çıkmıştı.
Hazreti Ebu Bekir ve hazreti Ömer radıyallahü anhüma
ile karşılaştı. Bu saatte sizi evinizden çıkaran şey nedir?
Dedi. Açlık bizi çıkardı ya resülullah dediler. Resulüllah
sallallahü aleyhi vesellem de sizi dışarıya çıkaran beni de
çıkardı buyurdu. Haydi, gelin bakalım deyip Ensar’dan
bir zatın evine vardılar.
Lakin Ensari o esnada evde değildi. Ensar’dan olan zatın
hanımı onları görünce buyur etti merhaba ehlen vesehlen
dedi. Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem; hane sahibi
nerede? Dedi.
Bize tatlı su getirmeye gitti şimdi gelir dedi. O esnada
Ensar’dan olan zat geldi. Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellemi ve iki arkadaşını görünce çok sevindi, Bu gün
benden, daha kıymetli misafiri olan, hiçbir kimse yoktur
dedi. Elhamdülillah deyip hamd etti. Hemen gidip
içerisinde yaş ve kuru hurma bulunan bir tabak getirdi.
Buyurun yiyiniz dedi. Sonra elinde bıçak olduğu halde bir
koyun kesmek üzere çıkarken Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellem; sakın sağmal olandan kesme buyurdu.
Bir koyun kesip ikram etti. Etten ve hurmalardan yediler.
Tatlı ve soğuk sudan içtiler. Doydular suya da kandılar.
Nebi aleyhisselam; nefsim elinde olan Allahu Teâlâ’ya

84

yemin olsun ki kıyamet gününde bu nimetlerden sual
olunacaksınız. Buyurdu. Bu gibi durumlarda bir kimseye
misafir olmak, O Müslümanın yemek sevabına nail
olmasına, sevap kazanmasına sebep olur. Buna benzer
haller, salih insanların ve Allah dostlarının güzel
adetlerindendir.
Avn bin Mes’ud rahimehullahın üçüyüz altmış arkadaşı
olup sene içerisinde onlara misafir olurdu.
Bir başka zatın da otuz kadar arkadaşı olup her ay birisine
gider misafir olurdu. Bundan sonra sen bilesin ki ev
sahibi arkadaşını ve dostunu evde bulamayan kimse
arkadaşının sadakat ve dostluğuna güveniyorsa, dostunun
evinde izinsiz yemesinde bir beis ve mahzur olmaz.
İzinden maksat; yeme hususunda arkadaşının rızasıdır.
Bunda genişlik ve ruhsat vardır. Zira nice insanlar
huzurda yüzüne karşı ısrar ve yeminle yiyiniz derde
içinden rızası olmaz. Böylelerinin yemeğini yemek
mekruhtur.
Nice yanında olmayan kimselerin yemeğini yemek onları
memnun eder ve sevindirir.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem, Bureyde
radıyallahü anhanın evine gitmişti.
O esnada evde değil idi. Nebi aleyhisselam yemek yedi.
Lakin sonra yediği yemeğin sadaka olduğunu öğrendi.
Bunun üzerine sadaka yerini buldu. Buyurdu. Nebi
aleyhisselam; onun memnun olacağını bildiği için böyle
yaptı. Bir dost grubu Süfyanı Sevri hazretlerini ziyaret
etmek üzere evine varmışlardı.
Onu evde bulamadılar. Eve girip sofra hazırladılar
yemeğe başladıklarında Süfyanı Sevri hazretleri geldi.
Onları yemek yerken o halde görünce memnuniyetini
izhar ederek, bana selefi salihini hatırlattınız onlar böyle
idi dedi.

85

Tabiinden bazı kimseler bir dostlarını ziyarete
gitmişlerdi. Onlara ikram edecek bir şeyi yoktu. Bir
dostunun evine vardı. O da evde yoktu. Baktı ki tencerede
pişmiş hazır yemek var. Ekmek vs. yiyecekler var. Onları
alıp getirdi dostlarına yedirdi. Ev sahibi gelince
yemekleri göremedi.
Ona yemekleri falan kimse alıp götürdü dediler.
Yemekleri alan arkadaşı rastladığında, dostların tekrar
gelirlerse yine gel al dedi. İhya kitabında böyle yazılıdır.
Dördüncü haram;
Haram olan bir şey yerken, içerken besmele okumaktır.
Beşinci haram;
Haram olan bir şeyi yiyip içtikten sonra elhamdülillah
demektir. Bezaziye isimli kitapta haram olduğu kesin
olan bir şeyi yiyip içerken bismillah diyen kâfir olur.
Çünkü Allahu Teâlâ’nın ismini hafife almış olur. Diye
yazılıdır. Bazı âlimler, kesin haram olan bir şeyi yiyip
içtikten sonra elhamdülillah dese kâfir olmaz. Çünkü
böyle bir durumda yapılmış olan hamd, haramdan
kurtulduğu için yapılmış olur. Dediler. Lakin bazı âlimler
de kesin haram olan bir şeyi yiyip içtikten sonra
elhamdülillah demek de küfürdür. Çünkü haram olan bir
şeye hamd etmiş olur. Dediler.
Yine de böyle bir durumda niyetine göre muamele görür.
Altıncı haram;
Haram olan bir yiyecekten yemektir.
Bunun delilleri sayılmayacak kadar çoktur. Burada
Haramın kötülüğü ve zararları hakkında varid olan bazı
hadisi şerifleri zikr edeceğiz.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem;
Allahu Teâlâ’nın beytul-makdis üzerinde bir meleği, her
gece “Kim haram olan bir şeyi yerse farz ve nafileden
hiçbir ibadeti kabul olunmaz ”diye nida eder. Buyurdu.

86

Diğer bir hadisi şerifte de;” Kim haramdan bir lokma
yerse kırk gece onun namazı kabul olunmaz. Haram
yemekten bedende meydana gelen her eti cehennem
yakacaktır.” Buyurdu.
İmamı Zahid ebul-Hasan ali bin Yahya rahimehüllah
şöyle buyurdu; haram lokma yemekten daha zararlı bir
şey yoktur. Çünkü âdem aleyhisselam, yasaklı olan
ağaçtan yediğinde pişman olup yediğini çıkarmak için
bilerek kusmuştu. O kustuğu şey kıyamete kadar
öldürücü zehir oldu. İşte şimdi dünyada mevcut olan
zehrin aslı ondandır. Âdem aleyhisselam tövbe ettikten
sonra yediği haram lokmanın eseri bedeninde kaldı. Hava
validemiz ile cima etti. Onun neticesinde oğlu kabil
dünyaya geldi. Kardeşi Habil’ i öldürdü. Ey akıl sahipleri
ibret alınız! Tövbe ettikten sonra ve kustuktan sonra bile
haram lokmanın, nasıl zararı oldu.
Neticesi ne kötü oldu. Bir de bütün yedikleri haram olan
kimsenin halini sen ne sanıyorsun?
Süfyanı Sevri rahimehüllah; haram olan bir şeyi Allahu
Teâlâ’nın taatinde, hayırda infak eden ve harcayan kimse
kirli elbisesini idrar ile temizlemeye çalışan kimseye
benzer. Hâlbuki kirli elbise ancak temiz su ile temizlenir.
Günahın kefareti de ancak helal lokma ile yapılan
ibadetlerdir. Buyurdu.
Nebi aleyhisselamdan rivayet olunan bir hadisi şerifte;
kim günah olan yollardan bir kazanç elde edip onu
tasadduk ederse veya o haram kazanç ile Sıla-i rahim,
akraba ziyareti yaparsa veya o haram kazancı Allahu
Teâlâ’nın yolunda harcarsa, Allahu Teâlâ onları
kıyamette bir araya getirir.
Cehennemine atar. Buyurdu.
Nebi aleyhisselamdan rivayet olunan hadisi şerifte; kim
on dirheme bir elbise alsa bir dirhemi haram olsa, o elbise

87

üzerinde olduğu müddetçe Allahu Teâlâ onun namazını
kabul etmez. Buyurdu.
Şu anlatılanlardan sonra sen bilesin ki günahlar İyi
niyetle yapılsa dahi günah olma vasfını kayb etmez.
Mesela; başka bir insanın gönlünü hoş kılmak, Onu razı
ve memnun etmek gibi bir niyet ve maksatla bir insanın
gıybetini yapmak veya başkasının malından izinsiz bir
fakiri doyurmak veya haram olan bir kazanç ile cami,
mescit, medrese, okul, yurt, köprü yaptırmak gibi hayır
ve sevap maksatlı yapılan ameller mahza büyük bir
cehalettir. Haram olan bir kazanç ile yapılan hayırdan
sevap ummak başka bir günahtır. Başka bir felakettir.
Bunun böyle olduğunu bilerek yapmak, Şer’i şerife göre
haram olmasına rağmen yapmak, Şer’i şerifi
önemsememek Şer’i şerifi kabul etmemek Âdeta şer’i
şerifi red etmek anlamına gelir. Günah olduğunu
bilmeden yapmak ise cehalet ile bilmeden, şer’i şerife
muarız olmak ve muhalefet etmek olur. Buraya kadar
olan kısım, İhya kitabından alınmadır.
Ezhar isimli kitapta ise şöyle yazılıdır; Âlimler; şayet
haram bir kazanç ile bir mescit veya bir medrese veya bir
köprü veya bir kervansaray bina etse. Bunları yapan,
yaptıran kimse ister günah olduğunu bilsin isterse günah
olduğunu bilmesin fark etmeksizin, vefat ettikten sonra
bile isyan ve günahı devam eder. Sevap kazanamayacağı
gibi öldükten sonra da Günah ona ulaşır, Amel defteri
kapanmaz, günah yazılmaya devam eder. Dediler. Doğru
olan görüş; bu eserler devam ettikçe ve ayakta kaldıkça
banilerinin günahlarının devam etmesidir. (Müellif)
Kendisi ölünce günahları da ölenlere müjdeler olsun.
Kendisi öldüğü halde günahları yazılmaya devam
edenlere veyl olsun yazıklar olsun!

88

Bezaziye isimli kitapta; Makbul ve muteber bazı
kitaplarda, Bir danik yani sekiz arpa ağırlığındaki haram
bir kazanç için cemaatle kılınmış yedi yüz namazın
sevabı alınır. Diye yazılıdır.
Bir şiir;
Dikkatli olunuz! Tüm mahlûkatın rabbine tövbe ediniz!
Namazlara devam üzere bulununuz!
Dikkatli olunuz da helal den başka yemeyiniz!
Dikkatli olunuz haram olan yollara sapmayınız!
Elinize geçen nimetler ile azgınlık yapmayınız.
Elinizden kaçan haramlardan dolayı da üzülmeyiniz.
Yedinci haram;
Sofraya konmuş olan bazı yiyecek ve nimetleri hor, hakir,
küçük ve düşük görüp sofradan kaldırmaktır. Zahirîye
isimli kitapta ev sahibi kaldırın demedikçe bu gibi
nimetleri sofradan kaldırmak haramdır. Diye yazılıdır.
Diğer fetva kitaplarında da böyledir. Ancak bilhassa
köylerde bu hal cehaletten dolayı mubah menzilesine
indirilmiştir ki cehalet insanı helak eden şeylerin başında
gelir.
Onun içindir ki şeyh Halil sehl bin Abdullah; hiçbir
kimse Allahu Teâlâ’ya cehaletten daha büyük bir günah
ile isyan etmemiştir. Dedi. Cehaletten daha büyük günah
Biliyor musun? Dediler. Evet dedi. Bilmediğini,
cahilliğini bilmemektir. Dedi.
Sen bilesin ki;Haram olan fiilleri terk etmek farz olduğu
gibi, Farzları terk etmek de bil-ittifak haramdır. Durum
böyle olunca yemenin farzları on dört olduğu gibi,
Yemede haramlar da on dört tane olur.
HATİME
Ey din kardeşlerim siz bilesiniz ki;

89

Hak yolun yolcularına sofradan kalktıktan, yemek
bittikten sonra seyyidimiz Muhammed sallallahü aleyhi
vesellemden rivayet edilen dualar ile dua etmek lazımdır.
Bu dualar çoktur. Lakin biz burada bazı duaları zikr
edeceğiz.
İmamı-Buhari rahimehüllahü anhül-bari hazretlerinin Ebu
Ümame radıyallahü anhtan rivayet ettiği şu dua
onlardandır. Sofra kaldırıldığında nebi aleyhisselam;
Allahu Teâlâ’ya sayısızca ve sonsuzca, Kendisinden
müstağni olmaksızın en güzel şekilde çokça hamdü-sena,
olsun. Derdi.
Meşarikul-envar isimli kitapta böyle yazılıdır.
Ebu Said el-Hudri radıyallahü anhın rivayetinde de nebi
aleyhisselam yemek yedikten sonra bize yediren, içiren
ve bizi Müslümanlardan kılan Allahu Teâlâ’ya hamd
olsun. Derdi.
Ebu eyyub radıyallahü anhın rivayetinde de nebi
aleyhisselam bir şey yiyip içtiğinde, Yediren, içiren, bu
nimetleri veren ve çıkaran Allahu telaya hamd olsun. Der
idi.
Mesabih isimli kitapta böyle yazılıdır.
Muaz bin Enes radıyallahü anhın rivayet ettiği hadisi
şerifte Nebi aleyhisselam; kim bir yemek yedikten sonra,
Beni doyuran, Benim bir gücüm ve kuvvetim olmaksızın
bu rızkı bana veren Allahu Teâlâ’ya hamd olsun. Derse
geçmiş günahları af olunur buyurdu.
İmamı Tirmizi bu hadisi şerif hasen bir hadistir. Dedi.
Abdullah Amr bin As radıyallahü anh rivayetinde de
Nebi aleyhisselam yemekten sonra;
Bize in’amu-ihsanda bulunan, Bize hidayet eden, Bizi
doyuran ve suya kandıran, Bize her iyiliği veren Allahu
Teâlâya hamd olsun. Der idi.

90

Süneni neseide hasen bir isnad ile yapılan rivayette de
tabiinden olan Abdurrahman bin Cübeyrin rivayetinde
Resulüllah sallallahü aleyhi veselleme sekiz sene hizmet
eden bir sahabi, Nebi aleyhisselama bir yemek ikram
edildiğinde bismillahi der yemek ten sonra da,
Allahım yedirdin, İçirdin, Muhtaç etmedin, Kanaatkâr
kıldın.
Hidayet ettin, İhsanda bulundun, verdiğin nimetlere hamd
olsun. Diye dua ederdi diye rivayet etti.
Süneni ebi Davud ta ve Tirmizi’de ve ibni Sünninin
kitabında ibni Abbas hazretlerinin rivayet ettiği hadisi
şerifte Nebi aleyhisselam;
Sizden biriniz yemek yediğinde ibni Sünninin rivayetinde
ise Allahu Teâlâ sizi doyurduğunda “Allahım bu yemekte
bize bereket ver. Bundan daha hayırlısını ihsan et, desin.
Allahu Teâlâ kime süt içirirse, Allahım bunda bize
bereket ihsan et. Bunu ziyadeleştir, desin. Çünkü sütten
başka bir yiyecek ve içecek süt kadar faideli ve yeterli
olmaz. İmamı Tirmizi bu hadisi şerifin hasen olduğunu
söyledi.
Bizim burada zikr ettiğimiz duaların hepsi Ezkar isimli
kitapta yazılıdır.
Bundan sonra sen bilesin ki; helal bir yemek yediğinde,
Bütün salih ve güzel işler, kendi in’am ve ihsanı ile
tamam olan ve bereketleri indiren Allahu Teâlâ’ya hamd
olsun. Allahım, seyyidimiz Muhammed’e ve aline Salatü
selam olsun. Allahım bizi doyur. Bize salih işlerde
olmayı nasip et, desin.
Şayet şüpheli bir şey yerse, herhâlde Allahu telaya hamd
olsun.
Seyyidimiz Muhammed’e Salatü selam olsun.
Allahım bu yemeği sana itaat etmekte yardımcı kıl.
Sana karşı günah işlemekte yardımcı kılma, desin.

91

Avarif ve İhya kitaplarında böyle yazılıdır.
Ancak İhya kitabında şu iki yerde salavatı şerife zikr
edilmemiştir. Kadir ve gafur olan Allahu telaya muhtaç
olan Bu fakir de der ki; Şüpheli bir yemek yediğinde evla
olan, Herhâlde Allahu telaya hamd olsun demek, Şüpheli
bir şey yediği için çok istiğfar okumak, üzülmek,
Cehennemin hararetini söndürmek için ağlamaktır. Zira
ağlayarak ve üzülerek yiyen kimse severek ve gülerek
yiyen kimse gibi olmaz. (Müellif)
Bundan dolayıdır ki Bişri Hafi aleyhi rahmetül-bari ye
nereden yiyorsun? Diye sorulduğunda sizin yediğiniz
yerden yiyorum. Lakin ağlayarak yiyen kimse gülerek
yiyen kimse gibi değildir dedi.
İhya isimli kitapta; yemeğin sonunda bize yediren ve
içiren ve suya kandıran, her şeye kâfi gelen, seyyidimiz
ve Mevla’mız olan Allahu Teâlâ’ya hamd olsun.
Allahım sen bizi aç iken doyurdun. Korkudan emin
kıldın. Dalaletten hidayete erdirdin. Başkasına muhtaç
olmaktan müstağni kıldın. Allahım daima ve çokça, En
güzel şekilde, Sana layık ve müstahak olacak şekilde sana
hamd olsun. Diye dua etmek müstahab olur diye yazılıdır.
Bundan sonra sen bilesin ki başkasının yemeğini yiyen
kimse ona bereket, rahmet ve mağfiret ile dua etsin.
Allahım onun hayrını çoğalt verdiğin rızıkta bereket ver.
Allahım onun hayırlı işler yapmasını kolaylaştır.
Verdiğin nimetlerde kanaatkâr kıl.
Bizi ve onu şükür edenlerden eyle. Diye dua etsin.
Bir kimsenin yanında iftar ederse sizin yanınızda
oruçlular iftar etsin. Yemeğinizi hayırlı insanlar yesin.
Melekler size dua ve istiğfar etsin. Diye dua etsin. İhya
isimli kitapta böyle yazılıdır.
Ebu Davud’un süneninde ve diğer hadis kitaplarında
sahih isnad ile Enes bin Malik radıyallahü anhın

92

rivayetinde Nebi aleyhisselam Said bin Ubade
radıyallahü anhın evine gitmişti. Ekmek ve yağ ikram
etti. Nebi aleyhisselam yedikten sonra; Yanınızda
oruçlular iftar etsin. Yemeğinizi iyiler yesin. Meleklerin
duası sizinle olsun. Buyurdu.
Sahihi Müslim’de Mikdad radıyallahü anhtan yapılan
rivayet te Nebi aleyhisselam başını kaldırıp
Allahım beni doyuranı sen de doyur. Bana içireni sen de
içir. Diye dua etti.
Sahihi Müslüm’de Abdullah bin Yusr den yapılan
rivayette Nebi aleyhisselam bana gelmişti.
Yemek ve yaş hurma ikram ettim.Onlardan yedi. Sonra
kuru hurma ikram ettim ondan da yedi.
Sonra içecek ikram ettim ondan içti. Sonra bineğinin
yularını tuttu gitmek üzere iken, Bize dua et dedim. Nebi
aleyhisselam; Allahım onlara verdiğin rızıkta bereket ver.
Onları af et.
Onlara merhamet et. Diye dua etti, dedi. Meşarikul-Envar
ve Ezkar simli kitaplarda böyle yazılıdır.
Bundan sonra sen bilesin ki; sofra kaldırıldığında “kul
huvallahu ehad” Ve” lii laf” surelerini okusun.
İhya ve Avarif isimli kitaplarda böyle yazılıdır.
Ezkar kitabında; Cabir radıyallahü anhın rivayet ettiği
hadisi şerifte Nebi aleyhisselam yemeğe başlarken
besmele okumayı unutan, yemekten sonra “kul huvallahu
ehad” suresini okusun buyurdu. Diye yazılıdır.
Bundan sonra sen bilesin ki; buraya kadar yazdığımız
dualar yemekten sonra okunacak dualardır.
Yemekten önce okunacak dualara gelince;
Kitabı Sünnide, Abdullah bin Amr bin As radıyallahü
anhtan yapılan rivayette Nebi aleyhisselama bir yemek
ikram edildiğinde yemekten önce Allahım verdiğin

93

rızıkta bizim için bereket kıl. Bizi azabından koru. Diye
dua ederdi. Diye yazılıdır.
Bundan sonra sen bilesin ki; hasta olan birisi ile yemek
yerken Allahu Teâlâ’ya güvenerek ve ona tevekkül
ederek Allahın ismi ile başlarım desin.
Süneni ebi Davud’a ve ibni Macede Cabir radıyallahü
anhtan yapılan rivayette Nebi aleyhisselam bir cüzzamlı
ile yemek yiyordu. Cüzzamlının elini tuttu.
Onun eliyle beraber elini tabağa uzattı.
Allahu Teâlâ ya güvenerek ve ona tevekkül ederek onun
ismi ile yiyorum. Buyurdu.
Bu dualar, kitaplardan topladığımız faidelerin ve bu
risalenin sonu olsun.
Bu risaleyi tamamlamaya muvaffak kılan Allahu
Teâlâ’ya hamd olsun.
Bitirmeye muvaffak kıldığı için ona şükür olsun.
Hatemül-enbiya olan Resulüne ve onun al ve ashabına
bilhassa halifelerine ve Muhacir ve Ensar’a ve onlara
samimi olarak tabi olanlara Salatü selam olsun.
Allahu Teâlâ hepsinden Razi olsun.
Âmin ya rebbel-âlemin
Min yedi Ez’afil-ibad habibi bin Mustafa
Ğaferallahu lehü ve livalideyhihima ve linnasi ecmain.
(Kâtip)
Abdürrezzak bin Mustafa al-Antakiyye (müellif)
İş bu risalenin tercemesi 26 rabiul-evvel 1440 çarşambayı
perşembeye bağlayan gece tamam oldu.
Okuyup istifade edenlerin dualarını umar bizde onlara
dua ederiz.
Hidayete tabi olanlara selam olsun.( Mütercim)
5 Aralık 2018
Mütercim Ergün Telis

94

KAYSERİ EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI YAYINLARI
(KİTAP)
1- İki Kavram Analizi(Laiklik/Aksiyon)-Mustafa CABAT
2- Evsa –Mustafa ÖZER(2.Baskı2012-şiir)
3- Düşüşten Sonra–Mustafa ÖZER (2.Baskı 2012-Deneme)
4- Sis ve Selva –Mustafa ÖZER (2.Baskı 2012-Şiir)
5- Çağrı Sayfaları –Mustafa ÖZER (2.Baskı 2012-Şiir)
6- Sanat ve Aksiyon İçinde Bir Portre Denemesi–Mustafa
ÖZER(2.Baskı 2012-Deneme)
7- Ses ve Heves–Mustafa ÖZER (2.Baskı 2012-Şiir)
8- Şapkamda Saklanan Azrail –Mustafa ÖZER (2012/Şiir)
9- Birlikte Ayrılmak –Mustafa ÖZER (2012/Şiir)
10- Çalakalem Çiçekler –Mustafa ÖZER (2012/Şiir)
11-Düşüşten Sonra-2 –Mustafa ÖZER (2012/Deneme)
12-Necip Fazıl ve Büyük Doğu-Ali BİRADEROĞLU(2012-
Deneme)
13-Gönüldaşlarımıza Mersiye (2013-Biyografi)

95

14-Siyasi Bir Tavır Olarak BÜYÜK DOĞU- Mustafa ÖZER(2013-
Deneme)
15-Tarih Üzerine/1 -Ali BİRADEROĞLU (2013- Deneme)
16-Tarih ve Değişim-Ali BİRADEROĞLU (2013- Deneme)
17-Düşünme Üzerine-Ali BİRADEROĞLU (2013- Deneme)
18-Oportünist Değişimin Aktörleri-Ali BİRADEROĞLU (2014-
Deneme)
19-Tarih Üzerine-II (Trajik Sevinç)- Ali BİRADEROĞLU(2015-
Deneme)
20-Muzdarip- Mustafa ÖZER (2015-Şiir)
21-Sığ Kıyıdan-Mehmet KASAP (Biyografi)
22- Oportünizmin İtham ve İlzâmı-1- Ali BİRADEROĞLU(2015-
Deneme)
23- Errisaletülledüniye-İmam-ı GAZALİ –(tercüme-Ergün TELİS)
24- Meliklere Altın Nasihatler İmam-ı GAZALİ (2016-tercüme-
Ergün TELİS)
25-Düşüşten Sonra-III Mustafa ÖZER (2016/Deneme)
26-Mektubat-ı Rabbanî-İmam-ı RABBANÎ(2017-Tercüme)
27-Bizim Oturma-1 –Mehmet KASAP (2017-Deneme)
28-Vefeyat ve Mersiye (Kasım 2018 –Biyografi)

96
(DİJİTAL)

1-Konferanslar(Necip Fazıl KISAKÜREK-Kendi
sesinden//Ayasofya,İman ve Aksiyon, Dünya bir İnkılap Bekliyor/
12cd)
2-Konferanslar-2(Necip Fazıl KISAKÜREK-Kendi sesinden//Batı
Tefekkürü ve İslam Tasavvufu,Tiyatro

Başkan'ın Mesajı
Aidat Borcu Sorgulama
Köşe Yazıları
Mustafa Kanlıoğlu

Mustafa Özer (özer Koç)

Ahmed ceemal El Hamevi

Prf.Dr.Serdar demirel

N.Mehmet Solmaz

Mustafa Özer (özer Koç)

Mustafa Miyasoğlu

Mustafa Ekinci

Galip Boztoprak

Şeyma Kısakürek Sönmezocak

Mustafa Kanlıoğlu

Mustafa cabat

Ebubekir Sifil

Ali Biraderoğlu

İbrahim Ulueren

Mustafa Özer (özer Koç)

Ali Biraderoğlu

Mustafa cabat

Günlük Gazeteler
Sponsorlarımız

Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı

© Copyright 2020  V4.1 Tüm Hakları Saklıdır. | Vakıf Sitesi


Top