Duyurular

«Velîler Ordusu» kitabında hayatı anlatılan 333 Velînin içine, «Bir» sayısını Allah Resulüne verdikten sonra mukaddes emaneti O’ndan alıp günümüze kadar getiren, O’nunla beraber 33 büyük velî, esere bilhassa alınmamıştı. ... 


Başbuğ Velilerden 33

 

Ezelle ebed arası Allah'a doğru giden evliya kervanları arasında en şanlısına ait 33 kolbaşılı "Altun Halka - Silsile-i Zeheb" çerçevesidir ki, keyfiyet ölçüsüyle temel sayısını, bütün kainat gibi O'ndan alır.


Kayseri Hava Durumu
Anket
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 16,6189   16,6488
EURO 17,5858   17,6175
       
Özlü Sözler
Kıskanç Kimse Rahat Edemez
Sponsorlarımız
Evsa Mustafa Özer

mustafa özer

1

evsa
mustafa özer

evsa

2

*Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları:2
* Birinci Basım;Aralık 1976/ İstanbul
* İkinci Basım;Temmuz-2012 Kayseri
*Kapak ; Mustafa İbakorkmaz
*Tashih ;Mustafa Cabat
*Dizgi-Baskı; Orka- Kayseri

mustafa özer

3
TAKDİM
Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı olarak “İlmi kitapla
kaydediniz.” buyruğunu yerine getirmek amacıyla bir süre
önce başladığı kitap yayınlarına Vakfımız, hız kesmeden
devam etmektedir.
İlk kitabımız olan Felsefe Öğretmeni Mustafa Cabat’ın “İki
Kavram Analizi Laiklik-Aksiyon” adlı çalışmasının ardından
Kayseri’nin yetiştirdiği ender şairlerden Mustafa Özer’in
“Evsa ,Düşüşten Sonra , Sis ve Selva, Çağrı Sayfaları,Çalakalem
Çiçekler,Birlikte Ayrılmak, Şapkamda Saklanan Azrail,Düşüşten
Sonra-2 , Sanat ve Aksiyon İçinde Bir Portre Denemesi, Ses ve
Heves adlarını taşıyan 10 adet şiir ve denemelerinden oluşan
kitaplarını yayınları arasına katmıştır.
Vakfımız 2012 yılı içerisinde 12 numaralı kitabını Büyük
Doğu ‘nun yaşayan mütefekkiri Ali Biraderoğlu’nun “Necip
Fazıl ve Büyük Doğu” adlı Kayseri Büyükşehir Tiyatro
salonunda 1989’da verdiği konferansın yayınlanmasına tahsis
etmiş bulunmaktadır.
Manevi kültürün kaynağı kitaptır.Neslimizin varoluşunun
kitaplarla haşır neşir olmasına bağlı olduğuna inanıyor ve
bugüne kadar bir düzine kitabı yayın hayatına kazandırmaktan
mutluluk duyuyor,okuyucusunun hiç bitmemesini temenni
ediyoruz…
Mustafa Fikri Tekelioğlu
Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı

evsa

4

mustafa özer

5

harman rüzgarı

evsa

6

mustafa özer

7

fragment
ak tavşanlar kaçar boğuk sesler içinde
kara gözlü tüfekler konuşur soğuk sesler içinde
vururlar acımasız vururlar acılar içinde yanan
yangınhane yürekleri soğuk sesler içinde

evsa

8

mavili yağmur
taşır içim bir ezel gölü taşar durmadan
yokluğa gömülü evren eşiklerine
özge gönlüm içince seni ta içinden
bir elim gölge tutar münkir güneşlerine
bunca sular dirilir öldüğü birdir
ezel gölünde sarılan suda
çığlığında geceleri böldüğü
güneyinde yosun tutan duyguda
şairler de vurulur şiirlerinde
nice kutup yıldızına asılan olur
sözdür bu gelen tanrıca özgür
bir el ki taşar güller üstüne
bir el ki gök gibi yağmur

mustafa özer

9

gün dönümü
ay ışığı bir tutam sestir avuçlarıma dolan
kayarken kaybolan yıldızların yok oluşu
yüreğime saplanan mahun sarısı akşamlar
trollerle yolunan deniz saçları yılgın
tarihin gün dönümünde
akşamlar düğüm çalar geceler kördüğüm açar
gördüğüm gün öldüğüm düşlere
ağır enkaz uykularımı ortasında çözdüğüm
kuşkonmaz dallarına ördüğüm güle
kaçan benim ceylan özgürlüğüne harman olan
çan sesleridir kaçan ayaklarımı kıran
ardı beslek solukların sol gözleri kan yolumu yıkan
süngülü sözlerden kaçışım olmayan yüreklerden
tarihin gün dönümünde
çantalarda satılan ulusun harmanilerine mahrum
akşamlar
namus günlerini almaz koynuna
namlusunda öz ulusu susturan ben bir vurumluk can
yar kolu dolanırken boynuma
paslanan parmaklarım gün atımı sürgün
yorgun duaların örtüsünde
geceyi seçen tana seçilen insanı sundum
tarihin gün dönümünde

evsa

10
bir kişilk yağdı yağmur
kapandı gökler kırdılar camlarını
iblis elmasında yansıyan evhamlarıma
bir kişilik yağdı yağmur
bir azaptı köpek dişlerim
bir azap ki azat olmaz içimdedir
bir kadeh içimdedir kabir
üstübü dolaşığı
bu gün ışığı
serencamıyla alnımdan dökülen
yılların kırışığına
bir kişilik yağdı yağmur

mustafa özer

11
asuman ruhumun sesine girdim
yağdım
ıslandım
asıldım küfrüme
uslanmak misali
visali kapanık yolcular için
bir kişilik yağdı yağmur
iğde dalını astım gözlerinizden
benden çok uzaklardaydınız
ve mavi deniz gözlerinizden
bir kişilik yağdı yağmur
bir kişilik yağdı yağmur
neler çektim kendi halimden
ıslıklarımı astım yağmura
susadım sevdalım susadım
yağmur ıslıklarına
bir kişilik yağdı yağmur

evsa

12

neyleyim
çın çın ışınlar dolaşır çevremde
mevlevi çemberler bireşir mevlaya erişir mavlanaya
kırışan çizgilerimden ney sesleri boşanır
sanırım ebabil kuşları taşır
taş kelimeler altında kalır başım
babil haramileriyle
ney içimde dil
bunu bil
gözüm dünyada değil
ama neyleyim
yüzler yetmez yüzyılları görmeğe der içimde bir ses
pes olan motor sesi
kadınla indi tize
bize verilen zamanın içinde
hırsız var içimde kime yansam hırsız oluyor
ney esrimesi gözlerimde
oyarak seslerini hicazın
bir avuç hava
kar-ı natık eyliyor
yanıyor ışılışır ellerim
yanım makamında
şiirde pişen başın
öne düşen acısını bilirim
ama neyleyim

mustafa özer

13

benim eserlerim
I.
nerde güneş görsen kitaba kapak olmuş
o kitap benim o güneş ben
izbe raflarınızda ezilen
bir atımlık can içindeyim
serapa bir yele görsen tökezlemiş
koşan benim koşulan ben
bunca zorda
yılan akmış kuş yuvasına
mini cik bir ses duysan
yenen benim yenilen ben
benim eserlerim

evsa

14

II.
anaforda çırpınan yürekler içindeyim
gökler çatlıyor çaresizlikten
umut diye sarıldığım sularda
sözler elimde kalıyor
ve param parça yere düşen avizelerde
ömür yoğun olmalı kurşunu yoğurmalı
vurmalı alnından duran zamanı
ölüm görmeli ömür dediğin
güzele vurulmalı

mustafa özer

15

III.
dirilp gerilen okyanuslar oturur
dizginlerine kara yosunların
dayanmak gerekir duymak için
boşanmak için dolu dizgin
dirilen dalgalarda gerilen sular ezilir
ezilmeden duyanlar da var
siz ezilmeden duyanlar
sizdenim
zira bir coşku değil duyduğumuz
bulanan yüzlere bakıldığında
kızıl ırmak akar damarımızda
yürüyen ayaklar burkulduğunda
ve eylem içre yürek som yürek
sonsuza dek y ü r ü y e c e k

evsa

16

migren
güne karşı devlet için
ele karşı evlat için
gülfam tuğyan içinde
namus için
gülfam tufan içinde
diri dilber göğüslerini ezen
eriyen yılları eriten ufukları
avuçlarında acı dindiren
gülfam divan içinde
divan tuğlarını savurur
gülfam isyan içinde
ehram eriten evham gülfam sunsa yeridir
aynalarda tutulduğum migren ağrılarında
dilim donsa yeridir
gözüm gün gülmez rüzgar söylemez dilim
elim ermez bir hava
amansız isyan kokan halimden
inkar susan dilimden
yağmurlar asılır damlalarına
kısılır yıldız ıslıklarına
elim yansa yeridir

mustafa özer

17
kıyıları ben olan deniz yaprağı
yöresiz rüzgar toprağı benim kadar
yalvarmalar
yalvarmalar
YAR

varmalar içinde
söyle ne var
nedir bunlar
gülfam elinde
gözgöz olan sana mahsus özbeöz senin
şerrinden kaçan sesinle sustum
seni gören yerlerimde dondu kan
bir isyan gibi
inlerine dönmeyen ayılar gibi
içimde buyan duygular
gülfam içinde

evsa

18

VE “kul”
“kul olduğunu bul”
pul pul dökülen sevaplarını
hatır uğruna önünde soyulduğun natır günahlarını
öp alnından evrenin
gülfam nezaretini
kara ayaksız basan kara kömür gözlerin
ömrün ölüm süreminde
kibritsiz çıra yakar
bir de beni
kurşunla yazılmış

kalemle yazılmış

alın çizgilerimde

gülfam önce gözlerini
yakar
yakar
yakar
gülfam bakar içimde
gülfam bahar içinde
kendine karşı evlat için

mustafa özer

19

synchrony
sayarsın sayıklarsın dokuzu
çıktın yaydan bir kez
dokuz oldun
kondun şahdamarın omzuna
en girgin ya da yalın kaldın
ağlamaklı olsaydın açlığından
sen bir sorgusun
zorunlusun tok salınmaya

evsa

20
gurbetle beş’e dört vardı
telefon tellerine yaslanan gurbet akşamlarına
her akşam yeniden payanda durmak için
döndürüp döndürüp dirilen acılarımı
kar beyazlığında bahar edip yaslarım
dönemem şafaklara
parmaklarım bulandı evrensele düşlerim garip
henüz düştüm rüya sancılarına
dürüle döne dürüle döne nefes kesti bu düşler
tüm dervişler dirilmişler de gelmişler
baş ucuma durmuşlar beni hiç görmemişler
su sela’sı sardı sargın dilber yıldızları
ilmeklemek için yakama yalınlığını gurbetin
gülhatmiler kopardılar saman yolundan
büyüdüm büyüdüm gusletti ölüm
bir sesle iç içe yaslanıp yalnızlığımda büyüdüm
gelmek zorundasın gereklisin bana her akşam
ey benimle yüklü gurbet akşamları
seni ben büyüttüm yatağımda
seni ben sakladım koynumda
ölümle ayrı düşen anılara

mustafa özer

21

pencereden

----galib’e---

I.
derinlerin maviliği kararırken derin derin
körlerin yaylım ateşinde
kabaran çilingirlerin zar atan elleri
kin çeker gecelerime
ışıksal bölgelerin balıkçıl taşınımı
kan kusan kurmayında
kara gölgelerine değin
bizim bizim bizim dediğin denizleri
el kıyılarında terleriz

evsa

22

II.
köşker bıçaklarıyla birbirinden ayrılan kıta balkonu
naraların ortasında irisleyin göz önünde
getirilen bir deniz var
denizler hep mavi bakar
yakar bu bakış yakar yürekten beni
gelin perdelerinde tatlı suyu tuzdan ayıran
ayet yüklü ateş böcekleri
çanakkale boğazında istanbul yanar
eski güneş yeni gün Kızıldeniz korkusu
kangren akdenizin bahtı karardı inebahtıda
yitikliğinde yansam endülüs’ün
ansam barbaros’u piri olmaklığım vebal diye
eski güneş yeni gün için

mustafa özer

23

III.
kıyı çizgisi hazin kuşları şarkısı
ufka güneş getirir
ve eritir
ufku bitiren dağları
ürken şarabnel parçaları kıyı kurdu
kıyılar enkaz dolu ezintiden
denizden kaçan yelken dolusu mavi
yüreğime yurt kurdu
anadolu
işlikler içinde köpüren önlükler içinde mavi babalar
soytarı kentsoyluların yasasında bilenir
bir çift pabucuyla bir çift gölgesi
altmışbir ekran seslenir

evsa

24
turnalar telgraf gözlerinden tükenir
yemenden öte fizandan yakın
kumsala vurur
tunasal akın
yenilgiler ben olurum
osmanlıcasına onur içinde onurlar içinde
yılgın yıldızların geleceğinde
çok kişilik kıvanca durur
seni barış yükü ceylan ayaklı
yani üveyik kanatlarını
yollarına dua kurup kollarımda beklerim
ak beklemekten gözlerimde kara kalmıyor
deniz gelmiyor kara kalmıyor
sevda süreminde sabır işçisi ben
ah beklemekten gözlerimde kara kalmıyor

mustafa özer

25

gül taşımak
tükenen ömrün yanında yalvaran sesimle
aşılmayan yüreklerin gerisinde kalan
gözüme dolan yolların yorgunuyum yıllardır
yorgunum yolum yolum yorgunum
durgun gözlerimi verdim de sana
durgunum bugün bugün durgunum
gözümü bürüyen rahmet sisleriyle bilenen
sindirilmiş bir inancın görülmeyen yanında
gülle taşınmaktan yılmayan gül nedir bilmeyen avuçlarım
gün gelince öğreneceksiniz gül taşımayı
gül tutmayı müslümana nasılmış
ve güne görevin gül taşımak olduğunu
yorgunum yolum yolum yorgunum
durgun sesimi yordum yoluna
vurgunum yine dünden vurgunum

evsa

26

dönence
sükun denizi bölüştürdü
dönüştürdü mercan adalarını
kılıç balıklarıyla sönen sütunlara işlenen
kılçık kadar kaygan göz kadar soğuk
mermer damarlarında beklenen acımı
pergel gibi bir ucunda yaşamın
çizmekliğim göz halkalarını
alınlarınızda çember çevirmekliğimden dişi
--bir söz bir kişi—
bir yanımı tutan engel
sussam yine duyar
bende yaşayanlar
yaşananlar
var

mustafa özer

27

evet
kime dedinse dedin
dediğin
BELA

evsa

28

lice’lice
yaşadık
aldırmadılar
YAŞAMADIK
mors olduk yorulduk noktalardan
çizgiler alnımıza gerildi
altı kapıya gele çektik mars olduk
stoplarla doldu yöremiz
yaşadık
aldırmadılar
YAŞAMADIK
coğrafyalar konuşur tarihler susar
sırtından inince dağlar
miyop gözleriyle ihtiyar dünya
lice’de nicedir ağlar
halımızca
yaşadık
aldırmadılar
YAŞAMADIK
bir yemeni sarkanda yan kazalara
etler licelice dökülür etnoğraflara
yazılar çıkar
yazılar kara sözler kara
yazgıları kapkara

mustafa özer

29

sanlama
adın geçerse varlığını
sürer evren serinliğine
sen değilsin yaşayan
seni yaşayanlar var
sünger çekerler varlığına
varolduğuna pişman ederler
ve seni yerler

evsa

30

bir öykümüz var maymun olduğunuza dair
bir öykümüz var branda gibi ama deriden
dokunsan iniler inilti ki derinden
hint ormanlarından ekvatordan avusturalyadan
tırnakları haz dolu bir antropologdan
“romus bulmuş romulusu
ve yan yana durmuş rhesusla
romulus susmuş romus uyumuş
ve rhesus kulaklarını tutmuş”
tutturmuş antropolog
maymun olduğunuza dair bir şarkı
bir viyola
bir davul
bir bom

“nobel”
sonra hitler
akıl hocası gobbels
“literature of latin” ve dinamitin
ardında yürümek için savaş adımlarıyla
girdiler konuya
oysa ben
gözlerime dolan Edison ışınlarını
bunca sabırdan sonra tükürmek için
hatta ılıkça kusmak için
çağdaş başlardan
ağustos böcekleri topluyorum

mustafa özer

31

emin belde
ay esrimesi çırılçıplak sevaplarını
ele sislerinden evrenin
eğil kanatlarıma gül dalım
çıkalım bu semadan
günah örten duadan
Allah’a sığınalım

evsa

32

şapka devrimi
oyalı şapkalar altında
giysileri boyalı adamlar görürsün
şaşma sakın kendini aşmadığına
aşamadığına hele
aldırma sakın

mustafa özer

33

anda
küfür indi dipcik indi
mora çaldı gökyüzü
“üç gün oldu ben bu derde düşeli”
karanlıklara daldı gökyüzü
saldı yıldızlarını sözüme
yavrum yüzünde gökler yürürse bir gün
ahımı yerde bırakma sakın
sakın isyan etme göklere
zira içinde ben varım
ben varım
yıldız kaymalarında
hilalinde ayların
unutma ki ben varım
saman yoluna düşen gölgede
sana okyanusları açan
kutup yıldızlarında ben varım
peygamber bürdesinde muştu ozanlarını titreten
asılan duvarlar benden yana
yedi kez asılan ozanlar
ve varlarına asılan
ashab ve el suyu şiir

evsa

34
kendi adına düşer kes
çabuklaşan gökyüzünün altında kalmak
az da olsa cezalı
belasına müstahak adımın ardında
seyreyledim seni
beni
ve içimde esen divan dilini
karacoğlan elinde çizilmiş eski bir eskizini
sahaflar çarşısına serçeler konar
herkes eskisine böylece yanar
herdem ateşte yansa da yine
yapış yapış istanbul kokuyor kitap
dili peltek gözü pel
pel bakar durur yaprak yaprak
yel eser kitap kurdu önüne
üzengiye katlar sayfaları
alır gökyüzüne
isa gelmiş olmasın diye
sonra dolular yıldızlardan
her biri bir kel kafada birdir bir
oyuna geldiler
o kafadan bu kafaya
gerinmek sevdasına
gerdiler semai gergeflerini
vurdular gözlerin karasına
yarasına tuz ektiler
uyardılar kul bildiklerini

mustafa özer

35

ise
doğarsa gün toprağı koklamadan
eserse rüzgar
bulutları ağlatmadan yağarsa yağmur
kuşdallarını sarsmadan
ve ben yırtık bir pabuç gibi
yalan
yalan
yalan gibi
yan yürüyorsam yanmadan
cenaze koklar gibi
ölümü kaldırmadan
özgürlüğümde

evsa

36
kırılan sevinç üstüne
“nim neşe”sayalım baharı
okunur belki esamiden adımız
duyulur yar içinde çarnaçar
nim neşe nedim feryadımız
“nim neşe” sayalım baharı
belki yaz gelir yaz içinde yar
yar yolunda engel var
yar yar derim duyar
“nim neşe” sayalım baharı
çağlar kokan kadıköy akşamlarında
ey zaman “nim neşe” den elaman
kırılan sevinç hışımlarında

mustafa özer

37

masal gibi
binbir gece masallarında
gölge düşmüş gölgelere
bir nükte deniz için
elma satan can alan can kız
yıldız sattı göklere

evsa

38
iki parça oluptur evrenim
ağıtlarıma çaldığın düğüm
güldün güldü ağladın güldü
gecelerime kan davasıydı ağıtların
gündüzleri ağıtlarına büyüdü
densiz ve dengesiz paymal için
olumsuz bir icmal için
nice ağıtlar soydum kirpiklerinden
dilsiz bir ihtimal için

mustafa özer

39

köstebek geveni
iki dağa dayadım dirseklerimi
ve dudağımı verdim
şiir ıslıklarına
yarin omzundan düşüp kırılan büyü
bir testi su
ozanlık duygusu
şiir pınarlarına
abandım gözüne pınar ağladı
bu yüzden dağlıyım
ayaklarım ıslandı
çoban yıldızı doğarken
çiçek açtı köstebek geveni
der beni der
derbeder ellerimi
dikenler deler
iki menekşe büyür
salkım saçak lacivert geceye
ne yandan baksam geleceğe
gam üstüne denk tutar

evsa

40

gelen zaman
ve yenilmeden
kelime kurşunlardık zamana
hani ilk şiir günü
katlanan ellerimize
tütün yapraklarına bakıp
nicedir vatan cüda kıldı dostlarımız
bizi anılarda bırakıp
karga karası gelen zaman
sergelerde kurudu dize
iki kol arası geriliyor
kara şiir olurdu maddemize
bir umut daha var
beklemek
ilk şiir gününü
şiirin güldüğünü

mustafa özer

41
rüzgarlı parmaklar

--tüm öğrencilere—

I.
bağrıma doldurduğum yorum yüzünden
boğuk boğuk
ve som soğuk
çıldırmak çadırında
çıngıl çıngıl sarkan
çıplak çılgın kaslarım
siyanür siyahı kan çemberinde
kobra kobra
yürük atları geçti
kan ter içinde koydular
soluk yaklaşımı yalnızlık yıldızlarına
ağustos böceği
savaşlar
ve otlar ve insan
mevsimle konuşacakmış
oysa ben dört mevsime ekledim bir yenisini
BENİ
beş mevsim taşıyacak

evsa

42
isyan yağmurlarıyla yan yana
ıslanan kirpiklerime yaslanan
yangın harmanı insanım
harran gibi sımsıcak saran
ağrının doruğunda
selam gibi saplanan
insanım
kim deme kimiz de
varsak ikimiz de
n’olur susmayın susmayın n’olur
insan susarsa saatlar durur

mustafa özer

43

II.
kahraman çapı çıkrık olursa
ne kar oynar böyle dramı ne rüzgar
eğilir bükülür sözleri
kahrolan alın çizgilerinde
büzütür donar insan gözleri
elbet çekilirse kılıç arkadan
okul kitaplarında
kağıtlar alkış tutar alçaklığa
baş demeden
serçe
ve
şahadet parmaklarını adarlar alçaklığa
bir lokmacık kursakları uğruna

evsa

44

dudaklar görüyorum
basma desenli
pazen tüylü
poliyetilenden
etek öpmekten
eller görüyorum
kırık bisküvi yapımlı
motor yağında kara ve kaypak
dilenciden almış ürkek parmaklarını
besbelli yorulmuş
dudağına el taşımaktan
sararmış ve solmuş
körolası kölelik yasan yok
çünkü her dükkan adına işler
bir çağ içindesin

mustafa özer

45

III.
soluk kadar ince
lezzet kadar ince
öyle ince bir düşünceyi
düşünce anlayan
rüzgarlı parmaklarım astı kalemlerini
kalem tutunca anladı kan tutmasını
bu kez sevgi oturdu kan kurutan
ançuez topraklara silemedim derdimi
anladım acıkmış ölümüm
aklıma gelir
cıscıvık
med cezir
toprak tükrük arası varolmak
toprak
toprak
varolmak
krom karanlığında bağlanan
barut kokusunda ağlanan gözler
kırın ardında
yeşil yeşil kırpılır
sınırı atlamadan nasıl varılır
sevda nasıl çağrılır
kırın ardına

evsa

46

sınırındasın henüz
bağını
yaşamadığını

inanmadığını
bilmenin
bilenmenin

mustafa özer

47

IV.
ab-ı hayat
bengi su
ölümsüzlüğü
bu dünyada kalan içsin
biz ölümlüyüz biliriz haddimizi
biliriz ki iki yüzlüyüz
seni soydum gözlerimle
yabancı patentler basılmış gördüm
öbür yüzünde
oburluk gizlenmiş onursuzluğa
umursuzluğa bürünmüş dudakların
iç yüzün de
ve güzelim üç yüzünde
bana gelmek var
gel gurbet olsan çekerim
nöbet diye mehmet gibi
bodrum katlarında kentlerin
romatizmal ağrılarla
deprem yataklarında
yaksam senin yabanlığını
bana bağlasam
ve şiiri insan gibi ağlasam

evsa

48

V.
yüzgeri dönenler sılasından
sevdasından çıldıranlar
ve sılasına sevdanın
bencileyin varmayanlar
anadolu anaforunda böyle döner boynu bükük
varolmayı özetler
hakkına düşen bir yıldızlık dünyada
“ordunun dereleri aksa yukarı aksa”
alnımız ak
kalk gidelim sevgilim
insanımız susmadan
yolumuz
çok
çok
uzak
cendereden geçelim
tahtalıdan binboğadan ağrıdan
erciyesten eselim
kalk gidelim sevgilim

mustafa özer

49
sana susmak diyorum
I.
Rodos şövalyeleriyle ağ gerdik
akdeniz lodosuna
al eyledi yel eyledi
gel eyledi bizi akdeniz ufku
bambu kamışlarıyla asyada kurt aradık,
butha tapınaklarında hindular sustu
ve doğa kustu bizi
alamut bedenlerine güzelleri bağladık
ceylanları ürküten biz
nice gündüz ağladık

evsa

50

II.
anadolu kapılarından atladık saf
saf ülkünün insafları olarak
bizimle doğan kader
geldi anadoluya kadar
bilirim kader bilinmez bir çizgidir
çekilir alınlara sancak savaşında
alır acılarını alınlarından
acı kârıdır kulun kaçılmaz acıdan
umulmaz veriden gayrısı yaradandan
unutsam yeridir
insan ezgilerini
özgürlük atımında
al atlar gibi
kır atlar gibi
yağız atlar gibi
rüzgarlı bayırdan
tümünü atlar gibi

mustafa özer

51
sümük tutmuş beton duvarlarını çağın
gerilerde seyretmek bile muhal olan
benden ilemsiz çayır kuşlarına
ve ardıç gölgelerine
kendimle süren savaş potinlerini çıkarmadan
köroğlu naralarıyla uzanıversem
yenilmek deseler
deli gönlümün yenilmesine
adım adım yürüdüğüm sema kapılarında
umut uskurlarından beni esir etseler
kapansam ayaklarına

evsa

52

III.
keder esti benden yana
linyit kokusuyla sardı
kasideli
oruç ağızlarını
benim dediğim nesneler
nasıl işler nice işler serin işkenceleri
yağız yar gecelerine yüklenir
ve içlenir ozan
keder süngülerine yakan kelimeleri

mustafa özer

53
siz sözün şiirine yaban
nasrettine yaban
dağ görmeden
orman arayan

benzerlerim
yaklaşmak size kader şiirdir bize
bu yüzdendir ki sizden gelecek olan
tavşanıl korku
hin ukalalığı
tam vaktinde dönmenin
köpek balıklarıyla
kandan yuva sevincine

bir kadının siyah saçlarında
açılan krom karanlığı
yasal düşünmenin
senyör emrinde yasal düşmenin
günah kadar gizli

mezar kokusu
sizce yaşamak korkusu

evsa

54

IV.
karım kadarım benim
yokum varım benim
şunca yalnızlık içinde

geldin durdun karşıma

gül tutan ellerin
yar diye uzanır bana
sonra sözlerin başımdan tutar
kaldırır beni
başkaları gelir ki
onlardan yana
uyuzuna gezmek kadar
ölmek kadar ucuz
çarşafa düşen uyku
şile bezi çıplaklığında
ceylanı vuran sözün bencili
bir kuş konar karşıma
amansız renkler üfler
küfür mumyasına döndürür
içimdeki yarımlaşmış mumları
seni kaçıran rüzgar söndürür

mustafa özer

55

gel ey beni gel eden
beni bana el eden
gel
sönmesin ocak
bağrıma
soğuk bir nacak gibi saplanacak
sözlerinden
uzak kılma gözlerinden

evsa

56

V.
ise gelecekse sonuna sözün
et tırnaktan ayrılır
ak süt kararır gül memelerde
gün ağlar güneş ağlar
söz donar gülmelerde
Monet gözetti dünyayı Fuzul aştı zamanı
sen getirdin bencileyin bin anı
sorunlar içinde
yarınlar içinde
öz oluş içinde
için
ifritti güzelliğin
habire kabir azabı ermek dileğinde
geceleri kobra kılıp sardım koynuma
arsenik masalını sularda içtim
cehennem dişlerime değmişti bir kez
ölüm yoktu dizlerime
sözlerime durak görmedim
varınca aradım
düşünüm dünüm
dünüm yarın içinde
içinde gönlümün

mustafa özer

57

seni gördüm
duha zamanında yağmur yerine
şah-ı alem yağar şerha yerine
güneş parçalanmış aylar kırılmış
daha taze uykuya
daha yeni yerine
demir almak
açmak olsun diyedir
aşktan yana sözümüz

evsa

58

harman rüzgarı

--Kıranardı’na—

I.
pencerelerden beliriyor geceler
bomba suskunluğunda kenti gözlüyorum
buruşan perdelerin gerisinden gelenler
pencereler pencereler ah pencereler
çepeçevre cehennem içindeyim
balkon demirlerine ilgin gözlerin
yukardan bakar sevgi getirmez
gece gündüz şakır şakır seni bırakır
avuçlarıma gözlerin bir karanfil bırakır
akşamın göz kırpmasına
pencerelerden ulaşan o saydam yapı
cendereler içinde bırakır beni

mustafa özer

59

II.
sizi tanımıyorum tanınmıyorsunuz ki eyy kent geceleri
yıllar verir yıllar eritirsiniz
işleyim adına işiniz oysa tümüyle yalan
bir avuç artık bırakmak için ardınızda
kurşun sülfür gibi çökelirsiniz saf yüreklere
kuruşlara bağlanan kurtuluş için
içimdekini kırarsınız
hey kelleri sırma saçlı yalanlarla donatan
şaşılığını objektif gören kent
senden evet senden tiksiniyorum
çıkılmaz oldu bu yangın harmanından
insan için savaş şart oldu uyanık gezmek
kırlar ardındaki doğamıza eğilmek

evsa

60

III.
düşünüyorum emekleyerek ulaştığım gerçekleri
içim kabarıyor ölesiye göksu’yu görmek için
göksu mavi bu su hürlük
yağız gecelerin harman rüzgarlarıyla
göksu yağar gözlerime denizden büyük
ben göksuyu düşünürüm
yayla yörüklerini dinlerim kavallarla
ayaklarım takılır çalgılarına göksu’yun
çözülür sarılır ellerime harman rüzgarları
yalnızlığım savrulur savurur ben’i

mustafa özer

61
merhamet varoşları
adamlar adımladılar meydanı
adamlar yalımladılar bakır ufukları
adamlar kırmızı kanlarını yanlarına aldılar
ve daldılar alınlarında kader kıranlarına
adamlar adımladılar meydanı
adımladılar adımlarını
küskün ve porselen dişlerini kelimelerde kırıp
anlarına daldılar
çok uzaktan ağlayan şehri selamladılar
(Aynı amaca yönelmiş duanın eşiğinde
kürek kemikleri sıcaklıklarını iletecek denli yan yana
ve fakat biri doğuya diğeri batıya dönmüş.)
adamlar kavşakta olduklarını anladılar
yaban yönlerini andılar
adamlar aldanmadılar
--kavşak alabildiğine kar yüzü
bir hınç kadar yumuşak
ak töreler gündüzü

evsa

62

adamlar
dur
durdular
selçuk kartalını
pençelerinden vurdular
ve osmanı sürüden ayırdılar
rengi resim görmemiş gözlerinin
birinin çalı gibi elleri
çakır ela gözleri
sırtını sınayıp yalçın kayalara
dağdan duyuldu ünlemeleri
--kavşaktır
dur
durduğumuz

merhamet varoşları

dile ve dine amansız indirdiğimiz
ak topuklu hasret perdelerine
zaten hasretiz
milletiz zaten
fırlak
iki şakak
kemikli yüzü
çırıl çıplak akşam ülkülerine soyundu
çatal yürekli adamın gündüzü
perişan kasıklarına çorak türküler soydu
(adam Tanrıkuluydu

mustafa özer

63

adam korkuluydu)
kaskatı dondurmuş yüzünde sarıları
Van Gogh
elinde sarı fırça sapları
ve adamın alnında oturan
zaman hisarları
tombul tekerler gibi yürüyen kasları
bir diğerdi adam
ve adam sarı
sakladı sonra duaları
amin gibi dudaklarını ıslatıp
yüzüne sürdü toprakları
--kavşaktır
dur
durduğumuz

keramet koğuşları

medine şahit
işaret ve parmak yalayan ay
hallerine paralel yıldızları çiğneyip
miraç geceleri
miras çöl göğüsleri dinleyip
geliyorum
(gel
gel
geliyorum
gel)

evsa

64
adamlar adımladılar meydanı
bir asr düştü adamların üstüne
yitirdiler uzayı
- duyarlar sonrasını yokluğun
- duyduğumuzu duymazlar
duymazlar çocukluğun arefe günlerini
şimdi yokolan onlar
kaybolan bir ülkede yokolmadılar
sabah geliyordu şebnem ve çiğ kokan sabah
ben
sis
kustum
ve
sustum
tekil bir şiirin çoğul şairiyim
şehvet bileyen Endülüs nakışlarında
ve biliyorum
adam
be adam
bre adam
körbarsak gibi kıvrandıran çağın bakışlarında
ben bir yabansıyım
ben bir yabansıyım
adamlar adımladılar meydanı
ağlayan şehrin meydanlarını

mustafa özer

65

evsa

evsa

66

mustafa özer

67

La Jakond
duha selamlarıyla porselen dişler geldi
hüsnü aşk ellerine gidişler geldi
çöl semalarını tutan sevda saçaklarında
düşleri deste tutan efsun menevişler geldi
gözlerine yazılmış lacivert alın yazılarına
esridi buselik esridi gönlüm
esridi
La Jakond
ellerine
veballerinde eridi
peygamber bürdeleri
gülen geceler
gülen gelecekler
ve çargah perdeleri

de

evsa

68
ceplerinde yiten yılların cevizil uykusu
sümen ayaklarını basar
yüreğime
beni bilmeden gelen yaz uykusu
giden formalar dağ yıllarını aşar özleme
ölüm ne ki
bu yolda kolay olan can vermek
can tutkusu
kolay mı
sen
sen
senden uzak zamana
kalemsiz ozan olmak
kolay mı
gurbet olup yıldız saymak
camları bekar penceremden
dağ yıllarına deklanşoru indirmek
ve saklamak zamanı
oysa ben zorun zorunda kolaya teğet
kirpi koyunlarında uyutuldum
sözlerim batar
gevenlerden beslendim de
kolay kıldım zorları
dağlar eskittim sana geldim
de
ayıkladım kendimi
de

mustafa özer

69

seni sevdim

bir kış gecesinde gar
I.
kedi gözleri yol gösteren yol kenarlarında yanıp sönen
içimizde kedi gözleri erir yıldızlar gibi içimizde
pis kentin portalinde seni yitirdim kedi gözleri söndüğünde
kedi gözlerince özledim seni yoksun içimde
umudum gün umudum gün umudum
gün eridim gün eridim gün
güm güm içim
güneş bekledim
dün güneşi gördüm yankı sevdasıydı
mehtap kundaklar gibi inler
yollarıma kara oldu bu günler
bu günler gücümü önler
bir kış gecesinde gar
bir yanda kar yağar beri yanda ben
gardan kalan anılar içinde
senin içindeyim

evsa

70
garda kış gecesiydi gözlerimi verdiğim
zaman oldu kaydı ayaklarımız
kayan ayaklarımız kırılan kafamız değildi oysa
arşimed gibi
“bulduk” diye sarıldık salaklığımıza
kayan günlerin kaydırağında
horoz şekeri sevincimizde
koştuk ateş böcekleriyle
kirletemediğimiz kentin sokaklarında
bilmeden bulduk kendimizi
sen ilk aşkımsın dedim sana
aldandığını sandın kitaplarıma bakıp
oysa ben yalanın kendiyim dedim
yalan söyleyen senin gibi
ekmek yerim su içerim
taşa taş suya su derim
alabildiğine küfrederim ben içre
buysa anladığın gerçek
anlamadığını söyle
kim bilecek
yalanın kendi yalan dünya olduğunu
gerçeği yitirdiğimden beri yanında
yalanında gerçeği buldum diye
ilk aşkımsın dedim sana

mustafa özer

71
aldandığını sandın kitaplarıma bakıp
II.
deklanşor iniyordu yıldırım mızrağında
bıyık tutan dudaklarımı cehennem ateşiyle yerken
darmadağın düşünceler içinde yaşıyorum
yaşıyorum seni derken çocukluk yıllarında
yağmur yağsın diye yılan yaktığımız yerler
şahmaranın masal diyarı oldu
yağmur yağsın diye yağmura bağladığımız
kedi gözleri gibi dönüşümlü geceler içinde
ağlar durmadan gelen bereketleri
diri dilber memesi emer gibi semadan
yağmura ekmek sakladığımızdan
ve
yağmur
yağmur
yağmur

sen ey tanrının çözülmez bilmecesi
yağ dur
yağ dur
yağ dur

evsa

72
köy yaşadım yıllar yılı kent hayaliyle
kentte seni bulurum diye
kaç kamyon eskidi kimbilir beni taşımak için
yaşamak diye kent hayaliyle
yaşadın mı sen de hiç köyde
gece serinliğinde tozduğunu
ve o mağrur beldede
işkencelerin sevildiğini
bayram olduğunu elbiselerin
elbiselerin sevgiden solduğunu
yaşadın mı sen de hiç köyde
kadının erkek olduğunu
ve bu kent içre benim kolu kopan dağ olduğumu
devliğimi yalnız sende bulduğumu
nasıl
nasıl
nasıl olur diye yıkıldığımı şimdi
küçük küçücük küçüklüğüm elleri toprak dolu
elleri hayat küçücük çocukluğum
büyük büyük büyümek için anadolu diye
seni bekledim
karda kış gecesi karşılanıp kaydığım
devasa tutkularım

onbeşinde ayaklarım
özünde buldu teri bu ter yalım benzeri
yaktı sensiz gözleri

mustafa özer

73

kaldı kedi gözleri
şafak sürükleyen yılkılarla çarşamba kıyılarında
koştuk
alcasına
akçasına
yağızcasına
hep bir ağızcasına coştuk
ben ve ben
konuştuk
konuştuk geceleri

konuşturduk sakız kokan dağları

kanayan soğuk pınarlarına köyün
türküleri dindirdik
indirdik içimize
dünyadan daha büyük geceleri
orda bıraktık yankıları
devasız heceleri
yalçın kayalarda erimez diye

evsa

74
ayrılırken göç destanlarını ağladım
süt kuzuları satılıyordu celeplere
bahçeler yeşil
gök yine mavi
toprak kokuyordu

dere akıyordu yine
içimde boğulan sevi içinde
selviler geçiyordu
son fatiha’mdı köy gibi yarım
ve
içten
işte anlattım tek sebebi yanmak olan ömrümü
bir hiçten biraz daha yarım olan ömrümü
ve dahası
nerde yarım öykü var nerde bir türkü yarım
kahramanı eksik romanların
susan ağıtların ezgisi
eskizi eski Nasrettinlerin
unutulan sevgilerin unutanların
ve baharlarsa yarım
onları ben tamamlarım
işte ben bu kadarım

mustafa özer

75

göçmen kuşlarla döndü anılarım sıcak düşlerime
gözaltına aldığımda seni
yağmur yağıyordu

sina çöllerine biz yalan yakıyorduk
yılan yanıyordu cennetten çıktığına bakmadan
ve yılandan farkımızı anlamadan
yılan yakıyorduk
iki yanlı evrenin hep bu yanından
yalana bakıyorduk

evsa

76

III.
kedi gözleri süngüler ucunda sunulan sorular
kedi gözleri kerbelada susanan sancı yastığı
gönlüme uzanan ela gözlerin günahı kedi gözleri
kedi gözleri varoluşun boğulan varoşları
evren susmadan savaş renginde susayanlara
susan alçaktır susturulan insana
güneşi ezmeliyim gül kurusu yanını
kıyam durmalı durdurmalı güneşi
kirli gözlerin yüz görümlüğü diye
kırmalı putun boyundan düşeni
kum saatlarının ekvator boyunca yüreğime bastığı
ve beni kanımdan astığı zaman
bilinmeli gün gün bilinmeli gün
gün gün olmalı gün
can kırıldı
cam kırıldı
bir düğündü
gördüğüm

ben beni bildiğim gün

mustafa özer

77
acılarım tuğla kırmızısı yapımı tutan
niçin onulmaz içimde hep eriten hep terleten soru
kırılan onurumu onarılmaz yerinden tutup
kırılan omurların üstünde irkiliyorum
pis kentin elleri irin gözleri irin
tanrı tanımaz kişilerin kişiliksiz günleri
kuşattı kentlerimi
yokluğun anıtında
bir asık yüz pusuda yansıyan
bu sularda boğulan ışıklarda
bağbozumlarına taşınan
yadsınan sözlerimle
garda
gardayım

karasevdaların karasında
garda
sevgilerin soluk renkleri daha da soluk
konuk olduğum gözlerinizde
andığım an karanın adını evren yıkılır
bu yüzde kırılır kamyon klaksonları
bu yüzde durur yosun tutan anılar
bu yüzde tutulur güneş
düşlerimde açıldı sana
bu kış gecesinde
dondurdum sesini erimesin diye içimde

evsa

78
ellerim üşüyen ellerim
ellerinde başlayan el olmamak
yakınımda ellerin
nasıl
nasıl
nasıl
ellerin el ellerin el ellerin
yağmurun omzunda bahar olur umudum
bir gün
bir gün
evet bir gün
gün açar yeşil çağlar bir gün
örgün bir çağ içine
seni
yani seni
son gün diye umdum

mustafa özer

79

kedi gözleri yol gösteren yol kenarlarında yanıp sönen
kedi gözleri dönüşümlü kendine
ve bölüştüğüm yağmur içinde yağmur
delişmen yürekler inandığınca ak
tanrı yoluna izdüşümlü sevgiler
sevgilim sen sevgilim sen sevgilim
yüreğim sevginle sengin semai
yol ikimize yol yol ikimize
sevgilim sen sevgilim sen sevgilim
bizimle kedi gözlerine giden yol

evsa

80

divandan
ne gözlerin “ayn”a benzer
“zülfü siyahın” saç değil
ne “servi simin”e muhtacız
“ab-ı hayat” sunmuyor dilin
gerçi “şem’ine pervane yoh” amma
“dalmışım ummana” diyemeyen
bilsen bilmene de imkan yok
ah sultanım vah sultanım çok sultanım
“ben biçare-i şairem” nazm nedir bilmezem
ne sen bilürsün can içre canı
olamazsın ömür boyu çalışsan
--serv-i kadd-i sakî olup—
nûş edemezsin bizim divanı

mustafa özer

81

?
var beni bekle e mi?
yar beni bekle e mi?

evsa

82

üs
özgür yüreğin bende atmalı
yaşatmalı değil mi evreni
yaratanın aşkına diyordum ya
çatlayan yürekleri
şahdamarından vurmalı söz
özgün düşünceleri diye
ey sevgili kunduraların ezdiği
kumların ben olduğumu bilmiyorsan
acıkan duyarlığımı duymuyorsan
ve duyurmuyorsan sesini
ben yokum yokluğum artık
üssüm sensin üssüm sensin üssüm sen
bir üs ki ses verir geleceğinden
sesimdir üssüm sesimdir artık

mustafa özer

83

evsa
I.
sabırtaşı altında yangınhane yüreğim
yorum taşır kalubeladan
kalubela vebali ela gözlerin
sur üfleyen bakışlarından
ve yangınhane yükümlüsü
çatılan kaşlarından
geceler içinde evler

dürülen mendiller gibi

gömlek cebimde canlandılar
umut getiren yıldızları görmeden
evsa
yı anladılar

“elleri nakış
ninni gözleri
ve kaderi
yaz akşamlarını tutan güllerin
misvak dişlerinde yansıyan
aksıran esmer gülmeleri”

evsa

84
çareler çağrılır kimi yerinde evrenin
kimi yerinde iner perdeler
saksılar gibi çiçeklerine saklanan
geceler
içinde
evler
içindeyim

evsanın evinde
“Türkiye’de”
konuksever evsanın sevgisinde
ben
evleri tökezlerken
terlerken devliği evsanın kollarında
kın
kanat
ların
omur
ların
dan indim
“kalabalık
fakat ılık bir zafer için
ünledim”

kara kırlangıçlara lacivert bir akşam armağan için
düşünüre gönüldaşlık için

mustafa özer

85

evsanın evindeyim

“dokuz yıldız altında
altında saman yolunun
yollarında can bulduğum
anadolunun”

evsanın evinde

“aşka susamış ezan ve ekmek
Allah adına sabah beklemek
sen ey ulaşılmaz EVSA
sana bir söz eklemek için
Musa mazlumlarından
ehram küfürlerine değin
harf arıyorum
muharip mahzenlerinde”

evsa

86

evinde evsanın
evsanın gölgesinde
gerindi
indi göğsüm

ve göğsünde ay gibi
yıldızları yürüdüm

mustafa özer

87

II.
giden ayaklar gördü bu dağ
dönen ayaklar
bana
sana
dair
merhaba!
esir-i veda oldu suların gölgesinde
üstümüze gölge düştü

EVSAAAA!

evsa

88

aksisada
bir ben varım bir de sen
yoktur gerisi ah… bir desen
sessiz
sessiz
yıldızı yürür gibi
gir yaşa sıcak ateş kanımda
yudum yudum peymanele
ne varmış sen de gör canımda
ağyar yersiz aşinalar elele
bir ben varım bir de sen
dersen evren renksiz bir desen
sensiz
sensiz
geceyi bürür gibi
sesim yalçın kayalarla yüklü dağdan dağa
hep yankılanan garip dağdağa
elveda derken gençlik köprülerinde
içimde sürecek bu aksisada

mustafa özer

89

mahrama
visalin ulvi göğüslerinde
aşkın anlamın örtün
şiirsel saçlarına
aşk atlasının renginden örtün

evsa

90

yalın halimiz
buğday benizlerine ay yorulmuş
heyecanlarına uzay yorulmuş
soluk soluğa konmuş sonbahar yaprağına
mahmur gözleri rüsvay olmuş vay yorulmuş

mustafa özer

91
ne de nazire yunus’a
“Tokat bir bağ içinde
Gönlüm bardağ içinde”
halk türküsü

I.
yanardağ
lar yanarlar naralardan
kaynar pınar kaynar
“incecikten bir kar yağar”
sızılar dağlar
“yar yüreğim yar gör ki neler var”
elin kılıç yüreğin kın
yalın ayaklım benim
bana benden yakın
kınalı parmağınla
“yar yüreğim yar gör ki neler var”
çilek gibi domur domur
homurdanır durur içim
aşkın içim doldurur
bir içim sudur
“yar yüreğim yar gör ki neler var”

evsa

92
ne emekler oynamış elim
elim sancılar çekmiş
çizgilerden
doymak bilmeden
“yar yüreğim yar gör ki neler var”
borda eyledim kıyında
kördüğüm oldum
sözüm yanında
ya-kın-da
“yar yüreğim yar gör ki neler var”
zeytin dalım gül fidanım
fidan boylum gül fidanım
can kızım cancağızım
yok-sun umutlarında
“yar yüreğim yar gör ki neler var”

mustafa özer

93

II.
iğde kokulu bahar yolu
yorulan gölgelerin altına kondu
tilki sancısı tutan yıldız altında
akıl devlet çağırdığımız kuyularda
cıvıl cıvıl anılar
iner dolu çıkar dolu
değirmen nöbeti gece
hece hece beklenir
uğultular içinde
buğday akşamlarını
kaval sesinde kamaşan ufuklarda
beklerim masal çobanlarını
pilavdan dönen kırık kaşıklar
eriyen âşıkların elinde
devrilmiş beşik

kertmeleri silinmiş
cennet sakası olurken yar
cinnete gelmiş adım
yalçın kayalarda yankılandığım
a s r a asla sığmadığım

evsa

94
toz bile olmayan kitaplar üstüne
çağla tadın sindi
korkan raflara
sığmadın
oku-yan
oku-nan
gözlerin geldi bugün
miş mış muşmula düşmüş
kuş uçmuş olmuş bitmiş diyorlar
geçen zamana bir bir gömülüyorlar
sonra seni düşünüyorum
sevmekte yalnız olunur
seven ben olurum
cevrini
YAR YÜREĞİM YAR GÖR

Kİ NELER VAR

mustafa özer

95

andelip
yalın yalı palmiyeleri
pembe topuklarıyla fısıldadı
andelip içre selva
yağmur hicretlerinde sükunu vardı
güldeste gülmeleri çözdü düğmelerini
sonra tortop asıldı gamze
mimik tortusuna
yüzümde yer bulan dünyanın desteksiz korkusuna
küçük ayaklarıyla bastı
kayıkhanelerin sustuğu zaman
yıldırımdan koparılan bu kıymık susulan çığlık
bu çığlık astı
astı beni ıslanan göz kapaklarına
BAB-ÜL FETH in kapılarında

evsa

96

İçindekiler
harman rüzgarı 5
fragment 7
mavili yağmur 8
gün dönümü 9
bir kişilik yağdı yağmur 10
neyleyim 12
benim eserlerim 13
migren 16
synchrony 19
gurbetle beş’e dört vardı 20

mustafa özer

97

pencereden 21
gül taşımak 25
dönence 26
evet 27
lice’lice 28
sanlama 29
bir öykümüz var maymun olduğunuza dair 30
emin belde 31
şapka devrimi 32
anda 33
kendi adına düşer kes 34
ise 35
kırılan sevinç üstüne 36
masal gibi 37
iki parça oluptur evrenim 38
köstebek geveni 39
gelen zaman 40
rüzgarlı parmaklar 41
sana susmak diyorum 49
harman rüzgarı 58
merhamet varoşları 61
evsa 65

evsa

98

La Jakond 67
de 68
bir kış gecesinde gar 69
divandan 80
? 81
üs 82
evsa 83
aksisada 88
mahrama 89
yalın halimiz 90
ne de nazire

Başkan'ın Mesajı
Aidat Borcu Sorgulama
Köşe Yazıları
Mustafa Kanlıoğlu

Mustafa Özer (özer Koç)

Ahmed ceemal El Hamevi

Prf.Dr.Serdar demirel

N.Mehmet Solmaz

Mustafa Özer (özer Koç)

Mustafa Miyasoğlu

Mustafa Ekinci

Galip Boztoprak

Şeyma Kısakürek Sönmezocak

Mustafa Kanlıoğlu

Mustafa cabat

Ebubekir Sifil

Ali Biraderoğlu

İbrahim Ulueren

Mustafa Özer (özer Koç)

Ali Biraderoğlu

Mustafa cabat

Günlük Gazeteler
Sponsorlarımız

Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı

© Copyright 2020  V4.1 Tüm Hakları Saklıdır. | Vakıf Sitesi


Top