Duyurular

«Velîler Ordusu» kitabında hayatı anlatılan 333 Velînin içine, «Bir» sayısını Allah Resulüne verdikten sonra mukaddes emaneti O’ndan alıp günümüze kadar getiren, O’nunla beraber 33 büyük velî, esere bilhassa alınmamıştı. ... 


Başbuğ Velilerden 33

 

Ezelle ebed arası Allah'a doğru giden evliya kervanları arasında en şanlısına ait 33 kolbaşılı "Altun Halka - Silsile-i Zeheb" çerçevesidir ki, keyfiyet ölçüsüyle temel sayısını, bütün kainat gibi O'ndan alır.


Kayseri Hava Durumu
Anket
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 17,9362   17,9685
EURO 18,3515   18,3845
       
Özlü Sözler
Takvadan Kıymetli İzzet ve Şeref Yoktur
Sponsorlarımız
Dörtyüz Güzel Söz

DÖRTYÜZ
GÜZEL SÖZ

Emir Pir Mehmet ibn-i Abdülvehhab

Tercüme
Ergün TELİS

Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları :34

2
1. Basım : Eylül 2020
Baskı Yeri : KEK Vakfı Kayseri
İrtibat Tel : 0 352 222 54 17
Web : www.kekvakfi.gen.tr

3
TAKDİM

DÖRT YÜZ GÜZEL SÖZ!

Raşid Efendi kütüphanesinden aldığım, Hulefai raşidinden Hz.
Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz.Ali rıdvanullahi Teâlâ aleyhim
ecmain hazretlerine ait yüzer veciz söz ihtiva eden bu risale, Hicri 1389
tarihinde Adana emiri pir Mehmed paşanın oğlu Abdülvehhab
rahimehüllah tarafından yazılmıştır. Aslı Arapça olup “mahtut ”el yazması
bir eserdir. Faideli olacağını düşünerek dilimin döndüğü, gücümün yettiği
kadar aslına sadık kalarak tercümesini yapmış oldum.
Dört büyük halifenin kısa hayatlarını, bazı hutbelerini, bazı vasiyet ve
tavsiyelerini, ashab-ı kiramın, tabiinin, müçtehidini izamın, evliya-i kiramın,
âlimlerin ve mütefekkirlerin bazı sözlerini de ekledim.
Aslından faidelendirdiği gibi tercümesinden de faidelendirmesini kadiri-
mutlak olan Cenâb-ı Haktan niyaz ederim. Her türlü irşad ve muvaffakiyet
ancak Allah-u Teâlâ’ya aittir. Kul kâsip Allah-u Teâlâ Hâliktır.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellemden sonra Ashab-ı kiram
aleyhimürrıdvan hazretleri ümmet için çok önemlidir. Çünkü onlar; Kur’an-ı
azimuşşanı ve peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellemin kavli, fiili ve
takriri sünnetlerini, dolayısı ile din-i celil-i İslamı bize ulaştıran sabikun-ı
evvelindir.
Allah-u Teâlâ ve Resulü hatemül enbiya Muhammed Mustafa sallallahü
aleyi vesellem onları methü-sena edip bizlere onların yolunda gitmemizi,
onlara tabi olmamızı emr etmektedir.
*Allah-u Zülcelal, Cum’a süresi 1-4. ayetlerde mealen: Göklerdeki ve
yerdeki her şey, mülkün sahibi, mukaddes, mutlak güç sahibi, hüküm ve
hikmet sahibi olan Allah'ı tespih etmeye devam eder. 
Allah, ümmilere(hiçbir şey bilmeyen insanlara) içlerinden, kendilerine
Allahın âyetlerini okuyan, onları(şirkten, küfürden ve her türlü
kötülüklerden) temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber
gönderendir.

4

Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.(Allah, o
peygamberi) onlardan henüz kendilerine katılmayan onlardan sonra
(kıyamete kadar) gelecek olan başka insanlara da göndermiştir. O, mutlak
güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. İşte bu, Allah'ın lütfudur. Onu
dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir. Buyurmaktadır.
Bu ayet-i kerimede Allah c.c. gönderdiği peygamber sallallahü aleyhi
vesellem vasıtasıyla ashab-ı kiramı küfürden, şirkten ve her türlü
kötülüklerden temizlediğini, onlara kitabı ve hikmeti öğrettiğini beyan
buyurarak onları methü sena etmektedir.
*Tövbe süresi yüzüncü ayet-i kerimede de mealen: İslâm'ı ilk önce kabul
eden muhacirler ve Ensar, ve de samimi olarak onlara uyanlar var ya, Allah
onlardan razı olmuş; onlar da Allah’dan razı olmuşlardır. Allah, onlara
içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte
bu büyük başarıdır. Buyurmaktadır.
Bu ayet-i kerimede de Allah-u Teâlâ, ashab-ı kiramdan ve samimi olarak
ashab-ı kirama tabi olanlardan razı olduğunu açıkça ifade buyurmaktadır.
İşte bunun içindir ki ashab-ı kiram aleyhimürrıdvan hazretleri ümmet için
çok önemlidir. Zira Allah c.c.nün razı olduklarından razı olmak, imanın
icabıdır.
*Aynı zamanda Allah-u Teâlâ haşr suresi 9-10.ayeti kerimelerde mealen:
 O muhacirlerden önce o yurda (Medine'ye) yerleşmiş ve imanı da
gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. O muhacirlere
verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son
derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim
nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin
ta kendileridir. O muhacir ve Ensar’dan sonra gelenler mü’minler ise şöyle
derler: "Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi
bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey
Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.
“Buyurmaktadır.
Bu ayeti kerimelerde Allah-u Teâlâ; Muhacir mü’minlere yaptıkları
yardımdan dolayı Ensar’dan olan Mü’minlerden razı olduğunu,

5

Muhacirlerden ve Ensar’dan sonra kıyamete kadar gelecek olan
mü’minlerin, yeryüzündeki bütün mü’minlere dua ve istiğfarda
bulunmalarını, Ashab-ı kirama ve de tüm Müslümanlara, kin, buğuz ve
adavet beslenmemesi gerektiğini işaret buyurmaktadır.
*Tirmizi ve Ebudavudun rivayetlerinde Ashab-ı kiramdan Irbad bin sâriye
radıyallahu anh şöyle anlatmıştır:
Bir gün Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem bize öyle bir va’zu nasihatte
bulundu ki kalplerimiz ürperdi, gözlerimiz yaşardı. Sanki veda konuşması
gibi oldu bize tavsiyede bulun. Ya Resulallah dedik!
Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem: size takva üzere olmanızı,
başınıza bir köle bile tayin edilse(şer’i şerife muhalif olmadıkça)dinleyip
itaat etmenizi tavsiye ediyorum!
İyi bilin ki; kim benden sonra ömrü olup yaşarsa ümmet arasında birçok
ihtilaflar görecektir.
Öyle bir durumda siz benim sünnetim ve benden sonraki hidayet üzere
olan Hulefai raşidinin sünneti(yolu) üzere olunuz! Benim sünnetime ve
Hulefai raşidinin sünnetlerine Adeta azı dişleriniz ile ısırırcasına yapışınız!
Benden ve Hulefai raşidinden duymadığınız, görmediğiniz dine sonradan
sokulmuş, uydurulmuş bid’atlerden sakının! Zira her bid’at dalalettir.
Buyurmuştur. (Tirmizi-Ebudavut)
Hadis-i şerifte beyan buyrulduğu üzere hatemül-enbiya Muhammed
Mustafa sallallahü aleyhi vesellem efendimiz: hem kendi sünnetine, hem
de Hulefai-raşidin ki Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz.Ali
rıdvanullahi Teâlâ aleyhim ecmain hazretlerinin sünnetlerine uymamızı
tavsiye ve emir buyurmaktadır.
Şu halde ebedi kurtuluş için peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellemin
kavli, fiili ve takriri sünnetlerine harfiyyen tabi olmak zaruridir. Hulefai
raşidinin ve diğer ashab-ı kiramın yolunu takip etmek, Peygamberimiz
sallallahü aleyhi vesellemin sünnetlerine tabi olmak demektir.

6

Çünkü peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellemin sünnetlerini, onun güzel
ahlakını en iyi bilen ve en güzel yaşayan ashab-ı kiram aleyhimürrıdvan
hazretleridir.
Çünkü onlar, Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem ile müşerref
olmuşlardır.Çünkü onlar, Peygamber sallallahü aleyhi veselleme inen
vahye şahid olmuşlardır.Çünkü onlar Peygamber sallallahü aleyhi
vesellemin terbiyesinde ilim, irfan edep, ahlak öğrenmişlerdir.Çünkü Allah-
u Teâlâ onlardan razı olmuştur. Onlarda Allah-u Teâlâ’dan razı olmuşlardır.
Çünkü kelamullah olan Kur’an-ı Kerimi ve dini celili İslamı Peygamberimiz
sallallahü aleyhi vesellemden duydukları ve gördükleri gibi bize intikal
ettiren ashab-ı kiram aleyhimürrıdvan hazretleridir.Çünkü onlar hakkında
Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem; ‘Benim ashabım yıldızlar gibidir,
hangisine tabi olursanız sizi doğru yola ulaştırır.’ buyurmuştur.
Burada sünnet kelimesini kısaca izah etmekte faide vardır ki
Sünnet: lügat manasıyla yol demektir. Şer’i istilahta ise sünnet: din-i celili
islamda takip edilmesi zaruri olan yol demektir. Şu halde Sünnet; Din-i celili
islamı ve kur’an-ı azimuşşanı bila ziyadetin vela noksan, Allah Teâlâ’dan
aldığı gibi anlatan ve yaşayan Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellemin
yoludur ve Peygamber sallallahü aleyhi vesellemden gördükleri, işittikleri
gibi yaşayan ve bize intikal ettiren ashab-ı kiramın yoludur.
Bunun kısa adı “EHL-İ SÜNNET” yoludur.
Ayrıca hadis istilahında sünnet:Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin; -
kavli ,-fiili ,-takriri kısımlarına ayrılır.
*Kavli sünnet: Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellemin fem’i
saadetlerinden sudur edip rivayet şartlarını haiz olarak bize intikal etmiş
olan hadisi şeriflerdir.
*Fiili sünnet: Peygamber sallallahü aleyhi vesellem efendimizin
söylemediği lakin bil fiil yaptığı ve ashab-ı kiramın Resulüllah sallallahü
aleyhi vesellemi şöyle yaparken gördüm diye rivayet ettikleri hususlardır.

7

*Takriri sünnet: peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellemin söylemediği ve
yapmadığı lakin bir sahabiyi görüp yaptığı işe sessiz kaldığı durumlardır ki
peygamberimizin sessiz kalması o işin yanlış olmadığına işarettir.
Ayrıca hadislerin mütevatir, meşhur, sahih, hasen, haberi vahid, münkatı,
Mürsel, merfu, zayıf ve mevzu gibi hadis âlimlerini ilgilendiren kısımları da
vardır. Bu çok geniş bir konudur.
*Taberanin rivayetine göre Abdullah bin Abbas radıyallahu anh: Hulefai
raşidinin- dört büyük halifenin güzel ahlakını şöyle anlatmıştır.
-Allah-u Teâlâ Ebubekre(radıyallahu anh) rahmet etsin!
Vallahi Hz. Ebubekir radıyallahu anh: Daima Kur’anı Kerim okurdu. Hakkın
temsilcisi idi. Her türlü çirkinliklerden uzak durur, Her türlü kötülüklerden
nehy eder tüm güzel şeyleri yapar ve emr ederdi. Allah Teâlâ’dan korkar,
Geceleri namaz kılar, gündüzleri oruç tutardı. Dünyaya meyli ve rağbeti
yok idi, İnsanlara karşı adaletli idi. Her iyiliği yapar, her haline şükür ederdi.
Sabah akşam, her an ve her zaman, Allah Teâlâ’yı zikir ederdi. Güzel işler
yapmakta kendini mecbur tutardı. Zühd ve takvada, iffet ve hayâ da, iyilik
ve cömertlikte, kanaat ve zenginlikte, ihtiyat ve tedbirde ashab-ı kiramın
hepsinden üstün idi.
-Allah-u Teâlâ Ömere (radıyallahu anh) rahmet etsin!
Vallahi Hz. Ömer radıyallahu anh: her zaman İslamın öncü ve destekçisi,
yetim ve zayıfların sığınağı, imanın mahalli, hak ile batılın ayırıcısı,
insanların koruyucusu, halkının yardımcısı idi. Çok sabırlı olup önünü
sonunu hesap ederdi. Onun zamanında dini celili İslam çok zafer kazandı,
beldeler, ülkeler feth olundu, etraf ve çevrede, bölgenin her tarafında
Allah Teâlâ’nın ismi-şerifi zikir edilip anılır oldu.
Çok vakarlı idi, bollukta da darlıkta da çok şükür ederdi, her an ve her
zaman Allah-u Teâlâ’yı çok zikir ederdi.
-Allah-u Teâlâ Osman’a( radıyallahu anh) rahmet etsin!
Vallahi peygamber sallallahü aleyi vesellemin torunlarına çok ikramda
bulundu. Akrabasına karşı sılai rahim sahibi idi, sıkıntılara karşı sabırlı idi.

8

Geceleri çok teheccüd kılardı, Allah-u Teâlâ’yı zikir ederken çok ağlardı,
gece, gündüz her zaman ve daima tefekkür ederdi.Her kese tevazu
gösterir, her çağırana icabet eder, her kötülükten sakınırdı.Ceyşulusre
denilen tebük seferinde, kıtlık zamanında İslam ordusunu donatmıştır.
Medinei münevverde büyük bir meblağ ile rume kuyusunu Yahudi’den
satın alıp meccanen Müslümanlara bağışlamıştır.
İki kerimesinden peygamber sallallahü aleyhi vesellemin damadıdır.
-Allah-u Teâlâ Hz. Ali’ye (radıyallahu anh) rahmet etsin! Vallahi Hz.Ali
radıyallahu anh: hidayet rehberi, takva timsali, akıl membaı, azamet ve
zarafet örneği, karanlık gecelerin ışığı, büyük İslam davasının davetçisi,
daha önce indirilmiş kitaplarında âlimi, Kur’an-ı kerimin müfessiri, hidayet
sebeplerinin bağlısı idi.
İnsanlara zulüm ve eziyet etmezdi, tehlikeli yollardan sakınırdı. İman ve
takva ehlinin en hayırlısı, gömlek giyenlerin ve binek binenlerin seyyidi, hac
ve sa’y edenlerin en faziletlisi, adaletle muamele edenlerin en yumuşağı,
peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem ve diğer peygamberler hariç
dünyada ki insanların en hatibi, iki kıblenin sahibi idi.
Ona kim denk olabilir? Zira o, kadınların en hayırlısının eşi, sıbteyn-i
mükerremeyn Hz. Hasan ve Hz.Huseyinin babasıdır. Ölünceye ve ona
kavuşuncaya kadar onun gibisini şu gözlerim görmedi ve görmeyecektir!
(hayatussahabe)
*HAZRETİ EBUBEKİR RADIYALLAHU ANHIN KISA HAYATI
Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellemin sıddik lakabıyla isimlendirdiği
hicret esnasında vesair en zor zamanlarda hep peygamberimiz sallallahü
aleyhi vesellem ile beraber olma şerefine nail ve mazhar olmuş,
peygamberlerden sonra insanların en hayırlısı olan, Hulefai raşidinin
birincisi Hz. Ebubekir radıyallahu anh, miladi 573 senesinde Mekke’de
dünyaya geldi.
Hz. Ebubekir’in ismi Abdullah’tır. Nesebi, Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellem Efendimiz ‘in altıncı batındaki dedesi Mürre bin Kâ‘b ile birleşir.

9

Peygamber sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz ‘den iki yaş küçüktür.
İslâm’dan önceki 38 yıllık hayatında dahi içki kullanmamış, putlara
tapmamış, daima nezih ve örnek bir şahsiyet sergilemiştir.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem Peygamberliğini ilan ettiğinde,
hemen iman etmiştir.
Hz. Ebubekir radıyallahu anh: Allah Teâlâ’nın ve O’nun en sevgili
Resul’ünün en sevgili dostudur. Kur’anı kerimin ifadesiyle “İkinin İkincisi
”dir. Canıyla, malıyla ve ailesiyle Peygamber sallallahü aleyhi vesellem
Efendimiz ‘in etrafında âdeta pervane olmuş, ömrünü ve bütün varlığını
İslâm’ın neşri ve muhafazası için vakfetmiştir.
Hz. Ebubekir radıyallahu anh: Dini idrak etme hususunda son derece
firâsetli, sır ve hikmetlere vuk¯ufiyette yüksek anlayış sahibi, nerede, ne
zaman ve nasıl konuşacağını gayet iyi bilen, yumuşak huylu ve çok cömert
bir zât idi.
Hz. Ebubekir radıyallahu anh: Az konuşur, halifeliği sırasında da kumandan
ve valilerine az konuşmalarını tavsiye ederdi.
Âyet-i kerimeleri ve Peygamber Efendimiz ‘in mübarek sözlerini en iyi o
anlardı. Zira ömrü boyunca Efendimiz ‘den hiç ayrılmamıştı. Bedenen ayrı
kaldığı kısa zamanlarda bile kalben Onunla beraber olarak daimî bir râbıta
hâlinde bulunurdu.
Ashab-ı kiram aleyhimürrıdvan hazretleri, Hz. Ebubekir radıyallahu anh
Efendimiz ‘in kıymetini bilir; “Onu üzersek, Resulüllah gazaplanır,
Resulüllah gazaplanınca da Cenâb-ı Hak gazap eder ve biz helâk
oluruz!” diye ona karşı çok dikkatli davranırlardı.
 Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi vesellem ona şu ebedî müjdeyi
vermişlerdi: Ey Ebubekir! Ümmetimden Cennet’e ilk girecek kişi olman
sana kâfi değil midir?” (Ebu Davud, Sünnet, 8/4652)
Hz. Ebubekir radıyallahu anh: fıtraten halim-selim olup, engin bir şefkat ve
merhamete sahipti. Bununla birlikte vazife ve mes’uliyet hususunda zerre
kadar müsamaha göstermezdi. Fikirlerindeki isabeti, muamelatındaki

10

doğruluk ve nezâketi, tecrübesinin genişliği, nefsine hâkimiyeti,
hayırseverlik ve samimiyetiyle herkes tarafından çok sevilirdi. Sevimli,
güler yüzlü, hoş-sohbet, işleri, muamelesi ve ahlâkı güzel bir Allah ve
Resulüllah dostu idi. İnsanlar onunla kolayca ülfet eder ve kendisine olan
muhabbetleri gittikçe artardı. Cahiliye döneminde bile mütevazı bir hâli
vardı. Gayet vakur, cömert ve âlicenap bir şahsiyet ve karaktere sahipti.
Hayatında muazzam bir denge vardı. Her zaman büyük bir tevazu ve
mahviyet sergiledi, fakat asla zillet ve acziyet göstermedi. Daima vakarlı
oldu, fakat gurur ve kibre kapılmadı. Son derece affedici, müsamahakâr,
mülâyim ve yumuşak huylu yaşadı, fakat gerektiğinde de sert ve cesur
olmasını bildi. Her hâliyle büyük bir muvazene ve itidal numunesiydi.
Fahri-i Kâinat Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem: İsra ve Miraç
hâdisesini Kureyş müşriklerine haber vereceği zaman: Ya Cebrail! Kavmim
beni tasdik etmez!” dedi. 
Cebrail (a.s.): Ebubekir Sen’i tasdik eder. Zira O Sıddık’tır. Dedi. Nitekim
müşrikler, Miraç hâdisesini duyduklarında, derhâl Hazret-i Ebubekir’e
koştular: Arkadaşın, bir gece içinde Mescid-i Aksa’ya gittiğini, oradan da
göklere çıkıp sabah olmadan tekrar Mekke’ye geldiğini söylüyor. Bakalım
buna ne diyeceksin?” dediler.
Hazret-i Ebubekir radıyallahu anh: Peygamber sallallahü aleyhi vesellem
ne söylüyorsa doğrudur! Çünkü O’nun yalan söylemesine imkân ve
ihtimâl yoktur! Ben, O’nun her getirdiğine peşinen inanırım...” dedi.
Müşrikler tekrar: Sen O’nu tasdik ediyor ve bir gecede Beytü’l-Makdis’e
gidip geldiğine inanıyor musun?” dediler.
Hazret-i Ebubekir: Evet! Bunda şaşılacak ne var?
Vallahi O bana, gece veya gündüzün herhangi bir vaktinde kendisine
Allah’tan haber geldiğini söylüyor da ben yine O’nu tereddütsüz tasdik
ediyorum.” dedi.
Daha sonra Hz. Ebubekir radıyallahu anh, o sırada Kâbe’de bulunan
Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem ‘in yanına gitti. Olanları

11

bizzat Efendimiz ‘in mübarek fem-i sadetlerinden dinledi ve: Sadakte
(doğru söyledin) ya Resulallah! Dedi.
Resulüllah sallallahü aleyi vesellem; O’nun bu tasdikinden gayet memnun
kalıp tebessüm ederek Hz.Ebubekir’e: Ey Ebubekir! Sen 
“Sıddık’sın!” buyurdu. (İbn-i Hişam, II, 5)
Hazret-i Sıddık’ın Miraç hâdisesinde sergilediği bu kalbî sarsılmazlık ve
tereddütsüz bir şekilde Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemi tasdik edişi,
ancak kalbinin kazandığı iman kuvvetiyle izah olunabilir.
Hazret-i Sıddîk’ın bu kalbî mukavemetini ifade sadedinde Hazret-i
Ali radıyallahu anh ona: “Sen, şiddetli kasırgaların hareket ettiremediği ve
şiddetli sarsıntıların yerinden oynatamadığı ulu bir dağ
gibiydin!” buyurmuştur.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz, Hz. Ebubekir’i çok severdi.
Her gün mutlaka yanına uğrardı. Hz. Ebubekir (r.a.) de Resulüllah sallallahü
aleyhi vesellemi görmeden huzur bulamazdı. Peygamber sallallahü aleyhi
vesellem Efendimiz ‘in herhangi bir seriyye ile gönderdiği veya hac emiri
olarak tayin ettiği günler hâriç, O’ndan hiç ayrılmadı. Yani ömrü
Peygamber sallallahü aleyhi vesellem ile beraber geçti.
Hz. Ayşe radıyallahu anha şöyle anlatır: “Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellem, Ebubekir’in (r.a.) evine her gün ya sabah ya da akşam muhakkak
uğrardı. Ancak, Allah Teâlâ’nın kendisine hicret için izin verdiği gün, hiç
âdeti olmadığı hâlde, tam öğle saatinde bize geldi. Babam onu görünce:
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem bu saatte gelmezdi. Mutlaka mühim
bir iş olmalı! Dedi.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem içeri girince, babam oturduğu yerden
kalkıp yerini O’na verdi. Babamın yanında ben ve kız kardeşim Esma vardı.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem babama: Odadakileri dışarı çıkar,
(mühim bir mesele konuşacağız)! buyurdular. Babam: Ya Resulallah, onlar
benim kızlarımdır (bir zarar gelir diye endişelenmeyin). Anam-babam Sana
feda olsun, bu mühim mesele nedir? Diye sordu.

12

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem: Allah Teâlâ bana Mekke’den hicret
etmeme izin verdi. buyurdu.
Babam: Ya Resulallah! Ben de Sana arkadaşlık edecek miyim? dedi.
Fahri-i Kâinat Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem: Evet,
beraberiz! Buyurdu.
Babam Ebubekir, sevincinden hüngür hüngür ağlamaya başladı. Vallahi o
güne kadar, bir kişinin sevinçten ağlayabileceğini hiç tahmin etmezdim.”
(İbn-i Hişam, II, 97-98)
Hicret esnasında Sevr Mağarası’na doğru giderken Hazret-i Ebubekir
radıyallahu anh, Fahri-i Kâinat Efendimiz ‘in kâh önünde, kâh arkasında
yürüyordu. Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem: Ey Ebubekir, niçin böyle
yapıyorsun?” diye sordu. Hazret-i Ebubekir: Ya Resulallah! Müşriklerin
arkanızdan yetişebileceğini düşünüyor, arkadan yürüyorum; ileride pusu
kurup bekleyebileceklerini düşünüyor, önünüzden yürüyorum!” dedi.
Daha sonra Sevr Mağarası’na ulaştılar. Hz. Ebubekir (r.a.): Ya Resulallah!
Ben mağarayı temizleyinceye kadar, Siz burada bekleyin!” dedi ve
mağaraya girdi. Mağaranın içini temizledi. Eliyle yokluyor, bir delik
bulduğunda hemen elbisesinden bir parça kesip orayı kapatıyordu. Bu
minval üzere üst elbisesinin tamamını deliklere tıkadı, sadece bir delik
kaldı. Ona da topuğunu koyduktan sonra: Ya resulallah! Artık gelebilirsiniz!
dedi. Hz. Ebubekir’in üst kısmında elbise olmadığını fark eden Resulüllah
sallallahü aleyhi vesellem: Elbisen nerede, ey Ebubekir?” diye hayretle
sordu. Hz. Ebubekir de yaptıklarını anlattı. Bu âlicenap davranış karşısında
son derece duygulanan Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem, mübarek
ellerini kaldırarak Hz. Ebubekir radıyallahu anh için dua etti. Müşrikler,
mağaraya yaklaşırlarken endişeye kapılan Hazret-i Ebubekrinissıddik,
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimize Ya resulallah! Ben
öldürülürsem, nihâyet bir tek kişiyim, ölür giderim. Fakat Sana bir şey
olursa, o zaman bir ümmet helâk olur.” diyordu.
Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem ayakta namaz kılıyor, Hz.
Ebubekir (r.a.) de gözcülük yapıyordu. Bir ara ya Resulallah! Mekkeliler
Sen’i arayıp duruyorlar. Vallahi ben kendim için endişelenmiyorum.
Fakat Sana zarar vermelerinden korkuyorum.” dedi.

13

Resul-i Ekrem sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz ise: Ey Ebubekir!
Mahzun olma! Hiç şüphesiz Allah bizimle beraberdir!” buyurdu. (İbn-i
Kesir, el-Bideye, III, 223-224; Diyar bekri, I, 328-329)
Hz. Ebubekir orada dolaşıp duran müşriklerin ayaklarını görünce de: Ya
resulallah! Eğer şunlardan biri eğilip aşağıya bakacak olursa mutlaka bizi
görür! Dedi. Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem ise: Üçüncüleri Allah
olan iki kişiyi sen ne zannediyorsun, ey Ebubekir? Buyurdu. (Buhârî, Tefsir,
9/9; Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe)
Hazret-i Ömer radıyallahu anh: halifeliği zamanında bazılarının kendisini
Hazret-i Ebubekir’e üstün tutar biçimde konuştuklarını işitmişti.
Bu duruma çok kızdı. Daha sonra, çileli hicret günleri gözünde canlandı.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem ile Hazret-i Ebubekir’in Sevr
Mağarası’nda birlikte geçirdikleri geceyi hatırlattı ve büyük bir hasret
içinde şöyle dedi: Vallahi, Hazret-i Ebubekir’in o gecesi, Ömer’in bütün
ailesinden daha hayırlıdır!” (Hâkim, III, 7/4268)
İşte Hz. Ebubekir radıyallahu anh, nice ilâhî tecellilerin yaşandığı bu ulvî
yolculuğun Sevr Mağarası safhasında, üç gün üç gece boyunca Peygamber
Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem ’in mübarek sadrından pek çok sır ve
hikmet, feyz ve bereket elde etmiştir.
O hususi yakınlığın yüksek faziletine ve Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellem ile müstesna bir ruhi alışverişin büyük şerefine mazhar
oldu. “üçüncüleri Allah olan ikinin ikincisi” pâyesine erdi. Resulüllah
Efendimiz sallallahü aleyi vesellem; “Mahzun olma, Allah
bizimledir!” buyurdu. Böylece peygamber sallallahü aleyhi vesellem Hz.
Ebubekir radıyallahu anha “maiyyet sırrını, yani gönlün Allah ile beraberlik
neticesinde ulaşacağı huzur hâlinin keyfiyetini telkin etti. Bu hâli arifler,
zikr-i hafi-gizli zikir (beden ve dil hareket etmeksizin sadece kalb ile yapılan
zikir)taliminin başlangıcı ve gönülleri Allah ile itmi’nan ve huzura, sükûn ve
sekinete erdirecek manevi telkinlerin en mühim tezahürlerinden biri olarak
değerlendirmişlerdir. Bunun içindir ki, bu nebevî talim ve telkinlerin ilk
talihli muhatabı olan Hazret-i Sıddik radıyallahu anh -inşaallah- ucu
kıyamete kadar devam edecek olan Altın Silsile ’nin, Peygamber Efendimiz
sallallahü aleyhi vesellem ’den sonraki ilk halkası olarak telakki edilmiştir.

14

Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Hz. Ebubekre r.a. şöyle
buyurmuştur:“Sen mağarada ve Cennet’teki Kevser Havuzu’nun başında
benim arkadaşımsın!” (Tirmizi, Menakıb, 16/3670)
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz ‘in konuşmalarında sık sık
Hazret-i Ebubekir ve Hazret-i Ömer’in isimleri geçerdi. Peygamber
Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem, birlikte bazı işler yaptıklarını,
beraberce bir yere gidip geldiklerini ifade ederdi. İnsanların inanmakta
zorlandıkları bazı harikulade hâdiselerden bahsedince; “Buna ben
inanırım, Ebubekir ve Ömer de inanır.” Buyururdu
Bu da gösteriyor ki, onlar birbirlerinden hiç ayrılmıyor, devamlı beraber
bulunuyorlardı. (Buhârî, Ashâbu’n-Nebî, 6, 8; Ahmed, I, 109, 112)
Hazret-i Ömer radıyallahu anh şöyle der: “Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellem Müslümanların meseleleri hakkında Ebubekir (r.a.) ile gece geç
vakitlere kadar konuşurlardı, ben de onlarla beraber olurdum.” (Tirmizi,
Salât, 12/169)
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem bir gün Mescide girmişti. Bir tarafında
Hazret-i Ebubekir diğer tarafında da Hazret-i Ömer vardı. Peygamber
Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem onların ellerini tutmuş, şöyle
buyurmuştu: “Kıyamet günü biz böyle diriltileceğiz.” (Tirmizi, Menâkıb,
16/3669)
Hazret-i Ebubekir radıyallahu anh: sadâkat, teslimiyet, aşk ve
muhabbetiyle Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemde fâni olmuştu. Onunla
kalbî râbıtayı en üst seviyede yaşamıştı. Son nefesine kadar Allah ve
Resulüllah aşk ve muhabbeti içinde benliğinden geçmiş, yalnızca Allah
Resul’ünün varlığında hayat bulmuştu. Bu itibarla Resulüllah sallallahü
aleyhi vesellem Efendimizle her buluşma vaktinde ve sohbetinde apayrı bir
vecd ve istiğrak hâli yaşardı. Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin
huzurların-dayken bile O’na olan muhabbet ve hasreti teskin olacağı yerde
daha da ziyadeleşirdi. Onunla âdeta aynîleşmişti.
Peygamber sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz: Hz. Ebubekir radıyallahu
anhın bu derece muhabbet-i sebebiyle: “Ebubekir bendendir, ben de
ondanım. Ebubekir dünyada ve ahirette kardeşimdir.” buyurmuş, böylece

15

mânâ âlemindeki beraberliklerini ve kalpleri arasındaki müstesna irtibatı
ifade etmiştir.
Elbette bu Allah ve Resulüllah muhabbet ve aşkı neticesinde elde edilen
sıddıkiyet mertebesi nice fedakârlıklar ve büyük bedeller karşılığında
gerçekleşmiştir. Zira insan en ağır bedelleri, sevdiklerinin uğrunda öder. Bu
fâni âlemde ödenen en ağır bedel ise, ilâhî aşk ve muhabbetin bedelidir.
Hazret-i Ebubekir de, Allah ve Resulü ile dostluğun ulvî lezzetine gark
olmak için; Allah ve Resulüllah muhabbetinin bütün bedellerini hiç
tereddüt etmeden ödeyebilmenin gayret ve heyecanı içinde bir hayat
yaşamıştır. Nitekim bir gün Hz. Ebubekir radıyallahu anh, Kabei muazzama
’da insanları Allah’a ve Resul’üne iman etmeye çağırmıştı.
Buna öfkelenen müşrikler, Hz. Ebubekir’le mü’minlerin üzerine yürüyüp
onları şiddetle dövmeye başladılar. Hele fasık Ukbe, Hz. Ebubekir’in
üzerine çıkıp çiğnedi, yüzünü demir tabanlı ayakkabılarıyla tekmeledi. Hz.
Ebubekir’in her tarafı kan revân içinde kaldı. Kabilesi Teymoğulları, Hz.
Ebubekir’i müşriklerin elinden zorla kurtarıp baygın bir hâlde evine
götürdüler. Öleceğinden korkuyorlardı.
Hz. Ebubekir, ancak akşama doğru kendine gelebildi ve ilk olarak:
Resulüllah nasıl, iyi mi?” diye sordu.
Annesi Ümmü’l-Hayr sürekli: Bir şeyler yiyip-içsen! Diye ısrar ediyor, Hz.
Ebubekir ise, sanki onu hiç duymuyormuş gibi, Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellem ne yapıyor, ne hâldedir?” diye sorup duruyordu. Gece olunca, bin
bir güçlükle ve gizlice Dâru’l-Erkām’a gidip Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellemi görmeye gitti. O zamana kadar hiçbir şey yiyip içmedi.
Peygamber sallallahü aleyhi vesellem Efendimizi görünce de hemen
dizlerine kapanıp: Anam-babam Sana feda olsun ya Resulallah! Benim
hiçbir sıkıntım yok. O habis fasık beni biraz hırpaladı, o kadar!” dedi.
Hz. Ebubekir’in bu hâli onun fena fi’r-Rasûl makamında ne kadar
yükseldiğini ifade etmektedir. Hz. Ebubekir radıyallahu anh: Mekke
Fethi’nde, gözleri görmeyen ihtiyar babasını Müslüman olmak üzere
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin huzuruna getirmişti. Resul-i Ekrem
Efendimiz: ey Ebubekir! İhtiyar babanı niye buraya kadar yordun? Biz

16

onun yanına gidebilirdik.” buyurdu. Hazret-i Ebubekir ise: Onun size
gelmesi daha münasiptir. Bir de Allah Teâlâ’nın bu vesileyle babama sevap
vermesini istedim.” dedi. Ebu Kuhâfe (r.a.), bey’at etmek üzere elini Fahri-i
Kâinat Efendimiz ‘in mübarek eline uzatınca, Hz. Ebubekir (r.a.) duygulanıp
ağlamaya başladı. Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem; hayretle niçin
ağladığını sorunca da şu cevabı verdi: Ya Resulallah! Sana bey’at etmek
üzere uzanan şu el, babamın değil de, amcan Ebu Talib’in eli olsaydı da,
bu vesileyle Allah Teâlâ benim yerime Sen’i sevindirseydi!
Çünkü Sen, onu çok seviyor ve iman etmesini çok istiyordun…” (Bkz.
Heysemî, VI, 173-174; İbn-i Sa‘d, V, 451)
Hz.Ebubekir her zaman:“Vallahi Resulüllah Efendimiz ‘in yakınlarını
kollayıp gözetmek, benim için kendi yakınlarımı kollamaktan daha
sevimlidir.” derdi. (Buhârî, Ashâbu’n-Nebî 12, Meğâzî 14)
Bir defasında da Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz:
Ebubekir’in malından istifade ettiğim kadar başka hiç kimsenin malından
faydalanmadım.” buyurmuştur.Hz.Ebubekir(radıyallahu anh) ise bu
iltifatkâr sözden âdeta bir gayrılık mânâsı çıkararak gözyaşları içinde: Ben
de, malım da, hepsi Siz’e âit değil mi ya Resulallah? dedi. (İbn-i Mace,
Mukaddime, 11; Ahmed, II, 253)
Bu suretle kendisini bütün varlığıyla Peygamber sallallahü aleyhi vesellem
Efendimize adadığını ve O’nda fâni olduğunu ifade etmiştir.
Hz. Ebubekir radıyallahu anh: gönlünü, Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellem Efendimiz ‘in kalp âlemini yansıtan berrak bir ayna hâline
getirmişti. Bu itibarla o, Peygamber sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz
’de fâni olmanın en müşahhas numunesi oldu. Bu fâni oluş sâyesinde de,
Fahri-i Kâinat Efendimize âit her şey, onun kalbinde çok derin bir mânâ
kazandı. Öyle ki Hz. Ebubekir (radıyallahu anh), Allah-u Teâlâ nın âyetlerini,
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz ‘in sözlerini ve hâdiselerin
hikmetlerini idrak etme hususunda ashabı kiramın en önde geleni
olmuştur.
Hz. Ebu bekir radıyallahu anh: Hiç kimsenin kavrayamadığı nice nebevî
nükteleri ve sırları, üstün bir Firaset ve basiretle sezmiştir. Nitekim Veda

17

Haccı’nda: Bugün size dininizi ikmal ettim; üzerinize olan nimetimi
tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim...” (el-Mâide, 3) âyeti
nazil olmuştu. Herkes, dinin tamamlanmasına sevinmişti.
Fakat Hazret-i Ebubekir radıyallahu anh: yüksek firasetiyle bundan, Allah
Teâlâ’nın pek yakında Sevgili Resul’ünü ebediyet âlemine dâvet buyuracağı
hakikatini sezdi.
Gönlüne düşen ayrılık ateşinin ıztırâbıyla hüzne gark oldu. Hz. Ebubekir’in
bu ince kavrayışını gösteren misallerden biri de şudur: Resulüllah sallallahü
aleyhi vesellem: son günlerinde hastalığının ağırlığı sebebiyle mescide
çıkamamıştı. Cemaate namaz kıldırması için de Hz. Ebubekir’i imam tâyin
etmişti. Fakat bir ara kendisini iyi hissederek mescide çıktı. Ashab-ı kirama
bazı nasihatlerde bulunduktan sonra: Şanı yüce olan Allah, bir kulunu,
dünya ile kendi katındaki nimetler arasında serbest bıraktı. O kul da
Allah katındakini tercih etti!” buyurdu. Bu sözler üzerine Hz. Ebubekir’in
hassas ve rakik kalbi mahzunlaştı, ardından da sıcak gözyaşları dökmeye
başladı. Zira Hazret-i Peygamber’in kendilerine bir nevi veda hitabında
bulunduğunu hissetmişti. Çünkü o, nebevî esrarın en yakın mahremiydi.
Ayrılıktan inleyen bir ney gibi feryada başladı. Hıçkıra hıçkıra: Anam,
babam Sana feda olsun yâ Resulallah! Sana babalarımızı, analarımızı,
canlarımızı, mallarımızı ve evlâtlarımızı feda ederiz!” dedi. (Ahmed, III,
91)
Cemaat içinde O’ndan başka hiç kimse, Hz. Peygamber’in derin hissiyatını
ve dünyaya veda hâlinde olduğunu kavrayamamıştı. Hatta Ashab-ı kiram,
Hz. Ebubekir’in ağlamasına bir mânâ verememiş, büyük bir hayretle
birbirlerine: Resulüllah, Rabbine kavuşmayı tercih eden sâlih kişiden
bahsederken Ebu Bekrin ağlaması, doğrusu şaşılacak şey! Diyenler
olmuştu. (Buhârî, Salât, 80)
Çünkü ashab-ı kiramın birçoğu dünya ve Allah katındakileri tercih
hususunda serbest bırakılan sâlih kulun, Hz. Peygamber olduğunu
akıllarına bile getirememişler Hz. Ebubekir’in sezdiği gerçeği
sezememişlerdi. Bu esnada Resulüllah sallallahü aleyi vesellem, hem Hz.
Ebubekir’in mahzun gönlünü teselli hem de ashabına onun değerini beyan
için sözlerine şöyle devam etti: “Bize iyiliği dokunan herkese bunun
karşılığını aynıyla veya fazlasıyla ödemişizdir. Ancak Ebubekir müstesna.

18

Onun o kadar iyiliği olmuştur ki, karşılığını kıyamet günü Allah
verecektir. Sohbetiyle olsun, malıyla olsun bana en fazla ikramda
bulunan, Ebu Bekir’dir. Eğer ben, Rabbimden başkasını dost edinecek
olsaydım, mutlaka Ebubekir’i dost (Halil) edinirdim. Fakat İslâm
kardeşliği daha üstündür. Buyurdu.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem dâr-ı bekaya irtihalinden birkaç gün
evvel de: “Mescide açılan bütün (hususi) kapılar kapansın, sadece
Ebubekir’in kapısı açık kalsın! Zira ben, Ebubekir’in kapısının üzerinde nur
görüyorum...” buyurmuştur.
Böylece bütün kapılar kapatıldı, sadece Hz. Ebubekir’in (radıyallahu anh)
kapısı açık kaldı. Bu bir bakıma Resulüllah sallallahü aleyhi veselleme
hususi yakınlık kapısı, O’na, Hazret-i Sıddîk misali tam bir sadâkat,
teslimiyet, itaat, fedakârlık, dostluk ve muhabbet ile açılabilir demek
manasınadır.
Ashabı kiramın en zenginlerinden olan Hz. Ebubekir radıyallahu anh:
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemde fâni olunca, canını ve malını
cömertçe O’nun yolunda feda etmiştir. Fahri-i Kâinat sallallahü aleyhi
vesellem Efendimize peygamberlik geldiğinde, Hz. Ebubekir’in(radıyallahu
anh) 40 bin dirhemlik bir serveti vardı. Malının büyük bir kısmını İslâm
uğrunda infak etti. Müslüman olan köleleri azât ediyor, mü’minlere her
türlü desteği sağlıyordu. En son kalan 5 bin dirhemi de hicret esnasında
yanına alarak yola çıktı ve Medine-i Münevvere ’de Allah için infak etmeye
devam etti. Babası Ebu Kuhâfe bir gün: Oğlum, sen hep zayıf ve güçsüz
köleleri satın alıp âzâd ediyorsun. Madem köle âzâd edeceksin, şöyle
güçlü-kuvvetli köleler satın al da, tehlike ve kötülüklere karşı önünde
durup seni korusunlar.” demişti.
Hz. Ebubekir radıyallahu anh ise: Babacığım, benim böyle davranmakta
yegâne maksadım; Allah’ın rızasını kazanmaktır. Ben onları âzâd etmekle
ancak Allah Teâlâ’nın katındaki mükâfatı istiyorum.” cevabını verdi.
Yine Hz. Ebubekir radıyallahu anh: birçok defa servetinin tamamını
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimize getirip Allah yolunda bir
infak örneği sergilemişti. Peygamber sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz
‘in: Ailene ne bıraktın ey Ebubekir?” sualine de: Onlara Allah ve Resul’ünü

19

bıraktım.” karşılığını vermiştir. (Ebu Davud, Zekât, 40/1678; Tirmizi,
Menâkıb, 16/3675)
Resulüllah sallallahü aleyi vesellem, ashabından hiçbirinin malını
tamamıyla infak etmesine izin vermezdi. Bu hususta yalnızca Hz. Ebubekir’i
istisna tutar, bir tek ona müsaade buyururdu. Zira bütün malı-mülkü infak
ettikten sonra yaşanabilecek fakr u zaruret içinde, nefs ve şeytanın
iğvâsıyla, gönüllerde bir pişmanlık peyda olması muhtemeldir. Böyle bir
pişmanlık ise, yapılan hayır-hasenatın faziletini giderip ecrini zayi eder.
Fakat Hazret-i Sıddîk’ın rıza, teslimiyet, ihlâs ve takva zirvesindeki gönül
âlemi, Allah ve Resul’ünün muhabbetiyle perçinlenmiş, asla sarsılmaz bir
iman kalesi hâlindeydi. Bu sebeple Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin
hoşnutluğu, ona bütün dünyevî sıkıntıları unutturmuştu. Hatta bu zahmet
ve meşakkatler onun gönlünde tarifsiz bir lezzet vesilesi hâline gelmişti.
Müşrikler, Hz. Ebubekir’in r.a. Kâbe’de ibadet etmesine müsaade
etmedikleri için, o da evinin önünde bir namazgâh edinmişti. Orada namaz
kılıp Kur’ân-ı kerim okumaya başladı. Rikkat-i kalbiyye sahibi, yufka yürekli
bir zât olduğu için, Kur’ân-ı Kerîm’i okurken hüzünlenir, gözyaşlarına mâni
olamazdı. O, Kur’ân-ı Kerîm’i böyle derin bir vecd içinde okurken
müşriklerin çocukları ve kadınları, etrafında toplanıp hayran hayran
dinlemeye başladılar. Bu hâl, Kureyş müşriklerini korkuttu. Buna mâni
olmak için uğraştılar. Ebubekir (r.a.) ise Allah’ın himâyesine sığınarak
ibadetlerine devam etti. Bütün Hak âşıkları gibi Ebubekir radıyallahu anh
Efendimiz ‘in gönlünde de bilhassa seher vakitlerinde yapılan ibadetlerin
pek müstesna bir değeri vardı. Şu hâdise, onun gece ibadetlerine olan
düşkünlüğünün bariz ve açık bir işaretidir: Bir ara Resulüllah sallallahü
aleyhi vesellem, sekiz veya dokuz gece, yatsı namazını gecenin üçte birine
kadar tehir etmişti. Hz. Ebubekir (r.a.): Ya Resulallah! Yatsıyı biraz erken
kıldırsanız da gece ibadetine daha kolay kalkabilsek.” dedi. Peygamber
sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz bundan sonra yatsıyı erken kıldırdı.
(Ahmed, V, 47)
Bir gün Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz: Allah yolunda çift
sadaka veren kimse, Cennet’in muhtelif kapılarından; Ey Allah’ın sevgili
kulu! Buraya gel, burada hayır ve bereket vardır. diye çağrılır. Sürekli
namaz kılanlar namaz kapısından, mücahitler cihad kapısından, oruçlular

20

Reyyan kapısından, sadaka vermeyi sevenler de sadaka kapısından
Cennet’e dâvet edilirler.” buyurmuşlardı.
Hz. Ebubekir radıyallahu anh: Anam-babam Sana feda olsun ya resulallah!
Gerçi bu kapıların birinden çağrılan kimsenin diğer kapılardan çağrılmaya
ihtiyacı yoktur; lâkin bu kapıların hepsinden birden çağrılacak kimseler
de var mıdır?” diye sordu. Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem: Evet,
vardır. Senin de o bahtiyarlardan olacağını ümid ederim.” buyurdu (Buhârî,
Savm 4, Ashâbu’n-Nebî 5; Müslim, Zekât 85, 86)
Yine bir gün Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem, yanındaki sahâbîlere:
“–İçinizde bugün kim oruçludur?”
“−Bugün kim bir cenaze namazına iştirak etti?”
“–Bugün kim bir yoksulu doyurdu?”
“–Bugün bir hasta ziyaretinde bulunanınız var mı?” diye sualler sormuştu.
Bunların hepsine de Hz. Ebubekir radıyallahu anh müspet cevap verdi.
Bunun üzerine Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurdu: Kim bu
sâlih amelleri bir araya getirirse, o mutlaka Cennet’e
girer.” (Müslim,Fedâilu’s-Sahâbe, 12)
Hz. Ebubekir radıyallahu anh bir gün Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem
Efendimize: Ya Resulallah! Bana bir dua öğretiniz de onu namazımda
okuyayım!” dedi. Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem: “Şöyle dua
et!” buyurdu: Allah’ım! Ben kendime çok zulmettim. Günahları
bağışlayacak ise yalnız Sen’sin. Öyleyse tükenmez lütfunla beni bağışla,
bana merhamet et. Çünkü affı sonsuz, merhameti nihayetsiz olan, yalnız
Sen’sin! (Buhârî, Ezân 149, Davat 17, Tevhid 9; Müslim, Zikir 48)
Yine Ebubekir Sıddîk radıyallahu anh bir gün Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellem Efendimize: Ya Resulallah! Bana bazı mübarek kelimeler
öğretseniz de onları sabah-akşam okusam!” dedi. Resulüllah sallallahü
aleyhi vesellem: Gökleri ve yeri, görünen ve görünmeyen âlemleri
yaratan Allah’ım! Ey her şeyin Rabbi ve sahibi! Sen’den başka ilâh
bulunmadığına kesinlikle şehadet ederim. Nefsimin şerrinden, şeytanın

21

şerrinden, onun Allah’a şirk koşmaya dâvet etmesinden Sana sığınırım.
Diye dua et ve bunu sabahleyin, akşamleyin ve yatağa yattığın zaman
söyle.” buyurdu. (Ebu Davud, Edeb, 100-101/5067; Tirmizi, Deavât,
14/3392)
Hz. Ebubekrinissıddîk’ın bir kölesi vardı. Bu köle kazancının belli bir kısmını
ona verir, o da bundan yerdi. Yine bir gün köle, kazandığı bir şeyi getirdi.
Hazret-i Ebubekir radıyallahu anh da ondan bir lokma aldı. Bunun üzerine
köle: Her akşam bana kazancımın mahiyetini sorardın, bu akşam
sormadın.” dedi. Hazret-i Ebubekir: Çok açtım, sormayı unuttum, peki
söyle bakalım nasıl kazandın?” diyerek açıklamasını istedi. Köle: Falcılıktan
anlamadığım hâlde cahiliye devrinde falcılık yaparak bir adamı
aldatmıştım. Bugün onunla karşılaştık. Adam o yaptığım işe karşılık size
ikram ettiğim bu yiyeceği verdi.” deyince Hazret-i Ebubekir, derhâl
parmağını boğazına götürüp (bütün eziyetine rağmen) yediklerinin hepsini
çıkardı ve: Yazıklar olsun sana! Neredeyse beni helâk ediyordun!” dedi.
Kendisine: Bir lokma için bu kadar eziyete değer miydi?” diyenlere de şu
cevabı verdi: Canımın çıkacağını bilseydim, yine de o lokmayı çıkarırdım.
Zira Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem: Haramla beslenen vücudun
müstahak olduğu yer, cehennemdir!» buyurdu.” Bu hâdise üzerine şu
âyet-i kerimeler nazil oldu: Kim Rabbinin makamında durup hesap
vermekten korkar da nefsini hevâ ve heveslerden alıkoyarsa, şüphesiz
onun varacağı yer cennettir.” (en-Nâziât, 40-41) [19]
Hazret-i Ebubekir radıyallahu anh ile Hazret-i Ömer radıyallahu anh,
Peygamber Efendimiz ‘in gözü ve kulağı mesabesindeydiler. Resulüllah
sallallahü aleyhi vesellem onlar hakkında: Benden sonra Ebubekir ve
Ömer’e tâbî olunuz!” buyurmuşlardır. (Tirmizi, Menâkıb, 16/3662)
Bir kadın, Peygamber sallallahü aleyhi vesellem Efendimize gelip bir
meselesini arz etmişti. Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem de ona bazı
tavsiyelerde bulunmuş, bunları yaptıktan sonra tekrar kendisine gelmesini
söylemişti. Kadın: Ey Allah’ın Resulü, geldiğimde Siz’i bulamazsam ne
yapayım?” diye sordu. Bu sözüyle Efendimiz ‘in vefatını kastediyordu.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem: Beni bulamazsan Ebubekir’e
git!” buyurdu. (Buhârî, Ashâbu’n-Nebî, 5; Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 10;
Tirmizi, Menâkıb, 16/3676)

22

Kasım bin Muhammed Hazretlerinin naklettiğine göre, Resulüllah
sallallahü aleyhi vesellem son günlerinde Hazret-i Ayşe validemize, şiddetli
ağrılarından bahsederek şöyle buyurdu: Ebubekir’e ve oğluna haber
gönderip halifeliği Ebubekir’e vasiyet etmeyi düşündüm. Böylece
bazılarının halifelik hakkındaki dedikodularını ve bu hususta arzusu
olanların temennilerini kesmek istedim. Fakat sonra; Allah Teâlâ,
halifeliği hak etmeyen birine vermez; mü’minler de halifeliğe lâyık
olmayan birini ondan uzak tutarlar. Veya Allah Teâlâ, lâyık olmayan
kişiyi hilâfetten uzaklaştırır, mü’minler de hak etmeyen kişiyi o makama
seçmezler. diye düşünüp bundan vazgeçtim.” (Buhârî, Merdâ 16, Ahkâm
51; Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe 11)
Bütün bunlar, Hazret-i Ebubekir radıyallahu anhın hilâfeti hususunda
tartışmaya mahal bırakmayacak derecede açık hükümler ve kat’î delillerdir.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz vefat ettiğinde, Ensâr ve
Muhacirler, Sakîfe’de Hazret-i Ebubekir’e (radıyallahu anh) bey’at ettiler.
Bir gün sonra umumi bir bey’at daha oldu ve Peygamberlerden sonra
insanlığın en hayırlısı olan Hazret-i Sıddîk radıyallahu anh insanlara şöyle
hitap etti: Ey insanlar! En sâlih olanınız olmadığım hâlde sizin başınıza
halife seçilmiş bulunuyorum. Şayet vazifemi hakkıyla yaparsam bana
yardım ediniz! Yanlış hareket edersem beni ikaz ediniz! Doğruluk, emin bir
şahsiyet olmanın göstergesidir. Yalan ise hıyanettir. Zayıf olanınız hakkını
alıncaya kadar benim yanımda en güçlünüzdür. Güçlü olanınız da
kendisinden hak sahibinin hakkını alıncaya kadar benim nazarımda en
zayıfınızdır. Bir millet Allah yolunda cihadı terk ederse zillete duçar olur.
İnsanlar arasında kötülük yayılırsa Allah o millete umumi bir belâ verir.
Allah’a ve Resul’üne itaat ettiğim müddetçe bana itaat ediniz! Şayet
Allah’a ve Resul’ünün emirlerine riayette kusur gösterirsem bana itaat
etmeniz söz konusu olamaz. Haydi, namazımızı kılalım, Allah’ın rahmeti
üzerinize olsun.” Hazret-i Ebubekir radıyallahu anh: daha sonraki bir
hutbesinde de şöyle buyurdu: Vallahi benim hiçbir gün ve gecede kesinlikle
idareciliğe arzu ve rağbetim olmadı! Allah Teâlâ’dan ne gizlice ne de
açıktan böyle bir şey istemedim! Lâkin insanların başıboş kaldığı o ortamda
fitne çıkmasından korktum. (Mes’uliyet endişesiyle vazifeyi kabul
ettim.) Yoksa idarecilikte benim için rahat yoktur. Boynuma öyle büyük bir
iş yüklendi ki, Allah Teâlâ’nın yardımı olmadan onu yapacak ne gücüm var

23

ne de imkânım! Şu anda benim yerimde, idarecilik hususunda insanların
en kuvvetlisinin bulunmasını ne kadar isterdim! “Muhacirler Hazret-i
Ebubekir’in (radıyallahu anh)bu samimî sözlerini gönülden kabullendiler. 
Hazret-i Ali radıyallahu anh ile Hz. Zübeyir radıyallahu anh da yeni halifeyi
takdir ederek şöyle buyurdular: Hazret-i Ebubekir radıyallahu anh
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz ‘den sonra bu işe insanların
en fazla hak sahibi olanıdır. Zira o, Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem
Efendimiz ‘in hicret esnasında gizlendiği mağaradaki yegâne arkadaşıdır.
Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de kendisinden «ikinin ikincisi» diye
bahsetmiştir. Biz onun şerefini, büyüklüğünü biliyoruz. Resulüllah
sallallahü aleyhi vesellem hayattayken ona, imamlığa geçip insanlara
namaz kıldırmasını emretmiştir.”
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimizin vefatından bir ay sonraki
bir hutbesinde ise Hz. Ebubekir (r.a.) şöyle buyurdu: Arzu etmediğim hâlde
hilâfet vazifesine getirildim. Vallahi, benim yerime bir başkasının bu
vazifeyi üzerine almasını ne kadar isterdim! Dikkat edin! Benden, size
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem gibi davranmamı beklerseniz, buna
gücüm yetmez! Zira O, Cenâb-ı Hakk’ın kendisine vahiy ikram ettiği ve
yanlışlardan masum kıldığı bir zât idi. Ben ise sizin gibi bir insanım,
herhangi birinizden daha hayırlı da değilim. Beni murakabe edin-kontrol
edin, istikâmet üzere olursam bana tâbî olun, ayağım kayarsa beni
düzeltin! Bu ifadeler, Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz ‘in
güzel ahlâkının Hazret-i Ebubekir’deki akisleridir. Bu Onun ne kadar
mütevazı ve Sünnet-i Seniyye ’ye ne kadar bağlı bir Allah ve Resulüllah
dostu olduğunun en bariz göstergesidir.
Hazret-i Ebubekir r.a. halife olunca, Ashab-ı kiramdan kendisine yardımcı
olmalarını talep etti. Ebu Übeyde (r.a.) Beytülmal işlerine yardımcı oldu. 
Hazret-i Ömer kadılık vazifesini üstlendi.
Ashab-ı kiram, Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz ‘in
terbiyesiyle insanlığın en faziletli toplumu hâline gelmişti. Bu sebeple, bir
sene geçerdi de iki kişi bir dava için mahkemeye gelmezdi. Hazret-i
Ali radıyallahu anh da Hz. Ebubekir radıyallahu anh Efendimize kâtiplik ve

24

müşavirlik yaptı. Devamlı Halife’nin meclisinde bulunarak ümmet-i
Muhammed’in nizam ve asayişini teminde ona yardımcı ve müsteşar oldu.
Peygamber sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz ‘in en samimî dostu, yâr-ı
ğâr’ı (mağara arkadaşı), kayınpederi, veziri,müsteşarı ve ilk halifesi olan
Hazret-i Sıddîk radıyallahu anh, hilâfeti döneminde –Allah Teâlâ nın
lütfuyla- çok büyük gailelerin üstesinden geldi. Bilhassa, Peygamber
sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz ‘in vefatından sonra baş
gösteren “ridde-dinden dönme” isyanlarını fevkalâde bir dirayetle bastırdı.
Böylece İslâm devletinin dağılmasını engellediği gibi, fetihlerin artarak
devamını da sağlamış oldu. Hazret-i Sıddîk radıyallahu anh: dinin
hükümlerinden hiçbir şekilde tavız vermedi, İslâm’ın sebatkâr bir müdafi
oldu.
Yine Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin vefatından sonra Ortaya çıkan 
“zekât mükellefiyetini reddetme” hareketlerine karşı da büyük bir
kararlılıkla mukavemet gösterdi ve: Şayet zekât mallarından küçücük bir ip
parçasını bile benden saklayıp onu vermezlerse onlara savaş açarım! dedi.
Böylece fitnenin büyümesine mâni oldu ve dini tahrife sebep olacak bütün
kapıları kapattı. Onun bu kararlı ve cesur tavrına, adâlet ve celâdet abidesi
Hazret-i Ömer bile gıpta etmiş ve hayran kalmıştır.
Kur’ân-ı Kerîm, Hazret-i Ebubekir’in(radıyallahu anh) hilâfeti döneminde;
daha önce yazılı olduğu hurma yapraklarından, yassı taşlardan, ince
levhalardan ve hâfızların ezberlerinden büyük bir titizlikle toplanarak
aynen Resulüllah sallallahü aleyhi veselleme nazil olduğu şekliyle bir
Mushaf hâlinde bir araya getirildi. Böylece dinî hususlarda çıkması
muhtemel pek çok fitnenin önü alınmış oldu. Velhâsıl Hz. Ebubekir
radıyallahu anh: ümmet-i Muhammed’in Kur’ân ve Sünnet istikâmetinde
ilerlemesi, birlik ve beraberlik içinde yükselmesi için fevkalâde gayret
göstererek pek mühim hizmetlere imza attı.
Onun sadece 2 sene 3 ay süren hilâfeti, bütün bir İslâm tarihi için, vakti
kısa, fakat gölgesi uzun ikindi zamanı gibi feyizli ve bereketli bir dönem
oldu.
Hazret-i Ebubekir radıyallahu anh: halifeliği döneminde de, önceki
mütevazı ve zahidine hayatına devam etti. Daha evvel çevresindeki yetim

25

kızların koyunlarını sağıverir, ihtiyaçlarını karşılardı. Halife olduktan sonra
komşuları, artık onun meşgalelerinin artacağını, belki hayat şartlarının
değişeceğini, artık bu hizmetleri göremeyeceğini düşünmüşlerdi. Ancak
değişen bir şey olmadı. O, aynı mütevazı hâliyle yetimlerin koyunlarını
sağmaya ve ihtiyaçlarını bizzat karşılamaya devam etti. Cenâb-ı Hak
böylesine güzel bir ahlâka sahip olan kullarını methederek şöyle buyurur:
Rahman’ın (rahmetinin tecelli ettiği has) kulları, yeryüzünde tevazu ve
vakar ile yürürler…” (el-Furkan, 63)
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurmuşlardır: Ümmetim
içinde ümmetime karşı en merhametli olan kişi, Ebubekir’dir…” (Tirmizi,
Menâkıb, 32/3790-3791)
Hazret-i Sıddîk radıyallahu anh: kalbindeki yumuşaklık, lütuf, şefkat ve
merhameti sebebiyle “Evvâh” lâkabıyla da anılırdı.(Evvâh çok ah eden, çok
dua eden, çok merhametli, Allah c.c.ye yönelen demektir)
Bir gün Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem, Ashab-ı kiramın arasında
otururken, bir kişi gelip Hazret-i Ebubekir’e(radıyallahu anh) hakaret
ederek onu üzdü. Ancak Hz. Ebubekir radıyallahu anh sükût edip cevap
vermedi. O kimse ikinci defa aynı şekilde hakaret ederek eziyet verdi. Hz.
Ebubekir (r.a.) yine sükût etti. Adam üçüncü sefer de hakaret edince,
Hazret-i Ebubekir r.a. ona hak ettiği cevabı verdi. Bunun üzerine Resulüllah
sallallahü aleyhi vesellem hemen kalkıp yürüdü. Hazret-i Ebubekir r.a.de
hemen ardından yetişerek: Ya resulallah! Yoksa bana darıldınız mı?” dedi.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem: Hayır, darılmadım. Semadan bir
melek inmiş, o kimsenin sana söylediklerini yalanlıyor, senin adına ona
cevap veriyordu. Sen karşılık verip intikamını alınca melek gitti, onun
yerine şeytan geldi. Bir yere şeytan gelince ben orada
durmam!” buyurdular. (Ebu Davud, Edeb, 41/4896)
Hazret-i Ebubekir radıyallahu anh şöyle buyurmuştur: İnsanları iki kısım
gördüm. Kimisi dünyayı ister, kimisi ahireti ister. Ben ise Mevla’yı tercih
ettim… İslâm’a girdiğimde beni iki amel karşıladı; dünya ameli ve ahiret
ameli. Ben daima ahiret amelini tercih ettim…”Hz. Ebubekir (r.a.) dünyayı
ahiretin tarlası olarak görür ve: Ya İlâhî, dünyayı bana genişlet ve beni
ona karşı zahit kıl!” diye dua ederdi.

26

Halifeliğinden önce de sonra da asla dünyaya meyletmedi. Tıpkı Resulüllah
sallallahü aleyhi vesellem gibi, bütün arzusu; ahiret yolculuğunu, ilâhî
vuslat iştiyakı içinde ve dünya sıkletlerinden âzâd bir gönül huzuruyla
tamamlamaktı.
Bu sebepledir ki vefatına yakın, büyük bir istiğna hâli içinde, kendisine âit
bir arazinin satılıp halifeliği müddetince zarureten aldığı maaşların devlet
hazinesine geri ödenmesini vasiyet etti.
Ölüm döşeğindeyken de kızı Hazret-i Ayşe’ye, sütünü içtikleri deveyi,
içinde elbise boyadığı kabı ve giydiği kadife elbiseyi vefatından sonra
Hazret-i Ömer’e teslim etmesini vasiyet etti. Gerekçe olarak da bunlardan,
Müslümanların işleriyle meşgul olurken istifade ettiğini söyledi. Hz. Âişe
validemiz: babasının vefatından sonra, bunları yeni halife Hazret-i
Ömer’e(radıyallahu anh) teslim etti. Bu eşyaları teslim alan Hazret-i Ömer
radıyallahu anh: Ebubekir! Allah’ın rahmeti senin üzerine olsun! Senden
sonra gelenleri çok müşkül durumda bıraktın!” dedi.
Hazret-i Ebubekir şu samimî niyazda bulunurdu:
“Allah’ım! Ömrümün en hayırlı devresi sonu, amellerimin en hayırlı kısmı
neticeleri, günlerimin en hayırlısı da Sana kavuştuğum gün olsun.”
Abdullah İbn-i Ömer Hazretlerinin rivayetine göre Hazret-i Ebubekir’in
vefatına sebep olan şey, onun Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem
Efendimiz ‘in vefatından duyduğu derin üzüntüdür. Hakikaten o, Fahri-i
Kâinat Efendimiz ‘in vefatına o kadar üzülmüştü ki, mübarek vücudu eriye
eriye iyice zayıfladı ve nihâyet vefat etti. Hazret-i Ayşe radıyallahu anha
şöyle anlatır: Vefat ettiği hastalığı esnasında babam Ebubekir’in yanına
girdim.
Bana: Peygamber sallallahü aleyhi vesellem Efendimizi kaç parça bez ile
kefenlediniz? Diye sordu.
Gömlek ile başlık olmaksızın, üç parça beyaz pamuk bez ile kefenledik
Dedim. Nebî aleyhisselam hangi gün vefat etmişti? Pazartesi dedim. Bugün
günlerden ne? Dedi Pazartesi dedim. Benim vefatımın da şu an ile gece
arasında olmasını ümid ediyorum! Dedi.

27

(Akabinde:) Eğer bu gece ölürsem beni yarına bekletmeyiniz! Zira benim
için gün ve gecelerin en sevimlisi, Resulüllah sallallahü aleyhi veselleme en
yakın olanıdır! Dedi. (Ahmed, I, 8)]
Sonra Hazret-i Ebubekir radıyallahu anh hastayken giymiş olduğu
üzerindeki elbiseye baktı, elbisede biraz zâferân lekesi vardı: Bu elbisemi
yıkayın, iki elbise daha ilâve edin ve beni bunlarla kefenleyin! Dedi.
Ben: Babacığım, bu elbise eski! dedim. Ebubekir (r.a.): Diri, yeni elbise
giymeye ölüden daha lâyıktır. Ölünün giydiği kefen ise kan ve irinle
kirlenecektir. dedi. Hazret-i Ebubekir (r.a.), salı akşamı (pazartesiyi salıya
bağlayan akşam) vefat etti ve sabah olmadan defnedildi.” (Buhârî, Cenâiz,
94)
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin vefatından 2 sene 3 ay 10 günden
beri hasretini çektiği Fahri-i Kâinat sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz ‘in
vuslatına nail oldu. Allah ondan razı olsun.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz gibi 63 yaşında vefat
etmişti. O gün tarih 22 Cemaziyülahır 13 (23 Ağustos 634) idi.
Hz. Ebubekir’in kabri şerifi Ravza-i Mutahharada Peygamber sallallahü
aleyhi vesellem Efendimiz ile Hz. Ömer’in kabrinin arasında
bulunmaktadır.
Son sözleri şu âyet-i kerimedeki niyaz olmuştu: (Allah’ım!) Canımı
Müslüman olarak al ve beni Salihler zümresine ilhak eyle!” (Yusuf, 101)

DÖRTYÜZ GÜZEL SÖZ

*HAZRETİ EBUBEKİR RADIYALLAHU ANHTAN YÜZ GÜZEL
SÖZ!

28

1)Maruf ve güzel işler, insanı kötü yerlerden, kötülüklerden ve
yaramazlıklardan korur.
2)Bir şeyi anlayamadığını anlamak da bir idrak ve anlayıştır.
3)Allah-u Teâlâ’yı hakkıyla tanımakta, acziyyetten başka bir yol yoktur.
4)Allah yolunda ölmeye çok hırslı ve istekli ol ki sana ebedi bir hayat
bağışlansın!
5)Sabır ve tahammül edilirse musibet zarar etmez, sabırsız davranıp feryat
etmekte musibetin gitmesine faide vermez!
6)Ölüm dünya ahvaline nazaran şiddetlidir, lakin ahiret ahvaline nazaran
ehvendir!
7)En büyük musibet hatemül enbiya Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi
vesellemin yokluğudur. Onun yokluğunu düşünmek diğer musibetleri
unutturur!
8)Zulüm yapmak ve silai rahmi-akraba- ile irtibatı kesmek cezası en hızlı
günahlardandır.
9)Mal cimrilerin, silah korkakların, isabetli görüş sözü dinlenmeyenlerin
yanında olursa din, devlet ve millet işleri zayi olur!
10)Ey kuş, ağacın üzerine konup meyvesinden yersin fakat hayır nedir?
Bilmezsin!
(Allah-u Teâlâ’nın verdiği nimetlerin içerisinde yüzüp şükür etmeyen ve
akıbetini düşünmeyenlere tarizli nasihat!)
11) Allah-u Teâlâ Kur’an-ı kerimde cennet ile cehennemi peş peşe anlatıyor
ki insanlar cennete rağbet edip cehennemden korksunlar!
12)Ey yol gösteren adam! Ortalığın aydınlanmasını beklersen hedef ve
maksadını açıkça görürsün!

29

13)Her bela ve musibetten daha büyüğü vardır.(Beterin beteri vardır.
Beterinden koru demeli!)
14)Belaların tahakkuku konuşmalara bağlıdır!
(Müslüman dilini korumalı, büyük ve kötü şeyler konuşmamalı!)
15)Bu dil beni korkulu ve tehlikeli işlere düşürdü!
16)Zulüm, sözünde durmamak ve hilekârlık kimde bulunursa zararını
çeker!
17)İnsanların hatalarını af etmekte ve suçlarına göre ceza vermekte
sözünde durmazsan sözüne itibar ve itimat olunmaz! (Şayet sözünde
durmazsan af ettiğinde güvenilmez, ceza verdiğinde de senden
korkulmaz!)
18)Hiç kimseyi suçundan az veya suçundan daha çok bir ceza ile korkutup
cezalandırma! Zira suçundan çok bir ceza ile cezalandırmak zulümdür
günahkâr olursun. Cezayı tatbik etmezsen yalancı olursun!
19)Her şeyde bağırıp çağırma, yaygara koparma! Zira insanlar yanında
mehabet ve heybetin kayb olur. Sözün dinlenmez olur!
20)Bir hayrı kaçırmışsan tekrar onu elde etmeye ve ona yetişmeye bak! Bir
zarar ve şer varsa ona mani ol ondan uzak dur!
21)Allah-u Teâlâ’nın senin üzerinde her hareketini gören gözcüleri vardır
unutma!
22)Müslüman kardeşine bizzat yardım eden ve dualarına onu ortak eden
kimseye Allah-u Teâlâ rahmet eder!
23)Doğruluk emniyettir, yalan ise hıyanet ve ihanettir!
24)Farz ibadetleri yerine getirdikten sonra nafile ibadetler yaparak
sevabından nasiplenmek isterim!
25)Bir harama düşmekten korktuğumuz için, yetmiş çeşit helali terk ederiz!

30

26)En abid ve itaatkâr insan, günahlardan en çok nefret edip sakınan
insandır!
27) Sakın unutma! Allah-u Teâlâ; dışından görünmeyen ancak içinde ve
kalbinde olan düşüncelerini de bilir!
28)Cahiliyet kibir ve gururundan sakın! Zira Allah-u Teâlâ kibir ve
mütekebbire ziyadesiyle buğz eder!
29)Allah-u Teâlâ’nın en çok sevdiği insan, Allah-u Teâlâ’yı en çok seven
insandır.
30)Çok sözün bir kısmı bir kısmını unutturur. Sana faidesi olan söz
ezberlediğin ve aklında kalandır!
31)Sen kendini islah edip düzelt ki insanlar senden hoşnut olsunlar!
32)Sırrını ifşa etme sakın, aksi takdirde önemsediğin işlerin elinden kaçar!
33)İşlerini danıştığın kimseden bir şeyleri gizlersen kendi elinle başına bela
sararsın!
34)Her nefsin hevai heveste meyli vardır. Şayet nefsin istediğini ona
verirsen daha fazlasını istemeğe kalkar!
35)Nefslerimizin arzusuna o kadar uyduk ki kalplerimiz karardı!
36)Hazreti Ömer’e hitaben; biz sana hilafeti vermedik! Seni hilafetin
emrine verdik!
37)Sakın komşunu incitme! zira insanlar gider komşun seninle kalır!
38)En zeki insan, günahlardan sakınandır. En aciz insan ise ahlaksızlardır!
39)Sizin yanınızda en zayıf olanınız, ona hakkını verinceye kadar benim
yanımda en kuvvetlidir.
40)Sen Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin özengisine yapış, onun
yolunda olmaya bak. Zira o hak üzeredir!

31

41)Şüphesiz siz bir zaman dilimi içerisindesiniz ki önünüzde ecel sizi
bekliyor. Ölüm sebebiyle ümitleriniz yok olmadan ömrünüz müddetince
güzel işler, salih ameller yapmakta acele ediniz. Aksi takdirde pişman
olursunuz!
42)Hak konulan mizan ve teraziye, ağır gelmek haktır. Batıl konulan mizan
ve terazi yede hafif olmak haktır.
43)Farz ibadetler eda edilmedikçe Allah-u Teâlâ nafile ibadetleri kabul
etmez!
44)Şu dört haslet kimde bulunursa Allah-u Teâlâ’nın hayırlı kullarındandır.
-Günahından tövbe eden kimse için sevinmek
-Günahkâr için mağfiret talep etmek
-Hayırdan uzak olan kimseleri hayra çağırmak
-İyilik yapanlara yaptıkları iyi işlerde yardım etmek
45)Sizden birinizin hakkı olmayan bir şeyi almak uğrunda boynunun
vurulması, dünyevileşmekten çok daha hayırlıdır.
46)Şayet hilafet işini, ümmetin hizmetini iyi yaparsam bana yardım ediniz.
Ve şayet yanlış bir iş yaparsam beni düzeltin, yanlış yapmaktan beni
alıkoyun!
47)İslam toplumu cihadı(Var gücüyle Allahın dinine hizmeti, emr-i bil
maruf ve nehyi anilmünkeri)terk ederse Allah-u Teâlâ onları zelil eder!
48)Bir toplumda fuhuş ve ahlaksızlık şüyu bulup aleni olarak yapılmaya
başlanırsa Allah Teâlâ o toplumun tamamına bela ve musibet verir!
49)Ben Allah ve resulüllaha itaat ettiğim müddetçe sizde bana itaat ediniz.
Şayet Allah ve Resulüllaha asi olursam sizde bana itaat etmeyiniz!

32

50)Her kim Allah ve Resulüllaha itaat ederse şüphesiz sırat-ı müstakime-
dosdoğru yola ulaşmıştır. Ve her kim Allah ve Resulüllaha isyan ederse
kesin sapıtmıştır!
51)Maruf ve güzel olan şeyleri emr edip münker ve kötü olan işlerden nehy
eden kimse üzerine düşen vazifeyi yapmış ve başarmış olur!
52)Nefse uymaktan sakının. zira kim nefsine uymaktan sakınırsa kurtuluşa
erip öfkeden ve tamahkârlıktan da korunmuş olur!
53)Kibirden ve övünmekten sakının. Topraktan yaratılıp yine toprağa
dönecek olan ve kurtların ve böceklerin yiyeceği, bu gün diri fakat yarın
ölecek olan ne diye büyüklenip övünür?
54)Mazlumun bedduasından sakının!
55)Sabırlı olun zira ibadetlerin hepsi sabır iledir!
56)Allah ve Resulüllahın vaad ettiği müjdelerde yarışın!
57)Sonu ateş olan hiçbir iş hayırlı değildir. Sonu Cennet olan hiçbir iş te şer
değildir!
58) Kâfirlerin bazısını bazısına musallat kılarak küfrü tahrip edin!
59)Düşmanla muharebeden önce, öncüler gönderip düşmanı korkutunuz!
60)Ne söyleyeceğinizi ve neyi ne zaman söyleyeceğinizi düşünününz!
61)Ezan-ı Muhammediyyenin okunduğu bir yere ve beldeye saldırmayın!
62)Namaz kılan bir kimseyi öldürmekten sakın!
63)Din-i celili İslam uğrunda kâfirler ile savaşmaya can atan kahramanlar
gittiler!
64)Meşveret ettiğin, danıştığın kimseye sadık ol ki meşveretin neticesi
güzel olsun!
65)Yemin olsun ki Allahın farz kıldığı zekâtı vermeyenlerle savaşırım!

33

(Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem vefat ettiğinde biz namaz kılarız
lakin zekât vermeyiz diyenlere karşı söylemiştir)
66)Düşman ile alakalı bir sır, bir haber ulaştığında maksadına erinceye
kadar o sırrı sakla ki netice alasın!
67)İmam, önder, lider kendisine uyulan insandır. Onların her işlerinde salih
ve düzgün olmaları lazımdır!
68)Asker ve halkın içerisindeki akıllı kimseler ile konuşursan sana birçok
faideli haberler ulaştırırlar!
69)Sakın başka çaresi varken insanları cezalandırmaya kalkma! Zira en hafif
ceza dahi incitici ve acıtıcıdır!
70)Bir komutanına: Düşmanla karşılaştığında sebat et, sağlam dur ve
korkma! Zira sen korkarsan askerinde korkar ve mağlup olursunuz!
71)Yardımı Allah-u Teâlâ’dan iste, o sana yeter. Sen sadık olursan Allah-u
Teâlâ’da sana sadık olur!
72)Allah Teâlâ’dan daima eman ve emniyet talep ediniz!
73)Seninle sohbet eden ile samimi olarak güzel sohbet edersen sohbet
hukukuna riayet etmiş olursun!
74)İbadetlerinde Allah-u Teâlâ’yı görür gibi ihlas ile ibadet et ve kendini
mevtalardan-ölülerden- say!
(Ölüler kimselere zarar vermezler, sen de kimseye zarar verme)
75)İnsanlara iyilik yaparak onların sevgi ve muhabbetini kazan!
76)Zalimler, er geç kimin huzuruna varacaklarını bilecekler ve görecekler!
77)Şehidlerin kanlarını yıkamayınız! zira onların kanları kirli sayılmaz!
78)Senin hak ve hukukuna riayet edilmesini istediğin gibi sen de insanların
hak ve hukukuna riayet et. Herkesin hakkını ver!

34
79)Ancak İhlas ile yaptığınız ameller Allah içindir.
80)Allah-u Teâlâ ile hiçbir kimse arasında bir nesep yakınlığı yoktur ki o
sebeple bir insana hayır verip şerden korusun. Hayra nail olmak ve şerden
sakınmak, ancak Allah-u Teâlâ’ya ibadet ve itaat ile elde edilir!
81)Bir sözü işiten söylesin, gören konuşsun. Sakın hiç kimse yalan yere
şahitlik yapmasın!
82)Tilkilere kuyrukları şahittir!
83)Allah-u Teâlâ’ya karşı takva olmaya bak. Zira sen onu görmüyor isen de
Allah-u Teâlâ seni görüyor!
84)Her kim Muhammed sallallahü aleyhi veselleme ibadet ediyor idiyse
bilsin ki o öldü. Her kim ki Allah Teâlâ’ya ibadet ediyorsa bilsin ki Allah-u
Teâlâ diridir ve o ölmez!
(Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem vefat ettiğinde söylemiştir.)
85)Çok olmakla iftihar edip övünmek caiz değildir. Zira biz bir avuç insanız!
86)Her kim bir Müslümana zulüm ederse Allah-u Teâlâ ile olan ahdini
bozmuş olur!
87)İnsanların başına idareci yapılan kimse Allah-u Teâlâ’nın ahkâmı olan
Kur’an-ı Kerimin ahkâmıyla hüküm etmezse Allahın laneti üzerine olur!
88)Sabah namazını ihlas ile kılan kimse o gün Allah-u Teâlâ’nın koruması ve
himayesindedir!
89)Ben Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin halifesiyim ancak onun gibi
olmakta kusurluyum!
90)Ben de sizin gibiyim, sizden birisiyim. Sevaplarım da var hatalarım da
var. Masum biri değilim!

35

91)Halid bin Velid radıyallahü anhü hakkında; Halid bin Velid Allah-u
Teâlâ’nın kılıçlarından bir kılıçtır. Allah-u Teâlâ’nın kınından çıkardığı kılıcı
kınına komam!
92)Herkes ailesi ve ehli içerisinde sabahlar lakin ölüm ona ayakkabısının
bağından çok daha yakındır o farkında değildir!
93)Allah-u Teâlâ’dan af ve afiyet istemeye devam ediniz!
94)Sabır imanın yarısıdır!
95)Hak ve gerçek olan imandır!
96)Gittiklerinde de geldiklerinde de her zaman ve her yerde Müslümanlara
iyi davran!
97)İçinizi, dışınızı sözünüzü ve yemeğinizi şer’i şerife uygun şekilde güzel
yapınız. Zira Allah-u Teâlâ takva sahipleriyle ve iyilik edenler ile beraberdir!
98)Bir toplum sultanlarını terk edip onun mülkünden ayrılmasın!
99)Alınan ganimetlerin bir kısmını savaş ve cihad için ayır!
100)Yardımı Allah-u Teâlâ’dan iste o sana yardım eder. Allah-u Teâlâ’ya
tevekkül et. Vekil olarak Allah-u Teâlâ sana yeter!
*HAZRETİ EBU BEKİR RADIYALLAHU ANHIN BİR HUTBESİ
*Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem efendimiz vefat ettiğinde
Ashab-ı kiramın başına büyük bir musibet gelmiş bütün ashab-ı kiram
kendilerini kayb edip dehşete düşmüşlerdi, zira canlarından aziz bildikleri
hatemül-enbiya Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi vesellemi kayb
etmişlerdi. Ne yapacaklarını, ne diyeceklerini şaşırmış halde idiler.Hatta Hz.
Ömer radıyallahu anh, peygamber öldü diyenin kellesini alırım diye feryad
edecek kadar kendisini kayb etmişti.
Acı haberi alan Hz.Ebubekr radıyallahu anh geldiğinde duruma vakıf
olunca, Hz. Ömer’e oturmasını isteyip Allah-u Teâlâ’ya hamd ve sena

36

Resulüllah sallallahü aleyhi veselleme Salatü-selamdan sonra şu veciz ve
anlamlı hutbeyi irad buyurmuştur.
Ey insanlar! Kim Muhammed’e ibadet ediyor idiyse bilin ki Muhammed
ölmüştür.
Kim Allah-u Teâlâ’ya ibadet ediyor idiyse iyi bilin ki Allah Hayy la yemuttur.
Diridir ve asla ölmez!
“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip
geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisingeriye (eski dininize) mi
döneceksiniz?
Kim gerisingeriye dönerse, Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri
mükâfatlandıracaktır.
Hiçbir kimse Allah'ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre
yazılmıştır.
Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret
mükâfatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri
mükâfatlandıracağız.” Mealindeki Ali-İmran suresi 144-145.ayetleri
okuyunca Ashab-ı kiram hazretleri kendilerine gelmişlerdir.
*Hz. Ebubekir radıyallahu anh: halife seçildiği ilk gün irad etmiş olduğu
hutbede, Allah-u Teâlâ’ya hamdü sena, resulüne Salatü selamdan sonra
şöyle seslendi:
Ey insanlar!
Sizin en hayırlınız olmadığım halde sizin üzerinize idareci olarak seçildim.
Şayet, Müslümanların işlerini iyi ve güzel yaparsam bana yardımcı olunuz!
Eğer yanlış yaparsam beni düzeltiniz!
Doğruluk emanettir, yalan ise hıyanettir!
İçinizde zayıf olan bir kimseye ait olan bir hakkı Allah Teâlâ’nın yardımıyla
alıp ona verinceye kadar o benim yanımda en kuvvetli biridir!

37

İçinizde kuvvetli olan birinden zayıfın hakkını Allah Teâlâ’nın yardımıyla alıp
sahibine verinceye kadar benim yanımda en zayıftır!
Ey insanlar!
Bir toplu ki cihadı yani ilai kelimetullahı terk ederse Allah Teâlâ o toplumu
zelil eder!
Bir toplumda fuhuş ve ahlaksızlık yaygınlaşırsa Allah-u Teâlâ o toplumun
tamamına bela verir!
Ey insanlar!
Ben Allah-u Teâlâ’ya ve resulüne itaat ettiğim müddetçe sizde bana itaat
ediniz!
Şayet ben Allah ve Resulüne isyan edersem sizin bana itaat etmeniz lazım
gelmez!
Şimdi kalkınız namazınızı kılınız. Allah-u Teâlâ size rahmetiyle muamele
etsin! (Siyeri ibni Hişam)
*HAZRETİ EBUBEKİR RADIYALLAHU ANHIN ŞAM’A
GÖNDERDİĞİ ORDU KOMUTANINA ON TAVSİYESİ!
1.Sakın hiçbir kadını öldürmeyin!
2.Sakın hiçbir çocuğu öldürmeyin!
3.Sakın hiçbir yaşlı insanı öldürmeyin!
4.Sakın hiçbir meyveli ağacı kesmeyin!
5.Sakın binaları yıkmayın!
6.Sakın yemek için hariç koyunları kesmeyin-telef etmeyin!
7.Sakın yemek için olmaksızın deve ve sığırları kesmeyin-telef etmeyin!

38
8.Sakın hurma ağaçlarını yakmayın!
9.Sakın devlet malına-beytül male zarar vermeyin!
10.ve sakın düşmandan korkmayın!

39

*HAZRETİ EBUBEKR RADIYALLAHU ANHIN TÜM
MÜ’MİNLERE TAVSİYESİ!
Ey insanlar!
Size takva sahibi olmanızı, layık olduğu şekilde Allah-u Teâlâ’ya hamdü-
senada bulunmanızı, korku ile ümid arasında olmanızı, Allah Teâlâ’dan
istek ve duada ısrarlı olmanızı tavsiye ediyorum! Zira Allah-u Teâlâ böyle
davrandığı için Zekeriya aleyhisselamı şu ayetler ile övmüştür.” Zekeriya'yı
da hatırla. Hani o, Rabbine, "Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen
varislerin en hayırlısısın" diye dua etmişti.
Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisine Yahya'yı bağışladık. Eşini de
kendisi için, (doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar gerçekten hayır işlerinde
yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua
ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi” Enbiya s 89-90.a-
mealleri
Ey insanlar! Allah-u Teâlâ sahip olduğu hak sebebiyle nefslerinizi rehin
almıştır. Bunun üzerine sizden söz almıştır. Baki, ebedi olan çok şeyler
vererek sizden fani ve az olan bir şeyi satın almıştır.
Şu Kur’an-ı Kerimin ilmi, sırları ve acaibatı bitmez ve tükenmez! Onun nuru
asla sönmez!
Onun sözlerini tasdik ediniz! Ondan nasihat alınız. Gelecek karanlık günler
için ondan istifade ediniz.
Allah-u Teâlâ sizi ibadet etmek için yaratmıştır. Ve sizin her yaptığınızı bilen
Kiramen Kâtibin meleklerini üzerinize vekil tayin etmiştir.
Ey insanlar! Sabahlayıp akşamlayarak vaktini bilmediğiniz ecele
koşuyorsunuz. İbadet halinde iken ecelin gelmesine gücünüz yeterse öyle
yapınız. Buna ancak Allah Teâlâ’nın inayet ve yardımıyla nail olabilirsiniz.
Ecel gelmeden hayırlı işlerde yarışınız, müsabaka ediniz.
Ahiretini düşünmeden yaşayıp ölenler gibi olmaktan sakının! Sizin
arkanızda sizi çok hızlı takip eden ecel var unutmayın!

40

*HZ.EBUBEKİR RADIYALLAHU ANHIN VEFATI ANINDA
HAZRETİ ÖMER RADIYALLAHU ANHUYA YAPTIĞI
VASİYYET!
Ya Ömer! Allahtan kork Allah-u Teâlâ’ya karşı takva sahibi ol!
Sen bilesin ki Allah-u Teâlâ için gündüz yapılması lazım gelen ibadetler
vardır onları gece yapsan kabul etmez! Gece yapılması lazım olan ibadetler
vardır onları gündüz yapsan kabul etmez!
Ya Ömer! Sen bilesin ki farzlar eda edilmedikçe nafile ibadetler kabul
olunmaz!
Şüphesiz ki kıyamet gününde hakka tabi olanların terazileri ağır gelecektir!
Şu kesindir ki yarın hak konulan terazinin ağır gelmesi haktır!
Şüphesizdir ki batıla tabi olanların terazisi hafif gelecektir! Batıl konulan
terazinin hafif gelmesi haktır!
Ya Ömer! Allah-u Teâlâ Cennet ehlini anlatırken onların güzel amel ve
ibadetlerini anlatıp hatalarını anlatmadı. Sen onları zikr ederken onlara
kavuşamamaktan korkuyorum de!
Allah Teâlâ Cehennem ehlini anlatırken onların kötü amellerini anlattı. Sen
onları anarken onlardan olmamayı ümid et! Mü’min korku ile ümid
arasında olmalıdır. Allah-u Teâlâ’nın azabından emin olmamalı,
rahmetinden de ümidi kesmemelidir.
Ya Ömer! Tavsiyelerime riayet edersen sana gelecek olan ölümü seversin!
Tavsiyelerime riayet etmezsen ölüme kavuşmaktan nefret edersin!

*HZ.EBUBEKİR RADIYALLAHU ANHIN ÖLÜM DÖŞEĞİNDE
İKEN ZİYARETİNE GELEN SELMAN-I FARİSİ HAZRETLERİNE
VASİYET VE TAVSİYESİ!
Şüphesiz ki Allah-u Teâlâ size fetihler nasip edecektir.

41

-Sakın şu dünya metaından ihyacınızdan fazlasını almayın! Şunu iyi bilin ki,
kim sabah namazını eda ederse O gün akşama kadar Allah Teâlâ’nın
himayesindedir.
-Sakın Allah-u Teâlâ’ya verdiğiniz sözü bozmayın! Zira kim Allah Teâlâ’ya
verdiği ahid ve sözden vaz geçerse Allah-u Teâlâ onu yüzüstü Cehenneme
atar!
*HZ.ÖMER RADIYALLAHU ANHIN KISA HAYATI
Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellemin “Faruk” lakabıyla
isimlendirdiği, ben Peygamberlerin sonuncusuyum şayet benden sonra
peygamber gelecek olsaydı Ömer olurdu hadis-i şerifiyle taltif buyurduğu,
Hulefai raşidinin ikincisi Hz. Ömer Radıyallahu anh: Kureyş kabilesinin Beni
Adiy kolundan olup nesebi, büyük atası Ka’b ibn-i Lüey’de Peygamber
Efendimiz’in temiz nesebleriyle birleşir.
Hz. Ömer radıyallahu anh: Fil vak’asından on üç sene sonra Mekke’de
doğmuştur. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar
savaşından dört yıl sonra dünyaya gelmiştir. Bu durumda, Resûl-i Ekrem
sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz ‘den 10 küsur yaş küçük olmaktadır.
Çocukluğunda, babasına ait sürülere çobanlık yapmış, sonra da ticaretle
meşgul olmuştur. Suriye taraflarına giden ticaret kervanlarına iştirak ettiği
bildirilir. Cahiliye döneminde, şehrin eşrafı arasında yer alır, Mekke şehir
devletinin “Sifâre” (elçilik) vazifesini deruhte ederdi.
Bir savaş hâli zuhur ettiğinde Ömer (r.a.) elçi olarak gönderilir, sonra da
verdiği bilgilere ve ileri sürdüğü görüşlere göre hareket edilirdi. Kabileler
arasında çıkan ihtilafların çözümünde büyük tesiri olur, verdiği kararlara
hürmet gösterilirdi. 
İmanla şereflenmeden evvel Müslümanlara pek çok eziyette bulundu.
Nüfuzuyla, güç ve kuvvetiyle meşhur olduğundan, onun iman etmesi
Müslümanlara büyük bir kuvvet kazandırdı.
İslâm ile şereflendiği gün bütün Müslümanlar Kâbe’ye giderek ilk defa
açıktan namaz kıldılar. Hz. Ömer radıyallahu anh: Müslüman olduktan

42

sonra devamlı Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin yanında bulundu,
O’ndan hiç ayrılmadı ve İslâm için elinden gelen her şeyi yaptı. Kâfirlerle
mücadele etti, pek çok meşakkat ve eziyetlere maruz kaldı. Medine’ye
hicret edince, şehir merkezine 3 km. uzaklıkta bulunan Kuba’ya yerleşti.
Hz. Ebubekir’den sonra Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin en büyük
yardımcısı oldu. Peygamber sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz’in katıldığı
bütün savaşlarda bulundu. Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz
mühim kararlar alacağı zaman Hz. Ömer Radıyallahu anh ile de istişare
ederdi. Kızı Hafsa validemizi Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem ile
evlendirerek Peygamber sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz’in
kayınpederi olma şerefine erdi.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimizi o kadar derin bir
muhabbetle severdi ki, O’nun vefat ettiğini duyunca büyük bir şoka girdi,
kılıcını çekerek, “Peygamber sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz için öldü
diyenlerin kafasını koparacağını” söyledi.
Peygamber sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz’in vefatı üzerine zuhur
eden karışıklığı, Hz. Ebubekir’in kısa zamanda halife seçilmesini sağlayarak
büyük bir dirayetle önledi. Hilâfeti müddetince Hz. Ebubekir’in en büyük
yardımcısı oldu.
Hz. Ebubekir’in vefatından sonra İslâm’ın ikinci halifesi
oldu. İran, Irak, Suriye ve Mısır’ı İslâm toprakları arasına dâhil etti. 
Kudüs, Azerbaycan, Ermenistan, Horasan, İskenderiye onun zamanında
fethedildi. Kudüs kuşatıldıktan sonra şehirdeki Hıristiyanlar bir müddet
direndilerse de nihayet barış istemek zorunda kaldılar. Ancak,
kumandanlardan çekindikleri için şehri bizzat Halife’ye teslim etmeyi şart
koştular. Durum Ebu Ubeyd’e (r.a) tarafından bir mektupla Hz. Ömer’e
bildirildi. Hz. Ömer (r.a.) ashabın ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra,
Medine-i Münevver’den Câbiye’ye doğru yola çıktı. Câbiye’de yapılan bir
anlaşmadan sonra Hz. Ömer (r.a.), bizzat Kudüs’e kadar giderek şehri
teslim aldı. (16/637)
Hicri 21 yılında başlayan ve sürekli takviye edilen akınlarla Azerbaycan ve
Ermenistan da dâhil olmak üzere, Horasan’a kadar bütün İran toprakları

43

İslâm Devleti’nin sınırları içine alındı. İslâm ordularının fethettiği
bölgelerdeki halk, Müslümanlardan gördükleri müsamaha, adâlet ve güzel
ahlâktan etkilenip kitleler hâlinde İslâm’a girdiler. Dinlerinden dönmek
istemeyenler ise hiç bir baskıya maruz kalmadıkları gibi, geniş bir inanç
hürriyetine kavuştular.
Hz. Ömer (r.a.) kumandanlarından yeni şehirler kurmalarını, yeni
fethettikleri İran şehirlerinde fazla kalmamalarını istedi. Muhtemelen o,
bölge insanının âdetlerinin ve lüks anlayışının Müslümanlara geçmesinden
korkmuştu. Bu sebeple Müslümanlar için Basra, Küfe, Fustat gibi düzenli
şehirler kuruldu.
Hz. Ömer (r.a.), Basra ordugâh şehrini kurarken aynı zamanda İran ve
Hindistan tarafından gelebilecek deniz akınlarına karşı bir hazırlık yapmış
oluyordu. Bu şehrin mevkii bizzat Hz. Ömer radıyallahu anh tarafından
tespit edildi. O, şehrin kurulma vazifesini sahâbî Utbe bin Gazvân’a verdi.
Utbe (r.a), sekiz yüz adamıyla o zaman boş ve ıssız olan Haribe bölgesine
gelip hicrî 14 senesinde Basra şehrinin inşasına başladı.
Sa’d ibn-i Ebî Vakkas (r.a.), Kadisiye’de kazandığı büyük zaferden sonra
İran içlerine akınlara başlamıştı. Ordusu Medâin’de bulunmaktaydı. Ancak
buranın iklimi Müslüman askerlerin sıhhati için münasip değildi. Hz. Ömer
(r.a.), Hz. Sa’d’dan iklimi güzel ve merkez ile arasında deniz bulunmayan
bir yer bulup orada bir şehir kurmasını istedi. Selman ve Huzeyfe (r.a), Küfe
mevkiini uygun buldular ve hicrî 17’de kırk bin kişilik Küfe şehri
kuruldu. Amr ibn-i As (r.a), Mısır’ın fethinden sonra İskenderiye’yi
karargâh edinmek istedi. Hz. Ömer (r.a.), haberleşme açısından endişe
duyduğu için kendisiyle Mısır’daki kuvvetler arasında bir nehrin
bulunmasını münasip görmedi. Amr (r.a.) da Nil’in doğusuna geçerek hicrî
21’de Fustat şehrini kurdu.
Verimli Irak toprakları fethedilince Hz. Ömer (r.a) oraları askerlere taksim
etmedi. Eski ahaliyi yerinde bırakarak topraklardan haraç aldı.
Böylece fâtihler fellâh-çiftçi hâline gelmedi. Öyle olsaydı Müslümanların
savaş gücü zayıflar, tecrübeleri olmadığı için ziraat gelirleri de düşerdi.
Hâlbuki toprak sâhipleri ziraatı iyi bildikleri için daha iyi mahsul elde
ediyor, Müslümanlar da doğuda İranlılarla, batıda Bizanslılarla cihat
ediyorlardı.

44

Ayrıca Hz. Ömer (r.a.) haraç arazilerinin satın alınmasını da yasakladı.
Çünkü onlar bütün ümmetin vakfı idi, gelirlerinden bütün Müslümanlar
istifade ediyordu.
Hz. Ömer (r.a.), devlet idaresinde mühim yenilikler yaptı, pek çok ilke imza
attı. İdari, adlî, mali ve askerî teşkilâtlar kurdu. Onun devrinde yeni
fetihlerle İslâm devletinin hudutları genişlemiş, zaferlerden elde edilen
ganimetlerle devlet hazinesi dolup taşmıştı. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.),
İslâm’a hizmetlerini göz önünde bulundurarak Müslümanlara maaş
bağlamaya karar verdi.
Hz. Ömer’in Müslümanlara bağladığı bu maaş, senelik tahsisat şeklindeydi.
İlk olarak askerlerin kayıtlarını tutturduğu, fey ve ganimet gelirlerinin
dağıtımını kaydettirdiği “Divan” teşkilatını kurdu. Divan defterinin başına
da derece derece Peygamber sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz’in
akrabalarını ve şanlı Bedir Ashabının isimlerini yazdı.
Kaza (mahkeme işleri)ni bir düzene koymak için valilerden ayrı ve bağımsız
çalışan kadılar tayin etti.
Hz. Ömer (r.a.) şehirlere tâyin ettiği valilerin İslâm’ı yayma ve güzelce
öğretme faaliyetleriyle iktifa etmiyordu. Bilâkis onları, Medine’den
gönderdiği âlimlerle destekliyordu. Bu âlimlerle muhtelif tavsiye ve
mektuplar da gönderiyordu. Meselâ içlerinde Abdullah bin Muğaffel’in
(r.a.) de bulunduğu 10 kişilik bir sahabe heyetini Basra’ya, insanlara dinî
ilimleri derinlemesine öğretmeleri için göndermişti. 
Aynı şekilde İmran ibn-i Husayn radıyallahu anhı da Basra halkına İslâm’ın
ahkâmını öğretmesi için göndermişti. İmran (r.a.) ashabın fakihlerinden
biriydi.
Fethedilen bölgelerde okullar açtı, buralara müderrisler tayin ederek
Kur’an-ı Kerim’in okunup anlaşılmasına ve onunla amel edilmesine gayret
etti. İslâm’ın, Müslüman olan insanlara öğretilmesi ve tebliğ çalışmalarının
yürütülmesi için sahabîlerden ve diğer âlimlerden istifade etti ve onları
değişik bölgelere gönderdi. Kur’ân, Hadis ve Fıkıh öğretimi ile uğraşan bu
âlimlere maaş bağladı. Devletin her tarafında camiler inşa ettirdi. Onun
zamanında dört bin adet cami yapıldığı rivayet edilir.

45

Hz. Ömer (r.a.): “Hicret, hak ile bâtılı ayırdı” diyerek,
hicreti takvim başlangıcı yaptı.
Hz.Ali ve Hz. Osman (r.a) Hazretlerinin işareti ile Muharrem ayını sene başı
olarak tâyin etti. İnce anlayış ve büyük bir Firaset sahibi olan Ashab-ı kiram,
takvim başlangıcını, Allah-u Teâlâ’nın, İslâm’da ilk inşa edilen mescid olan
Kuba Mescidi hakkındaki: “…(Medine’ye hicretin) ilk gününden takva
üzerine kurulan Mescid...” âyet-i kerimesinden ilhamla tespit etmişlerdir.
Hz. Ömer r.a. Bir taraftan devleti teşkilatlandırırken ilmi teşvik ediyordu.
Onun fıkıh ilminde ayrı bir yeri vardır. Zira fıkıh ilminin teşekkülü Hz. Ömer
r.a. İle başlar. Kendisinden sahih senetlerle yüzlerce fıkhî hüküm rivayet
edilmiştir.
Hz. ömerin içtihatları, İslam hukuku açısından çok büyük ehemmiyeti
haizdir.
 İlk defa Emîrü’lMü’minîn (Mü’minlerin Emiri) diye isimlendirilen
odur.
 Teravih Namazı cemaatle kılınmaya ilk defa onun zamanında
başladı.
 Kur’an’ın iki kapak arasına toplanıp yazılmasını ilk dafâ o teklif etti
ve bu tahakkuk edinceye kadar ısrarla üzerinde durdu.
 Zimmîlere(İslam ülkesinde yaşayan gayri Müslimlere) ilk defa
alâmet taktıran odur.
 İlk defa yazılı kararlar alan odur.
 Kumandan ve valilerle ilk defa toplantı yapan odur.
 İlk defa İslâm devletine âit para bastıran odur…
 Bunun gibi daha pek çok “ilke imza atmıştır.

46

 Hz. Ömer (r.a.), köleliğe karşı şiddetli bir mücadele verdi. Beytü’l-
mâl’in gelirleri düzelince, devlet içindeki bütün Müslüman
kölelerin hürriyete kavuşturulmasını vasiyet etti.
 Hz. Ömer (r.a.), memurlarının, hastalanan köleleri ziyaret
etmediklerini anladığında onları vazifeden azlederdi. Kendisi de
her cumartesi Medine’nin kenar semtlerine gider, herhangi bir
köleyi gücü yetmeyeceği bir işte çalışırken görürse, bu işi ondan
alırdı.
Hz. Ömer radıyallahu anh: hicretin 24. senesinde Zerdüşt bir köle olan Ebu
Lü’lü tarafından şehit edildi ve Peygamber sallallahü aleyhi vesellem
Efendimiz’in ayakları dibine defnedildi. 
Enes (r.a) şöyle der: “Efendimiz altmış üç yaşında vefat etti. Ebubekir (r.a.)
de altmış üç yaşında vefat etti. Ömer (r.a.) de altmış üç yaşında vefat etti.”
(Müslim, Fedâil, 114)
Hz. Ömer’in (r.a.) kabri, Peygamber sallallahü aleyhi vesellem
Efendimizin  Ravza-i Mutahharasının yanında bulunmaktadır.
Hz. Ömer (r.a), hadis rivayeti hususunda çok titiz davranmıştır. O,
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz ‘den hadis rivayet eden
bazı kimseleri hesaba çekmiş, rivayet ettikleri hadisler için şahid
getirmelerini istemiştir.
Hz. Ömer’den 539 hadis rivayet edilmiştir. Ayrıca o, Kur’an-ı Kerim’in te’vil
ve tefsirinde de ilim sahibiydi.
Çok güzel konuşur, hikmetli sözler söylerdi. Onun bu üstün kabiliyeti yazı
için de geçerliydi. Valilerine yazmış olduğu talimatları ve mektupları, Arap
dili için bir numune addedilmekteydi.
Hz. Ömer radıyallahu anh: şiirle de ilgilenirdi. Şiir zevkine sahipti. Çok
sayıda Arap şairinin şiirlerini ezberlemiş, az da olsa şiir inşâd etmiştir.
İnsanlara yatsı namazını kıldırıp evine gider, sabaha kadar nafile namaz
kılardı. Devamlı oruç tutardı. İbadet ederken bütün benliğiyle Rabbine
yönelirdi.

47

Halife olduktan sonra gündüz işlerinin yoğunluğu sebebiyle nafile
namazlarını gece kılar, ev halkını sabah namazına: “Âilene namazı
emret” ayetini okuyarak kaldırırdı.
O, her sene haccetmeyi asla ihmal etmez ve hac farizasını yerine getirmek
için Mekke’ye gelen hacılara bizzat riyaset ederdi. Onun zamanında
yolcular için istirahat yerleri yapıldı. Bilhassa Medine ile Mekke arasındaki
yolda bol miktarda su ve gölgelik oldu.
Geçimini ticaretle temin ederdi. Bunun yanında Medine’de ganimetten
kendisine bazı arazilerin düştüğü de bilinmektedir. Hayber’de hissesine
düşen çok kıymetli arazisini Allah için vakfetmiştir.
Hz. Ömer radıyallahü anh: Son derece isabetli kararlar verirdi. Henüz
hakkında vahiy gelmeyen 15-20 mühim hususta görüş beyan ederek
tekliflerde bulundu. Onun düşüncesi istikametinde âyetler nazil oldu.
Hz. Ömer radıyallahu anh: büyük bir edeb ve incelik göstererek, “Rabbime
şu şu hususlarda muvafık düştüm” diye hamdederdi. Bu konulara, Hz.
Ömer’in âyete uygun görüşleri anlamında “Muvâfakât-ı Ömer” denir.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem onun fazileti hakkında şöyle
buyurmuştur: “Allah-u Teâlâ, hakkı Ömer’in diline ve kalbine koymuştur.”
Oğlu Abdullah (r.a) der ki: İnsanların başına ne zaman bir iş gelse ve o
hususta insanlar bir şey söylese, babam Ömer (r.a) da başka bir şey
söylese, Hz. Ömer’in görüşü istikâmetinde bir vahiy gelirdi.”
Yine Abdullah ibn-i Ömer (r.a) şöyle demiştir: Babam Ömer (r.a), herhangi
bir hususta «Ben şöyle düşünüyorum» dediğinde, o şey hakikaten onun
düşündüğü gibi olurdu.” (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 35)
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem diğer bir hadîs-i şerîflerinde şöyle
buyurmuştur: Sizden önce yaşamış ümmetler içinde kendilerine ilham
olunan isabetli görüş sâhibi kişiler (muhaddesûn) vardı. Şayet ümmetim
içinde de onlardan biri varsa, hiç şüphesiz o Ömer ibn-i Hattâb’dır.”(Buhârî,
Ashâbu’n-Nebî 6; Enbiyâ 54; Müslim, Fedâilü’s-sahâbe 23)

48

Hz. Huzeyfe radıyallahu anh şöyle anlatır: Resulullah sallallahü aleyhi
vesellem Efendimiz ‘in yanında oturuyorduk. Resulullah sallallahü aleyhi
vesellem Aranızda ne kadar kalacağımı bilmiyorum. Benden sonra şu iki
kişiye iktida edin/uyun!” buyurdu ve Hz. Ebu Bekir (r.a) ile Hz. Ömer’e
işaret buyurdu. (Tirmizi, Menakıb, 16/3663)
Bir defasında Hz. Ömer radıyallahu anh, Peygamber sallallahü aleyhi
vesellem Efendimiz ’in yanına gitmişti. Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellemden bir şeyler istemek için orada bulunan hanımları, Hz. Ömer’in
sesini duyduklarında hemen kalkıp perdenin arkasına saklandılar. Hz. Ömer
(r.a) içeri girdiğinde Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem tebessüm
ediyordu. Ömer (r.a): Alla-u Teâlâ Siz’i hep güldürsün ya Resulallah, niçin
tebessüm ettiniz?” dedi. Fahri-i Kâinat Efendimiz sallallahü aleyhi
vesellem: Şu benim yanımda olanlara şaşarım. Senin sesini işitince
perdenin arkasına koştular” buyurdu.
Hz. Ömer radıyallahu anh: Yâ Resulallah, onların Siz ’den daha çok
çekinmeleri gerekir, Siz buna daha layıksınız” dedi. Sonra da kadınlara
seslenerek: Ey nefslerinin düşmanları! Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellemden çekinmiyorsunuz da benden mi kaçıyorsunuz?” diyerek
onlara çıkıştı. Kadınlar: Evet, sen Resulüllah sallallahü aleyhi veselleme
göre çok sertsin” dediler. Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem: Nefsim
kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki şeytan sana yolda rastlamış
olsa, mutlaka yolunu değiştirir!” buyurdu. (Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 22.
Buhârî, Ashâbu'n-Nebî, 6)
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem bir gün şöyle buyurdu: Uyurken
kendimi Cennet’te gördüm. Baktım bir köşkün yanında bir kadın abdest
alıyor. Bu köşk kimin? Diye sordum. Ömer ibn-i Hattâb’ın dediler. (Köşküne
bir bakmak istedim, ancak)Ömerin kıskançlığını hatırladım ve hemen geri
döndüm. Bu sözler üzerine Ömer (r.a) ağladı ve: Sana karşı da mı kıskanç
olacağım yâ Resulallah!” dedi. (Buhârî, Bed’ü’l-halk, 8)
Tirmizinin rivayetinde şu ifadelere yer verilmektedir; Resulüllah sallallahü
aleyhi vesellem Efendimiz bu köşkün kendisine âit olduğunu
zannetmişlerdir. Demek ki bu köşk, peygamberlerin şanına lâyık bir güzellik
ve evsaftadır. Bu da Hz. Ömer’in ne ulvî bir mertebeye ve fazilete sâhip
olduğunu gösterir. (Tirmizi, Menakıb, 17/3688)

49

Bugün Kur’ân-ı Kerim okuyan her Müslümanın Hz. Ömer’e büyük bir
teşekkür borcu vardır. Zira Kur’an’ı kerimin cem edilmesini ilk defa ısrarla
Hz. Ömer radıyallahu anh teklif etmiştir. Hz. Ömer radıyallahu anh: Bütün
Müslümanlara, Kur’ân-ı Kerîm’i, Peygamber sallallahü aleyhi vesellem
Efendimiz ’den sahih bir senetle alan âlimlerden öğrenmelerini
emretmiştir. Kendisi de sabah namazlarında uzun uzun kıraatlerde
bulunurdu. (Bir rekâtta 15, 16 sayfa okuduğu olurdu.) Böyle yapmakla
Müslümanların çokça Kur’ân-ı kerim dinleyerek bu hususta bir maharet ve
zevk-i selim sâhibi olmalarını hedeflerdi. Hz. Ömer radıyallahu anh:
insanları nahiv, iʻrâb ve garib kelimeleri öğrenmeye teşvik ederdi ki
Arapların konuşmalarını anlayabilsinler.
Hulefai-i Raşidîn’in dinimizde çok mühim bir yeri vardır. Bu sebeple onları
sevmek ve izlerini takip etmek lâzımdır.
 İmam Mâlik (r.a) :“Resulüllah Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem ve
O’ndan sonraki halifeler, sünnetler ortaya koymuşlardır. O sünnetlere
riâyet etmek Allah’ın kitabına uymaktır. Allah-u Teâlâ’ya taat ve ibadette
kemâle ermek, Allah’ın dinini kuvvetlendirmek demektir. Hiç kimsenin o
sünnetleri değiştirmeye ve yerine başka bir şey koymaya hakkı yoktur.
Onlara muhâlif olan şeylere itibar edilmez. Kim o sünnetlerle hidâyet
bulursa o doğru yoldadır. Kim onlarla yardım isterse o yardım görür. Kim
onları terkederse mü’minlerden başkasının yoluna gitmiş olur, Allah Teâlâ
da onu gittiği yola bırakır ve onu Cehenneme atar ki o ne fena bir gidiştir.
Buyurmuştur.
“Selef-i sâlihîn: evlâtlarına, bir süre veya bir sünnet ezberletir gibi Hz. Ebu
Bekir ve Hz. Ömer’in sevgi ve muhabbetini tâlim ederlerdi.”
Hulefai-i Raşidin (r.a), Bir yere vali tâyin ederken hissiyatlarının tesirinde
kalmamışlardır. Bilâkis umumun maslahatını dikkate almışlardır.
Hatta Ömer ibnü’l-Hattâb radıyallahu anh: Yemâme harbinde kardeşi Zeyd
ibnü’l-Hattâbı şehid eden Ebu Meryem el-Hanefî’yi, müslüman olup ilim
tahsil edince Basra kadılığına tâyin etmiştir. (Vekî, Ahbâru’l-Kudât, I, 269)
Hz. Ömer radıyallahu anhın Yüzüğünde “Ya Ömer! Sana nasihatçi olarak
ölüm kâfidir! Yazıyordu.

50

*HAZRETİ ÖMER RADIYALLAHU ANHDAN YÜZ GÜZEL
SÖZ!
1)Evlenmeden önce fıkıh ilmini (ilmi-hal) öğreniniz!
2)Hayâ ve utanması olmayanın kalbi ölür!
3)Sultana ait işler çoktur. Bir yerin idaresini kabul etmeden önce nasıl
hareket edeceğini düşün sonra kabul et!
4)Her şeyin bir şerefi vardır. Güzel işlerin şerefi acele etmektir!
5)Nefsini hevai hevesten, öfkeden ve tamahkârlıktan koruyan kesin
kurtulur!
6)Takva sahibi olan kimseye, dünya ehline boyun bükmesi yakışmaz!
7)Doğru sözden başka sözde hayır yoktur!
8)Yalan söyleyen facir olur. Facir olan helak olur!
9)Bir adam ailesi arasında bir sabi gibi mütevazı olmalı, Adam gibi adam
olması gerektiği yerde de adam olmalı!
10)Çocuk bir çiçektir onu çiçek gibi, koklar öperim, fakat ileride ya zararlı
bir düşman yâ da salih iyiliksever bir evlat olur bilemem!
11)Ey Kur’an-ı Kerim okuyanlar! Kur’an-ı kerimi huşu ile okuyun. Mekarim-i
ahlakta, ana babaya iyilik ve Sılai rahim gibi hayırlarda yarışın!
12)Maişetini temin edecek bir sanat ve iş edinmek insanlardan
dilenmekten çok daha hayırlıdır!
13)Şu üç haslet her kimde bulunmazsa ona imanı faide vermez.
-Cahilin cehaletine mani olacak yumuşak huy;
-Kendisini haramlardan koruyacak bir takva;
-İnsanlarla iyi geçinmesini temin edecek güzel ahlak.

51

14)Bir insandan hiç bir hayır göremezseniz onu bırakın!
15)Bakireler ile evlenin zira onların muhabbeti çok hileleri az olur!
16)Töhmet altında kalacağı yerlerden sakınmayan kimse başkasını değil
kendisini kötülesin!
17)Namazları uzatıp ibadetleri zorlaştırarak Allahın kullarını usandırmayın!
18)Mütevazı olan kimseyi Allah Teâlâ yüceltir!
19)Allah-u Teâlâ, Kibirlenip büyüklenen insanın gizli hallerini sayıp dökse,
onun kusurlarını açığa çıkarsa onu zelil ve rüsvay eder!
20)Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar olan vakitte
uyumaktan sakının. Zira bedeni zayıflatır ve ağız kokusuna sebep olur!
21)Yalan söylemekten ve cimrilikten sakının!
22)Adaletli idarecinin yumuşak huylu olmasından daha sevimli bir
yumuşaklık, Zalim idarecinin cehaletinden daha sevimsiz bir cehalet
yoktur!
23)Fırat kenarında bir koyun zayi olsa Allah Teâlâ benden soracak diye
endişe ederim!
24)Abid, zahit ve bir hafız-ı kurra olan bir kimsenin ehli-dünya ile haşir
neşir olması dünya sevgisindendir!
25)Salihlerden olduğunu söyleyip zaruret olmaksızın sultanların kapısında
dolaşıp duranlar, haramidir, tarikatlarında samimi değil, haindirler!
26)Kızlarınızı istemedikleri erkeklerle evlenmeye zorlamayınız!
27)Bir nimet elde iken kıymetini bilin, giden bir şeyin geri gelmesi nadirdir!
28)Bizim kusurlarımızı söyleyip bizi hakka ve doğruya yönlendirenlere Allah
Teâlâ rahmetiyle muamele etsin!
29)Allahım, kadınlarımız ile aramızı islah et!

52

30)En akıllı insan, insanlardan özür dileyen insandır!
31)Bu günün işini yarına bırakma!
32)Şer ve kötülüğü bilmeyen, bilmeden ona bulaşır!
33)Altın saklansa da boynunu gösterir!
34)Sevmediğiniz insanlardan sakının!
35)En kötü idareciler, halkını kötülüğe sevk edenlerdir.
36)Ezanı aheste aheste, yavaş yavaş, kameti de ezana göre daha hızlı ve
sür’atli oku!
37)Çok söz veren ve çok özür dileyen yalandan kurtulamaz!
38)Akrabalar birbirlerini ziyaret etsinler lakin bıktırıcı olmasınlar!
39)Rızkı yerin altında arayınız(ziraat ve madenciliğe işaret)
40)Arza-yere lanet etmeyiniz!
41)Sadık ve samimi dostlar edinin. Zira onlar dar zamanlarda yardımcı,
bolluk zamanlarda ziynettir!
42)Ucunda ölüm olsa da her daim doğru sözlü ol!
43)Tüccarlık yapsaydım güzel kokulu şeyler satardım. Zira kârı olmasa da
güzel kokusu da kârdır!
44)Borçlanma ki hür yaşayasın. Zira borç insanı esir eder!
45)Günahlarını azaltırsan ölüm kolaylaşır!
46) Kiminle evleneceğine dikkat et. Zira evlat validenin damarına çeker.
47)Her hangi bir valinin-devlet görevlisinin zulmüne vakıf olup ona mani
olmazsam ben de zalimlerden olurum!

53

48)İnsanlara insaflı ve adaletli davranan kimse, her zaman işlerinde başarılı
olmaya devam eder!
49)Tamahkâr insan daima fakirdir. Tokgözlü insan da daima zengindir!
50)Uzlette-yalnız kalmakta kötü insanlardan sakınma imkânı vardır!
51)Bir Müslümanın ağzından çıkan bir sözü hayra yormak mümkün iken
sakın onu kötüye ve şerre yorma!
52)Zahiri vakar ve güzellik, güzel giyinmektedir!
53)Hilafet meşguliyeti fırsat verse namaz vakitlerinde ezanı ben okurdum!
54)Dini celili İslam, değerli insanların vasfıdır!
55)Her kim emri altında olanlara, etraf ve çevresine iyi muamele ederse,
kendisinden üstün olanlardan ve Allah Teâlâ’dan iyi muamele görür!
56)Kardeşinin işini hal et, ona yardımcı ol. Zira bir gün sen de ona muhtaç
olursun!
57)Sırrına sahip olan sırrını esir eder. Sırrını ifşa eden sırrının esiri olur!
58)Emin olmayan dost ve arkadaştan sakın. Ancak Allah Teâlâ’dan korkan
emin olur!
59)Takva sahibi olanları kardeş edin!
60)Allah-u Teâlâ’ya yemin etmeyi hafife alırsanız Allah-u Teâlâ sizi hakir
kılar!
61)Kendi ayıp ve kusurunu başkasında gördüğünde onu ayıplaman, ayıp ve
kusur olarak sana yeter!
62)Vuku bulmamış hadiselerle meşgul olma. Zira vaki olan hadiseler
meşguliyet olarak yeter!
63)Tamahkârlığın verdiği sarhoşluk, şarabın verdiği sarhoşluktan az
değildir!

54
64)Çok gülen insanın heybeti az olur!
65)İşlerini Allah-u Teâlâ’dan korkan insanlar ile istişare et. Allah-u Teâlâ
Ayetinde; Allah’tan ancak âlimler korkar buyuruyor!
66)İnsan en çok ne ile meşgul olursa onunla tanınır!
67)Ölümden dolayı hoş görmediğin işleri terk edersen, ölüm sana zarar
vermez!
68)Şüphesiz ölüm dünyayı rüsvay eyledi, Akıl sahiplerine de bir mutluluk
bırakmadı!
69)Çok mizah ve şaka yapan çok hata eder!
70)Emin olan adamın zayıf düşmesinden, kuvvetli olan kimsenin
hıyanetinden Allah’a sığınırım!
71)Günahlardan sakınmayanın utanması az olur!
72)Çok yemekten sakınan hasta olmaktan kurtulur!
73)Kilolu olan insan, at üzerine sıçrayıp ok atmadan zayıflamaz!
74)Bir adamın kızını dindar ve ahlaklı birine nikâhlaması onun iyi bir
nasibidir!
75)Ahlaka dair söylenmiş şiirleri okuyun. Zira onlar güzel ahlaka
yönlendirir!
76)Evlilikte, dostlukta, düşmanlıkta hataya düşmemek için neseb ilmini
öğrenin. Ayni zamanda bu vesile ile sılairahim de yapılır!
77)Karada ve denizde yol tayini yapacak kadar ilm-i nücum öğrenin. Daha
fazlaya, “yıldız falına” gitmeyin!
78)Allah Teâlâ zayıfların ihtiyaçlarını karşılayan insanlar yaratmıştır. Siz de
onlara ikram edin!

55

79)Evladu-iyalinizi çoğaltın. Zira onlardan hangisi sebebiyle rızıklanacağınızı
bilemezsiniz!
80)Sabır ile şükür ikisi de binek olsa hangisine bineceğim önemli olmazdı
zira her ikisi de güzel ve sonu sevaptır!
81)Akraba da olsalar bir kadın ile bir erkek baş başa kalmasınlar!
82)Düşman sizi korkutmadan siz düşmanı korkutunuz!
83)Yerine getirilmeyen sözü konuşmakta bir fayda yoktur!
84)Ahmak birisiyle arkadaş olmaktan sakın. Zira faydalı olacağını sanarak
sana zarar verir!
85)Güzel ahlak en güzel arkadaştır!
86)Düşünerek hareket etmek güzel bir sermaye ve güzel bir haslettir!
87)En hayırlı miras edeptir!
88)İhtiyaç sahibi muhtaç olduğu şeyi düşünmekle meşgul olup gözü başka
bir şey görmez!
89)İnsanlara merhamet eden kimseye kıyamet gününde merhamet olunur!
90)Hakka yönelmek, batıl yolda uğraşıp durmaktan çok daha kolay ve
hayırlıdır!
91)İşlerin en kötüsü dinde olmayan bir şeyi (bid’atleri)dindenmiş gibi
göstermektir!
92)Tokgözlü olmak zenginlik sayılır!
93)Boş durmaktan ve boş kalmaktan sakının. Zira Tembellik, işsizlik ve boş
kalmak, çirkinlik ve kötülüklerin kapısını açmakta sarhoşluktan çok daha
müessir ve zararlıdır!
94)Çalışmakta meşakkat ve yorgunluk olsa da, boş kalmak fesada,
yaramazlığa ve zarara sebeptir!

56
95)Çok mizah ve şaka yapan küçümsenir!
96)Allah-u Teâlâ sizi İslam dini ile aziz ve şerefli kıldı. Her ne zaman ki şeref
ve izzeti İslamdan başka bir yerde ararsanız Allah Teâlâ sizi zelil eder!
97)Dini celili İslamın emirlerini gizleyip insanlara anlatmamak, dalalet ve
sapıklık binasını yükseltmektir!
98)Her kim bir Müslümanın evinin içine izinsiz bakarsa fasık olup günah
işlemiş olur!
99)Masiyet ve günahtan sakınır gibi nimetin azdırmasından sakının. Zira
bazen nimet ve bolluk, yavaş yavaş insanın haktan uzaklaşmasına sebeb
olur!
100)Sünnet üzere yapılan az ibadet, Bid’atler ile yapılan çok ibadetten, çok
daha hayırlıdır!

57

*HAZRETİ ÖMER RADIYALLAHU ANHIN BİR HUTBESİ
Allah Teâlâ’ya hamdü-sena resulüne Salatü-selamdan sonra derim ki; Hz.
Ebubekir radıyallahu anhtan sonra halife yapıldım. Siz benimle bende
sizinle imtihan olunuyoruz. Yanımızda olanları bizzat, yanımızda
olmayanları tayin edeceğimiz emanete riayet edecek dirayetli valiler ile
idare ederiz.
Kim ki iyi olursa biz de ona karşı ziyade iyi davranırız. Kim de kötülük
yaparsa onu cezalandırırız.
Allah c.c. Sizi ve beni af ve mağfiretine nail kılsın!
Allahım ben sert bir adamım benim huyumu yumuşat!
Ben zayıf birisiyim bana güç ve kuvvet ver!
Ben cimriyim beni cömert kıl! Tabakat-ı Kübra ibn-i Sa’d

*HAZRETİ ÖMER RADIYALLAHU ANHIN TAVSİYESİ!
İlim öğreniniz ve insanlara öğretiniz!
Ve ilim için vakar ve sekinet öğreniniz!
İlim öğrendiğiniz kimselere karşı mütevazı olunuz!
İlim öğrettiğiniz kimselere de mütevazı davranınız!
Sakın kibirli âlimlerden olmayınız! (Kenzul ummal)

58

*HZ.ÖMER RADIYALLAHU ANHIN OĞLU ABDULLAH’A
VASİYYET VE TAVSİYESİ!
-Ya Abdallah! Ben sana takva olmanı tavsiye ediyorum! Zira kim takva
olursa Allah-u Teâlâ onu korur!
-Her kim Allah-u Teâlâ’ya tevekkül ederse Allah-u Teâlâ ona yeter!
-Kim Allah-u Teâlâ için infakta bulunursa Allah-u Teâlâ onu
mükâfatlandırır!
-Kim Allah-u Teâlâ’ya şükür ederse Allah-u Teâlâ ona nimetini arttırır!
-Her zaman takva olmayı gözet!
-Takvayı amelinin direği ve dayanağı, kalbinin de cilası yap!
-İyi bil ki niyeti halis olmayanın ibadeti makbul olmaz!
-Hasbi olmayanın mükâfatı da olmaz!
-Eskisi olmayanın yenisi de olmaz!
*HAZRETİ ÖMER RADIYALLAHU ANHIN EBU MUSAL
EŞ’ARİYE TAVSİYESİ!
1- Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
2-Allah'ın kulu, müminlerin emiri Ömer’den Abdullah b. Kay’sa (Ebu Musal
Eş ‘ariye): Allah'ın selamı üzerine olsun.
3- İmdi; muhakeme-yargılama, sağlam bir farz (fariza-i muhkeme) ve
uyulması gereken bir sünnettir. Sana bir dava getirildiğinde onu iyice anla.
(Sence haklı haksız belli olunca [kararını verip] uygula).
Çünkü uygulanmayacak bir hakkı söylemenin [sadece hüküm vermenin]
faydası yoktur.

59

4- Duruşmada taraflara verdiğin yer ve duruşma sırasındaki bakışlarında
insanlara eşit davran ki, güçlü kendisini kayırabileceğin beklentisine
kapılmasın, güçsüz de adaletinden ümit kesmesin.
5- Beyyine-delil getirip ispat etmek davacıya, yemin etmek ise davalıya
düşer.
6- İnsanlar arasında sulh yapılabilir, ancak haramı helal veya helali haram
kılan bir sulhun yapılması caiz değildir.
7- Dün verdiğin, sonra üzerinde tekrar düşünüp doğruya ulaştığın bir yargı
kararı, seni hakka dönmekten alıkoymasın. Çünkü hiçbir şey, hakkı iptal
edemez. Bilesin ki, hakka dönmek, sonuna kadar yanlışı sürdürmekten
hayırlıdır.
8- Kur'an ve Sünnette hükmü bulunmayan ve vicdanen kesin bir kanaate
varamadığın davaları iyice anla ve düşün. Emsal olayları araştır ve
benzerlikleri bulmaya çalış. Sonra bunları birbirine kıyas et. Bulduğun
sonuçlar içinde Allah katında en sevimli ve senin kanaatine göre
hakkaniyete en yakın olan hükmü ver.
9- Kim bir hak iddia ederse ona iddiasını ispat edebilecek kadar bir süre
ver. Eğer delil getirirse hakkını alır, getiremezse aleyhine karar verirsin.
1 0- Müslümanlar şahitlikte eşit ve adildirler, ancak haddi gerektiren bir
suçtan dolayı celde cezası infaz edilen, yalancı şahitlik yaptığı görülen,
akrabalık vs. bağı sebebiyle töhmet altında olan kimse hariç.
Şüphesiz ki Allah, sırlan bilmeyi üzerine almış ve delillere dayanarak hüküm
verdiğiniz takdirde sizden sorumluluğu kaldırmıştır.
11- Hak arama yerlerinde (mahkemelerde) sakın kızma, sesini yükseltme
ve taraflar [ın davranışları] sebebiyle canını sıkma. Zira Allah-u Teâlâ
bunlara katlanmaya karşılık mükâfat verir ve ahiret azığını güzelleştirir.
Kimin Allah-u Teâlâ ile arasındaki ilişkilerde niyeti iyi olursa, Allah-u Teâlâ
da onun diğer insanlarla ilişkilerini iyileştirir.

60

Kim dünyevi amaçlar için riyakârca insanlara şirin görünmeye çalışırsa
Allah-u Teâlâ onu küçük düşürür. Çünkü Allah-u Teâlâ kullarından sadece
kendisi için yapılan amelleri kabul eder.
Sen Allah'ın dünyada vereceği rızkı ve ahirette rahmet hazinelerinden
ihsan edeceği mükâfatı tahmin edemezsin! Baki selam.
*HAZRETİ OSMAN RADIYALLAHU ANHIN KISA HAYATI
Hz. Osman radıyallahu anh: Hulefai raşidinin üçüncüsüdür. Peygamberimiz
sallallahü aleyhi vesellemin bir kerimesiyle evli iken vefat edince diğer
kerimesiyle evlendirildiği için “zinnureyn ”lakabıyla isimlendirilmiştir. Onun
da vefat etmesi üzerine şayet bir kızım daha olsaydı onu da Osman’a
verirdim; hadisi şerifiyle Peygamber sallallahü aleyhi vesellemin taltifine
mazhar olmuştur.
Hayâ ve cömertlik timsali Osman ibni Affan radıyallahu anh: Ashâb-ı
kiramın önde gelenlerinden olup, ilk Müslümanların dördüncüsü ve
Hulefai-yi Raşidîn’in de üçüncüsüdür.
Fil Vak’asından altı sene sonra veya miladi 574 senesinde Mekke’de
dünyaya gelmiştir. Soyu Abdi Menâf’ta Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellem Efendimizle birleşir. 
Kureyş kabilesine mensup olup Emevi soyundandır. Annesi Ervâ bint-i
Küreyz Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin halası Beyzâ’nın kızıdır.
Hz. Osman radıyallahu anh, iman ettiğinde pek çok sıkıntı ve çilelere
katlandı. Amcası Hakem ibn-i Ebi’l-Âs onu sıkıca bağlayarak hapsetti ve
eski dinine dönmezse asla serbest bırakmayacağını söyledi.
Hz. Osman radıyallahu anh, dininden kesinlikle dönmeyeceğini bildirince,
kararlılığını gören amcası onu serbest bırakmıştır.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz ve yanında bulunan
Müslümanlar İslâm’ı açıkladıkları zaman, Mekke’de İslâm’ı duymayan
kimse kalmadı. Hz. Ebubekir, Saîd ibn-i Zeyd ve Hz. Osman (r.a.) gibi
sahâbîler, insanları İslâm’a gizlice dâvet ve teşvik etmeye koyuldular. Daha

61

sonra Hz. Ömer, Hz. Hamza ve Ebu Ubeyde bin Cerrah (r.a.) gibi sahâbîler
de açıkça dâvet etmeye başladılar.
Hz. Osman radıyallahu anh Müslüman olunca, Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellem Efendimiz kızı Rukiye’yi onunla evlendirdi. Bu evlilikten ilk çocuğu
Abdullah dünyaya geldi.
Cahiliye döneminde Ebû Amr künyesiyle çağrılan Hz. Osman radıyallahu
anh, artık bundan sonra Ebû Abdullah künyesini aldı. Sonra kızı Leylâ
doğunca da Ebû Leylâ künyesiyle zikredildi.
Hz. Osman radıyallahu anh: iki defa Habeşistan’a, daha sonra da
Medine’ye hicret etti.
Hz. Osman radıyallahu anh: Habeşistan’a ikinci defa hicret ettiğinde
Habeşistan’da bir müddet kaldı, sonra Mekke’ye geri döndü.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Medine’ye hicret etmekle
emrolunduğunda, Hz. Osman (r.a.) diğer Müslümanlarla birlikte Medine’ye
hicret etti. O, Medine’ye ulaştığında Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin
şairi Hassan ibn-i Sabit’in kardeşi Ev’se misafir olmuştu. Bundan dolayı Hz.
Hassan bin Sabit r.a. onu çok severdi.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem onu Mekke’de Abdurrahman ibn-i
Avf ile kardeş yaptı. Hicretten sonra Medine-i Münevver’de
gerçekleştirilen kardeşlik akdinde ise Evs ibn-i Sabit (r.a.) ile kardeş ilan
edildi.
Hz. Osman radıyallahu anh: hanımı Rukiye radıyallahu anha ağır hasta
olduğu için, Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz’in izniyle Bedir
Gazvesi ’ne katılmamıştı. Hz. Rukiye radıyallahu anha, ordu Bedir’de
bulunduğu esnada vefat etmiş, zaferin müjdesi Medine’ye ulaştığı gün
toprağa verilmişti.
Bu sebepten Fiili olarak Bedir’de bulunmamış olmakla birlikte Resulüllah
sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz Hz. Osman’ı Bedir’e katılanlardan
saydı ve ganimetten ona da pay ayırdı.

62

Hz. Osman radıyallahu anh: Bedir hâriç, bütün savaşlara katıldı. Resulüllah
Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem, Zatü’r-Rikâ ve Gatafan seferlerinde
onu Medine’de yerine vekil olarak bıraktı.
Birinci hanımı Rukiye radıyallahu anha vefat edince, Resulüllah sallallahü
aleyhi vesellem onu diğer kızı Hz. Ümmü Gülsüm radıyallahu anha ile
evlendirdi.
İnsanlık tarihi boyunca Hz. Osman radıyallahu anhtan başka hiç kimse bir
Peygamberin iki kızıyla da evlenmemiştir.
Bu sebeple Hz. Osman’a, “iki nur sahibi” mâniasına Zinnureyn lakabı
verilmiştir.
Hicretin 9. senesinde Ümmü Gülsüm radıyallahu anha da vefat etti.
Mekke devrinde Habeşistan’a hicret eden Hz. Osman radıyallahu anh
Medine dönemi boyunca sürekli Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem
Efendimizle birlikte olmaya gayret etti.
Hz. Osman radıyallahu anh: zengin bir tacir, mükemmel ve zarif bir cemiyet
adamı idi. Medine’de Müslümanların ihtiyaç içinde bulundukları her
durumda onlara yardım eder, bilhassa ordu teçhizinde hiç bir fedakârlıktan
sakınmazdı. Bu sebeple onun zenginliği methedilmiş ve başkalarına örnek
gösterilmiştir.
Hz. Osman radıyallahu anh: iffet ve hayâ yönünden de örnek bir
şahsiyettir.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem meleklerin bile ondan hayâ ettiğini
haber vermiştir.
Hz. Ebubekir radıyallahu anh: halife seçilince Hz. Osman radıyallahu anh
ona bey’at etti. Hz. Ebubekir radıyallahu anh halifeliği boyunca onunla hep
istişarede bulunurdu.
Hz. Ebubekir radıyallahu anhın vefatından evvel, Hz. Ömer’i radıyallahu
anhı halife tâyin ettiğini bildiren belgeyi Hz. Osman (r.a.) kaleme aldı.

63

Hz. Ebubekir (r.a.), Hz. Osman’ın (r.a.) yazdıklarını ona tekrar okuttuktan
sonra mühürletti. Hz. Osman (r.a.), yanında Hz. Ömer ve Üseyd bin Saîd
(r.a.) olduğu hâlde dışarı çıktı ve oradakilere “Bu kâğıtta adı yazılan
kimseye bey’at ediyor musunuz” diye sordu. Onlar da “evet” diyerek
bunu kabul ettiler.
Hz. Ömer (r.a.), son haccında Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem
efendimizin hanımlarının da hacca gitmelerine izin verdi. Yanlarında da Hz.
Osman ile Abdurrahman ibni Avf’ı (r.a.) gönderdi.
Hz.Osman’a (r.a) ara sıra: “Dikkat edin, kimse hanımlara yaklaşmasın ve
bakmasın!” diye nidâ ediyordu. Mü’minlerin anneleri ise, develerin
üstündeki hevdeclerde(devenin üzerinde oturmaya müsait örtülü mahal)
idiler.
Hz. Osman (r.a), miladi 644 senesinde halife seçildikten sonra, Hz. Ömer’in
(r.a.) yolunu izleyerek siyasetini devam ettirdi. Onun zamanında ordudaki
asker sayısı daha da arttı ve fethedilen topraklar genişledi. Başta Sâsânî
İmparatorluğu’nun son eyaleti Ermeniye olmak üzere, Kuzey Afrika kıyıları
ve Anadolu’nun bir bölümü İslâm devletinin hudutları içine dâhil edildi.
Hz. Osman (r.a), hilâfeti devraldığında İslâm fetihleri hızlı bir şekilde devam
ediyordu.
Hz. Osman (r.a.), İslâmî tebliğin girmiş olduğu yayılma sürecini aynı hızla
devam ettirmeye çalıştı. Ermenistan, Horasan, KuzeyAfrika, Kıbrıs,Trablus
ve Taberistan’ı fethetti, İran’daki ayaklanmaları bastırıp merkezî yönetimin
nüfûzunu yeniden tesis etti .
İslâm ordularının önündeki mâniler kaldırıldıktan sonra Hz. Osman (r.a.),
komutanlarına hiç vakit kaybetmeden Cebel-i Tarık’ı geçerek Endülüs’e
girmeleri emrini verdi.Diğer taraftan Hz. Muaviye (r.a), Hz. Osman’dan izin
alarak, Suriye sahillerinde oluşturduğu donanma ile Akdeniz’e açılmış ve
Müslümanlar denizlerde de Bizans’a karşı varlık göstermeye başlamışlardı.
Bir müddet sonra Hz. Muaviye, r.a. donanmasıyla denize
açılarak, Kıbrıs Adası’na çıktı. Abdullah ibn-i Sa’d, Mısır’dan onun
yardımına gitti. Kıbrıs, yıllık yedi bin dinar cizye ile İslâm hâkimiyetini
tanımak zorunda kaldı. (Hicrî 28) Bu miktar onların Bizans İmparatoruna

64

ödediği meblağ idi. O günlerle ilgili bir hâtırayı Cübeyr ibn-i Nefîr (r.a) şöyle
anlatır:
“Kıbrıs fetholununca, ahalisi dağıtıldı. Halk birbirine ağlıyor, üzüntü
duyuyordu. O esnada Ebü’d-Derdâ Hazretleri’ni, tek başına oturmuş
ağlarken gördüm. Ona: Ey Ebü’d-Derdâ! Allah’ın, İslâm’ı ve Müslümanları
üstün kıldığı bir günde seni böylesine ağlatan nedir? diye sordum. Şu
cevabı verdi: Yazıklar olsun sana ey Cübeyr! İnsanlar Allah’ın emrini
terdekince, O’nun katında ne kadar da değersizleşiyorlar. Bunlar bir
zaman, iktidar ve mal-mülk sahibi, güçlü-kuvvetli kişilerdi. Allah’ın
emirlerini terk ettikleri zaman, işte gördüğün bu duruma düştüler.” (İbnü’l-
Esir, el-Kâmil, III, 96-97; Ebû Nuaym, Hilye, I, 216-217)
Ashâb-ı kiramın, mağlup ettikleri düşmanları hakkındaki davranışları
müşfikâne idi.
Gözleri, onların malında mülkünde değil, gönüllerinin Allah’a
yönelmesinde idi.
Hz. Osman radıyallahu anh devrinde Bizans’a karşı kazanılan en parlak ve
kesin zaferlerden birisi hiç şüphesiz Zâtü’s-Sevârî deniz savaşıdır. Abdullah
ibn-i Sa’d’ın komutasındaki İslâm donanması İskenderiye açıklarında
Bizans İmparatoru Konstantin komutasındaki büyük donanmayla karşı
karşıya geldi. Bizanslıların gemi sayısı hakkında verilen bilgiler, beş yüz ile
sekiz yüz arasında değişmektedir. İslâm donanmasının sahip olduğu gemi
sayısı ise ikiyiz civarındaydı. Yapılan savaşta Bizanslılar büyük bir
mağlûbiyete uğratıldı. Konstantin, Sicilya Adası’na sığınmak zorunda kaldı.
Sicilya ahalisi İmparator’un zulmünden usanmış olduklarından Konstantin’i
öldürdüler. Hicretin 32. senesinde Hz. Muaviye (r.a) gemilerini İstanbul’a
kadar gönderdi.
Hz.Osman (r.a) zamanında topraklar çok genişlemiş ve zenginlik iyice
artmıştı. Maddî imkânların genişlemesiyle bazı ictimai değişmeler de
başladı.
Hz. Osman’ın (r.a.) hilâfeti 12 sene sürdü. Hilâfeti esnasında yaptığı mühim
hizmetlerden biri de, Hz. Ebubekir (r.a) zamanında toplanıp Mushaf haline
getirilmiş olan Kur’ân-ı Kerîm’i tekrar kontrol ettirerek çoğaltıp çeşitli

65

merkezlere dağıtması oldu. Önceki halifeler gibi Hz. Osman (r.a) da çok
hadis rivayet etmemiştir. Onun Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem
Efendimiz ’den rivayet ettiği hadis sayısı 146 dır.
Hz. Osman (r.a), asiler tarafından 22 gün muhasara edildikten sonra 17
Haziran 656 Cuma günü Medine’de şehit edildi. Şehid edilirken Hz.
Hasan ve Kelb kabilesinden olan zevcesi Naile bint-i Ferâfisa yaralandı. Hz.
Osman’ın na‘şı, geceleyin hanımı ve birkaç samimi dostu tarafından, gizlice
defnedildi.
Hz. Osman’ın (r.a.) şehit edilmesiyle başlayan dönem, İslâm tarihinde bir
dönüm noktası olmuş bu tarihten sonra iç karışıklıklar ve fitneler birbirini
takip etmiştir. Radıyallahu anh.
*HAZRETİ OSMAN RADIYALLAHU ANHDAN YÜZ GÜZEL
SÖZ!
1)Salih ameller işleyerek, güzel işler yaparak Allah Teâlâ ile ticaret yapın ki
karlı çıkasınız!
2)Kıskanç insan sen sevinirken üzülür. Sen sevinirken üzülen insan
kıskançtır!
3)Benim için, Allah Teâlâ’nın beni islahatçı olarak görmesi bozguncu olarak
görmesinden çok daha iyidir.
4)Size Allah Teâlâ’nın emirlerine riayet etmenizi, Ahde vefa göstermenizi,
elinizde olana razı olmanızı, elinizde olmayana sabır göstermenizi tavsiye
ederim!
5)Kur’anı kerimi ezber okumaktan sevap talep ettiğim gibi kur’anı kerime
bakarak okumaktan da sevap talep ederim!
6)Kabir, gördüğüm her kötülükten daha da korkunçtur!
7)Kabir, dünyanın son, ahiretin ilk konağıdır. Kabirde şiddete maruz kalanın
ahiretteki azabı daha da şiddetli olur. Kabirde durumu iyi olanın ahiretteki
durumu daha da iyi olur!

66

8)Güzel edep ve ahlak ile insanı töhmet altında bırakacak yerlerden
sakınmak önemli iki haslettir!
9)Hayırsız evlat, yaşarsa ebeveynine eziyet eder, ölürse ebeveynine hüzün
ve keder verir!
10)Siz çok konuşan değil, çok çalışan bir önder ve lidere muhtaçsınız!
11)Her şeyin bir afeti vardır. Bu işin (idare)afeti de ayıplayıcılar ve
inciticilerdir. Öyle ki sizin güzel saydığınız şeyleri kötü ve çirkin görürler.
Sizin hoşunuza gitmeyen şeyler onları sevindirir!
12)Allah Teâlâ’nın emri ne ise o olur!
13)Allah Teâlâ dünyaya önem vermedi. Siz de önem vermeyin!
14)Allah Teâlâ mahlûkatı hak ile yarattı. Haktan başkasını söyleme!
15)Ecel kaçınılmazdır gelmeden var gücünüzle hayırlı işler yapınız!
16)Dünya aldatıcıdır sizi aldatmasın. Çok aldatıcı şeytan da sizi Allahın
rahmeti ile aldatmasın!
17)Geçen hadiselerden ders alın. Hayırlı işler yapmaya gayret edin!
18)Allah Teâlâ’dan gafil olmayın. Zira Allah Teâlâ sizden gafil değildir!
19)Hakkı tutunuz. Herkese hakkını veriniz!
20)Sel taşıp dereleri, tepeleri, çukurları doldurduğu gibi fitne de her tarafı
istila etti!
21)Haram kulakları geçti, İşler zorlaştı öyle ki çığırından çıktı!
22)İnsanların işleri haddini aştı, fitneler ve zulümler çoğaldı!
23)Nefsini islah etmekten aciz olanlar, başkasının hakkına göz dikiyorlar!
24)Dünya düşüncesi kalbe zulmet ve sıkıntı verir. Ahiret düşüncesi ise
kalbe nur ve huzur veriri!

67

25)Peygamber sallallahü aleyhi vesellemin getirdiği şeriat, feyz yağmuru,
nur çeşmesi, marifet selidir!
26)Hak karşısında boynum kıldan incedir!
27)Şeytan batılı hak, hakkı batıl gösterir!
28)İşleri Allah Teâlâ’ya havale ettim! Bineğimin yularını bıraktım ne
olacaksa o olur!
29)Ben deveyi otlağa saldım düşmanları maksatlarına erdirdim!
30)Bazı insanların susması başkalarının konuşmasından faidelidir!
31)Herkes yaptığı işin elbisesini giyer!(ameline, mezhebine ve meşrebine
göre şekillenir)
32)Uygunsuz sözler ile keskin kılıçlar arasında kaldım!
33)Konuşmaya ve özür dilemeye iznin verilmeyeceği kıyamet gününde
Allah Teâlâ bana da onlara da kâfidir!
34)Ben Müslümanların selametini isterim!
35)Ya sabr edersin ya da pişman olursun!
36)Ben Allah Teâlâ’ya ihlas ve samimiyetle iman ettim!
37)Ben yaradan ve insana güzel şekil veren Allah Teâlâ’ya iman ettim!
38)Şarap ve sarhoş eden maddelerden sakının zira o her şerrin ve
kötülüğün kapısını açan bir anahtardır!
39)Hanımın zayıf, yaşlandı saçları döküldü diye ikrah etmeyesin. Zira
yaşlılık zamanında muhabbette , hüsnü muaşerete vesiledir!
40)Ben terazi değilim ki tam adil olabileyim!
41)Tövbe ile af edilen günahtan dolayı kimseyi ayıplamayın!

68

42)Herkes evladını sever. Zira bir kuş bile yavrusunu sever!
43)Bir hizmetçisinin kulağını çekmiş idi, kısas olarak kulağını çekmesini
istemiş hizmetçi hafif çektiğinde, daha şiddetli çek, zira ben ahirette kısas
olmaktansa dünyada kısas olmayı tercih ederim demişti!
44)Hazreti Ebubekrin oğlu hazreti Osman’ın sakalını tutmuştu, senin bu
halini baban görseydi ne derdi? Deyince hazreti Ebu bekrin oğlu derhal
bırakıp oradan çıkıp gitmiş!
45)İnsanların en güzel ameli namazdır. Namazı güzel kıldıkları müddetçe
onlarla beraber sizde güzelce kılın. Namazı ta’adili erkânıyla kılmazlarsa
onlardan uzak durun!
46)Ey Medineliler! Siz İslamın aslı ve temeli mesabesindesiniz. Sizin
bozulmanız sebebiyle insan bozulur. Sizin düzgün olmanız sebebiyle de
insanlar düzelir!
47)Ben sizin başınıza bir bela ve musibetin gelmesinden korkar ve
sakınırım siz de sakının!
48)Allah Teâlâ, kendisinden korkan bir sultan vasıtasıyla insanları
kötülüklerden korur!
49)Bir devlet görevlisinin vazifede iken bir hediye alıp vermesi caiz
olmadığı gibi vazifeden ayrıldıktan sonra da hediye alıp vermesi caiz
değildir!
50)En hayırlı insan Allahın kitabıyla amel eden ve ona sarılan insandır!
51)Namaz ya misafirlikte ya da düşman karşısında savaş halinde kısaltılır!
52)Çok güzel bir çocuk gördüğünde, çene çukuruna siyah bir alamet koyun
ki göz isabet etmesin buyurmuştur!
53)Âlimler, cahilleri, bilenler bilmeyenleri kötü işlerden alıkoysunlar!
54)Şayet Allahın kitabında ayağımı bukağıya vurmam için bir hüküm
bulursanız uygulayınız!

69

55)Şehid edilmeden önce; Müslümanlar arasında kan akıtılmadan
öldürülmeyi kan akıtıldıktan sonra öldürülmeye tercih ederim! Demiştir.
56)Ey Affan oğlu Osman! Kıyamet gününde Allah yolunda harcamadığın
malın ile dağlanacaksın, malının hesabını vereceksin!
57)Fitne çoğalıp Şam’a davet edildiğinde; ben iki gurup Müslümanı
savaştırıp birbirlerinin boyunlarını vurdurmak için halife olmadım deyip red
etmiştir!
58)Sana faideli olan, meyve veren bir ağacı kesip atma!
59)Aklı olan faide verir!
60)İki dert bir araya gelirse ölçüp biçilmez!
61)Kuyuda ve erkek hurma ağacında şüf’a hakkı yoktur!
62)Komşunun mülkü bitişik değilse şüf’a hakkına sahip olmaz!
63)Akıl baliğ olan çocuklara da had cezası uygulanır!
64)Talak erkeklerin, iddet kadınların elindedir!
65)Mısır valiliğinden azl edilen Amr bin As hazretlerine; Mısırdan azl
edildikten sonra kaftanın bitlendi demiştir!
66)İnsanlar uykuda iken kılınan gece namazı makbuldür!
67)Ancak üç durumda insan kanı helal olur. İmandan dönmek, evli iken
zina etmek, haksız yere adam öldürmek!
68)Vallahi iman ettikten sonra dinime bedel hiçbir şey temenni etmiş
değilim!
69)Vallahi haksız yere hiçbir kimseyi öldürmedim!
70)Vallahi cahiliyet döneminde de zina etmiş değilim!

70

71)Vallahi Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin mübarek elini tutuktan
sonra sağ elim ile avret mahallime dokunmadım!
72)Kendisini öldürmeye gelenlere; Beni öldürmeyin ben vaktin imamıyım.
Ben İslamda sizin kardeşinizim. Ben hayırda gayret içerisindeyim! Demiştir.
73)Bir adamın kaftanını görüp işte Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin
kaftanı da böyle kısa idi demiştir!
74)Ey Allahın kulları! Başınızdaki emirlerinize yardım edin. Onlara nasihat
edin. Onlara karşı gelmeyin. Onlara zulüm yapmayın!
75)Zamanın halifesine muhalefet etmek, cemaatten ayrılmak, din
önderlerine hakaret etmek vebal ve günahtır. Bunları irtikâp edenlere
hüsranı Mübin vardır!
76)Fitneye sebep olmayın. Cemaatten ayrılmayın. Huzurunda
toplanacağınız Allah Teâlâ’dan korkunuz!
77)Kalpleriniz karardığından dolayı kendinizi haklı yaptığınız işleri doğru
sanıyorsunuz. Cehaletinizden dolayı size acıyorum!
78)Ne acayiptir ki benim kanımı helal sayanlar, benim hacca gitmeme izin
veriyorlar!
79)Ahvali âlem karışmış istikrar bozulmuştur!
80)İslam askerinin tehlikeli yerde ikameti caiz değildir.
81)Müslümanların işlerinde ancak yaş ve tecrübede ehli salah ve olgun
olup hikmet sahibi kimseler vazifelendirilir!
82)Ben Allah Teâlâ’nın bana giydirdiği hakkım olan hilafetten feragat
etmem!
83)Ben bana verilmiş olan hilafet ile Allahın huzuruna varacağım!
84)Acayipdir ki insanlar dini vazifelerini yapmak yerine beni azl etmek için
uğraşıyorlar!

71
85)İstişare edin ve ictihad edin!
86)Size yakın olmam, benden nefret edip benden uzak olmanıza sebep
olmasın!
87)Ey ateş pervanesi ve ey hırs ve tamah sineği ve ey fitneciler benim ile
insanlar arasında fesat çıkardınız. Resulüllahın ashabını bana hasım
yaptınız.
88)Semiz, etli ve kibirli kimseler, Allah Teâlâ’yı bilip tanımazlar!
89)Vallahi benim yüzümden bir şişe kanın akmasına razı değilim!
90)Fitne çoğaldığında kendisini korumak isteyenlere şöyle seslenmiştir;
Allah için herkes evine çekilsin müslüman kanı akmasın!
91)Benin haklı olduğum açık, seçik ayan ve beyandır. Siz ise zalimsiniz!
92)Anlaşıldı sana bir bela ve isabet edecek, sen vaz geçmeyeceksin. Öyle
bir musibete duçar olasın ki ondan daha büyük bir musibet olmaya!
93) İçinde öyle bir şey gizliyorsun ki sırrını ifşa etsen senin kanın helal olur!
94)Kur’anı Kerimde olmayan bir şey karışmasın ve bütün Müslümanlar bir
kıraat üzere okusunlar diye Kur’anı kerimi cem’ ettirdim!
95) İnsanlar benim kıraatim senin kıraatinden hayırlı demeye başlayınca
ihtilafı ortadan kaldırmak için tek bir kıraat üzere toplamayı istedim!
96)İnsanlar ölümden kaçmak istiyorlar!
97)Dünya sevgisini terk edeni Allah Teâlâ sever!
98)Günahları terk edeni melekler severler!
99)Müslümanlardan bir şey istemeyen, tamahkâr olmayan kimseleri
Müslümanlar severler!
100)Allah Teâlâ’dan hem kendim ve hem de sizin için hidayet ve Allah
Teâlâ’nın razı olacağı ameller isterim!

72

*HAZRETİ OSMAN RADIYALLAHU ANHIN BİR HUTBESİ
Allah-u Teâlâ’ya hamd-u sena Peygamberine salat-ü selamdan sonra,
derim ki; bana bir yük yüklendi ben de onu kabul ettim. Ben Allah ve
resulüne ve benden önceki halifelere tabi olacağım. Ben tabi’im mübtedi’
değilim. Dinde olmayan bir şeyi ihdas etmeyeceğim.İyi bilin ki dünya
insanların arzulayıp elde etmek istediği tatlı ve güzel görünen bir şeydir.
Sakın dünyaya meyl etmeyiniz! Sakın ona güvenmeyiniz! Dünyayı terk
etmeyenleri dünya asla terk etmez: aldanmayınız! (Taberi)
*Bir başka hutbesinde de; Allah Teâlâ size dünyayı dünyaya meyl etmeniz
için değil ahireti kazanmanız için vermiştir. Dünya yok olacaktır baki olan
ahirettir. Fâni olan dünya sizi aldatıp kibirlendirmesin. Sakın dünya sizi
ahiretinizden alıkoymasın. Siz baki olan ahireti fani olan dünyaya tercih
ediniz. Dünya bitecektir, sonunda varacağınız yer Allah Teâlâ’nın
huzurudur! Siz Allah c.c.ye karşı takva sahibi olunuz. Zira takva, onun
azabından kurtulmak için bir kalkan ve vesiledir! (Taberi)
*HAZRETİ OSMAN RADIYALLAHU ANHIN CÖMERTLİĞİ!
Abdullah bin Abbas radıyallahu anhın rivayetine göre: Hz. Ebubekir
radıyallahu anh zamanında Medinei münevvere’de kuraklık ve kıtlık olmuş
yağmur yağmamış nebatat bitmemişti. İnsanlar Hz. Ebubekir r.a.dan medet
ve yardım istediler Hz. Ebubekir r.a. sabr edin Allahtan yardım dileyin
akşam olmadan derdinize çare bulunur demiş insanları teselli etmişti.
Derken Şam’dan Hz.Osmana ait yüz deve yükü buğday ve erzak geldi.
Tüccarlar başına üşüştüler bire iki-üç-beş kar teklif ediyorlardı Hz.Osman
ise daha fazla veren var diyor tüccarlara vermiyordu. Her defasında sizden
daha çok veren var diyordu. Uçarlar ne kadar veriyorlar dediklerinde bire
on ve daha fazlası demişti. Kim o kadar kar verebilir dediklerinde Allah c.c.
daha fazlasını veriyor deyip meccanen Müslümanlara dağıtmıştır.
*HZ.ALİ RADIYALLAHU ANHIN KISA HAYATI
Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellemin amcasının oğlu, cennet
kadınlarının seyyidesi Hz. Fatıma validemizin eşi, sıbteyn-i mükerremeyn

73

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin radıyallahu anhumanın babaları, Peygamberimiz
sallallahü aleyhi vesellemin;
“Ben ilmin şehriyim, Ali de o ilim şehrinin kapısıdır.” hadisi şerifiyle taltif
buyurduğu, Hulefai raşidinin dördüncüsü Hz. Ali -kerremellahü veche-
 İslam Devleti’nin 656-661 yılları arasında halifeliğini yaptı. İslam
peygamberi Hz. Muhammed -sallallahü aleyhi ve selemin- hem damadı
hem de amcası Ebu Talib’in oğlu olan Hz. Ali -kerremellahü veche-
Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimizin İslam’a davetini kabul
eden ilk erkektir.
Hz. Ali -kerremallahu veche- Hicret’ten yaklaşık 22 sene önce
milâdî 600 yılında Mekke-i Mükerreme ’de doğmuştur. Kâbe’nin içinde
doğduğu nakledilir.
Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz’in amcasının oğlu,
damadı ve dördüncü halifesidir. Babası Ebû Tâlib, annesi Fâtıma Bint-i Esed
-radıyallahu anh- dedesi Abdulmuttalip’tir. Künyeleri, Ebul Hasan ve Ebu
türab  lâkabı Haydar, ünvanı Emirul mü’minin ’dir.
El Murtezâ kendisinden razı olunan, Allah’ın rızasını kazanmış” ve
“Esedü’llahi’l-ğâlib: Allah’ın her zaman galip gelen kuvvetli arslanı” gibi
lakapları da vardı.
Çocukluğunda hiç puta tapmadığı için daha sonraları “kerremallahu
vecheh” Allah yüzünü Mükerrem kılsın, şereflendirsin!” duasıyla anılmıştır.
Sahabe arasında bu şekilde yâd edilen tek kişidir. Tasavvuf erbabı, Hz.
Ali’ye -kerremallahu veche- “Şâh-ı Velâyet” ve “Sultânü’l-
Evliyâ” lâkaplarını uygun görmüşlerdir.
Abdülmuttalib, Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz, 8
yaşındayken vefat ettiğinde, Hz. Ali’nin -kerremallahu veche-
annesi Fâtıma Hatun -radıyallahu anh- Efendimize mürebbîlik ve annelik
yapmıştır. Kendi çocukları aç dururken Peygamberimiz’in karnını doyurur,
kendi çocuklarının üstü başı toz toprak içinde dururken, o önce
Peygamberimizin saçını başını tarar, gülyağıyla yağlardı.

74

Resulüllah -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz, daha sonraki hayatında
bu mübarek hanımı sık sık ziyaret ederdi. Fâtıma Hâtun -radıyallahu anh-
fazilet sâhibi, sâlih ameller işleyen sâlihâ bir İslâm hanımı idi. Hicrî 4.
senede Medine’de vefat etti.
Hz. Ali -kerremallahu veche- Ebû Talib’in en küçük oğludur. Mekke’de baş
gösteren kıtlık üzerine Resulüllah -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz,
amcasının yükünü hafifletmek için Hz. Ali’yi -kerremallahu veche-
himayesine aldı ve yetiştirdi. Böylece Hz. Ali -kerremallahu veche-
Ubeydullah’ta doğmuş, Beyti- Resulüllahta yetişmiş oldu. 10
yaşlarındayken İslâm ile şereflendi. Hz. Hatice’den -radıyallahu anh- sonra
İslâm’a girmiş, “ilk Müslüman olan erkek” vasfını kazanmıştır.
Hz. Ali -kerremallahu veche- Mekke ve Medine devirlerinde her an
Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz’in yanında oldu. Hicret
esnasında Peygamberimizin yatağında uyuyarak müşrikleri oyaladı ve
Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimize zaman kazandırdı.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin bıraktığı emanetleri sahiplerine
teslim ettikten sonra Kuba’da Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem-
Efendimize yetişti. Hicret’in 5. Ayında
gerçekleştirilen Muâhât/Kardeşlik akdinde Resulüllah -sallallahü aleyhi ve
sellem- Efendimiz, Hz. Ali’yi -kerremallahu veche- kendisine kardeş olarak
seçti. O bu iltifat ve lütuf karşısında son derece duygulandı ve:
“–Ben Allah’ın kulu, Resûlullah’ın da kardeşiyim” diyerek sevinç
gözyaşları döktü.
Hz. Ali -kerremallahu veche- hicrî 2. senenin son ayında Hz. Fâtıma -
radıyallahu anh- ile evlendi. Ona son derece sevgi ve saygı duyardı. Hatta
kendi annesi Hz. Fâtıma’ya -radıyallahu anh- hanımı Hz. Fâtıma’ya -
radıyallahu anh- hürmet göstermesini ve ona kesinlikle ev dışı hizmetleri
gördürmemesini tavsiye ederdi. (İbn-i Abdilber, el-İstîâb, IV, 374
Hz. Ali -kerremallahu veche- Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem-
Efendimiz’in devamlı yanında bulundu ve bütün cihad hareketlerine katıldı.
Uhud’da ve Huneyn’de muhtelif yerlerinden yara aldı. Bedir’de
sancaktardı. Aynı zamanda keşif kolunun başındaydı, hâkim noktaları
tespit ederek Nebiyy-i Ekrem Efendimize bildirdi. Bu mevkîleri işgal ederek

75

Bedir’de mühim bir savaş harekâtını başarıya ulaştırdı.Hz. Ali'nin kılıcı
(Zülfikar Kılıcı) Bedir Gazasının başlamasından önce, Kureyşliler ile teke tek
dövüşen üç kişiden biriydi. Bu dövüşte, hasmı Velid bin Muğire’yi kılıcı ile
öldürdüğü gibi zor durumda kalan Hz. Ubeyde’nin yardımına koştu ve onun
hasmını da öldürdü. 25 yaşlarında bir delikanlı olarak büyük kahramanlıklar
gösterdi. Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin arzusu üzerine, Bedir’de
yapılan havuzdan bir kırba ile Ashâb-ı Kirâma su taşıdı. Burada
kendisine “Allah’ın Arslan’ı” lâkabı ile Bedir ganimetlerinden bir kılıç, bir
kalkan, bir de deve verildi.
Hicrî 3. sene Ramazan’ının ortasında oğlu Hz. Hasan -radıyallahü anh-
doğdu. 4. sene Şaban ayının 5’inde de Hz. Hüseyin -radıyallahü anh-
doğdu. Daha sonra Muhassin -radıyallahu anh- isminde bir oğlu
ile Zeynep ve Ümmü Gülsüm -radıyallahu anhüma- isminde kızları oldu.
Hz. Ali’nin -kerremellahü veçhe- “Zülfikar” ismi verilen meşhur bir kılıcı
vardı. Ucu iki çatallı olan bu kılıcı, Uhud’da gösterdiği üstün kahramanlık,
cesaret ve fedakârlık sebebiyle Resulüllah -sallallahü aleyhi ve sellem-
Efendimiz, hediye etmişti. Münebbih bin Haccaca âit olan Zülfikar, Bedir’de
ganimet olarak alınmıştı. Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Hz. Ali’yi-
kerremallahuveche-bazen Medine’de yerine vekil bırakmış, bazen
de kumandanlık, sancaktarlık, kadılık gibi vazifelerle muhtelif yerlere
göndermiştir.

Hz. Ali -kerremellahü veçhe- Kur’an ve hadis konusundaki derin ilmi
sebebiyle hem Hz. Ebubekir hem de Hz. Ömer -radıyallahü anh- bilhassa
fıkhî meselelerde ona müracaat etmişlerdir.
Hz. Ömer -radıyallahü anh- devrinde devletin bütün hukuk işleriyle
ilgilenip âdeta İslâm devletinin fahrî baş kadısı olarak vazife yaptı.
Hz. Ömer’in -radıyallahü anh- şehadeti üzerine yine devlet başkanını
seçmekle vazifelendirilen altı kişilik şûra heyetinde yer alıp, bu altı kişiden
en sona kalan iki adaydan biri oldu.

76

Hz. Osman’ın -radıyallahü anh- hilâfeti döneminde de İslâm devletinin
muhtelif vilâyetlerinden gelen şikâyetleri hep bacanağı Hz. Osman’a -
radıyallahü anh- bildirmiş ve ona hâl çareleri teklif etmişti. Hz. Osman’ı -
radıyallahü anh- muhasara edenleri uzlaştırmak için elinden gelen gayreti
sarf etti. İsyancıları, teşebbüs ettikleri işten vazgeçirmek için ciddî ikaz ve
nasihatlerde bulundu, ancak onların halifenin evini kuşatmalarına mâni
olamadı. Hâdise ciddî boyutlara ulaştığında ise evlatları Hz. Hasan ile
Hüseyin’i -radıyallahü anhüma- halifenin evinin önüne nöbetçi olarak
gönderdi.
Hz. Osman’ın -radıyallahü anh- şehadetinden sonra hilâfeti Hz. Ali’ye -
kerremellahü veçheh- teklif ettiklerinde, o bu teklifi Talha ve Zübeyir’e -
radıyallahü anhüma- yöneltti. Çok ısrar edilmesi üzerine bey’atı kabul
etti.
Ancak onun devri, Allah’ın bir takdiri olarak son derece karışık geçti.
Hilâfete geldiğinde halledilmesi gereken birçok problemle karşı karşıya
kaldı.
Bu karışıklıklar Cemel ve Sıffin gibi iç çatışmaları doğurdu. Hz. Ali -
kerremellahü veçheh- İslâm devleti bünyesindeki bu ihtilâfları gidermek
için büyük fedakârlık ve gayretler gösterdi. Bu karışıklıklar esnasında ikiye
ayrılan ashabın birbirine bakışı ise son derece insaflıydı.
Onlar birbirlerine; “Bunlar bize karşı taşkınlık eden
kardeşlerimizdir.” diyorlardı. Her şeye rağmen yine de birbirlerine kardeş
gözüyle bakabiliyorlardı.
Nihayet, Hz. Ali -kerremellahü veçheh Kûfe’de 661 yılında bir Haricî
olan Abdurrahman bin Mülcem tarafından sabah namazına giderken
yaralandı. Bu yaranın tesiriyle iki gün sonra 26 veya 28 Ocak 661’de şehit
oldu. Bugün Necef diye bilinen Kûfe’ye defnedildi. Radıyallahu anh
rahmetullahi aleyh
*HAZRETİ ALİ RADIYALLAHU ANHDAN YÜZ GÜZEL SÖZ!
1)Bütün sır ve gayb perdeleri kalksa iman ve yakinim ziyadeleşmez!

77

2)Bütün insanlar uykudadır öldükleri zaman uyanacaklar!
3)İnsanlar babalarından çok zamana meyl ederler!
4)Kadir ve kıymetini bilen insan helak olmaz!
5)Her insanın kıymeti ameli kadardır!
6)Nefsini tanıyan kesin Rabbini tanır!
7)Her insan dilinin altında gizlidir. Konuşmadıkça kadri ve kıymeti, niyeti ve
maksadı anlaşılmaz!
8)Tatlı dilli olanın eşi dostu çok olur!
9)İyilik yaparak hür insanlar köleleştirilir!
10)Cimrinin malı ya afet ile yâ da varis ile yok olur!
11)Kimin dediğine değil ne söylediğine bakın!
12)Bela ve musibet anında bağırıp çağırmak sabırsızlıktır!
13)Zulüm ile başarı elde edilmez!
14)Kibirli insan övülmez!
15)Cimrilikte iyilik olmaz!
16)Çok yemekle sağlık ve sıhhat olmaz!
17)Edepsizlik ile beraber şeref ve izzet olmaz!
18)Hırslı olan kimse haramlardan sakınamaz!
19)Kıskanç kimse rahat edemez!
20)Münakaşa eden sevilmez!
21)İntikam sahibinden lider olmaz!

78
22)Kötü huylu kimse ziyaret olunmaz!
23)İstişare ve meşveret terk edilirse doğru bulunmaz!
24)Yalancıda mürüvvet, sadakat ve dostluk olmaz!
25)Çabuk usanan insanda vefa olmaz!
26)Takvadan kıymetli izzet ve şeref yoktur!
27)İslamdan daha şerefli hiçbir şey yoktur!
28)Haramlardan sakınmak kadar güzel bir davranış olmaz!
29)Tövbeden daha güzel şefaatçi yoktur!
30)Sıhhat ve afiyetten daha güzel elbise olmaz!
32)Cehaletten başka dermansız dert yoktur!
33)Akıl azlığından daha ağır bir hastalık yoktur!
34)Kötü sözlerden sakın. Zira dilini neye alıştırırsan hep onu söyler!
35)Haddini ve kadrini bilen insan, Allah Teâlâ rahmetine nail olur!
36)Çok özür dilemek, hataları hatırlatır!
37)Topluluk içerisinde bir insanı ikaz edip nasihat etmek onu rüsvay
etmektir!
38)İnsanlara karşı kibirlenen zelil olur!
39)İnsan da akıl tamam olunca az konuşur!
40)Bir şeye muhtaç olan kimseye yardım etmek, kol kanat olup onu
uçurmaktır!
41)Bir kişinin münafık olması zillettir!

79
41)Cahilin nimeti mezbele üzerinde bahçe gibidir!
42)Bir musibet anında feryad etmek, sabr etmekten daha ağırdır!
43)Kendisinden bir şey istenen adam, söz vermedikçe hür ve serbesttir.
Lakin söz verirse verdiği sözü yerine getirinceye kadar sözünün esiridir!
44)En tehlikeli düşman, hilesini ziyade gizleyen düşmandır!
45)Bir şeyin peşinde hırslı olan, başka bir şeyi kaçırır!
46)Yapılan dedikoduyu dinleyen de dedikoducudur!
47)Tamahkârlık zillettir!
48)Tok gözlü olan insan huzurludur!
49)Aşırı hırs insanı mahrum eder!
50)Çok mizah yapan, sevimsiz ve itibarsız olur!
51)Şehvetin esiri olma.
52)Kıskanç kimse suçsuz insanlara kin ve buğz besler!
53)Bir insanın hatasını af etmen ona karşı zafer olarak sana yeter!
54)Birçok insan, farkında olmadan kendisine zararlı olacak şeylerin peşinde
koşar!
55)Nefsin isteklerine dayanıp güvenme. Zira bu ahmakların işidir!
56)Tokgözlü olmak hürriyettir, açgözlü olmak ise esarettir!
57)Akıllı ve zeki insanın tahmini bir nevi kehanettir!
58)Akıllı insan her gördüğü şeyden kendisine ders çıkarır!
59)Düşmanlık faidesi olmayan bir iştir!

80

60)Kalp takat getirmeyeceği şekilde zorlanırsa a’ma olur basireti kapanır!
61)Hırslı insanın hayâ ve edebi olmaz!
62)Etraf ve çevresine, hizmetçi ve yardımcılarına iyi davranmayan, etrafını
kayb eder, yalnız kalıp düşmanlarına mağlup olur!
63) Lutî (eşcinsel, homoseksüel) olanların hayâ ve edebi olmaz, lisanları
çok çirkin olur!
64)Edep aklın resmi ve suretidir!
65)Başkasının halinden ibret alıp nefsine vaaz eden mutlu olur!
66)Hikmet mü’minin kayıp malıdır nerede bulursa almalıdır!
67)Bütün çirkinlikler günahtır!
68)Doğru yanlış her şeye muvafakat nifak, her şeye muhalefet ise
düşmanlıktır!
69)Nice tulu-emel sahibi olan insan vardır ki ihtiyaçtan kurtulamaz!
70)Nice ümitler vardır ki mahrumiyete sebep olur!
71)Kâr görünen birçok şey, insanın hüsran ve perişanlığına, zarar ve
ziyanına sebep olabilir!
72)Nice arzular var ki hepsi yalan çıkar!
73)Zulmün sonu helak ve hüsrandır!
74)Dünyada rahat yoktur. Zira her yudum suda ve lokma yemekte bile gam
ve gussa ve sıkıntı vardır!
75)Sonunu düşünen kahraman olamaz!
76)Takdir-i İlahi karşısında tedbirler boşa çıkar!
77)Ecel gelirse ölümden kurtulmak mümkün olmaz!

81

78)İnsanlara iyilik yapmak, onların senin hakkında kötü konuşmalarını
keser!
79)Şeref ve izzet ilim ve edeb iledir, mal ve neseb ile değildir!
80)En güzel edeb, İslami ahlaktır!
81)En büyük fakirlik, ahmaklıktır!
82)En güzel asalet güzel edeptir!
83)Kendisini beğenen insan yalnız kalmaya mahkûmdur!
84)Tamahkâr insan daime zillet altındadır!
85)Tamahkârlık insanın aklını giderir!
86)Sahip olduğunuz nimetlerin kıymetini bilin. Elinizden çıkmasından
sakının. Zira giden bir daha geri gelmez!
87)En büyük zenginlik akıldır!
88)Yüzünü hakka dönen dinine, nefsine namusuna sahip olup muradına
nail olur. Yüzünü haktan dönen helak olur!
89)Fakir düşerseniz sadaka vererek Allah Teâlâ ile ticaret ediniz. Zira
verdiğiniz sadakalar mukabilinde Allah Teâlâ size çok büyük nimetler ihsan
eder!
90)Her kim zayıf ve güçsüz olursa, kötü niyetli etraf ve çevresine mağlup
olup zarar ve fesada uğrar!
91)Ahmak insanın kalbi ağzındadır!
92)Akıllı insanın dili kalbindedir!
93)Nefsinin arzuları peşinde koşan, maksadına ermeden bir gün ecel onu
yakalayı verir!
94)Bir nimete kavuşan şükür etsin onu elinden kaçırmasın!

82

95)Düşmanına galip geldiğinde onu af ederek şükrünü yerine getir!
96)Bir şey gizleyen, er geç onu dillendirir!
97)Cimri insan dünyada fakir gibi yaşayıp ahirette zenginler gibi hesap
verir!
98)Akıllı insanın dili kalbinin arkasındadır düşünmeden konuşmaz!
99)Ahmak insanın kalbi dilinin arkasındadır düşünmeden sözünün nereye
varacağını hesap etmeden konuşur!
100)Allahım gözümüz ile işlediğimiz günahlarımızı, dilimizden sadır olan
hatalı sözlerimizi, kalplerimizdeki hevai heves günahlarını setr eyleyip af
eyle!
*HAZRETİ ALİ RADIYALLAHU ANHIN BİR HUTBESİ
Allah-u Teâlâ’ya hamdü-sena ve resulüne Salatü selamdan sonra: ey
insanlar iyi bilin ki cihad yani ilai kelimetullah, Cennetin kapılarından bir
kapıdır. Her kim ilai kelimetillahta vaz geçerse, Allah Teâlâ ona zillet
elbisesini giydirir. Ona bela ve musibet yağdırır. Onu hor ve kir kılar!
Rahmeti ilahiden mahrum kalır!
*Bir başka hutbesinde de: Ey Allah’ın kulları size takva üzere yaşamanızı
tavsiye ederim!
Zira takva insanı her türlü tehlikelerden ve her türlü sapıklıktan korur.
Kurtulanlar takva sayesinde kurtulacaklar.
Zafere erenler takva sayesinde zafer kazanacaklar.
Cenneti isteyenler takva sayesinde istediklerine kavuşacaklar!
Cehennemden sakınanlar takva sayesinde Cehennemden kurtulacaklar!
Takvayı terk edenler ise perişan olacaklar dedikten sonra “Şüphesiz ki
Allah-u Teâlâ takva sahipleri ve iyilik edenler ile beraberdir ”ayetini
okumuştur. (Nahl suresinin 128.a-m)

83

*Bir hutbesinde de: Vallahi kim beni Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’den üstün
tutarsa onu cezalandırırım demiştir.
*Bir hutbesinde de: Vallahi kim beni Hz. Ebubekir ve haz. Ömerden üstün
tutarsa onu cezalandırırım demiştir.
*Bir gün bir adam ya Ali! Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem, Hz. Ebubekir
ve Hz. Ömer r.a.zamanlardında insanlar arasında kavga ve niza yoktu sizin
zamanınızda ise çok demişti. Hz. Ali r.a. “Evet onların zamanında onların
etrafında bizim gibi insanlar vardı. Şimdi ise bizim etrafımızda sizin gibi
insanlar var.” buyurmuştur.
*Hz. Ali RADIYALLAHU ANH’IN TEVAZUU!
Hz. Ali radıyallahu anhın oğlu Muhammed r.a. anlatıyor!
Babam Ali’ye r.a. Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemden sonra insanların
en hayırlısı kimdir diye sormuş idim. Babam; Hz.Ebubekir’dir dedi.
Ebubekir r.a.dan sonra kimdir? dedim.
Hz. Ömerdir dedi. Sonra kimdir dedim?
Hz. Osmandır dedi.Babacığım ondan sonra da sensin dedim.Babam Hz. Ali;
“Yavrucuğum baban ancak Müslümanlardan bir adamdır.” buyurmuştur.
*Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellemin damadı, yeğeni Hz. Ali ve kızı
Fatıma radıyallahu anhümaya tavsiyesi!Hep cihad ve ilai kelimetillah
hizmetleriyle meşgul olduğu için ağır ev işlerinde Fatıma validemize
yardımcı olamayan Hz. Ali radıyallahu anh: El değirmeni ve ev işlerinin
Fatıma radıyallahu anha validemizin nazik ellerini kabartmış su toplamış
olduğunu görüp üzülmüş; gidip baban Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellemden esirlerden birisini sana yardımcı vermesini istesen demişti.
Bunun üzerine Fatıma validemiz gidip durumu arz etmek istemiş,
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimizi hanei saadetinde
bulamayınca Aişe validemize anlatıp evine dönmüştü. Peygamberimiz
sallallahü aleyhi vesellem hanei saadetine geldiğinde Aişe validemiz
durumu anlatınca, Nebi aleyhisselam akşam damadı Ali ve kızı Fatımanın

84

evlerine gitmiş ikisinin arasına oturduktan sonra, size sizin için hizmetçiden
çok daha hayırlı bir şey söyleyeyim mi buyurmuş, evet demeleri üzerine,
akşam yatmak için yatağınıza oturduğunuz zaman;
-Otuz üç kere subhanallah
-Otuz üç kere elhamdülillah
-Otuz dört kere de Allahüekber deyiniz.
Böyle yapmanız sizin için bir hizmetçiye sahip olmanızdan çok daha
hayırlıdır buyurmuştur. (Buhari ve Müslim)
* AİLE YUVASININ DEVAMI İÇİN ÖNEMLİ BİR MİSAL!
Bir gün peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem damadı ve kızı Fatıma
radıyallahu anhumanın evlerine gitmişti, Hz. Ali evde yoktu. Fatıma
validemizin Hz. Ali ile aralarında bir sebepten kırgınlık olup evden kızgınlık
ile çıktığını söylemesi üzerine, Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem
derhal Hz. Ali’yi aramaya çıkmış, mescid-i nebevide bulmuştu. Hz. Ali r.a.
kaftanını yastık yapmış vücuduna toz toprak bulaşmış vaziyette uyuyordu.
Bu vaziyetini gören Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem: Kalk ya
ebatturab(kalk ey toprak babası) diye seslenmişti. Bundan sonra bu lakap,
Hz. Ali efendimizin en sevdiği bir lakabı olmuştur.
Bil’ahere Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem: Hz. Aliyi eve götürüp
kızı ile damadını barıştırmıştır. (Buhari ve Müslim)
*HZ.ALİ RADIYALLAHU ANHIN KAHRAMANLIĞI!
Ahzab günüydü yani Hendek muharebesi günü, müşrikler Medinei
münevvereyi muhasara etmişlerdi, Müslümanlar müdafaa halinde idi!
Hendeği geçip aşamayan müşrikler ancak ok atıyorlar bir neticeye
varamıyorlardı. Bir gurup süvari hendeğin dar bir yerinden sızmayı
başarmıştı.İçlerinde herkesin çok kahraman, güçlü, kuvvetli tanıdığı, namlı
pehlivan Amr bin abdi Vüd de vardı.

85

Müslümanlardan karşısına çıkıp çarpışacak birisini istemiş Meydan
okumuştu. Müslümanlarda büyük bir sessizlik hâkimdi, Peygamber
sallallahü aleyhi vesellemden gelecek emri bekliyorlardı.
Duruma tahammül edemeyen Hz. Ali radıyallahu anh izin isteyip ben
çıkayım ya Resulallah demişti. Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem ya
Ali o, Amr bin abdi Vüd demişti. Hz. Ali r.a. Amr olsa da ben çıkayım ya
Resulallah demiş Resulüllah sallallahü aleyhi ve sellemin izni ve duasıyla,
herkesin yenilmez bildiği meşhur pehlivan Amr bin abdi Vüddün karşısına
çıkmıştı.
Hem Müslümanlar Hem de müşrikler heyecanla neticeyi gözlüyorlardı.
Mağrur Amr, Hz. Aliyi küçümseyerek ben senin kanını dökmek istemem,
amcalarından senden yaşlı olanlar var onlar beninim karşıma çıksın diyor
Hz. Ali’yi kendisine emsal görmüyordu.
Hz Ali’nin r.a. sen benim kanımı dökmek istemesen de ben senin kanını
dökmek istiyorum demesi üzerine Amr bu sözlere sinirlenerek derhal
kılıcını sıyırmış Hz. Alinin üzerine saldırmıştı.
Kılıçlar çekilmiş ortalığı toz duman kaplamıştı. Peygamber aleyhisselam ve
bütün Ashab-ı kiram dua ediyorlardı. Bir ara toz bulutları dağıldı birde
baktılar ki Hz. Ali radıyallahu anh: o, mağrur amrın göğsüne oturmuş onun
kellesin kesivermişti. Peygamber sallallahü aleyhi vesellem ve bütün
Ashab-ı kiram tekbir getirmişlerdi. Onunla beraber hendeği aşan müşrikler
ise hezimete uğrayıp dağılıp gitmişlerdi! (İbni İshak Meğâzî)
*HAZRETİ ALİ RADIYALLAHU ANHIN PEYGAMBERİMİZ
SALLALLAHU ALEYHİ VESELLEM’DEN RİVAYET ETMİŞ
OLDUĞU BİR KAÇ HADİS-İ ŞERİF
*Hz. Ali (r.a) anlatıyor:
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz bir gün:
“Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca onlara büyük belânın
gelmesi vacip olur!” buyurmuşlardı. Ashab-ı kiram hazretleri:

86
Ya Resulallah! Bunlar nelerdir?” diye sordular.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz şöyle sıraladı:
1. Ganimet (yani milli servet, hazine, beytül-mal sadece zengin ve mevki
sahibi kimseler arasında) tedavül edip dolaşan bir metâ haline geldiği
zaman,
2.Emanetler ki(devlet,dernek,vakıf malları ve memuriyetler vs.)adeta
ganimet gibi(düşmanlardan alınmış bir mal gibi) görülüp hıyanet
edilmeğe, (kapanın elinde kalmaya) başladığında,
3. Zekât, ibadet olarak görülmeyip büyük bir yük ve angarya olarak
görülmeye başlandığında,
4. Kişi,(insanlar gayr-i meşru işlerde dahi) kadınına itaat etmeye
başladığında,
5. Kişi,(insanlar) annesine karşı eziyet ve itaatsizlikte bulunmaya
başladığında,
6-7. Kişi, arkadaşına iyilikte bulunduğu hâlde babasına kaba
davranmaya başladığında,
8. Mescidlerde sesler (tlf vs.)yükseldiği zaman,
9. Bir toplumun idarecileri en alçakları, en kötüleri olduğu zaman,
10. Bir kişiye(layık olduğu için değil de) şerrinden, ondan gelecek
zarardan korkularak hürmet edilmeğe başlandığı zaman,
11. Çeşitli isimlerle imal edilen içkiler, serbestçe içilmeye başlandığı
zaman,
12. İpek elbiseler,(haram olmasına bakılmaksızın) erkekler tarafından da
giyilmeye başlandığı zaman,

87

13-14. (San’at, bale, konser gibi çeşitli adlar altında; bar, gazino ve
benzeri salonlarda ve hatta televizyon ve filim gibi çeşitli vasıtalarla
yaygın şekilde) şarkıcı kadınlar ve çalgı aletlerine alâka arttığı zaman,
15. Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere lânet
etmeye başladığı zaman,
İşte o zaman artık kızıl rüzgârı, yere batışı veya domuz ve maymunlara
çevrilmeyi, zelzeleyi ve gökten taş yağmasını bekleyin.
Ondan sonra birbiri ardınca pek çok alâmetler zuhur eder ve bunlar, ipi
kopan eski bir gerdanlığın ard arda düşen taneleri gibi birbirini takip
ederler. Tirmizi, Fiten 38/2211.
*Tirmizinin Hz.Ali radıyallahu anhtan rivayet etmiş olduğu diğer bir hadis-i
şerifte peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem: İyi bilin ki zifiri karanlık
gece kıt’aları gibi birçok fitneler zuhur edecektir Buyurdu.
Ashab-ı kiram rıdvanullahi Teâlâ aleyhim ecmain hazretleri o fitnelerden
kurtuluş nasıl olacak ya Resulallah dediler.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem efendimiz mealen: Allah’ın
kitabına sımsıkı yapışınız, zira Onda,
-Sizden önceki ümmetlerin helak oluş ve kurtuluş sebepleri,
-Sizden sonra olacak haberler,
-İçinde bulunduğunuz zamanda muhtaç olacağınız hükümler vardır.
-O, rast gele söylenmiş ciddiyetsiz, zayıf sözler değildir. Hak ile batılı, doğru
ile yanlışı, nur ile zulmeti ayıran bir kitaptır.
-Her kim ki onu beğenmeden terk ederse Allah-u Teâlâ onun belini kırar!
-Her kim ki hidayeti ve doğruyu onun haricinde ararsa Allah Teâlâ onu
sapıtır!
- O, Allah Teâlâ’nın sağlam ve kopmaz, kuvvetli bir ipidir!

88
-O, Allah Teâlâ’nın aşikâr bir nurudur!
-O, Allah Teâlâ’nın hikmetli zikridir!
-O, Allah Teâlâ’nın dosdoğru yoludur!
-O, öyle bir kitaptır ki ona riayet eden akıllar şaşmaz ve sapıtmaz!
-O, öyle bir kitaptır ki ona tabi olanların görüşleri ayrı olmaz!
-O, öyle bir kitaptır ki âlimler onun ilmine doymaz!
-O, öyle bir kitaptır ki takva sahipleri onu okumaktan usanmaz!
-Her kim ki onun ilmini bilirse herkesi geçer!
-Her kim ki onunla amel ederse ecir ve mükâfat alır!
-Her kim ki onunla hükm ederse adaletli olur!
-Her kim ki ona sımsıkı yapışırsa kesinlikle dosdoğru yolu bulmuş olur!
(Tirmizi-Darimi)
*HAZRETİ ALİ RADIYALLAHU ANHIN OĞLU HASAN
RADIYALLAHU ANHUYE VASİYYETİ!
İbni Mülcem tarafından şiddetli şekilde yaralanmış halde ölüm döşeğinde
iken Hz. Hasan r.a. çok üzgün ve ağlar halde yanına varınca Hz.Ali
yavrucuğum niçin ağlarsın demiş Hz. Hasanın r.a. nasıl ağlamayayım ki sen
dünyanın son gününde ahiretin ilk günündesin demesi üzerine Hz.Ali
radıyallahu anh:
Ya Hasan! Sana üç haslet üzere olmanı ve üç şeyden sakınmanı tavsiye
ederim.
Riayet etmen gereken şu üç şeyi unutma ki:
1.En büyük zenginlik akıldır.

89
2.En büyük fakirlik ahmaklıktır.
3.En büyük yalnızlık kendini beğenmektir.
Sakınman gereken üç şey:
1.Sakın ahmak insanla dost olma. Zira o faydalı olmak için çalışırken sana
zarar verir!
2.Sakın cimri insan ile de dost olma. Zira en fazla muhtaç olduğun anda
senden uzaklaşır!
3.Sakın facir kimse ile de dost olma. Zira en küçük bir menfaat karşılığında
seni satar!
Bil ahere Hz. Hasana r.a. kefenim pahalı olmasın zira Nebi aleyhisselamdan
işittim ki kefen süratli şekilde insanı terk eder.
Beni çok yavaş ve çok hızlı götürmeyin zira hayırlı yere gideceksem
geciktirmiş kötü yere gideceksem bir an evvel omuzlarınızdan indirmiş
olursunuz. Deyip kelimei şahadet getirerek ruhunu teslim etmiştir.
Radıyallahu anh ve rahmetullahi aleyhi rahmeten vasia!
*Bir başka rivayette Aliyyül Mürteza radıyallahü anhın oğlu Hüseyin
radıyallahü anhüye yaptığı vasiyette:
Yavrucuğum: gizlide ve aşikârda, her zaman ve her yerde Allah-u Teâlâ’ya
karşı takva olmanı,
Fakirlikte de ve zenginlikte de iktisatlı olmanı,
Öfkeli ve neşeli halinde de hakkı söylemeni,
Düşmana ve dosta karşı adaletli olmanı,
Sıkıntılı ve neşeli halinde de  amel etmeni,
Bolluk ve darlık zamanında Allah Teâlâ’dan razı olmanı sana tavsiye
ediyorum.

90

Yavrucuğum: sonu cennet olan hiçbir şey şer ve kötü değildir.
Sonu cehennem olan hiçbir şeyde iyi ve hayır değildir.
Cennetten başka her nimet küçüktür.
Cehennemden başka her bela afiyettir.
Yavrucuğum: sen bil ki kim kendi ayıplarıyla meşgul olursa başkasının
ayıplarıyla uğraşamaz.
Kim Allah Teâlâ’nın taksimatına razı olursa kaçırdığı şeylere üzülmez.
Kim kardeşi için kuyu kazarsa kazdığı kuyuya kendisi düşer.
Kim kardeşinin iffet perdesini yırtarsa Allah Teâlâ onun evinin ayıplarını
ortaya çıkarır.
Kim kendi hatasını unutursa, başkasının hatasını gözünde büyütür.
Kim başkasını azarlarsa kendisi de azarlanır.
Kim kendi görüşünü beğenirse yanılır ve sapıtır.
Kim insanlara karşı kibirlenirse zelil olur.
Kim kötü ve çirkin yerlere girerse töhmet altında kalır.
Kim rezil insanlarla oturup kalkarsa hakir olur.
Kim âlimlerle oturursa vakarlı olur.
Kim çok mizah yaparsa hafife alınır.
Kim bir işi çok yaparsa onunla tanınır.
Kim çok konuşursa çok hata eder.
Kim çok hata ederse hayâ ve utanması az olur.

91

Kimin hayâ ve utanması az olursa günahlardan sakınması az olur.
Kim günahlardan az sakınırsa kalbi ölür.
Kimin kalbi ölürse Cehenneme girer. Buyurmuştur.
Allah Teâlâ her ikisinin ilmiyle bizleri faidelendirsin. Âmin (Yenabiul
meveddet)

*HAZRETİ ALİ RADIYALLU ANHIN HAKKANİYET VE
HASSASİYETİ
“Ben Resulüllah lafzını bozamam”
Hudeybiye müsalahası yazılırken kâtiplik vazifesini yapan Hz.Ali r.a.
Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin emri üzerine: iş bu anlaşma
Muhammed Resulüllah ile Mekkeliler arasında bir anlaşma metnidir.
Yazmıştı.
Müşrikler ise biz senin Resulüllah olduğuna inansa idik senin ile harp
etmezdik onu sil Abdullah’ın oğlu Muhammed yaz dediler, Hz. Ali
radıyallahu anh ’ın Ben “Resulüllah” lafzını silemem demiş, Resulüllah
sallallahü aleyhi vesellemin Risalet sıfatına tazimen kâğıt üzerinden bile
silinmesine razı olmamıştır. Bunun üzerine Peygamber sallallahü aleyhi
vesellem; kendisi silmiştir.
*Hz.Ebubekrin halife seçilmesi üzerine ona biat etmiş, İslamın ve
Müslümanların faidesine olan bütün işlerde çok samimi davranmıştır. Hz.
Ebubekir r.a. dinden irtidat edenlere karşı muharebe etmek için bizzat
ordunun başında gitmek için hazırlandığında, hilafeti ve halifeyi korumak
ve Müslümanların dağılmasını önlemek için itiraz edip karşı çıkmış,
Ey mü’minlerin halifesi geri dön sana da bir şey olursa vallahi bir daha
ebediyyen İslam nizam bulmaz. Deyip halifei Müslim’in Ebubekir

92

radıyallahu anhın Medine’de Müslümanların başında kalmasını
sağlamıştır. Hz. Ebubekir r.a. Hilafeti müddetince onun kâtipliğini ve
müsteşarlığını yapmıştır.

*EBUZERRILGIFARİ R.A.BAZI SÖZLERİ
*Takva ve tövbekâr olanlar hariç insanlarda hayır yoktur!
*İhlas ile yapılırsa yemekteki tuz kadar dua kâfidir!
*En fakir olduğum gün kabre konulduğum gündür!
*İnsanlar dikensiz gül olarak dünyaya gelip dikenli ağaç olarak giderler!
*Bir beldeye fakirlik isabet ederse “küfür” beni de al peşinden götür der!
*Ziyaretine gelen evde bir eşya göremeyince eşyalarına ne oldu niye
sorar?
EBU Zer r.a. Ev sahibi evde eşya bırakmıyor der!
*Kıyamet günü iki dirhem sahibinin hesabı bir dirhem sahibinden daha
şiddetli olacak!
*Hz. Osman bir kölesiyle Hz.Ebuzerre bir miktar para gönderip parayı
götüren kölesine de bu parayı alırsa sen hürsün demişti. hz.Ebuzerre
parayı almadı. Köle siz bu parayı alırsanız ben hürriyetime kavuşacağım
dediğinde Hz. Ebu Zer; evet sen hür olursun lakin bu durumda ben köle
olurum demiş parayı almamıştır!

93

*Hz.Ebuzerre r.a. peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellemden yaptığı bir
rivayetinde, Hadi-i kudside Allah-u Teâlâ Şöyle buyuruyor:
-Kim bir hasene-iyilik yaparsa Allah Teâlâ ona on misli ve daha çok sevap
verir. -Kim bir kötülük-günah işlerse onun cezası onun misli kadardır yâ da
af edilir.
-Kim bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira’ yaklaşırım.
-Kim bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım.
-Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.
-Kim bana şirk koşmadan gelirse yer dolusu günahla dahi gelse ben de onu
yer dolusu af ve mağfiret ile karşılarım.
*Bir başka hadis-i kudside de Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor!
Ey kullarım: Ben zulmü kendime haram kıldım. Aranızda da haram kıldım.
Sakın birbirinize zulüm yapmayınız!
Ey kullarım! Benim hidayete erdirdiklerim hariç hepiniz dalalettesiniz.
Benden hidayet isteyin ki ben de size hidayet vereyim!
*Evinde yiyeceği olmayan birisinin kılıcını sıyırıp insanlara hücum
etmediğine şaşıyorum!

*Hz.Ebuzerrin (r.a.)Rebeze denilen sahrada hanımı ile beraber tek başına
ikamet ediyordu. Vefatı esnasında hanımı ağlamaya başlayınca Hz. Ebüzer
niçin ağlıyorsun? dedi. Hanımı; nasıl ağlamayayım ki sen ölüm
döşeğindesin yanımızda seni teçhiz-tekfin edecek kimse yok, sana kefen
olacak bir elbisemiz de yok dedi.
Hz.Ebuzer ağlamana gerek yok seni müjdeliyorum ki bir gurup sahabi ile
beraber idik, Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem: içinizden birisi bir
sahrada-çölde vefat edecek, Mü’minlerden bir kafile ona şahid olacak
buyurdu. sahabîlerden benden başka kimse kalmadı hepsi bir köyde veya

94

bir cemaat içerisinde vefat ettiler onlardan sahrada vefat eden olmadı.
Ancak ben bu boş yerde, sahrada vefat edeceğim. Vallahi ben yalan
söylemedim ve yalan söylemiyorum yolu gözetle bir gurup Mü’min gelecek
dedi.
Hanımı; nerde hacılar geldi geçti yolcu kalmadı dedi.
Hz.Ebuzer; sen yolu gözetlemeye devam et dedi.
Hanımı; yolu gözetlemeye başladım bir de baktım ki bir gurup insan
geçiyordu. Hemen elbisemi sallamaya başladım koşup geldiler.
Bana derdin nedir? Diye sordular. Ben bir müslüman vefat etmek üzere
onu kefenleyip cenazesini kıldırın dedim.
Kimdir? Dediler Ebu Zer dedi. Resulüllah sallallahü aleyhi vesellemin
arkadaşı Ebu Zer deyip kafiledeki diğer insanları bırakıp hemen yanına
girdiler.
Hz. Ebu Zer; peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem efendimizin bu
hadis-i şerifini onlara anlattı ve içinizde devlet görevlisi olmayan birisi beni
kefenlesin dedi.
Ensar’dan bir adam hariç hepsi devlet görevlisi idi. Ensar’dan olan adam
kendisine ait olan iki elbise ile kefenledi, kafilenin içerisinde bulunan
Abdullah bin Mes’ud r.a.da cenaze namazını kıldırdı. Ya Ebazer!
Resulüllah sallallahü aleyi vesellem senin hakkında doğru söyledi evet sen;
tek başına yürüyecek, tek başına ölecek ve tek başına diriltileceksin! Dedi.
Radıyallahu anhum ecmain.
*TABİİNDEN HASAN-I BASRİ HAZRETLERİNİN BAZI
TAVSİYELERİ
Şu üç şeyde kalbinizi kontrol ediniz!
-Namaz
-Kur’an-ı kerim tilaveti

95

-Zikir
Şayet bunları yaparken manevi bir tat, zevk, haz alıyorsanız durumunuzu
muhafaza ederek devam ediniz!
Şayet ki manevi bir tat alamıyorsanız manen tedavi olunuz!
*Şüphesiz ki din kuvvetlidir, hak ağırdır, insan ise zayıftır!
Farzların haricinde gücünüzün yettiği nafile ibadetleri yapınız. Zira insan
zayıf olması hasebiyle güç yetiremeyeceği nafile ibadetleri yapmaya
kalkarsa üşenir, usanır ve terk eder!
*Sadaka malın zekâtı olup malı temizlediği gibi, hastalıklarda vücudun
zekâtıdır. İnsanı günahlardan temizler.
Hiçbir hastalığı olmayan insan, zekâtı verilmeyen mal gibidir!
*En fazileti nafile ibadet, haramlardan sakınmak ve tefekkür üzere
olmaktır! Kim bu halde yaşarsa kurtulur. Kim böyle değilse kendisini
sorgulasın!
*Tefekkür ve murakabe insana iyiliklerini ve kötülüklerini, ayıp ve
kusurlarını gösteren bir aynadır. Kim buna riayet ederse kurtuluşa erer!
Kim tefekkür ve murakabe aynasına bakmazsa ayıp ve kusurları ortaya
çıkar rezil ve rüsvay olur!
*Şu üç şeyden sakın. Şeytana fırsat verme sakın!
-Kur’an-ilim- öğretmek için olsa dahi sakın yabancı bir kadınla baş başa
kalma!
-Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker için olsa dahi sultanların yanında
olma!
-Sakın bid’at ehli kimseler ile oturma! Zira kalbini hasta, dinîni de ifsad
eder!
*İMAM-I AZAM EBU HANİFENİN BAZI TAVSİYELERİ!

96

*Oğlu Hammadı ilm-i kelam ve akaid ile alakalı hususlarda tartıştığını
gördüğünde onu akaid ve kelam hususunda tartışma yapmaktan nehy
etmişti.
Oğlu Hammad; siz de tartışıyordunuz dediğinde İmam-ı Azam r.a. Evet:
bizde tartışırdık lakin tartışırken sanki başımızda bir kuş varmış gibi
muhatabımızın ayağının kaymaması, hataya düşmemesi, küfre sapmaması
için pür dikkat konuşuyor idik.
Siz ise muhatabınızı hataya düşürmek, ayağını kaydırmak için
uğraşıyorsunuz! Her kim muhatabının ayağının kaymasını, hataya
düşmesini murad ederse, düşünürse onun kâfir olmasını istemiş olur ki, o
kâfir olmadan önce onun kâfir olmasını isteyen kâfir olur! Buyurmuştur.
*Hadisleri bilip fıkhına vakıf olmayan kimse doktor olmadan ilaçların neye
faideli olduğunu bilmeyen eczacı gibidir. Fakih olmadan hadislerin neye
işaret ettiğini, neye delalet ettiğini anlamaz!
*Bizim içtihatlarımız bir görüştür. Daha hayırlısını ve doğrusunu getiren
olursa kendi görüşümüzü terk eder onu alırız!
Usul: İmam-ı Azam r.a. Hocası imam-ı Hammaddan r.a. günde üç mesele
öğrenerek tüm zamanların imam-ı Azamı olmuştur!
*İMAM-I AZAM’IN, TALEBESİ İMAM-I YUSUF’A VASİYET
VE TAVSİYESİ
İmam-ı Azam Ebû Hanife’nin yanında ilim tahsilini tamamlayan İmam-ı
Yusuf’a memleketi Basra’ya dönmek için hocasından izin ister. İmam Ebu
Hanife, insanî ilişkiler, ilim erbabının mertebeleri, nefis terbiyesi, avam-
havas her çeşit insanın eğitimi ve onların durumundan haberdar olmak gibi
konularda gerekli nasihatlerde bulunmak üzere kendisine biraz
beklemesini; bu vesileyle memleketine döndüğünde ilmine tesir
kazandıracak bir araç edinebileceğini söyler ve şu sözleriyle kendisine
nasihat etmeye başlar:
“Evladım! Bilesin ki, insanlarla iyi geçinemediğin takdirde, anan-baban dahi
olsalar, onları kendine düşman etmiş olursun. Fakat insanlarla iyi

97

geçinebilirsen, yakının olmasalar bile onları kendine bir anne ve bir baba
gibi yakınlaştırabilirsin.”
İmam-ı Yusuf devamla o gün hocasının kendisine şunları söylediğini
nakleder:“Biraz bekle de zihnimi toparlayıp sana özel bir vakit ayırayım.
Sana takdir edeceğin bazı şeyler öğreteyim. Tevfik Allah’tandır.”
Daha sonra İmam Ebû Hanife uygun bulduğu bir vakitte talebesini
çağırarak ona şu nasihatlerde bulunur: “Farz edelim ki Basra’ya gittin ve
orada bizim muhaliflerimizin yanına uğradın. Kendini onlardan üstün
gördün ve huzurlarında ilminle boy göstermeye kalkıştın. Kendileriyle iç içe
yaşamak ve aralarına girmekten kaçındın. Sen onlara, onlar da sana itiraz
etti. Sen onları terk ettin, onlar da seni terk etti. Sen onlara sayıp sövdün,
onlar da sana sayıp sövdü. Sen onları sapkınlık ve bid’atçilikle, onlar da seni
aynı şeylerle suçladı. Senin ve bizim hakkımızda fena sözler söylendi ve
nihayet orayı terk edip ayrılmak zorunda kaldın. Bilesin ki bu akıllıca bir iş
değildir. Zira Allah bir kapı açıncaya kadar idare etmek zorunda olduğu
insanları idare etmeyen kimse akıllı sayılmaz.Basra’ya vardığın zaman
insanlar sana ilgi gösterecek ve seni ziyaret edeceklerdir. Seni takdir
edeceklerdir. Onları daima hak ettiği konumda tutmaya çalış. Onlar
arasından izzet ve ilim sahibi olanlara iyi davran, onlara değer ver.
Yaşlılara hürmet, gençlere şefkat göstermeyi ihmal etme. Halka
yakınlaşmaya çalış. Günahkâr kimseleri idare et; ama arkadaşlarını hayırlı
insanlardan seç. İdarecileri hakir görme. Kimseyi incitme. Onurunu koruma
hususunda gevşeklik gösterme. Sırrını kimseye açma. Kendisini sınayıncaya
kadar kimseye itimat etme. Bayağı insanlardan arkadaş edinme. Sana
yakıştırılamayacak şahıslarla ilişki kurma.
Sakın cahil kimselere kendini fazla açmayasın. İnsanlarla iyi geçinmeye,
karşılaştığın fenalıklara karşı sabır ve tahammül göstermeye, güzel ahlaklı
ve geniş kalpli olmaya çalış.
Sürekli aynı elbiseyi giyme. Kendine iyi bir binek seç. Bol bol güzel kokular
kullan. Kendine, özel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar zaman ayır. Ailenin
durumunu gözet. Onları eğitmek ve yetiştirmek için teşebbüse geç. Eğitim
konusunda yumuşak kalpli ol. İnsanları hatalarından dolayı uyarırken fazla
kınama. Zira bu durum onların pişmanlık duygularını yıpratıp hatalarından
dönme ihtimalini azaltır. İnsanları bizzat kendin terbiye etmeye kalkışma ki

98

onlar nezdindeki saygınlığına zarar gelmesin. Namazlarına özen göster.
Yiyeceğinden ikram et. Zira cimri bir kimse asla toplumun saygınlığını
kazanıp onlara önder olamaz. Seni halkın durumundan haberdar edecek
bir sırdaş edin ki, bir kötülük haberi aldığında onu düzeltme imkânı bulasın.
Bir iyilik haberi aldığında da halka olan ilgi ve yardımın artar. Seni ziyaret
edeni de etmeyeni de sen ziyaret et. Sana iyilik de yapsalar, kötülük de
yapsalar sen bütün insanlara iyi davran. Bağışlayıcı ol. İyiliği emret. Seni
ilgilendirmeyen şeylere karışma. Sana zararı dokunacak insanlardan uzak
dur. Herkesin hakkını gözet. Arkadaşlarından biri hastalandığında bizzat
onu ziyaret et ve adamların aracılığıyla kendisiyle alakadar ol. Aranızdan
uzaklaşan arkadaşlarınızı sorup soruşturun. Senin yanına gelmeyenlerin
sen bizzat yanlarına uğra; hal ve hatırlarını sor. Seninle ilişkiyi kesenlerle
sen ilişkiyi kesme. Yanına gelene ikramda bulun. Kendisinden kötülük
gördüğün kimseye sen iyilik yap. Senin hakkında kötü konuşan kimseyi sen
hayırla yâd et. Arkadaşlarınızdan birisi öldüğünde onun hakkını ödeyin ve
ona karşı vazifelerinizi yerine getirin. Kimin başına iyi bir şey gelirse onu
tebrik edin. Kimin de başına kötülük gelirse onu teselli edin, sıkıntısını
paylaşın.Senden işini görmeni isteyen kimsenin işini gör. Yardımına ihtiyacı
olan kimseden yardımını esirgeme. İnsanlara, kötü kimseler de olsalar
elinden geldiğince merhametle yaklaş.
Herhangi bir sebeple insanlarla aynı mecliste bulunmak veya aynı mescitte
bir araya gelmek durumunda kalır da kendi görüşlerine aykırı fikirlerle
karşılaşırsan onlarla tartışmayı sen başlatma. Fakat görüşlerini sorarlarsa
önce onların benimsediği görüşleri beyan eder; sonra da bu konuda başka
görüşler de vardır, diyerek bunları ispatlamaya çalışırsın. Eğer sana kulak
verirlerse senin kadrini bilirler. Seninle aynı görüşü paylaşmayan kimselere
böyle bir nebze bilgi ver ki, onun üzerinde düşünsünler. Onları daima açık
bilgilere dayanarak ikna etmeye çalış, sakın akıllarının ermeyeceği derin
bilgilerle onları ikna etmeye çalışma. İlim meclislerine gelenlerle hemhal ol.
Kendilerine yer yer latife yap ve hal hatırlarını sor. Zira böyle davranırsan
gerek sana karşı gerekse ilme karşı alakaları artmış olur. Zaman zaman
onlara ziyafet ver. Hatalarını görmezden gel. İhtiyaçlarını karşıla, onlara
yumuşak davran, müsamahakâr ol. Hiçbirine kendilerinden sıkıldığını belli
etme. Onlardan biri gibi davran. Sana nasıl davranılmasını istiyorsan sen de
insanlara öyle davran. Kendine layık gördüğün ilgi ve iltifattan onları
mahrum bırakma. Şahsına karşı sorumluluklarını unutma, özel durumlarını
gözet. İnsanları tahrik etme. Senden usanan kimselere karşı sen bıkkınlık

99

gösterme. Seni dinleyeni sen de dinle. İnsanların sana yüklemediği
sorumlulukları sen de insanlara yükleme. İnsanlar kendileri için neye razı
iseler, sen de onlar hakkında ona razı ol. Onlar hakkında daima iyi niyetli
ol. Dürüstlükten taviz verme. Büyüklük taslama. Sana ihanet etseler de sen
sakın insanlara ihanet etme. Emanetine ihanet edilmiş de olsan emaneti
sahibine teslim et. Vefayı elden bırakma. Takvaya sarıl. Diğer dinlere bağlı
olan insanlarla kendi teamüllerine göre ilişkini sürdür.Eğer bu nasihatlerimi
tutarsan selamet bulmanı umarım.”Sonra İmam-ı Azam Ebu Hanife şu
sözleriyle nasihatini bitirir:“Ayrılığın beni üzüyor. Neyse ki seninle tanışmış
olmam beni teselli edecektir.
Mektup yazarak bizimle ilişkini sürdür. Beni baban gibi görebilir, kendini
benim oğlum yerine koyabilirsin.
Hiç çekinme, bir ihtiyacın olursa mutlaka bana bildir.
Allah, ümmî Nebiye, onun âl ve ashabına rahmet etsin.”
İMAM-I ŞAFİİ R.A.BAZI SÖZLERİ
*İmam-ı Azam’ı r.a. öven birisine: İmamı onun güzel ahlakını anlat. Tekrar
tekrar anlat; zira onun güzel ahlakını anlattıkça etrafa mis kokusu saçılıyor!
*Bir işin doğru yanlış olduğu hususunda tereddüde düşersen
hevaihevesine muhalefet et!
*Sükût etmeyi ticaret ve kazanç bildim. Zira kazancım olmasa da zararım
olmaz!
*Ormanda aslanlar açlıktan ölürken, geyikleri köpekler yer! Köleler ipek
elbiseler giyerken, şanlı, şerefli insanlar toprakta yatarlar!
*İlim ikidir:Din ilmi,Dünya ilmi
Din ilmi fıkıhtır. Dünya ilmi ise tıbdır!
Helal ve haram ilminden sonra tıb ilminden daha güzel ve iyisini
görmedim. Lakin Hristiyanlar ve Yahudiler bu hususta bizi geçtiler!

100

*Rıza gözü ayıp ve kusurlara kör ve kapalıdır. Lakin öfke gözü bütün ayıp ve
kusurları ortaya çıkarır!
*İbadetlerine güvenip övünmeye başladığında, kimin rızasını istiyorsun,
neyi umuyor neden korkuyorsun onu düşün! Neticede senin ibadetinin
gözünde büyüttüğün kadar olmadığını görürsün!
*İnsanlar isteklerine kapılarını kapattıklarında, her istediğin zaman kapıları
açık tutan ve isteklerine cevap ve icabet eden Rabbini düşün! Asla üzülme!
*İlimsiz sofi, takasız fakih olma! Zira ilimsiz sofi cahil, tavasız fakih
duygusuz ve merhametsizdir!
*On senedir doyacak kadar yemedim. Zira çok yemek bedeni ağırlaştırır,
kalbi karartır, aklı ve zekâyı zayıflatır, uykuyu çoğaltır. Çok yemek insanı
ibadet etmekten alıkoyar!
*En kötü azık, Allah-u Teâlâ’nın huzuruna Allahın kullarına düşman olarak
varmaktır!
*Fakih ve âlim sözüyle değil, fiili ve ameliyle fakih ve âlimdir.
Reis, etraf ve çevresiyle değil, ahlakıyla örnek olandır.
Zengin, malıyla, mülküyle değil, hali ve cömertliğiyle zengin olandır!
*İslam ve afiyet elinde iken dünyalıklardan elinden gidene üzülme!
*Dostunun dostuna da sadakatin, samimi bir dost olduğunun alamet ve
işaretidir!
*Dostunun samimiyetine güvenip gereken saygıda kusur etme, onu üzecek
bir harekette bulunma sakın!
*İlim öğrenmeye bak. Zira insanlar doğuştan âlim değillerdir. Bir toplumun
ilmi olmayan reisi, âlimler meclisinde küçük kalır!
* Her kötü işi bırak. Zira takva sahibine bütün kötü işler haramdır!

101

*Kitap-Kur’an-ı kerim ve sünnet-i nebeviyyeyi bırakıp felsefe ve kelam ile
uğraşanlara benim hükmüm, sopalarla ve pabuçlarla dövülerek dolaştırılıp
işte bu kitap ve sünneti bırakıp felsefeyle uğraşanların cezası budur
denilmesidir.
*Yavaş davranmak, acele etmemek rızkı azaltmaz. Sıkıntıya, zahmete
girmek de rızkı çoğaltmaz!
*Bütün düşmanlıklar sona erebilir. Ancak kıskanç kimsenin düşmanlığı asla
bitmez!
*Siz iffetli olursanız hanımlarınız da iffetli olurlar! Müslümana yakışmayan
hallerden sakının! Zina ödünç alınmış bir borç gibidir sakın unutma!
AHMED BİN HAMBEL’in R.A.BAZI SÖZLERİ
*Kendisinden ilim ve hadis öğrenmek için gelip evinde müsafir ettiği bir
ilim talebesinin odasına su dolu ibrik koymuştu, sabahleyin suyun
eksilmediğini gören imam-ı Ahmed r.a. Subhanallah ilim öğrenmek isteyen
bir adamın gece virdi-ibadeti yoksa nasıl ilim öğrenir demiştir.
* Ölümü hatırladığımda dünyanın en zor işleri dahi bana kolay görünüyor.
Zira ölüm acısı ve ölüm elbisesi hiçbir şeye benzemez.
*Gençlik öyle bir şeydir ki cebimde idi düşürüverdim!
*Hayırlı işlere niyet et. Zira hayırlı işler yapmaya niyetli olmaya devam
ettiğin müddetçe hayır üzere olmaya devam edersin!
*Tevekkül: insanlardan ümidi kesip Allah-u Teâlâ’dan beklemektir!
*İhlaslı olunduğu takdirde hiçbir şey ilme denk olmaz!
*İnsanlar yeme ve içemeden çok ilme muhtaçtırlar. Zira yeme ve içmeye
günde bir veya iki kere muhtaç olurlar. Fakat ilme nefeslerinin adedince
muhtaç olurlar!
*Sende, bende susarsak, cahil olanlar doğruyu yanlıştan nasıl ayıracaklar?

102

*İnsanlar arasında çok konuşup da hata etmeyeni görmedim!
*Ahmed bin Hanbel r.a. hikmet ehli hatemül-Asam hazretlerine sordu.
İnsanlardan selamette olmak nasıl mümkün olur?
Hatemül-Asam r.a.
-Onlara vereceksin fakat onlardan bir şey almayacaksın!
-Onlar sana eziyet edecekler fakat sen onlara eza vermeyeceksin!
-Onların isteklerini yerine getireceksin fakat onlardan bir istekte
bulunmayacaksın! Dedi.
Ahmed bin Hanbel r.a. bu dediklerin çok zor dediğinde hatemül-Asam. r.a.
Keşke başka türlü onlardan selamet bulabilseydin. demiştir.
*Ahmed bin Hanbel’e (r.a.) sordular; Yalancıları nasıl tanıyalım? Yerine
getirmeyecekleri çok söz vermelerinden diye cevap verdi!
*Biz insanlar fakir ve miskiniz rızkımızı yer ecelimizi bekleriz!
*Zindanda olmaktan korkmam zira benim için ev ile zindan fark etmez!
Kılıç ile öldürülmekten de korkmam! Lakin sopa ve dayak fitnesinden
korkuyorum!
*Bir insan kendisini meth edip överse, zarafeti gider!
*Kendisine hayrı olmayanın insanlara hayrı olmaz!
*Batıl hakka galip geldiğinde yeryüzünde fesat zuhur eder! Batılın azı da
çoğu da helak edicidir!
*Hak üzere devam etmek kurtuluştur!
*Batıla yakın olmak helak eder. Batıl olan şeyleri konuşmak haktan-Allah
Teâlâ’dan uzaklaştırır!

103

*Bir İnsanın inancı ve mürüvveti bozuk olursa ise dünyalık birçok şeye
sahip olmasında hayır olmaz!
*Hikmet; Allah Teâlâ’nın işlerinde tefekkür etmek ve hakka tabi olmaktır!
*Her duyduğunu konuşan kimseden önder olmaz!
*Allah Teâlâ, verdiği nimetleri kulunun üzerinde görmeyi sever! Bilhassa
âlimlerin sahip oldukları ilme yakışır giyinmeleri, vakarlı ve mürüvvetli
olmaları lazımdır!
*Sözlerini de amel ve ibadet sayan kişinin sözleri azalır! Ancak lüzumlu
şeyleri konuşur!
*Âlimin kalkanı ben bilmiyorum demektir!
*Şu dört kişiden ilim öğrenilmez!
-İnsanların en doyurucu âlimi olsa dahi sefih, densiz ve hayâsızlığını
aleniyete döken kimseden,
-İnsanları kendi görüşlerine çağıran, bid’atçıdan,
-İnsanlara yalan konuşandan,
-Söyledikleriyle amel etmeyen kimseden!
*Bir adam hakka çağırıyor, fakat sövüp sayıyor ve öfkeleniyorsa onun
niyeti bozuktur! Zira hakka öyle davet edilmez!
İMAM-I MALİK R.A.BAZI SÖZ VE TAVSİYELER
*Sünnet Nuh aleyhisselamın gemisi gibidir. Binen kurtulur. Binmeyen
boğulup helak olur!
*Kişi malayani şeyleri terk edip mühim işlerle uğraşmazsa Salihlerden
olamaz!
*Hâkim ve kadıların âlimlerle beraber oturması, müşkil bir işle
karşılaştığında onlarla istişare etmesi lazımdır.

104
*İlim bir nurdur, ancak temiz kalplere yerleşir!
*Kendisini insanların layık görmediği yerde gören insanda hayır yoktur!
*İlimden önce ahlak öğreniniz!
*Tevazu giyimde değil, takvadadır!
*İlim erbabının vakarlı, sekinetli ve haşyetli olması lazımdır!
*Muhtaç olmadığı eşyayı alan, muhtaç olduğu eşyayı satar!
*İlim çok şey ezberleyip anlatmak değildir. Esas ilim, Allah Teâlâ’nın kalbe
koyduğu bir nurdur!
*Bir insan, diline sahip olmadıkça kâmil imana sahip olamaz!
*Çok konuşmak, ilmin değerini düşürür ilmi eksiltir!
*Çok konuşmak hariç, her şeyin fazlası zararsızdır!
*Çok konuşmak, konuşanın değerini düşürür!
*Hayırlı bir şeyi gizleyene Allah Teâlâ onun elbisesini giydirir! Kötü bir şey
gizleyene de onun elbisesini giydirir!
*Bu ilim dindir kimden öğrendiğinize dikkat ediniz!
*Dünyaya karşı Zühd içerisinde olan kimseyi Allah Teâlâ hikmetle
konuşturur!
*Bir meseleyle karşılaşan, kendisini Cehenneme arz etsin! Cehennemden
kurtuluşu nasıl olacak ona baksın!
*Münafıkın mescitteki hali kafesteki kuş gibidir. Kafesin kapısı açıldığında
kuş uçar gider!
*Bana ulaştığına göre Kıyamet günü Âlimler, Peygamberin mes’ul oldukları
şeylerden sual olunacaklar!

105

*İnsanlar için dost ve düşmanlar vardır ve öyle olmaya devam eder!
*Dünyada züht: temiz kazanç ve tok gözlü olmaktır!
MALİK BİN DİNAR (R.A.)BAZI SÖZ VE NASİHATLERİ
*Bir insana şer olarak, Salihler arasında bulunup Salihlerden olmaması
yeter!
*Düşmanlarınızla savaştığını gibi, hevaihevesinizle de savaşınız!
*Kurtla kuzu anlaşmadıkça Mü’min ile münafık anlaşamaz!
*Hainlerin güvenini kazanmak, kişiye hıyanet olarak yeter!
*Geçmiş hatalara ağlamak, rüzgârın kuru yaprakları düşürdüğü gibi
günahları temizler!
*Kalp kasavet ve katılığından daha kötü bir ceza yoktur!
*İnsanları tanıdığımdan beri övmelerine sevinmem, kötülemelerine de
üzülmem. Zira övmeleri de kötülemeleri de ifrat ve tefrittir ölçüleri yoktur!
*Ebrar-Allah Teâlâ’nın veli kulları- birbirlerine şu üç hususu tavsiye etmeye
devam ederler;
-Dilini tut, -İstiğfarı çok yap, -Uzlet!
*Hüznü olmayan kalp haraptır!
*Allah Teâlâ’yı zikir etmek gibi bir nimet yoktur!
*Çok yemek dünya sevgisinin alametidir!
*Dünya için üzüldüğün kadar ahiret düşüncesi, ahiret için üzüldüğün kadar
da dünya düşüncesi kalbinden çıkar!
*Sadece midesini ve nefsini düşünen insan ne kötü bir insandır!
*Hiçbir hayır görmediğin herkesten uzak dur ve sakın!

106
*İnsanın her işittiğini konuşması büyük fesattır!
*Şu dünyadan bana üş şey rahat ve huzur veriyor!
-İhvanımla buluşmak,-Kur’anla teheccüd,-Allah Teâlâ’yı zikir edebileceğim
boş bir oda!
*Şu dünya bir yılan gibidir. Dokunması yumuşak içi ise öldürücü zehirdir.
Aklı olanlar ondan sakınır. Aklı olmayan ona sarılır!
*Allah Teâlâ kalpleri ve bedenleri geçim darlığı, ibadetlerde gevşeklik ve
rızıkta sıkıntı ile imtihan edip cezalandırır.
*Dünya ehli dünyanın en tatlı ve lezzetli şeyini tatmadan gidiyorlar dedi.
-O nedir dediler? -O marifetullahdır, dedi!
*Şayet gücüm yetseydi Allahın azabı uykuda gelmesin diye hiç uyumazdım!
Ve şayet o kadar arkadaşım, etraf ve çevrem olsaydı dünyanın dört
tarafına ey insanlar Cehennemden sakının diye nida edecek insanlar
gönderirdim!
*Allah Teâlâ hiçbir insanı kalbinden hayâ ve utanmayı çıkaran kimse kadar
cezalandırmadı!
*Ölümün geleceğini, kabre konulacağını bilen bir insan nasıl rahat olur?
*Allah Teâlâ’nın emirlerini yerine getirmekte sabırlı olun. Zira az bir sabır
karşılığında çok büyük kazanç var!
*Kıyamet günü Allah Teâlâ’nın huzurunda secde ye kapanıp benden razı
olduğunu öğrendikten sonra, Rabbimin: ya Malik toprak ol demesini
isterim!
*Birisi diğerini çıkarıncaya kadar, yalan ile doğru kalpta savaşırlar!
*İyilerin kalplerinde iyi düşünceler, Facirlerin kalplerinde de kötü
düşünceler kaynayıp durur. Kalplerinizdeki düşüncelerinize bakın. Allah
Teâlâ size ona göre muamele eder!

107

*Allah-u Teâlâ dünyayı firar yeri, ahiret de karar yeri kıldı. Karargâhınız için
çalışın. Bedenleriniz dünyadan çıkmadan, dünyayı kalbinizden çıkarın.
Sırlarınızı bilen Allah Teâlâ yanında hayâ perdelerinizi yırtmayın. Siz
Dünyada yaratıldınız lakin şunu bilin ki dünya için yaratılmadınız!
*İlmiyle amil olmayan âlimin nasihat ve mev’zeleri, yağmurun mermerin
üzerinden akıp gittiği gibi akar gider tesir etmez!
*Evine hırsızlık yapmak için gelen birisi evden çalacak bir şey bulamadan
giderken, Malik bin Dinar r.a. seslendi dünyalık bir şey bulamadın gel
ahiretin için abdest alıp iki rekât namaz kıl dedi. Öyle yaptı. Tövbe edip
mescide müdavim oldu. Bu kim diyenlere çalmak için gelmişti, biz onun
kalbini çaldık dedi!
*Ya öğreten ol yâ da öğrenen. Sakın üçüncüden olma yoksa helak olursun!
*İlminle amel etmedikçe gerçek âlim, takva olmadıkça da gerçek Mü’min
olamazsın
*Kur’anı kerim okumak, toprağa düşen yağmur gibidir. Bahar yağmuru
toprağı yeşerttiği gibi, Kur’an-ı kerim okumakta mü’minin kalbini yeşertir!
İBRAHİM BİN EDHEM HAZRETLERİNİN BAZI SÖZLERİ
*Günah işlemeyi murad ettiğinde Allah-u Tealanın görmeyeceği bir yere
git!
*Allahım beni isyanın zilletinden ibadetin izzetine ulaştır!
*Allah c.c.den başkasına boyun büken ile bir köpeğin pek bir farkı yoktur!
*İki türlü üzüntü vardır. Ahiret için üzülmek kârdır. Dünya için üzülmek
zarardır!
*Zulümden sakınmadan tövbenin faidesi olmaz!
*Batıl ve boş şeylere çok bakmak, kalpten marifetullah sırrını yok eder!
*Zahit olmak, dünya sevgisini kalpten çıkarmaktır, elden değil!

108

*Malıyla cömertlik yapamayan tatlı dili ve güler yüzüyle yapsın!
*Üç arkadaşıyla yolculuk ederken kapısı olmayan bir yerde gecelemişlerdi,
İbrahim bin Edhem r.a. uyumayıp kapıda beklemişti. Arkadaşları sen niçin
uyumadın dediklerinde kapıdan giren soğuk tan üşümeyin diye kapı
vazifesi yaptım kapıda durdum demiştir!
*Kalbindeki düşünceleri Allah Teâlâ’nın bildiğini bilirsen kalpte hevai
düşünceler yok olur!
*Meşhur olmak isteyen sadık olamaz!
*Çoluk çocuklarının çok olduğundan şikâyet eden kimseye, rızkı Allah
Teâlâ’ya ait olmayanları bana havale et demiştir!
*En büyük cihad: Nefsle olan cihaddır. Nefsiyle cihad eden rahat eder!
*Mü’min takvasıyla öyle bir keramete erişir ki dağa hareket et dese dağ
hareket eder!
*Tövbe aynasına bakmaya devam ettikçe günahların çirkinliklerini
görmeye başlarsın!
*Hevai olmak kör olmakla birdir!
*Allah Teâlâ’ya yaklaş, insanlardan uzaklaş!
*Mü’min Oruç ve namaz ile değil, sadaket ve sahavet ile yükselir!
*Kur’an-ı kerimin esrarı ve acaibatı insanın uykusunu kaçırır!
*Çok hırslı ve tamahkâr olmak, üzüntü ve sızlanmaları çoğaltır!
*Fakirliğimizi bizim gibi fakirlere değil, biyedihil mülk olan Allah Teâlâ’ya
arz etmelidir!
*Haramlardan sakınmak farz, helallerde iktisat fazilet, şüpheli şeylerden
sakınmak selamettir!
*Niçin insanların arasına karışmıyorsun dediler?

109

Benden aşağıda olanla sohbet etsem cehaletiyle beni üzüyor, Benden
yüksek olanla sohbet edersem kibriyle beni üzüyor, Bana emsal olanla
sohbet edersem kıskançlığı beni üzüyor. Ben de benden usanmayan, bana
ünsiyet eden Rabbimle sohbet ve murakabeyi seçtim demiştir!
*Geceleri hep uyuyarak, gündüzleri hep malayani ile günahlara devamla
her şeyi meccanen veren Allah Teâlâ’yı razı etmek mümkün olmaz!
*İnsanların kusurlarıyla meşgul olmayı bırakıp kendi hata ve kusurlarıyla
meşgul olmayan takva ehli olamaz!
BAZI HİKMET EHLİ ARİFLERİN BAZI SÖZLERİ
*İnsanın kıymeti, himmet ve düşüncelerine göredir. Düşüncesi sırf dünya
olanın hiçbir kıymeti yoktur!
*Dinin asıl ve esası, Allah-u Teâlâ’ya her hususta tam muhtaç olduğunu
bilmek ve hatemül-enbiya Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi veselleme
tam uymaktır!
*Allah Teâlâ’dan gayriye güvenmek, Allah Teâlâ’yı bilmemektir!
*Gecenin bir karanlığında “la ilahe illallah Muhammedün Resulüllah” diyen
anasından yeni doğmuş gibi günahlarından kurtulur! (Hadis-i şerif meali)
*İbadetleriyle Allah-u Teâlâ’nın rızasını murad eden kimseye amellerinde
ihlaslı olma nimeti verilir!
*Ezan-ı Muhammedî okununcaya kadar, Peygamberimiz sallallahü aleyhi
vesellem sanki bizden birisi olurdu. Lakin ezanı duyduğu andan itibaren
namaza verdiği önem ve ehemmiyetten dolayı san ki o bizi tanımaz bizde
onu tanıyamaz olurduk. Hz. Aişe r.a.
*Lisanı zikrullah ile kalbi muhabbetullah ile sırrı vadullah ile olan kimse
sadıktır! (İmam-ı Şibli)
* Kalbi selim, gönlü mahzun olup dilini malayaniden koruyan, her işini rızai
ilahi için yapan kimseye arif denilir!

110

*Allah Teâlâ Davud aleyhisselama şöyle vahy etti; Ya Davud insanlara
haber ver ki;
-Beni seveni ben de severim.
-Beni zikir edene ben komşu olurum.
-Beni zikir etmeye ünsiyeti olana ben de ünsiyet ederim.
-Bana sahip olana ben de sahib olurum.
-Bana itaat edenin isteklerini yerine getiririm.
-Beni tercih edeni ben de tercih ederim.
*BİR GÜNAHA DÜŞERİM ENDİŞESİYLE KUR’AN-I KERİM
AYETLERİNDEN BAŞKA BİR SÖZ KONUŞMAYAN MÜ’MİNE
BİR KADININ HİKÂYESİ
Abdullah bin Mübarek Hazretleri anlatıyor:
Beytullahı (Kâbe’yi) ziyaretten sonra Peygamber   -sallallahü aleyhi ve
sellem-’in kabri şerifini ziyaret maksadıyla yola çıkmıştım. Yolda bir karaltı
gördüm. Dikkatlice baktım, bir de ne göreyim? Sırtında yünden bir bürgü,
başında da yünden bir başörtüsüyle yalnız bir kadın!
Kendisine: Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü!” diyerek
selâm verdim.
O da, Yasin Suresi’nden: (Bu da) çok esirgeyici Rab’lerinden bir
selâmdır!” (Yâsîn, 58) ayetini okuyarak selâmıma mukabele etti.
“–Allah-u Teâlâ sana iyilik versin! Sen burada ne yapıyorsun?” diye
sordum. A’raf Suresi’nin 186. ayetinden: “Allah kimi şaşırtırsa, onu yola
getirecek yoktur...” kısmını okudu. Anladım ki, yolunu kaybedip orada
kalmış. Ona: Nereye gitmek istiyorsun?” diye sordum. İsra Suresi’nin 1.
ayetinden:“...Kulunu bir gece Mescid-i Harâm’dan alıp Mescid-i Aksa’ya

111

götüren...” bölümünü okudu. Anladım ki, kendisi haccetmiş, Beytü’l-
Makdis’e (Kudüs’e) gitmek istiyor.
Kendisine: Sen kaç gündür buradasın?” diye sordum. Meryem Suresi’nin
10. ayetinden:“...Sen sapasağlam olduğun hâlde, üç gece...” kısmını
okudu.
“–Yanında yiyecek bir azığın da yok?” dedim. Şuara Suresi’nin: “Beni
yediren, içiren O’dur!” mealindeki 79. ayetini okudu.
“–Sen bu susuz çölde ne ile abdest alıyorsun?” diye sordum. Nisâ
Suresi’nin 43. ayetinden: “...Su da bulamazsanız, o zaman temiz bir
toprağa teyemmüm ediniz!” bölümünü okudu.
“–Benim yanımda yiyecek var. Yemek ister misin?” dedim.
Bakara Suresi’nin 187. ayetinden:“...Sonra, akşama kadar orucu
tamamlayınız!..” bölümünü okudu.
“–Bu ay Ramazan ayı değil ki?” dedim.
Bakara Suresi’nin 158. ayetinden:“...Kim gönlünden koparak (farz ve vacib
olmayan amellerden) bir hayır işlerse (mükâfatını görür). Çünkü Allah,
tâatlerin ecrini veren, (her şeyi) hakkıyla bilendir!” kısmını okudu.
“–Seferde iftar bize mubah kılınmıştı ya?” dedim.
Bakara Suresi’nin 184. ayetinden:“...Eğer bilirseniz (güçlüğüne
rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” bölümünü okudu.
“–Niçin benim seninle konuştuğum gibi konuşmuyorsun?” diye sordum.
Kâf Suresi’nin: “İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen,
yazmaya hazır bir melek bulunmasın!” mealli 18. ayetini okudu.
“–Seni deveme bindirip kâfilene yetiştireyim.” dedim.
Bakara Suresi’nin 197. ayetinden:“...Siz ne hayır işlerseniz, Allah onu
bilir...” bölümünü okudu.

112
Onu bindirmek üzere hemen devemi hazırladım.
Nûr Suresi’nin 30. ayetinden: “Mü’minlere söyle; gözlerini haramdan
sakınsınlar!” bölümünü okudu.
Deveye binince, Zuhruf Suresi’nin 13 ve 14. âyetlerinden:“...Bunları bize
râm eden Allah’ın şanı ne yücedir! Yoksa biz bunlara güç yetiremezdik.
Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz.” kısmını okudu.
Yola koyulunca da Müzemmil Suresi’nin 20. ayetinden:“...Artık
Kur’an’dan, kolayınıza geleni okuyun!” mealli bölümü okudu.
Ben de:“...Kime hikmet verilirse muhakkak ki ona pek çok hayır verilmiş
demektir...” (el-Bakara, 269) ayetinden ilhamla: “–Sana çok hayır
verilmiştir!” dedim. O da, bu âyetin devamındaki: “...Selim akıl
sâhiplerinden başkası iyi düşünmez!” (el-Bakara, 269) bölümü okudu.
Nihâyet kâfileye yetiştik ve: “–İşte kâfilen bu! Onun içinde senin kimin
var?” dedim. Kehf Suresi’nin 46. ayetinden: “Servet ve oğullar, dünya
hayatının ziynetidir...”bölümünü okudu.
Anladım ki kâfilerin içinde oğulları var.
“–Onların hac kâfilesindeki vazifeleri nedir?” diye sordum.
Nahl Sûresi’nin:“Daha nice alâmetler (yarattı). Onlar yıldızlarla da
yollarını doğrulturlar.” 16. ayetini okudu.
Anladım ki, oğulları kâfilede kılavuzdurlar. Çadırları ve imaretleri işaret
ederek:“–Şunlar içinde senin oğulların kimlerdir?” diye sordum.
Nisâ Suresi’nin 125. ayetinden:“...Allah, İbrahim’i dost edinmiştir. Son
bölümü Ve 164. ayetinden “...Allah, Mûsâ ile gerçekten konuştu.”
bölümü,
Meryem Suresi’nin 12. ayetinden; “Ey Yahya! Kitaba var gücünle sarıl!”
birinci bölümü okudu.

113

Bunun üzerine, ben de:“–Ey İbrahim! Ey Mûsâ! Ey Yahya!” diyerek
seslendiğimde, ay parçası gibi üç genç çıkageldi. Gelip oturduklarında
anneleri, onlara Kehf Suresi’nin 19. ayetinden:“...Şimdi siz birinizi gümüş
para ile şehre gönderin de, baksın, (şehrin) hangi yiyeceği daha temizse
ondan size bir erzak getirsin!” bölümü okudu. Gençlerden biri giderek
yiyecek satın aldı, onu önüme koydular.
Kadın, Hakka Suresi’nin: “Geçmiş günlerde işlediğiniz iyiliklerin karşılığı
olarak âfiyetle yeyiniz, içiniz!” 24. ayetini okudu.
Fakat ben kadının oğullarına: Şimdi siz annenizin hâlini haber vermedikçe,
yemeğiniz bana haram olsun!” dedim.
Bunun üzerine gençler:“ bizim annemiz, Rahman olan Allah’a karşı bir
hataya düşme korkusuyla, kırk yıldan beri Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinden
başkasını konuşmaz!” dediler. Ben de Cuma Sûresi’nin:“Bu, Allah’ın, kime
dilerse ona vereceği bir fazlı ( inayetidir)! Allah büyük fazıl (
kerem) sâhibidir!” 4. ayetini okudum.
*ŞEYH EDEBALİ HAZRETLERİNİN OSMAN GAZİYE
TAVSİYELERİ
“Ey Oğul!
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül
almak sana... Suçlamak bize; katlanmak sana... Acizlik bize, yanılgı bize; hoş
görmek sana... Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar
bize; adâlet sana... Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama
sana…”
“Ey Oğul!
Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana... Üşengeçlik bize; uyarmak,
gayretlendirmek, şekillendirmek sana...”
“Ey Oğul!

114

Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı... Allah Teâlâ yardımcın olsun.
Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın.
Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve
kalp versin.”
“Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve
dualarla bize vaad edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.”
“Oğul!
Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelâmlısın... Ama bunları nerede ve nasıl
kullanacağını bilmezsen, sabah rüzgârlarında savrulur gidersin!
“Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı,
sebatkâr ve iradene sahip olasın!”
“Sabır çok önemlidir. Bir bey, sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek
açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı
ham armut gibidir.”
“Milletin, kendi irfanı içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy
varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.”
“Oğul!
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler.”
“Dün ya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün feth
edilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adâletinle gün
ışığına çıkacaktır.”
“Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir.”
“Bu dün ya da inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere
dönersin.”
“Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin, deme!
Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...”

115

“Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki âlime, zenginken fakir düşene ve
hatırlı iken itibarını kaybedene acı!”
“Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.”
“Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin
iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözü pek) derler.”
“En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise,
nefsi tanıyanın kendisidir.”
“Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir.
Ülke sadece idaresi idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin
idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini
oğulları ve kardeşleri arasında bölüştürdüler. Bunun içindir ki,
yaşayamadılar, yaşatamadılar...” (Bu düstur Osmanlı’yı altı asır
yaşatmıştır.)
“İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkamaz. Kişi
kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar, lâf dedikoduya
dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflâh etmez. Dost, düşman olur;
düşman, canavar kesilir...”
“Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı
gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur.”
“Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil,
bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam
etmeli.”
“Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de bilirim ki, kılıç kalkıp
inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye
kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey, memleketten öte değildir. Bir savaş,
yalnızca bey için yapılmaz.”
“Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü zaman yok, süre az!”

116

“Yalnızlık, korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına
danışmaz. Yalnız başına kalsa da... Yeter ki, toprağın tavda olduğunu
bilebilsin.”
“Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak
sevilmez. Görünerek de sevilmez!”
“Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.
Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini
unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın!
*SULTAN ABDUL AZİZ HANIN ARZUSU
*Abdülaziz Hân, Avrupa’ya davet teklifine “evet” dedikten birkaç gün
sonra mabeyinci Hâfız Mehmed Bey’e tam bir samimiyetle içini döker ve şu
beyanda bulunur:
“...Zaman zaman ne isterdim bilir misin? Ya Kapalıçarşı’da ya
Asmaaltı’nda küçük bir dükkânı olan esnaf, ya da bir zanaatkâr olayım.
Sabah evimden çıkayım, işime geleyim. Akşam Allah ne kâr verdiyse
onunla çoluk çocuğumun nafakasını alayım. Atıma değil, hatta eşeğime
bineyim, yorgun argın, amma kafamın içi bin bir dertle dolmamış olarak
evime geleyim. Hanımım güler yüzle, çocuklarım sevgiyle beni karşılasın.
Yıkanıp sofranın başına geçeyim, çorbamızı zevkle içelim. Kimsenin derdi
bize illet olmasın. Yüreklerimiz rahat, büyük mes’elelerden uzak, kendi
hâlimde yaşayıp gideyim.
Şu Âlî ile Fuad paşalar, ille de, Frengistan’a gitmeli derlerken de, ne
isterdim bilir misin? Cebinde harçlığı olan, hâli-vakti yerinde, unvansız,
makamsız kişi olarak Avrupa’ya gitmek! Ben de istemez miyim oraları
görmeyi? Amma gelgelelim bu koskoca devletin padişahısın, cümle
âlemin gözleri senin üzerinde. Adım atışın, bakışın, dudaklarının
kıpırdayışı bile merak uyandırır. Gelen elçilerin hâlini görürsün. Ya
onların memleketlerinde, halk ortasında rahat nefes alabilir misin?
Neylersin ki tahtta bulunmanın da bir esareti var.”

117

*BABAM SULTAN MAHMUD MEZARINDAN ÇIKSA İDİ
ANCAK BU KADAR SEVİNÇ VE HEYECAN DUYA- BİLİRDİM!
Sultan Abdülaziz zamanına âit bir hâdise daha vardı ki, o da çok hissiyat
yüklüdür. Yıllarca Kafkasya’nın istiklâli için bir an bile fütur getirmeden
mücadele vermiş olan büyük dava adamı İmam Şâmil, nihâyetinde Ruslara
esir düşmüştü. Bir oğlunun Çar nezdinde rehine kalmasına mukabil, hacca
gitmek maksadıyla Rusya’dan ayrılmasına müsaade edilmişti. Şeyh Şâmil
ailesi ve kalabalık maiyeti ile önce İstanbul’a geldi ve Sultan Abdülaziz Han
merhum tarafından samimi ve parlak bir merasimle karşılandı.
Sultan Abdülaziz, bütün teşrifat kaidelerini ve saray an’anelerini bir kenara
bırakarak Şeyh Şâmil’i Dolmabahçe Sarayı’nın kapısında karşıladıktan
sonra:
“–Babam Sultan Mahmud mezarından çıksa idi, ancak bu kadar sevinç
ve heyecan duyabilirdim!” diye Kafkasya’nın kahraman müdafine karşı
ruhundan taşan hudutsuz muhabbet ve hayranlığını ifade etti.
Osmanlı Hükümdarı, Dağıstan’ın muhteşem Arslan’ını nasıl ağırlayacağını
bilemiyor, bunu temin için hazîne-i hümâyununu ve her türlü ihsanlarını
büyük bir cömertlikle önüne seriyordu.
“–Benim muazzez ve Mükerrem misafirim! Size memleketimin her tarafı
açıktır. Gerek pek kıymettar olan mübarek şahsınız, gerekse evlâd ü ıyâliniz
hakkında her türlü arzularınızı yerine getirmek bizzat benim ve hükûmetim
için en zevkli ve vicdani bir vazife olacaktır.” diyordu.
Şeyh Şâmil, Sultan Abdülaziz’in bu iltifatları karşısında çok duygulandı.
Derin bir hissiyatla teşekkür ettikten sonra ne kendisi, ne de evlâtları için
hiçbir maddî arzusu bulunmadığını, tek bir emeli varsa, onun da Medine’ye
gitmelerine ve orada kurb-i Resulüllahta-Resulüllah sallallahü aleyhi
vesellemin yakınında ikamet ve ibadetine müsaade buyurmaları olduğunu
söyledi ve öyle yaptı!
*ŞEYH ŞAMİLİN BAZI SÖZLERİ

118
Sonunu düşünen kahraman olamaz.
Allahtan kullarına şer erişmez.
Faydasız ilimden Allah’a sığınırım.
Vatanınız için öldürünüz ölünüz şehit olunuz.
Nefsini baş tacı eden, dinini hor görür.
Mü’min sendelerse Allah o na destek olur.
Kıl kadar bile olsa ışık gördüğün yere git.
Müslüman idareler işlerini şura ile görürler.
Kamil kişi yürümeye nasıl başlarsa öyle bitirir.
Düşmana karşı diri kedi, ölmüş aslandan iyidir.
Maddi silahlar yalnız başına hiç bir işe yaramazlar.
Kahrolsun sefil esaret! Yaşasın şanlı ve güzel ölüm!
Yüksekteyken küçülmeli, kuvvetliyken insaf etmelisin.
Allah’la açık ve gizli muameleniz edep üzerine olsun.
Arkadaşını affet. Affettiğini hatırlatma ve hatırlama.
İnsanların en yükseği ve en asili Allah’tan en çok korkanıdır
Vatanın kurtuluşu ve istiklal yolunda cehd ve cenk gereklidir.
Hürriyetimiz, zulüm ve kahrın döktüğü kanlarla kazanılacaktır.
Mü’min (Allah yolunda) sendelerse Allah ona destekolur.
Şehitlerin ruhları yeşil kuş kanatları içinde Allah’a
kavuşur.

119

Hakkı kabul ve ilan etmek İslami yaşayışın esasını teşkil eder.
İnsanların en yükseği ve en asili Allah’tan en çok
korkandır.
Çar’ı büyük görenler Allah’a şirk koşan kâfirlerden farksızdır.
Allah kuvvetlilerin başaramadığını bir zayıfa başartmaya kadirdir.
İstilaya uğrayan vatan toprakları sulh ile ele geçmez, cenkle alınır!
*YUNUS EMRENİN BAZI SÖZLERİ
İlim, kendini bilmektir.
Zehirle pişen aşa kim gelir.
Aşk zehri benim için panzehirdir.
Yaratılanı hoş gör, Yaradan’dan ötürü.
Zulümle zenginleşenin, sonu berbat olur.
Türlü türlü cefanın adını aşk koymuşlar.
Âşık olamayan âdem benzer yemişsiz ağaca.
Çok mal haramsız, çok söz yalansız olmaz.
Ölümden ne korkarsın, korkma ebedi varsın.
Zulüm ile abad olanın akıbeti berbad olur.
Az söz erin yüküdür, çok söz hayvan yüküdür.
Kimde bir güzellik varsa bilsin ki ödünçtür.
Her kim Kur’an bilmedi sanki dünyaya gelmedi.

120
Sevelim, sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz.
Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi vardır…
Bilmeyen ne bilsin bizi bilenlere selam olsun.
Dağlar nice yüksek ise, yol anın üstünden geçer.
Hakk’ı uzaklarda arama, Hakk’ın durağı gönüldedir.
Dervişlik olsaydı taç ile biz alırdık otuza kırka…
Nefistir seni yolda koyan, yolda kalır nefse uyan.
Dil söyler kulak dinler, kalp söyler kâinat dinler.
Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan.
Söz binlerce mücevher ve altın parayı kara toprak eder.
Sabır saadeti ebedi kalır sabır kimde ise o nasip alır.
Söz bu dünya cehennemini, cennetin sekiz katına çevirir.
İnsanı yoldan alıkoyan nefistir. Yolda kalır nefsine uyan.
Âşık öldü diye sala verirler.
Ölen bedendir, âşıklar ölmez.
Aşk aşıkı şir eder, aslanı zencir eder, katı taşı mum eder.
Ana rahminden geldik pazara,
bir kefen aldık döndük mezara.
Dervişlik olsaydı taç ile hırka,
biz dahi alırdık otuza kırka.
Eğer bir müminin kalbin kırarsan hakka eylediğin secde değildir.

121
Dervişlik baştadır, taçta değil.
Kızdırmak oddadır, sacda değil.
İnsanlar doğrudur sen doğru isen,
doğruluk bulamaz sen eğri isen.
Beni bende demen bende değilem,
bir ben vardır bende benden içeri.
Cümleler doğrudur sen doğru isen,
doğruluk bulunmaz sen eğri isen.
Bir avuç toprak biraz da suyum ben.
Neyimle övüneyim işte buyum ben.
Benlik davasını bırak.
Muhabbetten olma sevgi ve hoşgörülü olmaya bak.
Aşk aşığı görünmez eder,
aslanı uysal koyun eder, katı taşı hamur eder.
Bu dünyaya gelen gider. Yürü fani dünya, sana gelende gülmüş var mıdır?
İyi inci Derviş’in gönlündedir.
Onun büyük denizlerde olduğunu zannetme.
Mazlumun, masumun ahı indirir, Şahı padişahı…
Sanma zalimin ettiği kardır.
Kulun gönül gözü görmedikçe, başımızdaki gözün görmesinin bir anlamı
yoktur.

122

Aşk dilini bilmeyen, âşık dilinden anlamayan ya delidir ya da dünya ehlidir.
Sabırlı kişinin öfkesi kalmaz.
Kişi sabırlı olduğu zaman kötü huyları kalmaz.
Eğer hor eğer hürmet kişiye sözden gelir.

Zehr ile pişen aşı yemeğe kim gelir.
Sabreden kişi, sabrın ne olduğunu bilir.
Sabırsız sabırlının dediğini ne bilir.
Bu dünyaya inanma, vefasın bulam sanma. Ömrün veren ziyana, çoğu
pişman içinde.
Ey kişi her halde sana sabır gereklidir. Bütün acıları sabır ile tatlandırırlar.
Davet söz ile değil hal iledir. O hal ki kulağı sağıra da görünür, gözü köre
de.
Tehî görmen kimseyi hiç kimsene boş değil,
Eksiklik ile nazar erenlere hoş değil.
Senden gelen bana güzeldir. Ya gül, ya diken, ya gonca gül, ya hayattır. Ya
kefen…
Sabır, en kutlu hediye olduğu için bütün nifakçıları, kötü niyetli kişileri
yener.
Elif okuduk ötürü, pazar eyledik götürü,
Yaratılmışı hoş gördük, Yaratandan ötürü.
Ya Rabbena hayreyle, Muhammed’e yâr eyle,

123
Kabrimizi nur eyle, Kabre vardığım gece.
Ey dostlar işitin, aşk bir güneşe benzer. Aşkı olmayan gönül ise bir taş
misalidir.
Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa erinirim, aşkın ile avunurum, bana seni
gerek seni.
Ey hoca, İstersen bin kere hacca git. Bir gönle girmek hepsinden daha
üstündür.
İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir,
sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır.
Aldanma dünya malına, zehir sunma balına, düşüp dünya hayaline dalma
gözüm bundan sonra.
Bir bahçeye giremezsen, durup seyran eyleme.
Bir gönül yapamazsan, yıkıp viran eyleme.
Hangi sıkıntılı işin varsa sabır onu sona erdirir.
Sabır seni gerçek saadete eriştirir.
Kırma dostun kalbini; onaracak ustası yok.
Soldurma gönül çiçeğini; sulamaya ibrik yok.
Benim gönlüm şaşılacak haldedir, aşktan hiç usanmaz. Gider aşka düşer,
beni hiç tanımaz.
Benlik davasını bırak
muhabbetten olma ırak
sevgi ile dolsun yürek
hoşgörülü olmaya bak.

124

Söz var gönlü sevindirir. Söz var tanıdığı yabancı eder. Söz kişiyi yüceltir
veya alçaltır.
Biz gelmedik dava için,
Bizim işimiz sevda için,
Dostun evi gönüllerdir,
Gönül yapmaya geldik.
Sabah mezarlığa vardım, baktım herkes olmuş yatar,
Her biri çaresiz olup, ömrünü yitirmiş yatar.
Ey aciz Yunus kimseye kibirlenme, toprak gibi alçakgönüllü ol. Gül
bahçelerinin tümü toprakta biter.
Okudum bildim deme, çok ibadet ettim deme. Eğer Hakk’ı bilmezsen, boş
yere çaba gösteriyorsun demektir. Aşk can derdinde olduğu zaman gerçek
anlamda âşık olamaz. Canından vazgeçmeyen âşık sevdiğine erişemez.
Gönlünde aşk ateşi olan kişi yandıkça mum gibi yumuşar. Taş gönüller ise
kararmış sert katı kış gibidir.
Gözün her nereye bakarsa Allah mutlaka orada hazırdır.
Canını aşk yoluna vermeyen gerçek âşık değildir. Bu yolda baş koyup o
dosta ermeyen gerçek âşık değildir. Eğer, öğüt olmak gerekirse sabırdan
dinle. Yaralarının iyileşmesini istiyorsan sabrı kendine rehber edin.
Yunus, şimdi sözü en güzelinden usulüyle söyle, çok dikkat et. Bir söz seni o
şahın katından uzaklaştırır.
Bu öyle aşk pazarıdır ki, bu pazarda canlar satılır. Ben canımı satmak için
ortaya koydum ama alan yoktur. Kalem eğri dilli mürekkep siyah yüzlü,
kâğıt ikiyüzlü. Şimdi kalkıp arzuhalimi yazmaya kimi mahrem kılayım. Hiç
hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır. Ve hayatta en büyük
hata, kendini hatasız sanmaktır. Bu dünyada gönül veren kişi, sonunda

125

pişman olacaktır. Dünyada benim dediği şeyler sonra ona düşman
olacaktır.
Sabır yolunda olmaktan usanma. Bu yol, doğru yoldur. Bu yolda çok harami
vardır. Ancak bunlar aciz ve zavallıdır.
Aşk ile yola çıkmaksa niyetin bela ile imtihan edilirsin. Zü’l Celali vel İkram.
Önce kahır sonra ikram…
Olsun be aldırma Yaradan yardır.
Sanma ki zalimin ettiği kârdır.
Mazlumun ahı indirir şâhı,
Her şeyin bir vakti vardır.
Ey dostunu düşman sayan, gıybet etme, yalan konuşma. Bu dünyada
fitneye düşen, iftira edenin öbür dünyada yeri dar olur.
Dünya yalan kardeşim, dünya yalan!
Var mı yalan dünyada bakî kalan.
Mal da yalan, mülk de yalan.
Var biraz da sen oyalan.
Dışı hoş görünen kişinin içinin boş olduğunu bil. Baykuş gece-gündüz ötüp
durur ama onun bir varlığının olduğunu zannetme.
Açlığın sonunda tokluk vardır, tokluğun sonu ise
yokluktur.
Bu yollar korkuludur. Bu yollarda Allah neyler sabredip görelim.
Maharet güzeli görebilmektir,

126
sevmenin sırrına erebilmektir.
Cihan, âlem herkes bilsin ki şunu;
en büyük ibadet sevebilmektir.
Söz vardır, savaşı bitirir. Söz vardır, baş yitirilmesine sebep olur. Söz vardır,
zehirli yemeği bile bal yağ gibi tatlı eder.
Yunus, eğer akıllıysan bu dünyada mülke bağlanma, onu süsleme. Mülke
bağlananlar, onu süsleyenler şimdi kara toprak olmuş yatıyor.
Allah bizi gidin dünyayı görün diye gönderdi. Bu dünyanın kendisi de kalıcı
değil, o zaman bu dünya mülküne Süleyman olmak nedendir?
Gönlüme bu acayip sevda düştü, artık gönlüm bir kararda, bir ayarda
durmaz.
Bütün yaptıklarım hata, biliyorum; keşke derviş olabilsem.
Sabrederek Hakk’a yakın olasın.
Hoştur bana senden gelen.
Ya gonca gül yahut diken.
Ya hayattır yahut kefen.
Nârın da hoş, nurun da hoş
Kahrın da hoş, lütfun da hoş.
Elbiseye kan bulaştığı zaman onu yıkamadıkça temiz olmaz. İnsan
gönlünden dünya pasını temizlemedikçe kıldığı namazlar da yerini bulmaz.
Ben gelmedim kavga için, benim işim sevgi için.
Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil,
72 millet dahi elin yüzün yunmaz değil.

127

Ey hayat ırmağından su içenler! Gelin soralım canlara ki güzelliği ne oldu da
gidiyor. Ben hep seninim diyordu, şimdi neyi buldu da gidiyor?
Sabırlı kişi her zaman mutlu huzurlu olur. Nasibi sabır olan kişiler yücelir,
saygı görür.
Gör sabır ile Yusuf nereden nereye erişti. Sabrın acısı sonunda helvaya
dönüştü.
Okumaktan, öğrenmekten asıl amaç Hakk’ı bilmek, hakkı tanımak
olmalıdır.
Kişi bütün okumalarına, gayretlerine rağmen Hakk’ı bilmez, Hakk’ın
bildiklerini anlamazsa boşuna uğraşmış, zahmet çekmiştir
Osmanlı Padişahlarından sözler;

*Bir yeri elde tutmak, o yeri fethetmekten daha zordur!

Osman gazi
* Adaletin en kötüsü geç tecelli edenidir. Sonunda hüküm isabetli olsa da,
geciken adalet zulümdür.

Orhan gazi

* Yenileceğinden korkan, daima yenilir. 

Yıldırım Beyazıt
* Baba, eğer padişah siz iseniz, devletimizin bu zor gününde ordumuzun
başında olmamanız törelerimize uymaz. Yok, eğer padişah ben isem, size
emrediyorum, geliniz ve derhal ordularımın başına geçiniz!
Sırrıma sakalımın bir tek telinin vakıf olduğunu bilsem, sakalımı kökünden
keserim. İmkânın  sınır ını görmek için imkânsızı denemek lazım. Ey
Konstantiniye! Ya sen beni alırsın, ya ben seni alırım!
İmparatorunuza söyleyin, şimdiki Osmanlı padişahı öncekilere benzemez.

128

Bizim gücümüzün ulaştığı yerlere, sizin imparatorunuzun hayalleri bile
ulaşamaz. ( Bizans  elçilerine söylediği söz)

Fatih Sultan Mehmethan

* Adaletten ayrılma, acizlere ve biçarelere karşı merhametli ol.
Kimsesizlere şefkat göster, herkesin sana ram olmasını istiyorsan ulemaya
çok saygı göster, zaruret olmadıkça kimseye sert davranma. (Tahtı
bırakırken Yavuz Sultan Selim'e söylediği söz)

İkinci Beyazıt
* İsteyenler, karılarının yanına dönüp entarilerini giyebilirler! Ben düşmana
karşı tek başıma da gidebilirim! Cesaret insanı zafere, kararsızlık tehlikeye,
korkaklık ise ölüme götürür.
Devletleri yıkan tüm hatanın altında, nice gururun gafleti yatar.Bu dünya
iki padişaha yetecek kadar büyük değildir. 
Şâyet askerlerimin torbalarında, geçmiş olduğumuz yerlerden alınmış bir
şey bulunsaydı,  Mısır  Seferi'nden vazgeçecektim!
Kılıcımız parladıkça düşmanın gözü ondan ayrılıp bizi göremez.

Yavuz Sultan Selim

*Kılıcın yapamadığını adalet yapar.
Komutan olmak iki kefeli terazidir. Bir kefesi cennet, bir kefesi
cehennemdir.
Adalete hükmedersen her günün ibadet sayılır.
Ben ölünce bir elimi tabutumun dışına atın. İnsanlar görsünler ki padişah
olan Süleyman bu dünyadan eli boş gitmiştir. Denizde savaşmadan, karada
fetih olmaz.

Kanuni Sultan Süleyman
* Biz sultanoğlu sultanız, kullanmayacaksak Eyüp Sultan Camii'nde bu kılıcı
niçin kuşandık? Kararımız karardır, sefere çıkacağız. Taht uğruna devleti
feda etmeyiz.

Üçüncü Mehmed

129
* Yardım almaya alışan, emir almaya da alışır!
Allah, peygamber korkusu bilmez alçaklar! Unutmayın ki, intikam gecikir
ama asla yaşlanmaz!

Padişah 4.Murad
* Zevk, sefa ve rahatı kendimize haram eylemişizdir. Bana ağırlık ve hazine
lazım değil. Yerinde kuru ekmek yerim. Vücudumu din uğruna esirgemem.
Her ne denli zahmet arzulanırsa, sabr-ü tahammül eylerim. Halka hizmet
tamama ermeyince seferden dönmem. Elbette kendim giderim!
Padişah 2.Mustafa

* Kılıç kınından çıkmadıkça it sürüsü  dağ ılmaz.

Padişah 2.Mahmud
* Filistin 'i satın almak isteyen Yahudileri kapımdan kovduğum için Allah'a
şükrediyorum. Ha kendi evlatlarım, ha millet farkı yoktur. Beni evhamlı
sanıyorlardı hayır! Ben sadece gafil değildim, o kadar.
Kırk yıl şu devletlerin birbirine düşmesini bekledim. 
Düşmanın kurtuluş reçetesi öldürmek içindir. Esaretin bir çeşidi de
borçlandırmadır.  
Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder.
Tarih değil, hatalar tekerrür ediyor!  Bir karış dahi olsa vatan toprağını
satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları
ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir!
Savaş yalnız sınırlarda olmaz. Savaş bir milletin topyekûn ateşe girmesidir.
Eğer bu bütünlük sağlanmamışsa zafer tesadüfi, yenilgi kaderdir.
Hak arayan varsa, hakkını verin. Başkaldıran varsa, başını kesin.

2. Abdulhamid Han
*SÜLTANUŞŞUARA ÜSTAD NECİP FAZIL’IN BAZI SÖZLERİ
*İslâm düşmanlarının anlayamadıkları ve anlayamıyacakları şudur ki, bir
operatörün elindeki neşter gibi, İslâm ordusunun kılıcı, yalnız merhametin,
âzâmî lutuf ve ihsanın âletidir. Zira,ameliyat olmamak için tepinen bir ölüm

130

hastasından farksız olanları, istedikleri kadar tepinsinler ve çatlasınlar,
kurtaracak, hem de zorla kurtaracaktır.
* İslâmın gönül ve iman tarafında zora yer yoktur; ve dinde ikrah olmadığı,
Allahın emridir.
“İstanbul'daki Süleymaniye, Edirne'deki Selimiye, bunlara karşılık da
Roma'daki (Sen Piyer) ve Paris'teki (Notrdam), bizde ve onlarda daha
niceleri, madde ve hattâ gayelerine bağlı mâna kıymeti olarak,
Ayasofya'nın eşik taşına bile denk olamaz. Zira bunlardan her biri, kendi
gayesinin tabiî şartları içinde, tek taraflı olarak yükseltilmiş bir eser...
Ayasofya ise bunların yanında bir kümes bile olsa, öyle bir nasibin sahibi ki,
ne madde, ne de tek taraflı mâna ölçüsüyle ona varmak kabil... Ayasofya,
bir mânanın, zıd mânaya, taarruz ve onu zebun edişinin, bütün dünyada eşi
olmayan âbidesi..”
* (Modernizm= Yenicilik ve İlericilik) tir. Bizdeyse İslâmı yepyeni ve
noktası noktasına aslına mutabık bir anlayışla ihyâ etmek dâvasına
"gericilik" diyorlar.
Bundan daha sakîm bir görüş olmaz! Ancak kutsî ölçülerin kabuğunda
kalıp hikmetlerinden mahrum ve aşkından yoksun olma mânasına ele
alabileceğimiz bir kaba softa ve ham yobaz tipi var ya… İşte bu tiple bizim
aramızdaki fark, İran halısıyla makine dokuması Avrupa halısı arasındaki
farktan daha büyüktür ve her ikisinde müşterek görünen çizgiler,
hakikatte yakınlığın değil, büsbütün uzaklığın işaretidir.
* Bizde, bütün Doğuya menfî örnek olarak Tanzimatla hız alan ve
asıl çehresine kavuşan ucuzculuk, artık cevherine ve hakikatine
dönülmesi muhal kabul edilen İslâmiyete ahmak bir tahkir, ve
Hıristiyanlık dünyasına kör bir tazim gözüyle bakmış; ve taraflardan
birine her şeyi o yüzden kabul şeklinde muamele ederek ve asla
içyüzlerini aramayarak ve aratmayarak bugünkü haline vâsıl olmuştur.
* Gençlik… Gelip geçti… Bir günlük süstü;
nefsim doymamaktan dünyaya küstü.

131

* İslâm alemi Muazzam bir zuhur bekliyor! Bütün vahitleri yerli yerine
koyacak, İslâm, dünya çapında bir murakabe süzgecinden geçirebilecek,
kurtarıcı sistemin sadece İslâm olduğunu laboratuarlara tasdik ve
vicdanlara kabul ettirecek, ülke ülke taklit cereyanlarını kanalizasyon
kanalları gibi kurutabilecek ve ilaçlayacak, tarihin sahte ve gerçek
kahramanlarını siyah ve beyaz katiyetiyle birbirinden ayıracak ve
ayıklayabilecek bir zuhur...
* İslâm ebedî bina, dıştan istemez destek;
Onu içinden keşfet, erdiren yol budur tek!
*Tam 30 yıl saatim işlemiş ben durmuşum,
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.
* Sevgilinin, sevgiliden alıp getirdiği ve her halis sevgi sahibince canını
fedaya kadar baş eğilmesi şart, ulvî aşk disiplini şeriatten başka, benim
bağlı olabileceğim hiçbir ölçü hayal edilemez.
* Gerçek akılsız, dolayısıyla nasipsiz kimdir bilir misin? Ne aklın altında
kalıp da onu hiç kullanmadan inanan, ne de aklın üstüne çıkıp onu akıl
aleyhinde kullanarak inanmaya bakan… Akılsız, aklın içinde kalandır; akıl
fıçısı içinde, “nârıbeyzâ”dan aşk parmaklarıyla cidar pencereleri
açamadan ve bu işte aklı kullanmadan ermeye de yol kapalı…
* Şeraitte “muhal farz” demek ve bilmek şartıyla akla, hakikati tersinden
muhakemeye nefyi yolundan tespit hakkı verilmiştir. Hendesedeki “aks-i
dâva”larda olduğu gibi…
* Muhal farz :
Şeriat, boynu, elleri ve ayakları insanın çarmıha gerilip tek noktaya baka
baka çıldırması ve ölüm nimetinden de mahrum, öylece kalması demek
olsa tek saadet bu olur.
*Kader, beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı,
Elindeyse, beyazdan gelde sıyır beyazı!

132

* ŞÜKÜR
Allahım, sana ettiğim şükürlerin başında şu var : Beni, yeniler ve ileriler
içinde gözün göremeyeceği kadar yeni ve ileri olan İslâma bağladıktan
sonra, onu, birçok göze, eskiler ve geriler içinde en eski ve en geri bir dâva
diye gösterdin; ve böylece bana, herkesin kolayca hükmettiği bir mevzuda
izahı en çetin ve kaba gözlere karşı dış görünüşün aksine en mahrem
meselenin müdafaasını yükledin, böylece koşu dairesi üzerinde, sırf,
aradaki kim bilir kaç devirlik mesafe yüzünden kaplumbağaların arkasından
geliyor gibi görünen tazıya karşı kaplumbağaları kahkahalarla güldürdün!..
Allahım, sana şükrederim!..
* AĞAÇ VE BÖCEK
Varlık hudutsuz girift bir ağaç… Ve sen ey Kâinatın Efendisi; onun,
hudutsuz girift köküsün! Bu köke bağlı gövde… Bu gövdeye bağlı ince dal…
İnce dala bağlı yaprak… Yaprağın üstünde el ayası gibi lif lif bir ağaç
haritası… Onun üstünde de küçücük bir böcek…
Ben de buyum!.. Bütün insanlık budur!.. Ve senin getirdiğin nizam ağacının
en küçük yaprağında bir böcek olmaktan üstün paye yoktur!
*Ölüm güzel şey budur perde ardından haber!
Güzel olmasaydı hiç ölür müydü peygamber?
*BAŞ
Eklense de başıma dünyada kaç baş varsa
Başım onların hepsi için secdeye varsa....
* MÜSLÜMAN YÜZÜ
O yüz , her hattı tevhid kaleminden bir satır;
O yüz ki , göz değince Allah ' ı hatırlatır.
*Her ağızda, her telde fanilik dırıltısı

133
Sonunda tek bir şarkı, tabutun gıcırtısı!
*Edep hududu muhafaza etmektir. En büyük edep ilahi hududu
muhafazadır!
*Allah, ıstırabını çektirmediği şeyin, nimetini vermez!
* Sır olmasaydı, “meçhul” olur muydu hiç?.. Meçhul olmayınca da, ne fikir,
ne ilim, ne sanat…
Sanat, Allah’a sır caddesinden giden fener alayı… Sanatkâr, ayda, güneşte,
çizgide, renkte, seste kimi aradığını bilseydi onun isminden başkasını
ağzına alamazdı.
*Anladım işi; Sanat Allahı aramakmış,
Marifet bu, gerisi çelik çomakmış!
*Allaha malik olan neden mahrumdur? Allahtan mahrum olan neye
maliktir?
* Bilinmesini isterim ki, ben, şeriatin en küçük cüz'üne feza dolusu
hazineleriyle bütün kâinatı feda etmekte tereddüdü olmayan, mutlak
pazarlıksız ve muvazaasız biriyim; ve hakikatten seriate değil, şeriatten
hakikate giden, yolcusu seyrek caddenin üstündeyim. Bence peşin, esas,
asl olan yalınız şeriat...
*SAKARYA TÜRKÜSÜ
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş bu dünya böyle gider!
* DEV
Öyle bir devim ki ben, hakikatte pireyim,
Bir delik gösterin de utancımdan gireyim.
* O DİYORSA

134
Gözüm aklım , fikrim var deme hepsini öldür !
Sana çöl gibi gelen. O ,diyorsa göldür !
*Benimki benim seninki senin bu şeriattır. Seninki senin benimki de senin
bu tarikattır. Ne benimki benim ne de seninki senin. Her şey Allahın bu
hakikattir!
*İslâm yazı çizgilerine Yesari’nin, İslâm mekân ölçüsüne Sinan’ın, İslâm ses
terkibine Dede’nin, tahassus kumaşına Yunus Emre’nin eklediği yüzde yüz
şahsî, millî, hususî unsurlara rağmen, doğrudan doğruya sâf ve büyük
tefekkür plânında ve basit nas ezbercileri, kâtipler, usulcüler dışında,
içimizden bir Şeyh-i Ekber, bir İmâm-ı Rabbânî, bir İmâm-ı Gazalî
fışkırmayışını, oldum olası sâf ve büyük tefekkür mevzuunda tam bir
yetkinliğe varmamış olmaktan başka hiçbir türlü ifadelendiremeyiz.
*İslâmiyeti anlamak, anlaşılır ve anlaşılmaz noktalarıyla anlamak, ona tam
bir sınır idrak ve teslimiyeti içinde bağlanmak, tam pazarsızlık ve
muvazaasız iman noktasını bulasıya ve aklı son haddine kadar gerdikten
sonra tepeleyesiye suçlamak ve aklı aşan akıla sırlara ermek dâvası... Vecd
ve aşk çığırımızda da bu çapta bir tefekkür adamı yetiştiremedik, her türlü
nefs ve hakikat muhasebesinden uzak yaşadık, din bahsinde de, belki
büyük, soylu, hattâ şahsiyetli, fakat daima taklitçi kalmak sınırını aşamadık.
* Düşünemediğimizi düşünmedikçe düşünebilmekten uzak yaşayacağız.
Düşünce milleti olmadığımızı bilmekte, kurtarıcı düşüncenin ilk şartı vardır.
* MUHAMMED ZAHİD KEVSERİNİN BAZI SÖZLERİ
*Yapılması gereken, herhangi bir kimsenin rastgele görüşüne tabi olmak
değil, hücceti en kuvvetli görüşe sarılmaktır.
* İbn Teymiyye, bütün şazz meselelere, sağlamca bağlanmış! Âmâ
herhangi bir anlam ifade etmeyen sözlerden başka bir şeye sahip değildir.
Herhangi bir ifadesi ve faidesi olmayan söz de, esasen söz sayılmaz.
* "Allah şu taassup denen şeyi kahretsin. İnsanı kör ve sağır ediyor."

135

* "Büyük tâbiî Mesrûk b. el-Ecda’ şöyle der: “Hz. Peygamberin ilminin
genel olarak sahâbîlerden altı kişide toplandığını gördüm.
Bunlar Ali b. Ebî Talib, Abdullah b. Mes’ûd, Ömer b. el-Hattab,Zeydb. Sabit,
Ebu’d-Derda ve Übey b. Ka’bdırlar.
Bu altı kişinin ilminin de Ali b. Ebî Talib ve Abdullah İbn Mes’ûd’da
toplandığını gördüm.”
*MUSTAFA SABRİ EFENDİNİN BAZI SÖZLERİ
* İslam sadece ibadet dini değil, aynı zamanda yönetim dinidir.
* “Laiklik tamamen batı şartlarında oluşmuş, batıya özel bir kavramdır.
İslamiyete tatbik edilmesi kesinlikle mümkün değildir.”
* “Frenkleşmiş Müslümanlar İslam’a ve Müslüman’a gayr-i Müslimlerden
daha düşman ve daha zararlıdırlar.”
*“Devlet işlerine karışmayan bir İslam dini yoktur. Böyle bir din varsa İslam
değildir.”
* Türk Milleti Dinine ve Şeriatine son derece bağlıdır. “Şeriatın kestiği
parmak acımaz.” “Baş başa bağlı baş şeriata bağlı” gibi atasözleri Türk
halkının dini ruhunu çok güzel yansıtır.”
* Batıda pozitif ve deneye dayalı modern ilimler, Hristiyanlık dinine galip
gelmişti. Çünkü muharref Hristiyanlık dini birçok hurafeye dayandırılmıştı.
Batıdaki bu ilim-din savaşı yarı aydınlar tarafından İslam âlemine
taşınmaya çalışılmıştır. Oysa İslam ve Hristiyanlığın İlme bakış açıları çok
farklıydı.
* “Yeni Türk Yönetimi şer’i Hükümlere bağlı değil, tamamen özgürdür.
Herhangi bir dini kontrol tanımamaktadır. Eğer Ümmet, böyle bir hükümeti
seçip hoşnutlukla kabullenirse, bana göre kesinlikle dinden çıkar.Bundan
şüphe eden de dinden çıkar. Mürted olmuş olur. Tövbe edip dini hüküm ve
dini yönetime dönmedikleri sürece müslüman sayılmazlar.
* Ne yazık ki, uyuyanlar için uykusuz kalmışım!

136

* Hükümeti hilafetten ayırmak onu dinden ayırmak demektir.
* “Kuran-ı Kerim’i bilimsel teorilere göre tefsir ve tevil etmek doğru
değildir. Çünkü bu teoriler sabit birer gerçek değildir. Her an doğruluğu
veya yanlışlığı ispat edilebilir. Kuran’ı bu şekilde tefsir ve tevil etmek böyle
tehlikeler doğurabilir.”
* İslam dini, bireysel toplumsal ve siyasal hükümler ihtiva eder. İslam dini
bir hükümet öngörür ve Müslümanların bu hükümetçe yönetilmelerini
zorunlu kılar. İslam toplumunda en güçlü ve en etkin otorite, dini
otoritedir. Mantık ve iknânın aciz kaldığı yerde, dini otoriteye başvurulur.
i'la-y'ı kelimetullah ın garantisi budur. Dolayısıyla İslam dini, gücün kendi
elinde olmasını öngörür; buna razı olmayanlar ise onun düşmanıdırlar.
* “İslam düşüncesinde hilafet, muhtelif ırk, renk ve dillere sahip ümmet
unsurlarını tek bir potada kaynaştırıp birleştiren, dini- siyasi bir bağ ve
yönetim düzenidir.”
* “Zamanımızdaki okuryazar takımın inançlarını, okudukları materyalist ve
modern bilgilerden alıyorlar. Bu bilgilere Allah’ın kitabına ve Resul’ünün
sünnetine imanın üstünde bir imanla bağlıdırlar. Onun için peygamberlerin
mucizeleriyle karşılaştıklarında bunu ya inkâr veya tevil yoluna gidiyorlar.”
*Frenkleşmiş kimselerin başlattıkları fikrî uyanış emperyalistleri asla
korkutmaz, onları korkutan Kur’an’dır.
* Resulullah (sav) döneminde hadislerinden pek çoğu yazılmıştır.
Yazılmamış olanlar ise hadis imamları kitaplarında toplayıncaya kadar
sadırlarda muhafaza edilmiştir. Onların yazılmamış olması öncelikle
Arapların yazmaktan daha çok ezbere önem vermelerinden
kaynaklanıyordu. Öyle görünüyor ki Araplar, sanılanın aksine,
ezberlenilenlere nispetle yazılı şeylerin ihmale ve önem vermemeye daha
açık olduğunu düşünüyorlardı. ... Hadis imamlarının yazdıklarının
güvenilmeye uygun olmayan ve bir temeli bulunmayan yazılar olduğu
şeklinde bir sonuç çıkaranlar, aynen hafızların ezberlerine
güvenmelerinden, itimatsızlık anlamı çıkaran ve meseleyi tersine çeviren
kişi gibidir.

137

* ‪Kalp sömürüsü askeri sömürüden çok daha tehlikelidir.‬ * Osmanlı
devletinin yıkılışından daha feci olanı, hilafetin yıkımıdır.‬‬‬‬‬
* Kişi eğer hakkı ve iyi işleri övmüyorsa, çok hatip ve fasih dahi olsa
saçmalar!
* İslâm âlemindeki dinî çöküntü, bana göre siyasî çöküntüden daha
tehlikeli ve yıkıcıdır.
* Siyasetle desteklenmeyen nasihat, âcizin yalvarması gibidir.
* Müslümanların hak dinlerine bağlılıklarının zayıflaması üzerine güç ve
birliklerinin parçalanması, zillet ve alçaklık tatmalarına sebep olmuştur.
* Birtakım bahaneler öne sürerek Allah’ın dinine yardım etmeyenlerin
özürleri ,-zalimlerin özürlerinin hiçbir fayda etmeyeceği günde- kabul
edilmeyecektir.
* İslam 'ın en sağlam kalelerinden biri olan Anadolu 'da ümmet bilinci
yerine kör ve batıl taassuplar ikame etmek için tüm güçleriyle çalışıyorlar.
*AHMED BİN ATAULLAH İSKENDERİ HAZRETLERİNİN BAZI
SÖZLERİ
*Allah Teâlâ seni insanlardan uzaklaştırmayı murad ettiğinde bil ki
kendisine yaklaştırmayı istiyor!
*Sen neyi çok seviyorsan onun kulusun!
*Bazı günahlar vardır ki tövbe neticesinde seni Allaha ulaştırır!
*Dua ve münacat diline düşerse bil ki kabul kapısı açılmıştır!
*Bir şey nefsine ağır geliyorsa bil ki onda sevap çoktur!
*İzzet ve şerefi fanilerde değil, baki olan Allah’da ara!
*Devamlı günah ve refahtan kork! Zira o bir istidraçtır!

138

*İbadet çeşitlerine göre varidat-ı Rabbani tecelliyatı olur!
*Tefekkürle beraber olursa yalnız kalmak kadar kalbe faydalı bir şey
yoktur!
*Hak aşikârdır lakin göremeyenler vardır!
*Söz ve hareketleriyle seni Allah Teâlâ’ya yaklaştırmayan insanlardan uzak
dur!
*Güzel hal ve hareketler iyilik alametidir!
*Geçmiş günahlara üzülmemek kalbin manen ölü olmasındandır!
*Rabbin kerem ve rahmeti yanında hiçbir günah büyük değildir!
*Rahmeti ve lütfuyla muamele ederse büyük günahın önemi yoktur.
Adaletiyle muamele ederse küçük günahlardan kurtuluş yoktur!
*İlahi nurlar kalbin kanatlarıdır.
*Nur kalbin, zulmet te nefsin askeridir.
*Allah-u Teâlâ’nın lütuf ve keremiyle ona yönelmeyen imtihana tabi
tutulur!
*Nimetlere şükürsüzlük elden çıkmasına, şükür ise elde kalmasına
sebeptir.
*Gafil sabahlayınca ne yapacağını düşünür arif ise Allah c.c. bana ne
yapacak diye düşünür.
*Namaz kalp temizliğidir.
*Allah Teâlâ’nın lütuflarına mazhar kılmakta Kendini Allah Teâlâ’ya muhtaç
his etmekten daha müessir bir şey yoktur.
*Farzları aksatıp nafilelere rağbet etmek nefsin hilesidir.
*Var iken nimetlerin kıymeti bilinmezse yokluğunda bilinir!

139

Kuss Bin Sâide, Peygamber sallallahü aleyhi vesellem Efendimizin
Peygamberliğini Haber Veriyor;
Kâinatın Efendisine peygamberlik vazifesinin verilmesinden birkaç yıl
önceydi.
Arapların Cahiliyye devrinde iki meşhur panayırından biri olan Hicaz’daki
“Sûk-i Ukâz“ renk renk yüzlerce insanla dolup taşmıştı. İçlerinde pek çok
Arap beliğleri de vardı. Bu sırada, kızıl tüylü bir deve üstünde yüz yaşını
aşmış bir pir-i fani peydahlandı.
Gözleri çukura kaçmış, yaşlılıktan iki büklüm olmuş, fakat ruhu aydınlık bu
süvari, İyad kabilesinin büyüğü Kuss b. Saide idi.
Cenab-ı Hakk’ın varlık ve birliğine, haşir ve neşre inanan Kuss, Arapların
şâiri, hatibi ve hakîmi idi. Fesahatiyle dillere destan olmuş bu zât, dikkat
kesilmiş ve derin bir sükûta dalmış yüzlerce insana beligane şöyle hitab
ediyordu:
“Ey insanlar! Geliniz, dinleyiniz, belleyiniz! İbret alınız! Yaşayan ölür, ölen
fena bulur! Olacak neyse olur. Yağmur yağar, otlar biter; çocuklar doğar,
annelerinin ve babalarının yerini alır. Derken, hepsi ölüp gider! Hadiselerin
ardı arkası kesilmez; hepsi birbirini kovalar. Kulak tutunuz, dikkat kesiliniz;
gökte haber, yerde ibret alınacak şeyler var. Yeryüzü bir büyük divan,
gökyüzü yüksek bir tavan. Yıldızlar yürür, denizler durur. Gelen kalmaz,
giden gelmez. Acaba vardıkları yerden hoşnut olup da mı kalıyorlar? Yoksa
orada kalıp da uykuya mı dalıyorlar? Yemin ederim, yemin ederim ki
Allah’ın indinde bir din vardır ki şimdi içinde bulunduğunuz dinden daha
sevgilidir! Ve Allah’ın gelecek bir peygamberi vardır ki gelmesi pek
yakındır. Gölgesi başınızın üstüne geldi! Ne mutlu o kimseye ki ona iman
eder; o da kendisine hidayet eyleye! Yazıklar olsun, ona isyan ve muhalefet
edecek bedbahta! Yazıklar olsun, ömürleri gafletle geçen ümmetlere!
“Ey insanlar! Hani ya babalar, dedeler, atalar? Nerede soy sop? Hani o
süslü saraylar ve mermer binalar yükselten Âd ve Semûd kavimleri?
Hani ya, dünya varlığından gururlanıp da kavmine, ‘Ben sizin en büyük
Rabbiniz değil miyim?’ diyen Firavun’la Nemrud?

140

Onlar, zenginlikçe, kuvvet ve kudretçe sizden çok daha üstün idiler. Ne
oldular? Bu yer, onları değirmeninde öğüttü, toz etti, dağıttı. Kemikleri bile
çürüyüp dağıldı. Evleri yıkılıp ıssız kaldı. Yerlerini yurtlarını şimdi köpekler
şenlendiriyor. Sakın, onlar gibi gaflete düşmeyin, onların yolundan
gitmeyin! Her şey fanidir; bâkî olan, ancak Allah’tır. Ki O, birdir, şeriki ve
naziri yoktur! İbadet edilecek, ancak O’dur. O Doğmamış ve
doğurmamıştır!
Evvel gelip geçenlerde, bize ibret alacak şey çoktur! Ölüm bir ırmaktır.
Girecek yerleri çok, ama çıkacak yeri yoktur!
Büyük küçük hep göçüp gidiyor! Giden geri gelmiyor! Kat’î bildim ki
herkese olan, size ve bana da olacaktır.”
Gariptir ki bu muazzam hitabesini verip, Hatemül-Enbiya’nın pek yakında
geleceğini haber veren Kuss b. Saide, o anda kendisini dikkatle dinleyenler
arasında, geleceğinden söz ettiği zatın bulunduğundan habersizdi!
Cahiliyye devrinde Cenab-ı Hakk’ın kalplerine hidayet ihsan ettiği
bahtiyarlardan biri olan Kuss b. Saide’nin bu hitabesinden az zaman sonra
Kâinatın Efendisine nübüvvet ve Risâlet geldi.
Fakat Kuss, bu sırada hayata gözlerini yummuştu. Haliyle, pek yakında
geleceğini müjdelediği Efendimizle görüşmek kendisine nasip olmadı.
Aradan yıllar geçti...
Benî İyad’ın muvahhid ve Hz. İsa’nın dinine mensup bulunan büyüğü
Cârûd b. Alâ adındaki zât, kavminin ileri gelenleriyle birlikte, vasıflarını
öğrenmek üzere Resûlullah Efendimizin huzuruna vardı. Peygamber
Efendimize ne ile gönderildiğini sorup öğrendikten sonra, “Seni hak
peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki senin vasfını İncil’de
buldum. Seni, Meryem’in oğlu müjdeledi. Sana devamlı selam olsun ve
seni gönderen Allah’a da hamdolsun. Elini uzat. Ben şehadet ederim ki
Allah’tan başka ilâh yoktur ve sen, Allah’ın resulüsün!” diyerek Müslüman
oldu. Onu takiben de diğer arkadaşları İslamiyete girdiler.

141

Bu durumdan fazlasıyla memnun olan Fahri-i Kâinat Efendimiz, sordu:
“İçinizde Kuss b. Saide’yi bilen var mı?”
Cârûd, “Elbette yâ Resulallah!” dedi. “Hepimiz onu biliriz. Hususan ben,
hep onun yolunda gidenlerdenim!”
Bunun üzerine Resûl-i Zişan Efendimiz şöyle buyurdular:
“Kuss b. Saide’nin bir zamanlar Sûk-i Ukâz’da bir deve üzerinde, ‘Yaşayan
ölür, ölen fena bulur, olacak neyse olur!’ diye okuduğu hutbesi hiç
hatırımdan çıkmaz. O, bir hayli söz daha söylemişti. Zannetmem ki hepsi
hatırımda kalmış olsun!”
Mecliste hazır bulunan Hz. Ebû Bekir (r.a.) atılarak, “Yâ Resulallah!” dedi.
“Ben de o gün Sûk-i Ukâz’da hazırdım. Kuss b. Saide’nin söylediği sözler
hep hatırımdadır. Müsaade buyurursanız okuyayım!”
Sonra da mezkûr hutbeyi başından sonuna kadar huzur-u Risâlet’te okudu.
Bunun üzerine heyetten de bir kişi ayağa kalktı ve Kuss’un şiirlerinden
birkaçını daha okudu. Bu şiirlerinde de o, Harem-i Şerif’te, Hâşim
oğullarından Muhammed’in (s.a.v) peygamber gönderileceğini açıkça zikr
ve beyan etmişti.
Bütün bunlardan sonra Resûlullah Efendimiz de, Cahiliyye devrinde
hidayet yolunu bulmuş bu bahtiyar için şöyle buyurdu:
“Ümit ederim ki Cenab-ı Hak, kıyamet gününde Kuss b. Saide’yi ayrı bir
ümmet olarak haşreder!”
Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, c. 1, s. 62.İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 221;
İbn Sa’d, Tabakat, c. 6, s. 560; Taberi, Tarih, c. 3, s. 161.Ahmed Cevdet
Paşa, a.g.e., c. 1, s. 62.
*İBRAHİM BİN EDHEM HZ.’DEN NASİHATLER
İbrahim bin Ethem bir gün Basra çarşısında gezerken halk başına toplandı
ve “Bana dua edin icabet edeyim” mealindeki ayet-i celileyi sordular ve:

142

“Biz Allah Teâlâ’ya dua ediyoruz. Fakat dualarımız olmuyor. Acaba neden?”
diye yakındılar.
Sizin kalpleriniz on şeyden ölmüştür.
1-     Allah-u Teâlâ’yı tanıyoruz dersiniz ama hakkını eda etmezsiniz.
2-     Allah-u Teâlâ’nın kitabını okursunuz, ama onunla amel etmezsiniz.
3-     İblis’in düşmanlığını iddia edersiniz, ama ona tabi olursunuz.
4-     Resûlullah sallallahü aleyi vesellemi sevdiğinizi iddia edersiniz, ama
onun sünnetini terk edersiniz.
5-     Cennetin sevgisini iddia edersiniz, ama onun için amel etmezsiniz.
6-     Cehennem korkusunu iddia edersiniz, ama günahlardan
çekinmezsiniz.
7-     Ölümün hak olduğunu iddia edersiniz, ama onun için hazırlanmazsınız.
8-     Başkalarının ayıpları ile meşgul olursunuz, ama kendi ayıplarınızı terk
etmezsiniz.
9-     Allah’ın verdiği rızkı yersiniz, ama Allah-u Teâlâ’ya şükür etmezsiniz.
10-Ölülerinizi gömersiniz, ama onlardan ibret almazsınız. Buyurmuştur.
*İBRAHİM HAKKI HAZRETLERİNİN BAZI HİKMETLİ SÖZLERİ
*Ey gönül, madem, marifet şarabını içtin, kapat dudaklarını, ilahî sır
dökülmesin. Her söze, dağdaki pınarlar gibi coşma öyle, Basiretin derya
olur, sükût olursan eğer...
*İnsana ateşe yaklaşır gibi yaklaş. Ne çok yakın ol ne çok uzak.
*Ey âdemoğlu, kalbini dünya sevgisiyle öldürme.
*Ne kimse senden incinsin, ne sen bir kimseden incin!

143

*İnsanın en büyük ve en güçlü yönü kalbi, en küçük yönü kalıbıdır ki kalbin
kabuğudur.
*Sohbet et, hoş söz, güzel ses dinle.
*Bütün işlerimi Allah'a havale ettim. Çünkü O, kullarının her hâlini görür.
*Akıl sadık bir dosttur, her şeyden ibret alır.
*Dünya, insanları kendine çeker ve onlara hiç ölmeyecekmiş hissini verir.
*Gönül bir camidir ki, onarılmaya muhtaçtır.
*İnsan kalbi, Allah'ı bilme ve sevmenin esası ve yeridir
*Cinler melekler gibi lâtif cisimli olduklarından, murat ettikleri suretlerde
teşekkül ederler.
*Cihanı geçici bil, Allah'ı iste.
*Deniz diplerinde sedef adında bir hayvan yaşar. Baharın ortalarında
denizin yüzüne çıkıp ağzını açar. Nisan yağmurundan on beş damla alıp
yine denize dalar. İşte bu damlalar inci olur.
*Eğer hakikatle dinleyici olursan, hayatının zamanları zayi olmaz.
*Az ye, az uyu, az konuş.
*Dağların en fazla yüksekliğinin yerin çapına oranı, bir arpa eninin bir zira’a
oranı gibidir. Şu halde bu dağlar, yerin küre olmasına mâni değildir. Mesela
bir yuvarlak elma üzerinde pirinç tanelerini saplansa, tanelerin yarıları
dışarıda bulunsa elmanın yuvarlaklığına onlar zarar vermediği gibi, dağlar
dahi yerin küfeliğine zarar verme ve veremez. Lakin yerküre fazla büyük
olduğundan, düz görünür. Onun için felsefeden habersiz olanların aklı,
gözünün gördüğünü geçmeyip, olduğu yeri düz gördüğünden, yerin
tamamı düz yüzey zanneder.
*Kalbin ıslahı, her şeyden önemlidir. Çünkü gönül, bedene hükmeden bir
sultandır. Bütün organlar onun emrindedir.

144

*İslam dinine cahillerin verdiği zarar, İslama bilerek hücum edenlerin
zararından daha fazladır.
*Sabırlı insan için belâ, bal gibidir.
*Kendisine kâfi gelecek kadar rızıkla yetinen kimse kurtuluşa ermiştir
*Ey insanoğlu, helâl sana damla damla, haram ise sel gibi gelir.
*Muhabbet, korkudan daha faziletlidir.
*Zebani melekleri vardır ki, cümlesi sağırdır ve onlarda merhamet duygusu
yaratılmamıştır. Öyle çoktur ki hesabı yoktur. Hak Teâlâ, zebanilere bir
büyük ve heybetli melek vekil etmiştir ki, ona Mâlik derler. Yedi
cehennemin hâkimi ve kapıcısı odur.
*İnsanların felaketi insanlardan başkası değildir.
*Bilmelisin ki nefis, şerle dolu Allah'a asî, ahiret ehline düşmandır. Onu
ancak az yemek, az uyumak ve az konuşmakla itaate alabilirsin
(uslandırabilirsin) ve onun şerrinden, düşmanlığından kurtulup, ibadetle
uğraşıp, Allah'a yakınlaşırsın.
*Rızk için çalışmak, ibadettir.
*Olduysa inâd etme
Haktandır o red etme
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
*Rüzgâr olmasa, her şey kokar ve bozulurdu, bütün canlılar yerde helâk
bulurdu. Rüzgârın yağmuru ve bitkileri beslemesi gibi faydaları çoktur.
Yüzleri güzelleştirme, hayatı koruma ve hayata nefes verme gibi
özelliklerinin nihayeti yoktur.
*Tasavvuf ilmi herkesçe bilinmez. Ancak hak ile sıfatlanmış olan tadar.
*Açlık, ilim ve zekâ keskinliği kazandırır. En hoş yemek açlıktır.

145

*Ey gönül! Gel, gökteki mehtabı bırakıp asil güneşi gözet. Sen ezeli denizin
incisisin, şu gecen sel suyunu ne yapacaksın.
*Ey gönül; her ne dilersin sensin ol, Sen, sana gel; sende iste, sende bul.
*Açılır bahtımız bir gün, hemen battıkça batmaz ya!
Sebepler Halk eder Hâlık. Kerem Bab'ın kapatmaz yaa!
*Hayatını iradî ölümde bul, "Ölmeden önce ölünüz" hadisini tanı.
*Bütün eşya, insana hizmetçidir O, hizmet ve ikram edilendir. Aziz, şerif ve
muhteremdir. Zira ki o, cümleden güzel ve yücedir.
*Sözlerin büyüğü, büyüklerin sözleridir.
*İnsan-ı kâmil: Herkese aklının erdiği şekilde konuşur, zekâsının kavrayış
derecesine göre muamele eder!
*Bu âlemin en yüksek, en saf ve en güzel olanını gayb âlemi, lâhut âlemi,
ceberut âlemi diye adlandırırlar.
*İnsanları anlayan ondan uzaklaşır. Kim insanlardan uzak olursa o ilahi
huzurda mesut olur!
*Ey insanoğlu! Dünya sevgisi ile kalplerinizi öldürmeyiniz. Çünkü onun
zevali yakındır.
*Ey Allah'ın sevgisine ulaşmayı isteyen insan! Basiret gözüyle etrafına da
bir bak ki eğer sana bir kimse iki dirhem verse veya bir elbise giydirse
yahut ya da ihtiyacın olduğu sırada bir işini görüverse, ömrün oldukça ona
karşı muhabbet edip adı anıldıkça hayır dualar ederek onu översin. Hâlbuki
onun sana iyilikte bulunması yine de Hak Teâlâ’nın dilemesiyle ve onun
kudretiyle meydana gelmiştir. .
*Harabat ehlini hor görme Zâkir, defineye malik viraneler var.
*Dikkat et! Allah'tan başkasını sevme. Zira hub (sevgi), Allah'a has bir
cevherdir. Onda başkasını barındırmaz. Şayet birini veya bir şeyi sevecek
olacaksan, onu sadece Allah için sev...

146

*Güzel sözlü ve güleç yüzlü ol. Konuşursan doğru konuş
Asla yalan söyleme, kendini rezil etme. Söz verir isen yerine getir.Sözün en
güzeli kısa ve anlamı derin olandır. Sözleri güzel olanın güzelliği artar.
*İnce san’atlar birer birer görüp, cihanın sırlarına vâkıf olunca, insanın
kabuğunun' âlem, âlemin özünün de insan olduğunu anlayarak her şeyden
feragat edip kendine döneceksin.
*Aşkın sebebi, sevgilinin güzelliğini göz önünde büyütmek, her zaman
hayaliyle meşgul olmak ve onu düşünmektir.
*Astronomi ilmi, göklerin ve yerin yaratılmasını düşünenler için Allah’u
Teâlâ’yı tanımakta en güzel yardımcıdır.
*'Kul kendini yok bilerek varlığını Allah'a verirse, Allah ezelden ebede
kadar onunla olur'
*Eğer kalp aynası cilalı olursa, onda ilahi nur ve sırlar belirir. Eğer ona öfke,
şehvet, gaflet ve dünya sevgisi aksederse kararır.
*Tevekkül hürriyete kavuşmak ve gönülden Allah’tan başkasını yok
etmektir
*Muhabbet, marifetin sonucu ve Mevla'ya yaklaşmanın bir vesilesidir. O
bir neşedir ki, onunla her cefa, vefadır.
*Allah'a hizmet edene dünya hizmet eder. Dünyaya hizmet edeni kendine
kul yapar.
*Her dem Allah diyen kişi velidir.
*Bir kimse Hz. Yusuf’a sevgisini bildirdiğinde mevlasının sevgisinde daim ve
sadık olduğunu bildirerek:-Beni Rabbimden başka kimsenin sevmesini
istemem, buyurmuştur.
*İnsanı kâmil: Zaman, mekân, insan ve hayvanda uğursuzluk diye bir şey
olduğuna inanmaz.
*En faydalı ilim ma'rifetullah'tır.

147

*Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki; “La ilahe illallah” mübarek kelimesi, en
büyük ve en yüksek kaledir. Mevla'nın tevhid ilmidir. O sağlam kaleye giren
ebedi saadeti ve sonsuz nimetleri bulur. Ona girmeyen sonsuz azab ve
şekavet yolunu tutar. O halde bu mübarek kelime, kalbin etrafında kale
olmayınca ve onun ruhu bu daireye merkez yapılmayınca, saltanatla
nefsinin Hevasını, o merkez noktasına girmekten korumayınca, o kalenin
dışında kalırsın. Ruhun ona girmemiştir. Sade dil ile söylemekten bir fayda
hâsıl olmamıştır. O halde, bu kelimei Tayyibe’den nasibinin ne olduğunu
düşün. Eğer nasibin onun ruhu ve manası ise, muhakkak ki, iki dünya
saadeti senin içindir. İsmin iyiler defterinde, evliyalar arasındadır. Eğer
ondan nasibin yalnız dil ile kuru bir ifade ise, o münafıkların pay ve
nasibidir. Zira kalenin ismini söylemek insanı korumaz. Kılıcın ismi kesmez.
Çünkü bu kelimei tayyibe, manasıyla, ruh ile cesede benzer. Manasız,
yalnız cansız beden gibidir. Cansız bedenden bir fayda gelmediği gibi, bu
kelime de, manası olmadan kale olmaz. O halde ihsan âleminden olanlar,
bu kelimeyi suret ve manasıyla almışlardır. Suretiyle zahirlerini, manasıyla
batınlarını süslemişlerdir. Onunla iki âlem saadetini bulmuşlardır.
*Havadaki zerreler, dağlar, taşlar, yağmur damlaları, denizler ve ırmaklar,
belki dönen feleklerin her parçası, gezegenler, unsurlar, bileşikler ve her ne
ki var, cümlesi, gece ve gündüzün her anında o tek bağışlayıcı affedici olan
hak Teâlâ hazretlerine Sena edici olup onun birliğini açığa çıkarmak ve
bildirmek için her biri bir lisandır.
*Kâinatın ortaya çıkışı insanda son bulmuştur. Varlık dairesi onunla tamam
olmuştur. İnsan Cihan ağacının meyvesi olduğu için hepsinden sonra
vücuda gelmiştir. O halde Devran’ın hülâsası insan olmuştur...
*Hakk'ın yüzüne aynasın sen. Özünü iyice gözet, "kendini bilen, Rabbi'ni
bildi" sırrındaki maden, senin kanındadır.
*İbret gözüyle âleme bakan arifler, her nesnede nice hikmetler
görmüşlerdir ve Allah dostları, Allah'ın yüce sanatının sırlarını anlayarak,
birer harf olan eşyadan manaya ulaşıp, Hakk'ın huzuruna ermişlerdir.
*Yüceyi seversen alçakları unut.

148

*Kıyametin Açık Alametleri... Deccal ‘in çıkışı, ay tutulmalarının artması, 3
yıl devamlı kıtlık (yiyecek yokluğu), yoğun bir dumanın ortalığı kaplaması,
Hz İsa aleyhisselamın Şam'da beyaz minareye inip Deccalı öldürmesi ve
İslam şeriatını yayması. Hz Peygamber soyundan Mehdi'nin çıkması, 40 yıl
adaletle hüküm sürüp Hz Isa aleyhisselam ile buluşması. Sonra DABBETÜL
Arz’ın (yer hayvani) vücuda gelmesi, sonra Ye’cuc ve Me’cucun İskender
seddini aşarak yeryüzünü kaplaması, Hz Isa. aleyhisselamın Mekke'ye
gitmesi ve orada vefat etmesi. Allah'ın evi olan Kâbe’nin yıkılması, sonra
güneşin batıdan doğup tekrar ordan batması...
*İnsandan izzet, hürmet, muhabbet, şefkat, edep, hayâ, cömertlik, ahde
vefa, doğruluk, safa, dostluk, takva, şeriatın yürürlükten kalkması gibi.
Şehirlerde mescitlerin çoğalması ve cemaatin azalması, binaların yüksek
olması, elbiselerin incelmesi, kadınların ve çocukların hâkimiyeti ele
geçirmesi, kadınların erkekler, erkeklerin kadınlara benzemesi,
homoseksüelliğin ve kadınlar arasında seviciliğin yaygınlaşması, eşyanın
bereketinin azalması, akraba ziyaretinin ve şeriata uygun alış-verişin
kesilmesi, kötülerin hürmet görmesi, iyilerin hakir görülmesi, cariyelerin
efendilerini doğurması, kan dökülmesi, fısk ve fücurun artması ve
kabirlerin süslenmesi gibi işlerdir ki, bunlara kıyametin şartları dahi derler.
*Filozofların sözüne itimat edemem, fakat hepsi de yalandır deyip
gidemem.
*Akıllı düşman akılsız dosttan iyidir.
*Ey göz, uyku nedir? Gel uyan gecelerde. Aşkın gizli ateşine yan gecelerde.
*Gazap ve şehvetine mağlup ve onun esiri olan da insan suretinde
hayvandır. Belki hayvan bile ondan hayırlıdır. O ne mükelleftir, ne isyan
eder, ne de cehennemde azap görecektir.
*Susmasını bilen, güvenli ve korkusuzdur. Dil sürçmesi en şiddetli bir
helaktir. Eğer gizlersen, sırrın, sevincin olur. Eğer ifşa edersen zarar ve
felaketin olur. Sırrın, senin hükmün altındaki tutsağındır. Onu açığa
vurursan, sen onun esiri olursun. Bir halk içinde söylenecek söz var, bir de
hançerde kalması gereken söz. Her makamın bir deyiş tarzı ve her işin bir
anlamı vardır.

149

*Kalbinden, bedeninden, saltanatından gafil olma ki, Allah'tan
uzaklaşmayasın.
*Bedene bağlı olmayan ruh, hakikati idrak etmede ilerledikçe Cenab-ı
Hakk’a yaklaşır ve marifet nuruyla dolan kalbi haz içinde olur.
*Deniz, hareket ettiğinden dolayı kokuşmaz.
*Yemek içmekten başka nimet bilmeyenin bilgisi az ve azabı çoktur.
*Ağzını sımsıkı bağlayan cihanı seyreder.
*Kendini övmek ahmaklık semtine girmektir
*Zikri Allah olanın fikri de Allah olur, ruhu da uyanık olur. Zikrin gerçeği,
kalbi Allah'ın gayrısından temizlemektir.
*Gönül akıl ile boş isteklerin ve hevanın çarpışma mahallidir. Kalp sonsuza
dek bu iki düşmanın harp alanıdır
*Allah sevgisi ne ihsanla artar, ne eziyetle eksilir.
İnsanın selameti, dilini tutmasındadır.
*İki sevgili arasındaki sır dudakla değildir. Söz ve kalem onu halka hikâye
edemez.
*Açlık ilim ve zekâ keskinliği kazandırır. Kim nefs hayvanını açlıkla keserse
o marifet nuruyla kalbine hayat kazandırır.
*şüpheli şeyler kalbi karartır ve karanlığa boğar. Böylece o kalbin karanlığı
sebebiyle helali fark edemeyip harama düşer.
*Bir kimse kendi nefsinin en büyük düşmanı olduğunu bilirse ona yapılacak
hakaretlerden mesrur olmaması mümkün değildir.
*Boş laflar ve şakalar zarara yol açar; ömrü boşa geçirmektir. Gıybet ve
koğuculuktan sakin ki, bunlar insanı halktan ve Haktan uzak ederler...

150

*Dünyadan imansız gidenlere cennet, mağfiret ve şefaat olmaz ve hiç bir
şekilde cehennemden kurtuluş bulmaz. Eğer iman ile gidip, günahları ağır
gelip, mağfiret veya şefaat erişmedi ise; o, günahı kadar cehennemde
yanıp, ondan sonra cennete gider. Zerre kadar iman ile giden elbette
cehennemden çıkıp huzura erer.
*Gönül yap hatırın hoş tut; sakın incitme bir canı
Ki her kim her kime her ne ider; kendi bulur anı
Dilin hıfz eyle, halkın ayıbın örtüp iyiliğini söyle
Uyubun setr ider Settar; alırsın feyzi gufranı!
*Akıllı olanın dili kalbinde, ahmak olanın kalbi de ağzındadır.
*En faydalı hazine gönüllerdeki sevgidir.
*Aşkın kurbanına derman yoktur. Ölüleri dirilten İsa da olsa tabibi.
* Anatomi (teşrih) ilmi insanın kendini bilmesinin ve tanımasının anahtarı
olup bu da Rabbini tanımanın anahtarıdır.
*Hasede gelince o kötü ve yerilmiş ahlaki davranışların en çirkin ve en
kötüsüdür. Kalp hastalıklarının en acı ve zararlısıdır.
*Dili korumak imanın esasıdır. Konuşmakla Allah’ı zikretmenin gönülde
ışıldattığı nurlar silinir. Müjdeler dili susup kalbi zikredenlere!
*Tevekkül bedeni kulluğa ve kalbi Rabbani sıfatlara bağlamaktır. Masivayı
terktir. Herkesten her şeyden korku ve ümidi bırakmaktır.
*Gece uykusuzluğunun çokluğu, dimağ zayıf, hazmı bozuk edip, maddeyi
ayrıştırarak tabii rutubetle açlığı verir. Gündüz uykusu dahi iyi değildir. Zira
o, rengi bozar, dalağa zarar verir ve üzüntüyü artırır. Eğer gündüz uykusu
itiyat olunup, ikinci tabiat bulunduysa, terki câiz olmaz. Ancak yavaş yavaş
terki gereklidir. Uyku ve uykusuzluk arasında tereddüt dahi kötü olup,
şaşkınlık ve eleme sebep olur.
*Ey gönül! En kısa zamanda bu oluşum ve bozulum dünyasına veda edip
ruh semasına yüksel. Haydi, seferin mübarek olsun!

151

*Nefsinin nefes dizginini heveslerinin eline verme. Ta ki bütün dostlar sana
sevgi göstersinler.
*Kitap ve sünnetle amel kurtuluş için yeterli vasıtadır. Bu yol üzre hareket
eden sonunda cennet bahçelerine girer.
*Üç şey sineye sürur ve bedene sıhhat verir. Biri güzel koku koklamak, biri
bal şerbeti ve biri güzel elbisedir. “H.ş.m.”
*Yeşile bakmak kalbe sürür ve göze kuvvettir.
*Cennetlerin derecelerinin tümü, 6.666 derece bilinmiştir; Kur’ân âyetleri
sayısınca hesaplanmıştır. Her iki derecenin arası, 500 yıllık mesafe
bulunmuştur. Çünkü cennetlikler, ezberledikleri Kur’ân ayetleri adedince
derecelere nail olmuşlardır. O halde hâfızları, cennetlerin en üstününü
bulmuşlardır ve adın cennetinin ortasına ulaşmışlardır.
*Her kim baklayı kabuğu ile yer, onda O kadar hastalık çıkar gider.
*Az yemek az uyumaya az uyumak da az konuşmaya neden olur.
* İnsan vücudu âlemin kitabıdır. Öyle bir koleksiyondur ki, âlemde her ne
varsa, bir insanda da bulunmaktadır.
*Zamanımızı ayıplıyorsun, ayıp bizdedir. Eğer zamanımız ayıplı ise bu
hepimizdedir. Hiç kurt, kurdun etini yer mi? Fakat bazımız bazımızı açıkça
yiyoruz.
*Denizde açan çiçek yağmur kıtlığını ne bilsin.
*Dini ancak iki haslet takviye eder; bunlardan biri güzel ahlâk, biri de
cömertliktir.
*Mana yüzünde Ne varsa hepsi senin harmanındadır. Kalp aynasına cila
vur, dışarıya bakmayı bırak. Sen, sana bak; âlemin bütün halkı
divanındadır. Hakk'ın yüzüne aynasın sen. Özünü iyice gözet, "kendini
bilen, Rabbi'ni bildi." sırrındaki maden senin kanındadır...
*Her bitki ki yerde biter Allah birdir ve benzersizdir der.

152

*Bütün insanlar gaflet uykusundadırlar. Hepsi ölüm ile uyanırlar.
*Kula bela gelmez hak yazmayınca,
hak bela yazmaz kul azmayınca.
Hak kuldan intikam kul ile alır,
dini irfan bilmeyen bunu kul etti sanır.
*Hak şerleri hayr eyler
Zannetme ki ğayreyler
Arif anı seyreyler
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler
Sen Hakk'a tevekkül kıl
Tefviz et ve rahat bul
Sabreyle ve razı ol
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler
*Açılır bahtımız bir gün hemen battıkça batmaz ya, Sebepler halk eder
Hâlık Kerem bâbın kapatmaz ya benim Hakka münacatım değildir rızk için
haşa Hüda Rezzaku âlemdir rızık sız kul yaratmaz ya.
*Âlem ki tamam nüsha-i hikmettir. Mâniasını fehim eyleyene cennettir.
Mahrum-u şuhûd olanların çeşminde Zinda-ı belâ çah ve gam-ı mihnettir.
( Marifetname den alıntıdır. )
İMAM GAZALİ'DEN NASİHATLER R.A.
*Allah-u Teâlâ’dan nasıl korkulması gerekiyorsa öyle kork. Ona kulluk
görevini gereği gibi yap. Haram kıldığı şeylerden mümkün olduğu nispette
kaçın.

153

*Allah-u Teâlâ’nın ebedi saadete uzanan İslam yolundan ayrılma.
*İslamın Hayatını düzene sokan emirlerini sakın ihmal etme ki, yaşayışın
sıhhat bulsun, gözlerin aydın olsun. Çünkü gizli ve kapalı hiçbir şey Allah-u
Teâlâ’dan gizli ve kapalı değildir.
*Aklın hemen kabul etmeyeceği şeyi söyleme. Lüzumsuz lâftan, çok
gülmekten, şaka ve alaya almaktan, din kardeşinle tartışmaktan
sakın. Böyle yapmak saygınlığı götürür, kin ve düşmanlık kapılarını açar.
*Ağırbaşlı, terbiyeli, saygılı ve nezaketli olmaya çok dikkat et ve itina
göster. Ancak böyle yaparken gurura kapılma! Halka tepeden bakma!
Sonra senden bu sıfatla bahsedilir.
*Dostuna da düşmanına da hoşnutluk göster. Başkasına eza ve cefa
etmekten kendini alıkoy ve bunu onlardan korkup ürktüğün için değil,
Sadece iyi bir huy olduğunu düşünerek öyle davran.
*Bütün işlerinde orta yolu tut. Çünkü işlerin en hayırlısı orta yoldur. Az
konuş. Karşılaştığın her Müslümana selâm ver.
*Ölçülü adımlarla yürü, ayaklarını yerde sürükleyerek yürüme. Sağa sola
baka baka yürüme. Etrafı rahatsız ederek, başını şunun bunun kapısına
doğru döndürme.
*Uğradığın bir toplantıda bulunanların üzerine dikilip durma!
*Sokak ve caddeleri oturma meclisi olarak kullanma!
*Dükkânları, işyerlerini sohbet yeri olarak seçme!
* Fikrî tartışmada kendini haklı çıkarmak için inat etme! Hakkı ve haklıyı
kabul et!
* Edep ve terbiyesini yitirmiş patavatsız kimselerle tartışma!
*Bir meselede hüküm verirken bu benim "şahsî görüşümdür" de!
*Bir şeyi veya bir adamı överken aşırıya gitme!

154

*Bir mecliste oturmak istediğin zaman mütevazı olarak otur, yere oturmak
icab ederse bağdaş kurup otur.
*Bir mecliste, insanlar arasında sakın parmak çatlatma!
*İnsanlar arasında sakalınla oynama!
*İnsanların yanında yüzüğünle meşgul olma!
*Oturduğun bir yerde, bulunduğun bir toplulukta dişlerini kürdan ve
benzeri şeylerle temizlemeye kalkışma!
*İnsanların yanında burnunla oynama! Parmağını burnuna sokma!
*Yüzüne sinek konarsa yavaşça onu kovmayı ihmal etme!
*Bilhassa insanların yanında esnememeye dikkat et!
*İnsanların seni hafife alacağı söz ve davranışlardan sakın!
*İçlerinde bulunduğun topluluk hakkı ve doğruyu gösterici olsun!
*Öyle sözler söyle ki sözlerin çok kıymetli bir nesne gibi paylaşılsın!
*Güzel sözlere kulak ver!
*Konuşulan bir sözün tekrar edilmesini isteme! Bu, onu dinlemediğini
gösterir.
*Huysuz ve karaktersiz insanlardan sakın. Çünkü böylelerinin dili çirkin ve
ağırdır. Bunlar sohbet edilmeye lâyık değildirler. Böylelerinin gizli hali
olmaz. Aile sırlarını sokağa dökerler.
*Fayda sağlayacak fırsatları kaçırma. Muhtaç olduğun şeylere iyice sahip
çık!
*Yapılmasında acele ettiğin işlerinde dikkatini başka taraflara dağıtma!
* İçinde bulunduğun toplumun islama uygun olan örf, âdet ve
geleneklerine saygılı ol! 

155

*Ahirette seni rüsva edecek çirkin âdet ve geleneklerden sakın!
* Bir şeyin neticesini iyice düşünüp hesaba katmadan yapmakta acele
etme!
*Ahlaksız ve sefih adamlarla tartışma. Zira onların kötü niyet ve
düşüncelerini, düşmanlıklarını üzerine çekmiş olursun. 
*Namus ve şerefini koruyan insanlara herkes izzet ve ikramda bulunur.
Böyle kimseler halk tarafından itibar görür.
*Kendini zavallı ve fakir göstermeye çalışan kimse hakarete uğrar!
*Bir meseleyi yazarken, söylerken gereksiz kelime kullanma. Az kelimeyle
çok şey anlatmaya çalış. 
*Sonu gelmeyecek nefsani arzular peşinde koşmak, sapıklıktır. 
*Başkasını kınayan ve hep kusur söyleyen adamın dostu olmaz.
*Din süslerin en güzelidir. 
*Kuru gürültü, boş yere vakit harcamaktır. 
*Sarhoşluk insanlıktan uzaklaşıp şeytanlaşmaktır. 
*Yapılan bir akdi bozan kimse sırtına bir kin yükü yüklenmiş olur. 
*Yumuşak söz büyüklerin ahlâkındandır.
*İnsanın hanımı, aile yuvası huzur ve sükûnet kaynağıdır.
*Bir kızla evlenmek istediğinde ailesini iyice araştır ve öğren. Çünkü temiz
ve asil bir aile tatlı meyveler yetiştirir. Bilmiş ol ki kadınlar parmaklarımız
kadar birbirinden farklıdırlar.
*Şirret ve karaktersiz kadından sakın. Onların dış görünüşlerine aldanma,
böyleleri kocasına karşı kaba ve hırçındır. Kocası kendisine saygılı olduğu
zaman bunu bir üstünlük zan eder. Hiçbir iyiliğe karşı teşekkür etmesini
bilmez. Az şeye de hiç kanaat etmez.

156

*İki çeşit dost ve kardeş vardır. Birisi, başına bir bela geldiği zaman seni
korur; diğeri de mutluluk ve ikbal günlerinde senin dostundur.
Belâ gelip ikbalden düştüğünde dostluk yüzünü gösteren kardeşi, hakiki
kardeş ve dost bil ve dostluğunu korumaya çalış. 
*Saadet ve mutlu günlerindeki dosta pek güvenme! Sıkıntılı günlerinde
dostluk bağını uzatmıyorsa, onu düşmanların düşmanı bil.
*Şeytani heveslerine ve nefsine uyan aşağılık çukuruna yuvarlanır.
*Zarif görünümlü insanlar fazla ilgini çekmesin, dış görünüşe pek aldanma.
Çünkü insan, kalbiyle, düşüncesiyle ve diliyle adamdır, kıyafetiyle değil.
*Benzi sarı, zayıf kimseleri hor görme! Çünkü insan iki küçük et parçasıyla
ölçülür: Kalbi ve dili. Öyleyse insanların bu iki değerinden faydalanmaya
çalış; gerisi et, kan ve kemiktir.
*Düşman ülkesinde de olsan fitne ve fesat çıkarmaktan sakın!
* Kendinden aşağı kimselere karşı çoluk çocuğunu, şeref ve itibarını ortaya
döküp sayma!
* Malını kendinden fazla kıymetli ve üstün tutma!
*Fazla konuşma! Sonra bulunduğun toplulukta taşınması güç bir yük
olursun!
* Seninle beraber oturana, sohbet arkadaşına karşı alicenap davran!
Yanına oturmak isteyene güzel, nazik, hareket et!
*Başkasının gözüne dikkatle bakıp durma!
* Fazla lügat parçalayıp yaldızlı söz söyleme. Çünkü bu sözlerin dış
görünüşü belki güzel sayılabilir, fakat gerçekte güzel değildir.
*Çocuğunu çok beğendiğini başkalarına anlatma!
* Hizmetçinin çok hünerli olduğundan başkalarına söz etme!

157

* Atının, kılıcının ve silahının güzelliğinden insanlara bahsetme!
* Gördüğün rüyaları her yerde anlatmaya kalkışma. Çünkü gördüğün
rüyadan sevinç duyduğunu belirttiğin zaman beyinsiz ve seviyesiz insanlar
bu konuda seni rahatsız etmeye başlarlar!
*Saçını sakalını tarayıp öyle sokağa çık!
*Saç ve sakalından Beyaz kılları koparmaya kalkma!
*Lüzumundan fazla güzel kokulu şeyler sürünme!
*Bir ihtiyacını dile getirirken üzerinde ısrarla durma!
*Birtakım arzularının yerine gelmesi için insanlara eğilip küçülme!
*Servetinin tam listesini, mevcut paranın tam rakamını çoluk çocuğuna
verme! Çünkü bunlar onu az görecek olurlarsa kendilerini zayıf zan ederler.
Çok görecek olurlarsa yaşayışlarında değişiklik yapmak isterler. Onları
hırpalamadan belli ölçüde idare etmeye çalış.
*Birisiyle tartışmaya mecbur kalırsan asla vakar ve efendiliğini elden
bırakma!
*Bilgisizliğini ortaya koyma! Bu konuda aceleci olma!
* Br meseleyi izah etmek için delillerini getirirken çok iyi düşün!
*Yumuşak huylu ol! Tartıştığın kimseyle aranda hakem olarak yumuşak
huyunu gör.
*Konuşurken elinle ve parmağınla fazla işarette bulunma!
* Fazla heyecanlanıp yüzün kırmızı turp gibi olmasın! Şakakların
terlemesin!
*Karşındaki adam sana ölçüsüz davranır, küstahlıkta bulunursa sen nezih
ve ağırbaşlı davran! Seni kızdıracak olursa, yine ölçülü konuşmaya çalış,
kendi şerefini düşün!

158

* Şayet devrin hükümdarı, amiri sana yakınlık gösterirse, onunla mızrak
ucunda bulunduğunu hesapla! Hiçbir zaman onu bu yakınlığından cesaret
alıp haddini aşma ve kendini güven içinde hissetme! Son derece efendi ve
yumuşak davran! İlâhî hükümlerden biri zedelenmedikçe hükümdarın
hoşuna gidecek şekilde konuş. Sakın Onun sana lütufları seni ölçüsüzlüğe
sürüklemesin!
*Sakın hükümdarla yakını arasına girme! Çünkü hükümdarla yakınları
arasına giren kişinin düşüşü çok ani ve sür'atli olur!
*Söz verdiğinde onu mümkün olduğu ölçüde yerine getir!
*Konuştuğunda ancak doğruyu söyle!
*Konuşurken sağırlara seslenir gibi bağırarak konuşma!
*Konuşurken dilsizlere hitap eder gibi sesini kısma!
*Konuştuğunda makbul söz söyle, güzel konuşmaya çalış!
*Konuştuğun vakit seni dinleyen varsa konuş!
*Sözlerine ilgi duyulmayan yerde konuşma!
*İnsanların kabul etmeyeceği ve garip karşılayacağı esrarengiz olaylardan
söz etme!
*Bazı kelimeleri, sözleri devamlı olarak tekrarlayıp durma: "Yani, ondan
sonra, evet evet evet, hayır hayır hayır," ve benzeri gibi...
*Büyüklerle bir sofraya oturduğun zaman fazla su isteme! Etin kemiği ile
fazla meşgul olma!
*Hiçbir yemeği ayıplama ve sofradaki hiçbir yiyeceği küçümseme! Zira
sofra sahibini üzmüş olursun.
*Kendini iyice sıkıntıya sokmuş bir miskin gibi açgözlü olma!
*Mal kıymeti bilmeyen, ilerisini görmeyen bir sefih gibi savurgan olma!

159

*Sana ait hakları belirle! Dostuna saygılı, düşmanına insaflı ol!
*Allah'ın verdiği nimete daima şükret. Hz. Musa (a.s.) münacatında, "Yâ
Rabbi! Âdemoğullarına el, ayak, göz, kulak ve sair birçok nimetler verdin.
Âdemoğulları bu nimetlerin şükrünü nasıl ifa edebilir?" diye sordu.
Cenab-ı Hak ona şöyle buyurdu:
"Yâ Musa! Verdiğim nimeti Benden bilip, kendi işinden ve çalışmasından
bilmeyen kulum, ona verdiğim nimetin şükrünü eda etmiş olur. Verdiğim
nimetleri kendinden ve çalışmalarından bilip, Benden bilmeyen kulum da
nimetin şükrünü eda etmemiş nankörlük yapmış olur. Kula lâyık olan gece
ve gündüz Beni tesbih etmek ve bana hamd etmektir."
*Cenab-ı Hakkın ihsan buyurduğu nimetten fakirleri ve muhtaçları hissedar
etmek şükürdür.
*Eğer kapına bir fakir gelirse, onun kalbini hoş et, öyle gönder.
*Sadaka verirken gizli vermek lazımdır.
* Kendine bir musibet geldiğinde bağırıp çağırmamak, yaygara yapmamak
gizlemek ve sabr etmek gerekir.
*Bir günah işlediğinde ceza gelmeden hemen tövbe etmelidir!
* Sadaka vermek Sıddıklar nişanıdır. Onlar Sıddıklar zümresindendir.
*Tamahkâr ve açgözlü olma! Zira Kalbin katılaşır ve kara olur.
*Çok mal biriktirmek, malını arttırmak için hasislik ve cimrilik etme!
*Âlimlerin ve sâlih insanların sohbet ve meclisinde bulunmayı elden
bırakma! Zira Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem bir hadis-i
şerifinde şöyle buyurmuşlardır:
"Bir kimse âlimlerin ve Salihlerin meclisine ve sohbetine giderse Cenab-ı
Hak o kimsenin her bir adımına karşılık kabul olunmuş bir hac sevabı ihsan

160

eder. “Âlim ve sâlih zatlar Allah-u Teâlâ’nın dostlarıdır. Onları ziyaret
edenin sevabı Allah'ın evini ziyaret edenin sevabı gibidir.
*Dargın ve küsülü olanları barıştır ki, sen de yarın Kıyamet gününde
mesrur ve şad olasın. Hz. Musa (a.s.) bir münacatında, "Yâ Rabbi! Küsülü iki
kişiyi barıştırana ne ecir verirsin? Senin rızanı kazanmak için halka
zulmetmeyenlere nasıl bir mükâfat verirsin?" diye sordu.
Hak Teâlâ şöyle buyurdu: “Ben de yarın Kıyamet gününde ona selâmet
verip korktuğundan emin ederim."
*Cenab-ı Hak şefkati ve merhameti sebebiyle Musa Aleyhisselama
peygamberlik verdi. Sen de şefkat ve merhameti elden bırakma ki
merteben yüce olsun!
* Yeryüzünde olan mahlûkata merhamet eyle. Zira Resul-i Ekrem
Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Yâ Ebâ Hüreyre!
Yeryüzünde olan mahlûkata merhamet eylersen, Allah da sana merhamet
eder."
*Anne-baban yaşlanınca elinden geldiği kadar onlara yardım et. Çünkü
ebeveynin, sen küçükken türlü türlü zahmetini çektiler. Devamlı onların
hayır duasını al. Beddua ederlerse dünyan da, Âhiret'in de yıkılır. Anne-
babanın rızası Allah-u Teâlâ’nın razı olmasına vesiledir. Onların
öfkelenmesi Allah-u Teâlâ’nın gazablanmasına sebep olur. Peygamber
Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem "Cennet onların ayağının altındadır"
buyurmuştur.
Başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurmuştur: "Anne-babasına iyilik
edenin, onların gönlünü alanın ömrü bereketli ve uzun olur. Yarın
kıyamette azap görmez."
*Amcan ve halan baban hükmündedir, teyzen ve dayın da ana
hükmündedir. Onlara anne-babana ettiğin hürmet gibi hürmet et. Hayır,
dualarını almaya çalış, sakın bu hususu ihmal etme!
*Senin evindeki bereketin ve rahmetin vesilesi, sana gelecek musibetlerin
gidericisi evindeki yaşlı akrabandır. Sakın "İdare edemiyorum, geçimim

161

dardır" deme! Onların vesilesiyle gelen bereket olmasaydı, geçimin daha
da darlaşacaktı. Sakın unutma!
*Hocana, ilim, ahlak ve edep öğrendiğin kimselere tazim ve hürmet et.
Çünkü hoca hakkı ana-baba hakkından fazladır. Ana-baban dünyanı mamur
ederken, hocan Ahiretini mamur eder. Onun içindir ki, hocaya hürmet,
ana-babaya hürmetten efdal dir. Hocanı gördüğün zaman elini öp, hürmet
et, diz çöküp edeple otur. Senden bir isteği olursa, kendi işini bırak, önce
onun işini gör. Eğer fakir ise elinden geldiği kadar yardım ederek hayır
duasını al. Çünkü hocanın talebesine duası, ana-babanın evladına duası
gibidir.
*Mü'min kardeşinin bir ayıp ve kusurunu görürsen onu gizle, ifşa edip
yayma. Zira Resul-i Ekrem sallallahü aleyhi vesellem Efendimiz şöyle
buyurmuştur: “Kim bir Mü’min kardeşinin kusurunu görür de, halkın
yanında onu rüsvay etmezse, Allah Teâlâ Kıyamet gününde onun ayıplarını
örter, mahşerde onu halkın huzurunda rüsvay etmez."
*Hayırlı amellerinde sebat et ve onları yapmakta devamlı ol. Bir gün yapıp
bir gün terk etme. Zira Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem
şöyle buyurmuştur: "Allah katında en sevgili amel, daimi yapılan ameldir.
Daimî yapılan amel kişiyi maksuduna ulaştırır."
*sakın Anne-babana karşı gelme! Gönüllerini kırma. Kalplerini incitme. Bir
kimseden anne-babası razı olmazsa o kimse için Cehennemden iki kapı
açılır. Bir kimsenin anne-babası zalim olsa bile onlara karşı âsi olmamalıdır.
*Cenab-ı Hak, Hz. Musa (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Ya Musa bil ki,
günahların içinde bir günah vardır ki, mizanda en ağır o gelir. O da anne-
babası çağırdığı zaman, çocuğun onlara 'efendim' deyip cevap
vermemesidir. Anne-baban sana darılırsa, sen onlara karşı gelme. Bir köle
efendisine nasıl hürmet ve itaat ederse, sen de ana-baban bir iş
buyururlarsa o işi çabucak yap ki, sana beddua etmesinler. Eğer sana
darılırlarsa onlara karşı kafa tutma. Ellerini öpüp hiddetlerini teskin et
*Fakirlere karşı mütevazı ol.
*Zenginlere karşı zillet gösterme. İzzet-i nefsini koru!

162
*Ahirette selâmet istersen kimseyi incitme.
*Bir çocuk görünce, "Bu günah işlememiş masumdur. Ben günahkârım, bu
benden üstündür" de. Kendinden yaşlı birisini gördüğün zaman da, "Bu
benden çok ibadet etmiştir. Benden efdal ve üstündür" de.
*Cahil birisini görürsen, "Bu bilmeyerek günah işler, ben ise bile bile günah
işlerim, bu benden efdal ve üstündür" de. 
*Bir fakiri görürsen "Bu iman ve saadetle gider. Ben ise nasıl gideceğimi
bilmiyorum. Bu benden efdal ve üstündür" diye düşün. Eğer bu şekilde
kendini herkesten aşağı görmezsen Allah katında yüce olamazsın.
*Mü'min kardeşini sevindir. Zira Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi
vesellem şöyle buyurmuştur: “Bir kimse dünyada bir Mü’min kardeşim
sevindirirse, Cenab-ı Hak kıyamet gününde onun kalbini ferahlatır."
Başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurmuştur: “Bir kimse bir çocuğu
sevindirirse, Allah onu şirkten başka bütün geçmiş günahlarını bağışlar."
*Elinden geldiği kadar Mü’min kardeşinin ihtiyacını gör. Zira  Peygamber
Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Kim dünyada bir
Mü’min kardeşinin ihtiyacını giderirse, Cenab-ı Hak, on'u dünyada, altmışı
da ahirette olmak üzere yetmiş ihtiyacını giderir."
*Eğer neseb kardeşin senden küçük ise, ona edep ve terbiyeyi öğret. Okut
ve tahsil yapmasını temin et. Tatlı sözlerle öğüt ver, fena hallere
düşmesine mâni ol. Şayet kardeşin senden büyükse, ona saygı ve hürmet
göster, sözünü dinle, anlattıklarına kulak ver. Ahiret kardeşine de hürmet
ve tazimde kusur etme. Senden bir haceti varsa, çabuk yerine getir. Çünkü
ana-baba bir kardeşten Ahiret kardeşin daha hayırlıdır. Zira Resul-i Ekrem
Efendimiz sallallahü aleyi vesellem şöyle buyurmuştur: “Birbirleriyle Allah
için ahiret kardeşi olanlara, Cenab-ı Hak ahirette bir derece ihsan eder ki,
hiçbir amelle o manevî dereceye erişilemez. “Eğer ahiret kardeşin uzakta
ise ara sıra ziyaret et, ihmal etme.
*Oğluna ve kızına küçükken edep ve terbiye öğret. Onları iyi yetiştir. Zira
büyüdükleri zaman öğretmen güç olur.

163

*Hanımının ve çocuklarının bir hata ve kusuru olursa bağışla. Zira
Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
"Çocuklarınızın, hanımınızın ve hizmetçinizin suçunu bağışlayınız.
“Küçüklerin kabahatini affetmek, büyüklerin şanıdır. 
*En faziletli sadaka ehline, evladına ve hizmetçine verdiğin sadakadır. Zira
Bir hadis-i şerifte nebi aleyhisselam şöyle buyurulmuştur: “Bir kimse
hanımına, çocuklarına ve hizmetçisine gönlünün istediği yemeği yedirirse,
Allah Teâlâ ona bin derece ihsan eder."
*Sakın Oğlunu yabancı kadınlarla ülfet ettirme. Yedi yaşında namazı, dokuz
yaşında orucu öğret. Günah ve haram olan şeyleri bellet.
*Evine misafir gelirse kapıda karşıla, selâmını al. İzzet ve ikram ile "Hoş
geldiniz, safa geldiniz" diyerek önlerine düş. Odada üst başa oturt. Sen de
aşağıya otur. Yemek vaktinden önce gelmişse yemek çıkar. Yemek
vaktinden sonra gelmişlerse tatlı bir şey ikram et. Kalkıp giderken
"hizmette kusurumuz olduysa özür dilerim" diyerek kapıya kadar uğurla.
Gece kalmak için akşamüstü gelen misafire de bu şekilde ikram et, yemek
yedirdikten sonra gece fazla oturma. Belki misafir yorgundur. Münasip bir
yere yatağını yap, yanına su koy, tuvaleti de göster. "Allah rahatlık versin"
diyerek kendi odana çekil. Sabah olunca kahvaltı çıkar. Eğer kalıcı misafir
ise, kalıncaya kadar gönlünü hoş tut. Gideceği vakit yemek yedirmeden
bırakma. Belli bir yere kadar yolcu et, "Allah selamet versin" diye dua et.
*Sofraya oturmadan önce ellerini yıka!
* Sağ dizini dikip sol dizinin üzerine otur!
*Tabağın ortasından değil, kendi önünden ye!
*Sofrada sağa sola eğilerek yanındakileri rahatsız etme!
*yemek esnasında Ağzında lokma varken konuşma!
*yemeği çiğnerken ağzını açma! Ağzındaki lokmayı kimseye gösterme!
*müsafir olduğun evde etrafına çok bakma!

164
*Ekmeği ısırıp yemeğe batırma!
*Vücudunun rahatını ve sağlığını istersen az ye ve az iç!
*Sofradan kalkınca da az su iç!
* Bir toplumda Cemaat içinde sümkürüp tükürme!
*Su içerken acele ile bardağı dikerek bir yudumda içme! Zira vücuda
zarardır. Yavaş yavaş arada nefes alarak iç!
*Ayakta su içme! Zira sıhhat ve sağlığa zarardır.
*Bir kimse su isteyip içerken sen de isteme!
*Terli iken su içme!
*Gece uyanıp su içmek sağlık için doğru değildir!
*Eğer çok susamışsan önce ağzını çalkala, sonra az iç!
*Çarşı pazarda yürürken kimseyi rahatsız etme- incitme!
*Hiç Kimse ile alay etme.
*Meydanlarda, yollarda, insanların geçeceği ve göreceği yerlere sümkürme
ve tükürme!
*insanlarla çekişme, münakaşa etme! Tartışma kavga etme!
*Şayet satıcı isen sattığın şeyi geri getirirlerse geri al!
*Asla yalan söyleme!
*Asla kimseyi aldatma!
*Şayet esnaf isen dükkânını erken aç, geç kapa ve kaparken Besmele çek
ve "La havle vela kuvvete illâ billahil-aliyyilazîm" duasını oku.
*İnsanlarla güzel ve tatlı konuş.

165

*Yenecek bir şey alırken sahibinin izni olmadan alıp tatma!
* Aldığın yiyeceği evine açıktan götürme! "O nedir?" diyene az da olsa
ondan tattır.
*Bir kimseyle yol arkadaşlığı yaparsan onun ayağınca yürü, onun önüne
geçecek şekilde hızlı yürüme! Öteye beriye sapma! Yol arkadaşını bırakıp
da bir tarafa savuşma! Bir işle meşgul olup da bekletme! Arkadaşlık hakkını
ve onun alışkanlıklarını gözet ki, senden hoşnut olsun. Ondan ayrılacağın
vakit helâlleşip veda et ve elini sık.
*Hasta ziyaret etmek, Hastanın halini hatırını sormak İslami ve insani bir
vazifedir. Görgü kuralıdır. Hastayı ziyaret ettiğin zaman odasına habersiz
girme. İçeri girerken selâm ver, hastanın sağ yanına oturup elini okşa.
Neren ağrıyor, hastalığın nedir, şimdi nasılsın?" diye sor. "İnşaallah geçer"
diye teselli et ve ümitlendir. Hastanın yanında çok oturma! İhtiyacı varsa
elinden geldiği kadar yardım et. Eğer hasta ağır ve kendini bilmiyor veya
doktor, kimse ile görüşmesini yasaklamışsa odasına girme, ev halkından
haber al veya bir adam gönderip sordur. Hasta ziyareti insanî bir vazife
olduğu gibi, sünnettir ve sevabı çoktur.
*Akrabandan, dostlarından veya memleketin ileri gelenlerinden biri vefat
ederse cenazesine katıl. Cenaze sahibine, evlat ve akrabasına orada hazır
bulunanlara selâm ver. Vefat eden fakir ise cenaze masraflarına yardım et.
Cenazeyi yaya olarak takip, etmek sünnettir. Mazeretin yoksa mezara
kadar yaya git.
Cenazeye katılamıyorsan ailesine mektup yazarak başsağlığı
bildir. Cenazede bulunmak ve cenaze namazını kılmak çok büyük sevaptır.
İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİNDEN HİKMETLİ
NASİHATLER
*İslami edebe riayet etmek edebe riayet etmeden yapılan zikirden
üstündür.
*İslami ve ahlaki edebe riayet etmeyen Hakk’a kavuşamaz.

166

*Ehlini ve insanları memnun etmek için günah işlemek ahmaklıktır.
*Farz ibadetleri bırakıp, nafile ibadetleri yapmak boşuna vakit geçirmektir.
* Zenginlerin, alçak gönüllü olması güzeldir. Fakirlerinde onurlu olması
güzeldir.
*Kalbin tasfiyesi (temizlenmesi); İslamiyet’e uymakla, sünnetlere
yapışmakla, bid’atlerden kaçmakla ve nefse tatlı gelen şeylerden
sakınmakla olur. Bir mürşid-i kâmilin rehberliğinde yapılan Zikir bunu
kolaylaştırır.
*Kâfirlere kıymet vermek, Müslümanlığı aşağılamak olur.
*Kelime-i tevhide riayet; putlara ibadeti bırakıp, Hak Teâlâ’ya ibadet
etmek demektir.
*Küfür, nefs-i emmarenin isteklerinden hâsıl olur.
*Malı zarardan korumanın ilacı, zekât vermektir.
*Mubahları gelişi güzel kullanan, şüpheli şeyleri yapmağa başlar.
Şüphelileri yapmak da harama yol açar.
*Din Büyüklerini sevmek, saadetin sermayesidir.
*Nefs bütün kötülüklerin anası, bir kötülük deposudur.
*Nefse, günahlardan kaçmak, ibadet yapmaktan daha güç gelir. Onun
içindir ki günahlardan sakınarak yapılan ibadet daha sevaptır.
*Rezzak olan Hak Teâlâ, rızıklara kefil olmuş, kullarını bu sıkıntıdan
kurtarmıştır.
*Ebedi Saadet, ömrü uzun ve ibadeti çok olanındır.
*Ebedi saadete kavuşmak, ancak peygamberlere uymağa bağlıdır.

167

*Dini Sohbeti ganimet bilmelidir. Zira Sohbetin üstünlüğü, bütün
üstünlüklerin ve kemalatın üstündedir. Öyle ki sohbet ile elde edilen
kemalat başka bir şeyle elde edilmez!
*Sünnet ile bid’at birbirinin zıddıdır. Birini yapınca öteki yok olur.
*Zahid, dünyaya gönül bağlamadığı için, insanların en akıllısıdır.
*Zekât niyeti ile bir kuruş vermek, dağlar kadar altını nafile sadaka olarak
vermekten kat kat daha sevaptır.
*Salih ameller İslam’ın beş şartında toplanmıştır. Salih amelleri
yapmadan kalp selamette olmaz.
*Cennet ile Cehennem ‘den başka ebedi bir yer yoktur. Cennet’e girmek
için iman şarttır ve dinin emirlerine uymak lazımdır.
*Dünyayı gaye ve maksat edinmemeli. Zira Dünya, nefsin arzularını
yerine getirmeye yardımcıdır.
*Dünya ve ahiret bir arada olmaz. Her zaman ahiret işlerini dünya
işlerine tercih etmelidir.
*Dünyaya çok düşkün olmak, günahların başıdır.
*Dünyaya çok düşkün olanlar ahirette çok zarar görür.
*Dünyaya düşkün olmamanın ilacı, İslamiyet’e uymaktır.
*Bu zamanda dünyayı tamamen terk etmek çok zordur. Dünyayı hakikaten
terk edemeyen, hükmen terk etmelidir ki, ahirette kurtulabilsin. Dünyayı
hükmen terk etmek de büyük nimettir. Bu da, yemekte, içmekte,
giyinmekte, meskende, dinin hududundan dışarıya taşmamakla olur.
*Dünyayı hükmen terk etmek iki türlüdür; birincisi, haramları ve şüpheli
olan şeyleri terk etmekle beraber mubahların, zaruret miktarından
fazlasını terk etmektir. Bu çok iyidir. İkincisi, haramları ve şüphelileri terk
edip yalnız mubahları kullanmaktır. Bu zamanda bu da iyidir.

168

*Tesbih okumak (subhanallah demek), tövbenin anahtarı ve hatta özüdür.
*Vakit çok kıymetlidir. Vakti en kıymetli şeyler için kullanmak lazımdır.
İşlerin en kıymetlisi Allah’u Teâlâ’ya ibadet ve itaat etmektir.
*Gençlik zamanında dinin emirlerine uymak, dünya ve ahiret nimetlerinin
en üstünüdür.
*Annenin yavrusuna faydası olmadığı (annenin yavrusundan kaçacağı)
kıyamet günü için, hazırlık yapmayana yazıklar olsun!
*Ayet-i kerimede mealen; “Vallahu basirun” Allah onların ne yaptıklarını
görmektedir buyruldu. Allah’u Teâlâ her şeyi gördüğü halde, (insanlar)
çirkin işleri yaparlar. En aşağı bir kimsenin bile bu işleri gördüğünü bilseler,
o işten vaz geçerler yapmazlar. Bunlar ya Hak Teâlâ’nın görmesine
inanmıyorlar yahut onun görmesine kıymet vermiyorlar. İmanı olana her
ikisi de yakışmaz.
*Evliyanın-Velilerin hiçbiri, ne kadar çok ibadet ederse etsin asla
peygamber mertebesine varamaz.
*Evliyanın-Velilerin hiçbiri, Sahabenin [Ashab-ı kiramın]en küçüğünün
mertebesine de çıkamaz.
*İhlas ile yapılan küçük bir iş, senelerce yapılan ibadetler gibi kazanç
(sevap) hâsıl eder.
*Her ibadeti seve seve yapmalıdır.
*Kul hakkı çok önemlidir. Kul hakkına dokunmamağa, hakkı olanlara
hakkını ödemeğe titizlikle çalışmalıdır.
*Dünyanın vefasızlıkta eşi yoktur, dünya perest olanlar, cimrilikte
meşhurdur. Aziz ömrünü, bu vefasız ve değersiz dünyanın peşinde
harcayanlara yazıklar olsun.
*Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslami bilgileri
öğreniniz ve bu bilgilere uygun yaşayınız! Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş
şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmeyiniz! uyanık olunuz.

169

*İnsanlar riyazet deyince, açlık çekmeği ve oruç tutmağı anladılar.
Hâlbuki haramlardan ve şüpheli şeylerden sakınarak dinimizin emrettiği
kadar yemeğe dikkat etmek, binlerce sene nafile oruç tutmaktan daha
faydalıdır.
*Bir kimsenin önüne lezzetli, tatlı yemekler konsa, iştahı olduğu halde ve
hepsini yemek istediği halde, dinimizin emrettiği kadar yiyip, fazlasını
bırakması, şiddetli bir riyazettir ve diğer riyazetlerden çok üstündür.
*Farz ibadetlere riayet etmek çok önemlidir öyle ki şartlarına, adap ve
erkânına riayet ederek Bir farzı vaktinde yapmak, bin sene nafile ibadet
yapmaktan daha çok faziletlidir.
*Ölmek, felaket değildir. Öldükten sonra, başına gelecekleri bilmemek
felakettir.
*Ebedi ve sonsuz saadete kavuşmak için, üç şeyi birlikte yapmak
muhakkak lazımdır: İlim, amel, ihlas.
*Ölülere dua ve istiğfar etmekle ve onlar için sadaka vermekle, imdatlarına
yetişmek lazımdır.
*Dünya menfaati için ahireti terk etmek, insanlara yaranmak için Allah’u
Teâlâ’nın emirlerini bırakmak ahmaklıktır.
*Nefse kolay ve tatlı gelen şeyi saadet zan etmemeli, nefse güç ve acı
gelenleri de felaket sanmamalıdır.
*Birkaç günlük ömür sermayesini büyük nimet bilerek, Allah’u Teâlâ’nın
razı olduğu şeyleri yapmağa çalışmalıdır.
*İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allah’u Teâlâ’ya en çok
yaklaştıran ibadet namazdır.
*Aşırı, hatalı hal, hareket ve sözlerinizle cahillerin, din büyüklerine dil
uzatmalarına sebep olmayınız!
*Her işinizin İslamiyet’e uygun olması için, Allah’u Teâlâ’ya yalvarınız.

170

*Dünyanın Geçici lezzetlerine, çabuk biten ve tükenen dünyalıklara
aldanmamalıdır.
*İhsan sahibinin kapısı çalınınca açılır. Dua ve iltica ile kapının açılması
için gayret etmelidir”
*Gönül dalgınlığının ilacı; gönlünü Allah’u Teâlâ’ya vermiş olanların
sohbetlerinde bulunmaktır.
*Dünya hayatı pek kısadır. Bunu en lüzumlu şeyde kullanmak gerekir. Bu
en lüzumlu şey kalbi derli toplu tutmaktır. Bu da Allah dostlarının
yanında bulunmakla elde edilir. Hiçbir şey sohbet gibi faydalı olmaz.
*Peygamberlere uymak, kişiyi yüksek derecelere ulaştırır; asfiya, yani
gönlü saf olan büyüklere tâbî olmak, büyük mertebelere vasıl eder. Hazret-
i Ebû Bekir -radıyallahu anh- daima Peygamber sallallahü aleyhi vesellem
Efendimize tâbî olarak O’nu tasdik etme saadetine koştu ve sıddîkların başı
oldu. Ebû Cehil ise Peygamber sallallahü aleyhi veselleme tâbî olmayıp
nefsine uyduğu için mel’unların önderi oldu.”
*Âlimlerin dünyaya düşkün olmaları, onların güzel yüzleri üzerinde bir
lekedir. Bu gibi âlimlerin ilmi, halka fayda verse de kendilerine fayda
sağlamaz. Her ne kadar dinin güçlenmesi bunların omuzlarına
bırakılmışsa da buna itibar edilmez. Zira dini takviye, bazen facir ve
günahkâr kimselerin eliyle de olabilir… Hâlbuki âlimler dünyaya
düşkünlük göstermez ve makam, riyaset, mal ve üstünlük sevdasını
bertaraf edebilirlerse, işte onlar, ahiret âlimleri ve peygamber vârisi
olurlar. Ayrıca ilmiyle amil olan o âlimler, peygamberlerden sonra
mahlûkatın en üstünüdürler.
*Dünya ahiretin tarlasıdır. O tarlayı ekmeyip verimli toprağını boş
bırakan ve amel tohumlarını zayi eden kişiye yazıklar olsun! Bilmek
gerekir ki, toprağın boş bırakılıp zayi edilmesi ya oraya hiçbir şey
ekmemekle olur, ya da oraya çürük ve bozuk tohum atmak suretiyle olur.
(Yani kişi ya ömrünü boş geçirmek ya da nefsani arzularla ziyan etmek
suretiyle ebedî hüsrana düşer.) Herkesçe malumdur ki, zayi etmenin bu
ikinci kısmının zararı, birinci kısma göre daha fazladır.

171

*Müstahapların yerine getirilmesi hususunda gevşeklik gösterilmemelidir.
Zira müstahaplar Cenâb-ı Hakk’ın sevdiği ve razı olduğu şeylerdir. Kişi,
yeryüzünün bir köşesinde Hak Teâlâ’nın sevdiği ve razı olduğu bir ameli
bilir ve onu yapma imkânı olursa bunu ganimet bilmeli ve yapmalıdır. Bu
durum, birkaç kırık saksı parçası ile değerli taşları satın alan kişinin hâline
benzer.
*Bilesin ki, hususi bir hâdise üzerine nazil olan bir süre veya ayet, onu
okuyan kişiye o mevzuda tam bir fayda sağlar. Meselâ nefs tezkiyesiyle
alâkalı bir ayeti okumanın, nefsi kötü huylardan arındırmada büyük bir
tesiri vardır. Diğerleri de bu şekildedir.
*Bu fakire göre insanların üstünlüğünün sebebi, dini celil-i islamı
desteklemeleri ve dinin hükümlerini tebliğ için malı ve canı feda etme
hususunda öncü olmalarıdır. Bu hususta en güzel örnek Resûlullah -
sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz ve ashab-ı kiram aleyhimürrıdvan
hazretleridir.
*Cenâb-ı Hak kullarına şu duayı tâlim buyurur:“…Rabbimiz! Bize
gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler ihsan eyle ve bizi takva
sahiplerine önder kıl!” (Furkan s. 74.m) Yani takva sahibi olmak kâfi
değildir, takvada önder olmaya gayret etmek lâzımdır.
*İnsanın yaratılış gayesi, kulluk vazifelerini yerine getirmektir. Kime yolun
başında veya ortasında aşk ve muhabbet bahşedilirse, bundan maksat, Hak
Teâlâ’nın dışındakilerden alâkayı kesmesini sağlamaktır. Yoksa aşk ve
muhabbetin kendisi asıl maksat değildir. Bilâkis bunlar, kulluk makamını
elde etmek için birer vâsıtadır. Sâlik,(ahiret yolcusu) mâsivânın(batıl
mabutların) esaret ve kulluğundan tamamen kurtulduğu takdirde ancak
Allah Teâlâ’nın kulu olabilir. Velâyet mertebelerinin en üstünü de
ubudiyettir (kulluk) mertebesidir. Velâyet mertebeleri içerisinde bundan
daha üstün bir makam yoktur.
*İnsanın yaratılışındaki maksat, kendisine emredilen ibadetleri yerine
getirmektir. İbadetlerin edasından maksat da imanın hakikati demek
olan «yakîn»i elde etmektir.

172

*Muhabbette hileye yer yoktur. Çünkü seven, artık sevgilisine tutkun bir
kara sevdalı olup ona muhalefet edemez ve sevgilisinin muhaliflerine de
asla meyledemez. Onlara hiçbir şekilde taviz veremez.
*Bu dünya imtihan yeridir. Onun yüzü yaldızla ve çeşitli yüzlerle
süslenmiştir. Sureti nakışlıdır. Çirkin bir kadın gibi kaşı çekilmiş, yanakları
boyanmış. İlk bakışta tatlı gelir, göze tazelik ve canlılık hayali verir; lâkin
gerçekte o üzerine koku sürülmüş cifeye benzer.
Sineklerin ve kurtların içine dolduğu bir çöplük gibidir. Su gibi görünür, o
bir seraptır, şeker suretinde zehirdir. İçi harap ve çok kötüdür.
Onun aşkı sefih ve büyülüdür. Fitneye düşmüş, çıldırmış ve aldatılmıştır.
Kim onun görünüşüne aldanırsa ebedi kayıp zehri ile zehirlenmiştir. Kim
onun tazeliğine ve tadına bakarsa sonsuzluğa kadar pişmanlık duyar.
*Dünya nedir, bilir misin? Kadın, çocuk, mal, makam, reislik, oyun,
oyuncak, lüzumsuz islerle uğraşmak...
Bütün bu sayılanlardan hangisi seni alıp Allah’tan başka şeylerle oyalayıp
perdelerse, o dünyaya dâhildir.
*Önemle üzerinde duracağın iş, mubah şeylerin zaruri olan miktarı ile
yetinmektir. Bu zaruri miktar da ibadetlerde kuvvet bulmak niyetiyle
alınmalıdır.
*Yenen yemekten maksat, ibadetin yerine getirilmesi için kuvvet
kazanılması olmalıdır. Elbise giymekten maksat, avret yerini örtmek,
sıcaktan ve soğuktan korumaktır. Bu niyet ve ölçüyü diğer zaruri mubah
islerde de devam ettirmelidir.
* Tefekkür lâzımdır. Kalbe dayalı işleri yapmak gerek. Aksi halde yarın
ziyandan ve pişmanlıktan başka bir şey elde edilmez.
*İbadete yönelme vakti gençliktir. Akıllı olan bu vakti kaçırmaz, fırsatı
ganimet bilir. Zira iş önemlidir. İnsan yaşlılık zamanına kalmayabilir.
Kaldığını farz edelim, derlenip toparlanmak nasip olmaz. Böyle bir derlenip
toparlanmanın mümkün olduğunu farz edelim, bir amel islemeye güç

173

yetiremez. Zira o zaman, zaafın ve aczin bastırdığı zamandır. Hâlbuki su
anda derlenip toparlanma durumu vardır, elde edilmesi kolaydır.
*Gençlik zamanı insanı Nefsin, Şeytanın ve din düşmanlarının istila ettiği
zamanıdır. Bu zamanda yapılan az amele biçilen değer ve itibar, bu
vakitlerden başka zamanlarda yapılan amellere benzemez.
*Varlıkların özü olan insanın yaratılmasındaki gaye, oyun ve oyuncakla
eğlenmek, yemek ve içmek değildir. Onun yaratılmasındaki gaye, kulluk
vazifelerini yerine getirmek, devamlı bir şekilde Allah’a iltica ve niyazda
bulunmaktır.
*Bütün İbadetlerin edasından maksat ve gaye, kulların dünya ve ahirette
faydalanmaları ve yararlanmalarıdır. İbadetlerin hiçbiri Cenab-ı Hakk’ın
yararına değildir. Çünkü Allah-u Teâlâ’nın kulların ibadetlerine hiçbir
ihtiyacı yoktur.
*Allah-u Teâlâ, siyah-beyaz bütün ırklara gönderilen Beşeriyetin Efendisi
-sallallahü aleyhi ve sellem- hürmetine bizi ve sizi yaşanmayan sözden,
amelsiz ilimden kurtarsın! Âmin! (Mektubat’tan)
ÖZLÜ BAZI SÖZLER
*Kibirli olma zira yükseklikte dağlara erişemezsin!
*Her şeye gücünün yetmeyeceğini ulutma! Aksi takdirde dünyayı
kendine zindan yaparsın!
*Allah c.c.den korkan için her sıkıntıdan kurtuluş, her darlıktan çıkış
vardır.
*Çaresizlik insanlar içindir Allah c.c. İçin her derde çare vardır.
*Mutlu olmak için çevrendekileri mutlu etmeye çalış zira tek başına
mutluluk yoktur!
*Ölüm korkulacak bir durum değildir bilakis Allah yolunda ölmek için
yalvarmalıdır.

174

*Yaptığın iyilikleri anlatarak sevabını kayb etme! Allah c.c. biliyorsa sana
yeter! İnsanların duymasında bilmesinde sana bir fayda olamaz!
*Kötülüğe iyilikle karşılık ver. Zira ateşi söndüren sudur. Benzin değil!
*Toplum içinde eleştiri yangına benzin dökmektir. İkaz yalnızken
yapılmalıdır.
*Hiçbir sır sonsuza kadar gizli kalmaz!
*Açgözlü olmak hayatı zehir etmeye yeter!
*Ölümden başka her derde çare vardır.
*Senden üstün olanlara imrenip üzüleceğine, senden zorda olanlara
bakarak mutlu olmayı dene!
*Vermek ve paylaşmak insanı mutlu eden, stresten kurtaran bir tedavi
metodudur.
*İnsanları maharetlerinden dolayı tebrik etmeli zira marifet iltifata
tabidir. Müşterisi olmayan mal ve eşya zayiidir.
*Eşyanın esiri değil sahibi ol ki sana faydalı olsun!
*Marifet İyilik yapana iyilik yapmak değil, kötülük yapana iyilik
yapmaktır.
*Allah c.c.den merhamet bekleyen ve uman insanlara ve mahlûkata
merhamet etsin!
*Kendini vaz geçilmez sanma sakın! Zira Mezarlıklar vaz geçilmez
olduğunu sanan insanlarla doludur.
*Ölünce ondan kurtulduk dedirtecek işlerden, sözlerden hareketlerde
uzak dur!
*Kendi kendini övmeyi bırak, öyle işler yap ki seni insanlar övsün!

175

*En hızlı kabul edilen dua, bir mü’minin, Mü’min kardeşinin gıyabında
yaptığı duadır. Mü’min kardeşinden dua almak isteyen ona iyilik yapsın!
*İyilik yapamıyorsan, hiç olmazsa hiç kimsenin kalbini kırma! Zira kırılan
küp su, kırılan kalp muhabbet tutmaz!
*Selamlaşmak muhabbet iksiridir. Zira Allah ve Resulüllahın emridir.
*İnsanların hata ve kusurlarıyla uğraşan, kendi kusurlarını göremez olur!
*İnsanlarla uğraşıp didişmeyi bırak kendini kurtarmaya bak!
*İş sırrı, eş sırrı, dost sırrı kimseye anlatılmaz!
*Sırrını söyleme dostuna, oda söyler dostuna sonra saman doldurdular
postuna!
*Aradım bir dost, kalbi kalbime ola muvafık, bulduysam da bir dost çıktı
oda münafık!
*HATEMUL ENBİYA MUHAMMED MUSTAFA SALLALLAHU
ALEYHİ VSELLEM EFENDİMİZ HADİS-İ ŞERİFİNDE
BUYURUYOR Kİ!
“İMAN YETMİŞ KÜSÜR ŞUBEDİR EN YÜKSEK MERTEBESİ (LA İLAHE
İLLALLAH MUHAMMEDUN RESULÜLLAH)MERTEBESİDİR. EN ALT
MERTEBESİ İSE YOL ÜZERİNDE İNSANLARA ZARAR VEREBİLECEK ŞEYLERİ
YOLDAN UZAKLAŞTIRMAKTIR. HAYÂ DA İMANDANDIR!” Sahih-i Müslim-
Buhari
*Âlimler imanın şubelerini yetmiş dokuz olarak saymışlardır.
*İmam-ı Nesefi hazretleri de “teysir”isimli tefsirinde İmanın yetmiş
dokuz şubesini aşağıdaki tertip üzere saymıştır;
1)La ilahe illallah Muhammedün Resulüllah mertebesidir (ki en üstün
mertebesi budur zira iman olmadan hiçbir ibadet makbul olmaz!)

176

2)Tekbir mertebesidir.(Allahu Ekber, la ilahe illallahü Vallahu Ekber gibi
lafızlar ile Allah Teâlâ’nın büyüklüğünü dillendirmektir)
3)Tesbih mertebesidir.(Subhanallah, Sübhanallahi ve bihamdihi,
Sübhanallahi vel hamdü lillahi vela ilahe illallahü Vallahu Ekber gibi
tesbihat ile Allah Teâlâ’yı tesbih etmektir.)
4)Tahmid mertebesidir.(elhamdü lillah, elhamdü lillahi rabbil âlemin gibi
lafızlar ile Allah Teâlâ’ya hamd etme, herhâlde, her nimete hamd etme
mertebesidir.)
5)Temcid mertebesidir.(vela havle vela kuvvete illa billah mertebesi dir ki
her türlü kuvvet ve çarenin Allah Teâlâ’dan olduğunu bilme
mertebesidir.)
6)Tecrid mertebesidir.(İbadet için uzlet ve inzivaya çekilme, yalnız Allah
c.c. ile kalma mertebesidir.)
7)Tefrid mertebesidir.(gereksiz ve lüzumsuz söz ve işlerden sakınma
mertebesidir.
8)Tövbe mertebesidir.(işlediği günahların affı için Allah c.c.ye yalvarma
ve bir daha yapmayacağına söz verme mertebesidir ki tövbe etmek farz
bir ibadettir)
9)İnabe mertebesidir.(ki her halde kalbiyle ve kalıbıyla Allah c.c. yönelme
mertebesidir.)
10) Taharet mertebesidir.(ki aptest-gusül, beden, üst-baş, iç-dış, etraf ve
çevre temizliği imanın tezahürüdür.)
11)Terbiyeli, ahlaklı, edepli, temiz giyimli, nezafetli ve nezaketli olma
mertebesidir.
12)Namaz mertebesidir.(ki namaz dinin direği, mü’minin miracıdır.)
13)Zekât mertebesidir.(ki islamın köprüsü, fakirin hakkıdır.)
14)Oruç mertebesidir (ki sabrın anahtarı nefs terbiyesinin çaresidir.)

177

15)Kıyam mertebesidir.(her hususta Allah c.c.nün emrinde ve hizmetinde
olma mertebesidir.)
16)İtikâf mertebesidir.(İbadet maksadıyla bir yerde, bir camide belli bir
müddet ramazan-ı şerifin son on gününü sırf ibadet için, zaruri ihtiyaçlar
hariç hiç çıkmadan bir camide geçirmektir ki sünnet-i müekkede dir.)
17)Hac ibadetidir.(İslamın beş şartından biridir. Zenginlere farzdır)
18)Umreye gitmektir.(sünnettir.)
19)Kurban ibadetidir.(vacip bir ibadettir. Bela musibetlerin def’ine
vesiledir.)
20)Sadaka vermektir.(zengin, fakir her Müslümanın imkânına göre Sırf
Allah için sadaka vermesi belaların def’ine hastalıklara şifaya vesiledir.)
21) Gaza mertebesidir.(Allah yolunda, ilai kelimetullah için, malıyla,
canıyla sayu-gayret göstermektir.)
22)köle Azad etme mertebesidir.
23)Esirleri kurtarma mertebesidir.(bir şekilde esir düşmüş veya
borcundan dolayı hapse düşmüş kimseleri kurtartmaktır ki çok faziletli
bir ibadettir)
24)Kur’an-ı kerim okuma mertebesidir.(Zira kur’an-ı kerim, Allah
Teâlâ’nın kelamıdır, şeytandan korunma kalesidir.)
25)Daima ve herkese iyilik yapma mertebesidir.
26)Gizlisinden aşikârından, küçüğünden büyüğünden tüm günahlardan
sakınma mertebesidir.
27)Tuğyan ve azgınlıklardan, şımarıklıklardan sakınma mertebesidir.
28)Tüm Müslümanlara, bilhassa akrabalara Düşmanlıkları terk etme
mertebesidir.

178
29)Kalplerin takva üzere olma mertebesidir.
30)Dili, yalan, gıybet, iftira ve lüzumsuz konuşmalardan koruma
mertebesidir.
31)Allah-u Teâlâ’yı, Allah-u Teâlâ’nın işlerini methü-Sena etme
mertebesidir.
32)Her daim Allah Teâlâ’ya Dua ve iltica halinde olma mertebesidir.
33)Gizlide aşikârda Her zaman ve her yerde Allah c.c.den korkma
mertebesidir.
34)Her zaman ve her yerde Allah c.c.nün rahmetinden ümit var olma,
mertebesidir.
35)Gizlide aşikârda, Günah işlemekten Allah Teâlâ’dan ve insanlardan
Hayâ etme, utanma mertebesidir.
36)Allah Teâlâ’ya sadık olma ve sadakat gösterme mertebesidir.
37)İnsanlara doğru sözlü olma mertebesidir.
38)Safi olma, gönül ve kalp temizliğine sahip olma, kalbi, kibir, kin,
buğuz, öfke, düşmanlık, kıskançlık gibi kötü düşüncelerden arındırma
mertebesidir.
39)İnsanlara, din kardeşlerine usulünce Nasihat etme mertebesidir.
40)Allah-u Teâlâ’ya verdiği sözlerde Vefa gösterme mertebesidir.
41)İnsanlarla yaptığı anlaşmalara riayet etme mertebesidir.
42)Geçmiş günahlarına, hata ve kusurlarına pişman olma, Nedamet
gösterme mertebesidir.
43)Aşkullah, muhabbetullah, haşyetullah ve havfullahtan dolayı Ağlama,
gözyaşı akıtma mertebesidir.
44)Bütün ibadetlerinde İhlaslı olma mertebesidir.

179

45)Aklı, zekice yerinde, Allah-u Teâlâ’nın emrinde kullanma
mertebesidir.
46)İnsanlara, ailesine, komşularına Hilimle, yumuşak davranma, halim-
selim olma mertebesidir.
47)İnsanlara, eş dost ve akrabalarına karşı Sahavet ve cömertlikte
bulunma mertebesidir.
48)Az-çok, maddi-manevi sahip olduğu tüm nimetlere karşı Şükür etme
mertebesidir
49)Karşılaştığı hadiselere, başına gelen musibetlere Sabır gösterme
mertebesidir.
50)Allah-u Teâlâ’nın taksimatına razı olma mertebesidir.
51)Takdir-i ilahiye, hayır ve şerrin Allah Teâlâ’dan olduğuna razı olma
mertebesidir.
52)Her an Ölüme hazırlıklı olma mertebesidir.
53)Peygamber efendimizin kavli, fiili ve takriri tüm sünnetlerine tabi
olma mertebesidir.
54)Ashab-ı kiramın ahlakına uygun şekilde yaşama mertebesidir.
55)Yaşlılara hürmet etme mertebesidir.
56)Küçüklere ve zayıflara merhamet ve şefkat gösterme mertebesidir.
57)Mezhebinin imamlarına, müçtehitlere, İlmiyle amil olan âlimlere
uyma mertebesidir.
58)Bütün mahlûkata, insanlara, tüm canlılara şefkat ve merhamet
gösterme mertebesidir.
59)Şeairi islama, mukaddesata tazim ve hürmet mertebesidir.
60)Ehlisünnet yoluna tazim mertebesidir.

180

61)Şahıs, millet, devlet, dernek, vakıf malı gibi Emanetlere riayet etme
mertebesidir.
62)Her türlü günahlardan, çirkin hal ve hareketlerden sakınma
mertebesidir.
63)Eş, dost, fakir ve muhtaçlara Yemek yedirme mertebesidir.
64)Yetimlere iyilik etme mertebesidir.
65)Herkese iyilik ve ihsanda bulunma mertebesidir.
66)Sılai rahim, akrabayı ziyaret mertebesidir.
67)Selam-ı ifşa etme, selamlaşmayı yayma mertebesidir.
68)Hakka tabi olmayı muhafaza mertebesidir.
69)Zahadet, dünyayı çok önemsememe mertebesidir.
70)Ahirete çok önem verme mertebesidir.
71)Her hususta Mevlai zülcelalin emirlerine muvafakat)Nefsine
muhalefet etme mertebesidir72
72)Cehennemden sakınma ve korkma, cenneti talep etme mertebesidir.
73) 75)Haremini ve namusunu muhafaza etme mertebesidir.
74)Hizmetçilerine, işçilerine ihsanda ve iyilikte bulunma mertebesidir.
75)Allah c.c. den muvaffakiyet isteme, her muvaffakiyeti Allah c.c.den
bilme mertebesidir.
76)Komşu ve Arkadaş hukukuna, sohbet hukukuna riayet etme
mertebesidir.
77)Herkese ali cenap ve cömert davranma mertebesidir.
78)Allah ve resulüllaha itaattan sonra ana-babaya itaat mertebesidir.

181

79)En aşağısı da yolda insanlara eza veren şeyleri yoldan uzaklaştırma
mertebesidir.
Her kim imanın şubelerini yerine getirse imanın kemaline nail olur.
(Ruhul beyan tefsirinden alınmıştır.)
*Eyyub-El’ Ansari ve Hz.Ali radıyallahu anhümadan rivayet olunduğu
üzere Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz buyurmuştur ki:
Fatiha şerife, ayetül kürsi birde al-imran süresi on sekizinci ve yirmi
altıncı ve yirmi yedinci ayeti kerimeler nazil oldukları zaman, Allah-u
Teâlâ ile aralarında hiçbir hicap-perde bulunmaksızın arşı ilahiye
yapışarak ”ya rabb bizi arzına- yeryüzüne ve sana asi olanlara
indiriyorsun, ”dediler.
Allah-u Teâlâ’da “ahdim olsun ki sizi her namazın arkasında okuyan
herhangi bir kimsenin kusurlarına bakmayarak makamını herhalde
cennet kılacağım,
Onu hazreti kudsde iskân eyleyeceğim,
Her gün kendisine yetmiş kere rahmet nazarıyla nazar edeceğim
Ve yetmiş hacetini kaza edeceğim-yerine getireceğim ki ednası-en azı
mağfirettir
Ve onu her bir düşmandan ve hasidden-kıskançtan sıyanet edeceğim-
koruyacağım ve onlara mağfiret eyleyeceğim buyurdu.
*Said bin cübeyrden rivayet edildiği üzere, Medine etrafında üç yüz put
vardı, bu ayeti kerime yani ali imran süresi 26-27.ayetler nazil olduğu
zaman, putlar yerlere kapanıp secde ettiler.
Ali imran süresi 26-27.Ayeti kerimelerin meali. Ey nebiyyi Zişan! Deki: Ey
mülkün sahibi allahım! Dilediğine mülk verirsin, dilediğinden de mülkü
çeker alırsın, dilediğini aziz edersin dilediğin zelil edersin, hayr yalnız
senin elindedir, muhakkak ki sen her şeye kadirsin. Geceyi gündüzün
içine sokarsın, gündüzü gecenin içine sokarsın, ölüden diri çıkarırsın,
diriden ölü çıkarırsın, dilediğine de hesapsız rızık verirsin.

182

*Bazı kitaplarda şöyle bir hadisi kutsi vardır: “Ben Allah-u azimüşşan!
melikül-mülüküm, hükümdarların kalpleri ve nasiyeleri benim elimdedir.
Kullar bana itaat ederlerse bende o hükümdarları o kullarıma rahmet
kılarım ve eğer kullar bana isyan ederlerse bende o hükümdarları onlara
ukubet ve ceza kılarım, binaen aleyh, meliklere, hükümdarlara,
sultanlara seb edip sövmekle meşgul olmayın velakin bana tövbe edip
müracaat eyleyin ki onları size bükeyim”
Bu mazmun ve mana; “siz nasıl olursanız öyle idare olunursunuz” hadis-i
nebevisinin manasıdır.
İşte Allah-u telayı böyle bilmeli, böyle tanımalı ve böyle tanışla ona arzı-
inkiyad ve iltica eylemelidir.
Elmalı tefsirinden alınmıştır.
*Ya Rabbena! Eğer unuttuk veya kasdımız olmayarak yaptıksa bizi
muaheze buyurma,
Ya Rabbena! Hem bize bizden evvelkilere yüklediğin gibi ağır yük
yükleme.
Ya Rabbena! Hem bize takatimiz olmayanı yükleme!
Bizden günahlarımızı af buyur ve bizlere mağfiretini reva kıl, Ayıp ve
kusurlarımızı ilmi ilahinde gizle! Eller içinde bizi rüsvay eyleme!
Rahmetinle bize in’am et.
Sensin Mevla’mız, o kâfirler güruhuna karşı bizi mansur buyur. Hakkı
müdafaada ilai kelimetillahta bizi galip ve muzaffer eyle! Bakara
s.286.a.m.
*Kütübü sittede ibni mes’ud radıyallahu anhtan rivayet olunan bir hadis-i
şerifte: Her kim geceleyin sürei bakaradan iki ayet (amenerresulu)okursa
ona, onun ihtiyaçlarına kifayet eder buyurulmuştur.
*Hâkim ve Beyhaki nin Ebüzer radıyallahu anhtan rivayet ettikleri başka
bir hadis-i şerifte de: Allah Teâlâ sürei bakarayı iki ayetle hitama erdirdi

183

ki bunları bana arşın altında ki bir hazineden verdi. Bu iki ayeti öğreniniz,
kadınlarınıza öğretiniz, çocuklarınıza öğretiniz. Çünkü bu iki ayet, hem
zikirdir, hem kur ’andır, Hemde duadır. Buyurulmuştur.
*Hz. Ömer ve Hz. Ali radıyallahu anhüma: Aklı olan herkes
“Amenerresulu” ayetlerini okumadan uyumasın buyurmuşlardır.
*Cebrail aleyhisselam peygamberimiz sallallahü aleyhi veselleme
Amenerresulu okuyunca âmin demeyi talim etmiştir.
Allah-u Teâlâ bu duaları anlamayı icabına göre amel etmeyi, ad edilen
müjdelere, feyz ve bereketlere nail ve mazhar olmayı nasib eylesin!
İş bu risale Hicri 15 recep 1441
Miladi 10 Mart 2020 tarihinde tamamlanmıştır. Her türlü irşad ve
muvaffakiyet ancak Allah-u Teâlâ’ya aittir. Her türlü hata ve kusurlarımızın
affını Allah-u Teâlâ’dan niyaz ederiz.
Neşrinde maddi ve manevi emeği geçenlere dua etmenizi ümid eder bizde
size dua ederiz!
Hidayete tabi olan, Hatemül enbiya Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi
vesellem efendimizin yolunda kaim ve daim olmayı, din-i celili islama
hadim olmayı lüzumlu gören herkese selam olsun!
Mütercim Ergün Telis

184

185

FİHRİST
Takdim 3
Dört Yüz Güzel Söz! 3
*Hazreti Ebubekir Radıyallahu Anhın Kısa Hayatı 9
Dörtyüz Güzel Söz 30
*Hazreti Ebubekir Radıyallahu Anhtan Yüz Güzel Söz! 30
*Hazreti Ebu Bekir Radıyallahu Anhın Bir Hutbesi 38
*Hazreti Ebubekir Radıyallahu Anhın Şam’a Gönderdiği Ordu Komutanına On
Tavsiyesi! 40
*Hazreti Ebubekr Radıyallahu Anhın Tüm Mü’minlere Tavsiyesi! 41
*Hz.Ebubekir Radıyallahu Anhın Vefatı Anında Hazreti Ömer Radıyallahu Anhuya
Yaptığı Vasiyyet! 42
*Hz.Ebubekir Radıyallahu Anhın Ölüm Döşeğinde İken Ziyaretine Gelen Selman-I
Farisi Hazretlerine Vasiyet Ve Tavsiyesi! 43
*Hz.Ömer Radıyallahu Anhın Kısa Hayatı 43
*Hazreti Ömer Radıyallahu Anhdan Yüz Güzel Söz! 53
*Hazreti Ömer Radıyallahu Anhın Bir Hutbesi 60
*Hazreti Ömer Radıyallahu Anhın Tavsiyesi! 60
*Hz.Ömer Radıyallahu Anhın Oğlu Abdullah’a Vasiyyet Ve Tavsiyesi! 61
*Hazreti Ömer Radıyallahu Anhın Ebu Musal Eş’ariye Tavsiyesi! 61
*Hazreti Osman Radıyallahu Anhın Kısa Hayatı 63
*Hazreti Osman Radıyallahu Anhdan Yüz Güzel Söz! 68
*Hazreti Osman Radıyallahu Anhın Bir Hutbesi 76
*Hazreti Osman Radıyallahu Anhın Cömertliği! 76
*Hz.Ali Radıyallahu Anhın Kısa Hayatı 77
*Hazreti Ali Radıyallahu Anhdan Yüz Güzel Söz! 81
*Hazreti Ali Radıyallahu Anhın Bir Hutbesi 86

186

*Hz. Ali Radıyallahu Anh’ın Tevazuu! 87
* Aile Yuvasının Devamı İçin Önemli Bir Misal! 88
*Hz.Ali Radıyallahu Anhın Kahramanlığı! 89
*Hazreti Ali Radıyallahu Anhın Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem’den
Rivayet Etmiş Olduğu Bir Kaç Hadis-İ Şerif 90
*Hazreti Ali Radıyallahu Anhın Oğlu Hasan Radıyallahu Anhuye Vasiyyeti! 93
*Hazreti Ali Radıyallu Anhın Hakkaniyet Ve Hassasiyeti 96
*Ebuzerrılgıfari R.A.Bazı Sözleri 97
*Tabiinden Hasan-I Basri Hazretlerinin Bazı Tavsiyeleri 99
*İmam-I Azam Ebu Hanifenin Bazı Tavsiyeleri! 100
*İmam-I Azam’ın, Talebesi İmam-I Yusuf’a Vasiyet Ve Tavsiyesi 101
İmam-I Şafii R.A.Bazı Sözleri 104
Ahmed Bin Hambel’in R.A.Bazı Sözleri 106
İmam-I Malik R.A.Bazı Söz Ve Tavsiyeler 109
Malik Bin Dinar (R.A.)Bazı Söz Ve Nasihatleri 110
İbrahim Bin Edhem Hazretlerinin Bazı Sözleri 113
Bazı Hikmet Ehli Ariflerin Bazı Sözleri 115
*Bir Günaha Düşerim Endişesiyle Kur’an-I Kerim Ayetlerinden Başka Bir Söz
Konuşmayan Mü’mine Bir Kadının Hikâyesi 116
*Şeyh Edebali Hazretlerinin Osman Gaziye Tavsiyeleri 119
*Sultan Abdul Aziz Hanın Arzusu 122
*Babam Sultan Mahmud Mezarından Çıksa İdi Ancak Bu Kadar Sevinç Ve Heyecan
Duya- Bilirdim! 123
*Şeyh Şamilin Bazı Sözleri 124
*Yunus Emrenin Bazı Sözleri 125
Osmanlı Padişahlarından Sözler; 133
*Sültanuşşuara Üstad Necip Fazıl’ın Bazı Sözleri 136

187

* Muhammed Zahid Kevserinin Bazı Sözleri 141
*Mustafa Sabri Efendinin Bazı Sözleri 141
*Ahmed Bin Ataullah İskenderi Hazretlerinin Bazı Sözleri 144
*İbrahim Bin Edhem Hz.’Den Nasihatler 148
*İbrahim Hakkı Hazretlerinin Bazı Hikmetli Sözleri 149
İmam Gazali'den Nasihatler R.A. 160
İmam-I Rabbani Hazretlerinden Hikmetli Nasihatler 174
Özlü Bazı Sözler 182
*Hatemul Enbiya Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Vsellem Efendimiz Hadis-İ
Şerifinde Buyuruyor Ki! 184
Fihrist 194

188

KAYSERİ EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI YAYINLARI

(KİTAP)

1- İki Kavram Analizi(Laiklik/Aksiyon)-Mustafa CABAT
2- Evsa –Mustafa ÖZER(2.Baskı2012-şiir)
3- Düşüşten Sonra–Mustafa ÖZER (2.Baskı 2012-Deneme)
4- Sis ve Selva –Mustafa ÖZER (2.Baskı 2012-Şiir)
5- Çağrı Sayfaları –Mustafa ÖZER (2.Baskı 2012-Şiir)
6- Sanat ve Aksiyon İçinde
Bir Portre Denemesi–Mustafa ÖZER(2.Baskı 2012-Deneme)
7- Ses ve Heves–Mustafa ÖZER (2.Baskı 2012-Şiir)
8- Şapkamda Saklanan Azrail –Mustafa ÖZER (2012/Şiir)
9- Birlikte Ayrılmak –Mustafa ÖZER (2012/Şiir)
10- Çalakalem Çiçekler –Mustafa ÖZER (2012/Şiir)
11-Düşüşten Sonra-2 –Mustafa ÖZER (2012/Deneme)
12-Necip Fazıl ve Büyük Doğu-Ali BİRADEROĞLU(2012-Deneme)
13-Gönüldaşlarımıza Mersiye (2013-Biyografi)
14-Siyasi Bir Tavır Olarak BÜYÜK DOĞU- Mustafa ÖZER(2013- Deneme)
15-Tarih Üzerine/1 -Ali BİRADEROĞLU (2013- Deneme)
16-Tarih ve Değişim-Ali BİRADEROĞLU (2013- Deneme)
17-Düşünme Üzerine-Ali BİRADEROĞLU (2013- Deneme)
18-Oportünist Değişimin Aktörleri-Ali BİRADEROĞLU (2014- Deneme)

189

19-Tarih Üzerine-II (Trajik Sevinç)- Ali BİRADEROĞLU(2015- Deneme)
20-Muzdarip- Mustafa ÖZER (2015-Şiir)
21-Sığ Kıyıdan-Mehmet KASAP (Biyografi)
22- Oportünizmin İtham ve İlzâmı-1- Ali BİRADEROĞLU(2015-Deneme)
23- Errisaletülledüniye-İmam-ı GAZALİ –(tercüme-Ergün TELİS)
24- Meliklere Altın Nasihatler İmam-ı GAZALİ (2016-tercüme- Ergün
TELİS)
25-Düşüşten Sonra-III Mustafa ÖZER (2016/Deneme)
26-Mektubat-ı Rabbanî-İmam-ı RABBANÎ(2017-Tercüme)
27-Bizim Oturma-1 –Mehmet KASAP (2017-Deneme)
28- Vefeyat ve Mersiye (2018-Biyografi)
29-Yavuz Sultan Selim Divanını Türkçe Söyleyiş Mustafa ÖZER (2018/Şiir)
30-Sofrada Usul (Zeriatüt-taam) Abdürrezzak bin Mustafa(2019-Tercüme
Ergün TELİS)
31-Akaidi Ömer Nesefi-Tasavvufun Hulasası-Errisaletül Velediyye (2019-
Tercüme Ergün TELİS)
32-Deneme Tahtası Galip BOZTOPRAK (2019-Deneme)
33-Övülen ve Yerilen AHLAK Hüseyin el-Kasir(2020- Tercüme Ergün TELİS)
34-Dörtyüz Güzel Söz Emir Pir Mehmed İbn-i Abdülvehhab (2020)
tercüme-Ergün TELİS

190

(DİJİTAL)
1-Konferanslar(Necip Fazıl KISAKÜREK - Kendi sesinden//Ayasofya, İman
ve Aksiyon, Dünya bir İnkılap Bekliyor/ 12cd)
2-Konferanslar-2(Necip Fazıl KISAKÜREK-Kendi sesinden//Batı Tefekkürü
ve İslam Tasavvufu,Tiyatro ve Tesiri,Komünist İhtilali / 12cd)
3-Sesli Kitap (Çöle İnen Nur- Necip Fazıl KISAKÜREK)- okuyan Emin

Başkan'ın Mesajı
Aidat Borcu Sorgulama
Köşe Yazıları
Mustafa Kanlıoğlu

Mustafa Özer (özer Koç)

Ahmed ceemal El Hamevi

Prf.Dr.Serdar demirel

N.Mehmet Solmaz

Mustafa Özer (özer Koç)

Mustafa Miyasoğlu

Mustafa Ekinci

Galip Boztoprak

Şeyma Kısakürek Sönmezocak

Mustafa Kanlıoğlu

Mustafa cabat

Ebubekir Sifil

Ali Biraderoğlu

İbrahim Ulueren

Mustafa Özer (özer Koç)

Ali Biraderoğlu

Mustafa cabat

Günlük Gazeteler
Sponsorlarımız

Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı

© Copyright 2020  V4.1 Tüm Hakları Saklıdır. | Vakıf Sitesi


Top