Duyurular

«Velîler Ordusu» kitabında hayatı anlatılan 333 Velînin içine, «Bir» sayısını Allah Resulüne verdikten sonra mukaddes emaneti O’ndan alıp günümüze kadar getiren, O’nunla beraber 33 büyük velî, esere bilhassa alınmamıştı. ... 


Başbuğ Velilerden 33

 

Ezelle ebed arası Allah'a doğru giden evliya kervanları arasında en şanlısına ait 33 kolbaşılı "Altun Halka - Silsile-i Zeheb" çerçevesidir ki, keyfiyet ölçüsüyle temel sayısını, bütün kainat gibi O'ndan alır.


Kayseri Hava Durumu
Anket
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 16,6189   16,6488
EURO 17,5858   17,6175
       
Özlü Sözler
En güzel edeb, İslami ahlaktır
Sponsorlarımız
Çalakalem Çiçekleri

çalakalem çiçekler

1

çalakalem çiçekler

mustafa özer

mustafa özer

2

*Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları:6
* Birinci Basım; Temmuz-2012 Kayseri
*Kapak ; Mustafa İbakorkmaz
*Tashih ;Mustafa Cabat
* Baskı; Orka- Kayseri

çalakalem çiçekler

3

İçindekiler
ÇALAKALEM ÇİÇEKLER
TURKUVAZDAN SOR BENİ 11
İSTANBUL SENİ SEVİYORUM 13
CÖMERTLİĞİN GÜZELLİĞİ ÜZERİNE 14
AKŞAM 15
MESTANE 16
YAKASI DEĞİL REDİFİ 17
İKRARIN TEKRARI 18
KARŞIYAKA 19
RUBAİ I 20
RAUF 21
YAŞLILIK 22
RAHMANA DÖNDÜM 23
VAKKAS’LA BİR SABAH NAMAZI 24
LUMBOZLARDA 25
ASLAN AĞITI 26
KÖLN 27
ANACIĞIM 29
EY İNSANOĞLU 30
FUZULİ İLE 31
MÜZE 32
ÇAĞDAŞ 33
AY IŞIĞINDAKİ GÜNEŞ 34

mustafa özer

4

KAVAK 35
ANLAR GİBİYİM 36
ÖZGÜRLÜK VE BİLGİ 37
YUNUSLAYIN 38
BAHTIN BAĞIMLILIĞI 39
CAMBAZ VE GÖLGESİ 40
MEDYABAZ 41
NEVA 42
SONBAHAR 43
CEVİZ AĞACI 44
ELHAMRA 45
İRADE 47
ÖNCELİK 48
GÖR DÜŞÜN ANLA 49
ÖYLEYSE 50
ŞERRİN 51
BULMA NAKARATI 54
MAZİNİN BUGÜNÜ 55
SEMBOLLER 57
SİRKECİ YADİGARI 58
KAPALI AÇI 61
KELEBEĞİN GÖZYAŞI 62
SON GÜZ 63
KONUK 64
ACILI SABAH 65
KARANLIK UYKU 66
ÜSKÜDARDA YÜRÜYÜŞ 68
KOŞULAR 69
BÜLBÜL VE AT 70
NİLÜFER VE KURBAĞA 71
PAPATYA SAVAŞI 72
TAKVİM TABLETLERİ 73

çalakalem çiçekler

5

DUT AĞACI 74
GÜLLÜ SERENAT 75
ERGUVAN 76
KOLAY VE İYİ 77
ŞAKA VE SEVGİ 78
ŞİİR YAĞMURU 80
ANLATMAK 81
KOYUN OL 84
TÜL 85
MAVİ BIYIKLI KEDİ 86
ÇİFT ÇİZGİLİ ÇEK 87
MEŞUM IŞIK 88
HAYAL TORPİLİ 89
AYNADAKİ GÜZELLER 90
ÖRGÜ 91
TÜRKÜ 92
SAZA ÇEŞİTLEME 94
REDİF 95
SABIR 96
İNCİRLİ’DE 97
EYLEM 98
GÜNAH 99
ÇAĞRI 100
GİZEM 101
TRAJİ KOMİK 102
UMUR GÖRMÜŞ 103
SEVERİM BEN SENİ 104
SEFA BUL 105
NİYAGARA 106
ÖLÜM HAKKI 107
YEDİ YEDİ 108
GÜL 109

mustafa özer

6

GÖNÜL KUŞU 110
KOLLA SAR 111
MÜSTEZAD 112
REDİF GÖRMEK 113
KUTSAL AŞK 114
SEVGİ 115
DİVANLIK 116
KANINDA BOĞULMAK 117
EFESİN KIZLARI 118
ÇEŞİTLEME 119
GÖKSÜNDE NAR YÜREĞİNDE VOLKAN 120
YANINDA YALNIZLIK 122
YAZIKLAR ŞEHRİ 123
TAHRİMİ HARABAT 124
GARİBİN OTELİ 125
TALYA’DA 127
İĞNELİ FIÇI 128
ALET İŞLER EL ÖVÜNÜR 130
KİMSE BİLMEZ 131
MABUD’A YOK SANA YOK…… ……………… 132
NOKTALAMA 133
NİCE YARALAR 134
NOKTALAMALAR 135
SENİN GÖRME SIFATINA 136
MİKROSKOBA DÜŞEN VAKİT 137
MİKROPNAME 138
MİKROPNAME II 143
MİLLİYETÇİLİK 145
HAKÇASI BU YAŞAMIN 146
DEMİR ENFLASYON 147
BAŞKANNAME 150
ANLAMAK ZOR OYSA BU 151

çalakalem çiçekler

7

HÜRRİYET 152
KARA UMUT 153
ODUNLUK 154
LAZERLİ 155
GİBİLER VE GİDİLER 156
TİYCELER 157
POLİTİKACI ESNAFI 158
SERVİ BOYLU 159
DOLANLI RECEP AĞA 160
VAZİYET 161
NOKTALAMA 162
KIRIKLIK 163
ONUN İŞLERİ 164
MİT 165
ÖRNEK AL 166
HALAMIN ÖLÜMÜ 167
DEDEMİN SAVAŞLARI 169
EVDE KALANLAR 171
DENİZ ANASI 172
TERLİK 173
SARGI 174
BAŞAK 175
TÜRKİYE 176
KANTAR 177
BU ŞARKI SABADIR 178
DEMOKRASİNİN ÖLÜMÜ 179
DARBOĞAZ 180
Tİ 182
YENİ İŞ 183
İADE 184
ATOM 185
KARANFİL 186

mustafa özer

8

DÜŞ 187
ANOFELİN AŞKI 188
YÖRÜKLÜ ŞİİR 189
TASTAMAM DA 190
KABACAYDI BİRAZ İNCELİĞİ 191
REJİMLERİN YAŞ GÜNÜ 192
PİJAMALI 193
NİĞDELİ 194
SİYASAL CAHİL 195
BERDUŞ 196
OYUN 197
ECELİN TEKELİNDE 198
DİL 199
ÇEVRECİ ŞAKİR 200
CAZ GİBİ 201
REY 202
SÜLEYMANİA 203
ÇÜRÜK 204
HALK HAK İLE HAKK 205
FAİLİ YOK 206
SÜSLÜ GÜN 207
NEDEN 208
SANAT VE POLİTİKA 210
İSTİSMAR 211
İFTARA KALSIN 212
MÜLHİT 213
NOKTALAMALAR 214
ERKİLET GÜZELİ CEVİZ GİBİ 216
DİNLE TAPDUK NE SÖYLER 218
SANİ 220
HABİBİM I/ GÖZ VE GÖRMEK 221
HABİBİM 2/KULAK VE DUYMAK 222

çalakalem çiçekler

9

BELİRTİLER 223
EV 224
MÜJGANIN MASKLARI 225
BİREYSEL ŞİİR 226
YOLCULUK 227
İSTİYORUM 229
EVLİLİK 230
İMBİK 231
AT ARABALARI 232
YOKLUK 233
GEMLİK YOLUNDA 234
MEŞEDEN 236
ATEŞ ARABASI (I) 238
ATEŞ ARABASI (II) 240
ATEŞ ARABASI (III) 241
ATEŞ ARABASI (IV) 242
KIRLANGIÇ 243
GERÇEK AYRIMI 244
BEGONYA 245
DİNLE 246
İYİLİK-SAĞLIK 247
YAR BANA DÜŞER 248
HAKİ ÇADIR VE GÜMÜŞ GEM 249
HÜZÜN 250
ZÜMRÜT ANKA 251
ELDORADO ŞARKISI 252
HARAM 255
İSTEK 256
TELEVİZYON 257
ONA DAİR 259
BEYOĞLU’NA SERENAD 260
FEDAKAR 261

mustafa özer

10

YÜREĞİMDE YANAN 262
ARZU 263
DİVANSI 264
DEM BE DEM 265
ARAYIŞ 266
YAŞ GÜNÜ 267
AY OĞUL 268
TELEVİZYON I 269
TELEVİZYON II 270
BU LEYLAK BENİ MECNUN ETTİ 271
BEKARLIK GÜNLERİ 272
ŞENLİK 273
AYNALAR 274
RAB 275
ÇELİŞKİLER 276
ANT 277
KORKSUN BİZDEN 278
KOPYA 279
PARAGÖZ 280
KORKU 282
ZİYA-I VÜCUT 283
ALMA-ATA 284

çalakalem çiçekler

11

TAKDİM
Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı “İlmi kitapla
kaydediniz.” buyruğunu yerine getirmek amacıyla bir
süre önce başladığı kitap yayınlarına hız kesmeden
devam etmektedir.
İlk kitabımız olan Felsefe Öğretmeni Mustafa Cabat’ın
“İki Kavram Analizi Laiklik-Aksiyon” adlı çalışmasının
ardından Kayseri’nin yetiştirdiği ender şairlerden
Mustafa Özer’in “Evsa ,Düşüşten Sonra , Sis ve Selva,
Çağrı Sayfaları,Çalakalem Çiçekler,Birlikte Ayrılmak,
Şapkamda Saklanan Azrail,Düşüşten Sonra-2 , Sanat ve
Aksiyon İçinde Bir Portre Denemesi, Ses ve Heves
adlarını taşıyan 10 adet şiir ve denemelerinden oluşan
kitaplarını yayınları arasına katmıştır.
Vakfımız 2012 yılı içerisinde 12 numaralı kitabını
Büyük Doğu ‘nun yaşayan mütefekkiri Ali
Biraderoğlu’nun “Necip Fazıl ve Büyük Doğu” adlı
Kayseri Büyükşehir Tiyatro salonunda 1989’da verdiği
konferansın yayınlanmasına tahsis etmiş bulunmaktadır.
Manevi kültürün kaynağı kitaptır.Neslimizin
varoluşunun kitaplarla haşır neşir olmasına bağlı
olduğuna inanıyor ve bugüne kadar bir düzine kitabı
yayın hayatına kazandırmaktan mutluluk
duyuyor,okuyucusunun hiç bitmemesini temenni
ediyoruz…
Mustafa Fikri Tekelioğlu
Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı

mustafa özer

12

TURKUVAZDAN SOR BENİ

çalakalem çiçekler

13

mustafa özer

14
İSTANBUL SENİ SEVİYORUM
İstanbul seni seviyorum senin kadar
tarihinde çağlar yıldırımlar gibi sukût
Marmara’da yıkanır zaman orda aralar
coğrafyanda yanar durur akşamlar yakut
İstanbul seni seviyorum benim kadar
taş topraktan oluşsan da ruhun altındır
karartma gecelerinde bile yıldızlar yakar
her zerreni melekler taşır ki o saltanatındır
İstanbul seni seviyorum onun kadar
tek olarak yaratmış seni bende donatmış
bana dair olduğunu bilmek için
her parçanı ruhuma katar o
İstanbul seni seviyorum sizler kadar
ruhunu satmadığın için işportalarda
dağılan tespih tanelerini arar gibi arar
ve hepsini kendi halinde kollar ortalarda
İstanbul seni seviyorum bizler kadar
övgülerin lanetlerin ötesindesin diye
börtü böcek kuş ve koru kuytu mehtaplar
gülerken görünürler bu sana hediye
İstanbul seni seviyorum onlar kadar
kıskanmadan yerden yeraltından ve gökten
ulumalar ululamalar susan surlar
birer birer değişiyor ruhları çoktan

çalakalem çiçekler

15

CÖMERTLİĞİN GÜZELLİĞİ ÜZERİNE
dermek gibidir vermek ışın demetlerini
hatta gözaltına almak gibidir güneşi
oysa almak çalmak gibidir emeklerini
masum ve muhterem mazlum gündeşi
vermek ve tokat bilmemek verdiğini
ve hatta vermek için sana verildiğini
oysa almak çağırmak gibi azraili
ve pişmanlık ve korku ve sefalette eridiğini
ver verebildiğin kadar sevinmek için
hatta güzelliğini ve asalatini beğenmek için
içinde almak fiili olmadan düşün
hasta ve sarhoş hallerle eğlenmemek için
vermek verdikçe ermek yıldızlar kadar
berekete bir rahim kadar yakın
almadan olmaz derdini der kader
ve hatta yok olsun besmelesiz merakın

mustafa özer

16

AKŞAM
ne yıldızlar ne de ay akşamı dırahşan eder
sen geldiğin akşam yıldızlar katlanır bin akşam eder

çalakalem çiçekler

17

MESTANE
kestane gözlerin mestane midir nedir
senelerdir gözlerim efsane midir nedir
varmak rüya gibi dönüşü vahimi mecnun
çıldırtan gözlerim hastane midir nedir
bakışımla yaktığın can payidar olur
solan her seher eceldir tacidar olur
hiçbir baharda bulmaz zevki dilini
dibinde dinlenir cuyubar olur

mustafa özer

18
YAKASI DEĞİL REDİFİ
sevda yanardağ olsa sözü yakası değil
öfke köz gibi söz içinde özü yakası değil

çalakalem çiçekler

19
İKRARIN TEKRARI
ey rahimi perver ey rahmanı serdar
bir zalime takıldı gönül rahmeyle
rahmet ki gözüme nur olsun ikrar
ikrarın tekrarı buysa lahmeyle

mustafa özer

20

KARŞIYAKA
kişinin görgüsü gördüğüdür
takdiri taltifi özgürlüğüdür
görüldüğü kadar bilge
sevildiğince kalır dilde

çalakalem çiçekler

21

RUBAİ I
biraz da saz yoksa naz niçin olsun
kirazda haz yoksa yaz niçin olsun
nazda haz yoksa biraz niçin olsun
gönül havzunda yüzerken alev alev
itiraz yoksa biraz niçin olsun

mustafa özer

22

RAUF
afet-i yektadır güldüğünü maruf eder
az da olsa güldürdüğünü rauf eder

çalakalem çiçekler

23

YAŞLILIK
yağmur yağar üstümüzde yaşlanır
yaşlı başın ak saçları yaşlanır
yaşlanınca elin tutmaz dizlerin
dönmez dolaşır hem ay yaşlanır

mustafa özer

24
RAHMANA DÖNDÜM
ben seni sevdim seveli
rahmana döndüm

sükut içinde kalmış

brahmana döndüm

döndüm durmadan zerreler gibi küreler içinde
rahmeyle ki gözlerime
ummana döndüm

çalakalem çiçekler

25
VAKKAS’LA BİR SABAH NAMAZI
ne şenlik var gözümde
ne ruhum şatır
çatır çatır ayrılıyor
dostlar ve hatır
sıradağlar gibi bilgelik
iskeletimi tutan kas
ve hatta hafızamla ben
bir de Allah dostu Vakkas
otağ sultana lazımdır
bana bir yıldız altı yeter
söyle Vakkas Mülazım söyle
yüzün üstümü altımı beter
yüküm içimi altımı beter
herkesin bir aşkı varmış
diyorlar ki seninki “garam”
her dem onunla olman gerçekmiş
onu unutman haram
neyse ki seninle birlikte
hüzün de yaratılmış vesselam
hayret makamındaki büyük dudak
belli ki “zülcelali vel ikram”

mustafa özer

26

LUMBOZLARDA
günbatımı içim sızlar inceden
camlarda yansıyan yakamozlarda
karanlık sıkıntı böyle mi yansır
böyle mi gönenir davlumbazlarda
çizgi filimler gibi bulutlar içli
şaşkın yırtık yorgun kayboluyorlar
sıraya girmişler altalta dolmuş
sanki gökyüzüne kaydoluyorlar
alı al moru mor akşam daha zor
anlatıyor dekor anlayana hem
her gün yeniden yeni deniyor
oysa gelen gece tümüyle müphem

çalakalem çiçekler

27

ASLAN AĞITI
cibril bildirir hıfzını bir bir
beyni nisyanımıza
iki dilber dudağı arasında akkordan ayetler
şafak belirginleşiyor
sert ve namert yeryüzü direnir
örtülü felekte yaldızlı semahatıyla
nar çiçeklerini dönüştürerek
gerçeklerin acılı yüzlerinde
şafak söktü sökecek
bir kısa öksürük gibi
cibril’in göğsü indi
sevgilinin gözlerini gönlüne dökecek
akşam ve hüzün kolkola geldi
şövalye türküleri söyleyerek
zülfikarı yüz kere tekrar söyleterek

mustafa özer

28

KÖLN
alaca karanlıktı taze kesilmiş
demirin rengi
şehrin semtlerinde çınlıyordu sanki
çıplak ve kaba basit babalarla
yan gelmiş bahtiyar menderesler
ablak suratlı köprüleri dolaşır durur
Sümerleri öğrenmiştim mektepte
yani memlekette sanırdım ki atalarımız
Sümerler ve etiler
semtlerden geçerken bastığım tarih
çok sarih bir suretle Sümer bank ve
Eti bankı da
aydınlatmıştı

şöyle ki ergenekonda demir dağı

eritmiştik ya
meğer Köln dökümhanelerine gelmiş
onca cevher
Köln’ ün ortası simendifer hurdalığı
altına DOM dedikleri som demir
içerden bereket ki biraz sevimli
oysa dışı
sökülmüş dişi
anam işi avadanlık
içerde yankılanır mumların günah
sesi
bir meşum rüzgar heykellerine can verir
bir metruk iman DOM da can verir
köprülerden geçerken duyduğum

çalakalem çiçekler

29
Sibirya soluğundan beter
fenerlere asılmış soğuk rüzgar
soluk benizlerinde iskelet acılarını
aydınlatıyor
fakat muannit mimarların açtığı
dehlizlerde
gri gölgeler soğuk ve garız biçimde
umutları karartıyordu
çilek tarlaları olmasaydı
ve at koşumları
ve çayır
hayır ben katlanmazdım bir gününe
önüne varmazdım Köln’ ün

mustafa özer

30

ANACIĞIM
anacığım güzel anam
sussan da anlatamam
konuşsan da aktaramam
aklımın ve kalbimin yolusun
susun lugatlar susun
anam konuşacak
lugatlar yasın tutun
anam susacak
anam bir kadın iken
ben onu bildim ana
o her an her yerde yana yana
hazan kapılarına gelmiş
güzel bir kadın iken

çalakalem çiçekler

31

EY İNSANOĞLU
şirkin dünyası çirkindir
olacaksan insan ol
sonra adil
saldırganlığını salı vermekle
sanma ki özgürlük gelir
bütün güzellikler bilesin ki
sade dillikte belirir
ve güzelim bil ki
gerçeği kabil anlatır
güzelliği dil
bulursan dilde bulursun kendini
sana derim en derin gizlin dini
bulursan en güzelini

mustafa özer

32

FUZULİ İLE
yar sen uzakta kal
umut senin uzaklığında
deme ki yakın gel bana
yakınlığın kaybetme korkusuyla
bir kar yüreğimi içe içe
seni sevmek için
umudu korkuya tercihimdir
ömür boyu

çalakalem çiçekler

33

MÜZE
bakmayın tasmalı formalitesi
aynı kıskançlıklarla öpüşüp öldüğü aynı müze
Habil’den Ziya’ya dek kalitesi
size bıraktığımız anılardan bir aynı müze

mustafa özer

34

ÇAĞDAŞ
sakın çaresizliğimi aşkın sanma arkadaş
aşkınla perişan şaşkın sanma arkadaş
gözüm ezelden ebede çağlayan aşka
onu çağdaş aşkın sanma arkadaş
çağdaş ol da yaşımı sana arz edebileyim
güzel sesini dudağıma tarz edebileyim
bırak dudağım yansın da dudağında
kendimi sana düşman farz edebileyim

çalakalem çiçekler

35
AY IŞIĞINDAKİ GÜNEŞ
ben de yanan
içimin dinmek bilmez arzusu
bir su gibi ayıran
sana varmak duygusu
serinletiyor içimi

mustafa özer

36

KAVAK
baharda dallara şenlik
gümüş paralarında rüzgar oynar
güzün altın varaklar misali dökülür
yollara gazelin dolar
şükrü çama yöneldi
seni sevmediğinden değil elbet
peruk gibi çıkardığın kel başı
kışa uzatışın sevilir gibi mi söyle?
ama senin de anlatacakların var

çalakalem çiçekler

37

ANLAR GİBİYİM
güneş karşımda durur
bir buhur gibi
göğsümü doldurur
ağustos günleriyle taşınan
yazın o gümbür gümbür sıcaklığıyla
kayısıların beneğiyle tanışan
dayanılmaz ayrıcalığı
dalları selama durdurur
bir sahur gibi
serinliği karşımda durur
sevgili ağaçlar seni güneşte
sevgili güneş seni kayısıda
sevgili kayısı seni direnişte
yeni yeni anlar gibiyim

mustafa özer

38
ÖZGÜRLÜK VE BİLGİ
kesretinde kusur yok
kusurda kesret niçin?
özgürlük bilgide gizli
cehalete hasret niçin?

çalakalem çiçekler

39

YUNUSLAYIN
huzura dalayım derken huysuz oldum
huyum tutunca huzursuz oldum
bir çığlıkta yoğunlaştı yüreğim
sana ereli de kusursuz oldum

mustafa özer

40
BAHTIN BAĞIMLILIĞI
bir zerresi kalmaz gözünde
okyanusları geçirsen içinden
hatta okyanus aksa gözünden
mavilikler geçmez içinden
gözün yeşilindedir dileğin
ormana baksan olmaz
hatta bütün bitki yeşilleri
senin bakışında solmaz
bahtın ne genetik ne genellik arz eder
bahtın bakışında düğümleniyor
ve her bakışında
benim bahtım güm güm ediyor

çalakalem çiçekler

41
CAMBAZ VE GÖLGESİ
kimileri cambazından meslek alır
cambaz olur halk önünde marifet kılan
birileri çıkar cambazları çaya satar
sanma ki çayında renginde marifet kılar

mustafa özer

42

MEDYABAZ
okuduğunu gördüğünü gövde laboratuarına taşır
ama gövde ve gönül onları taşımaz
her zaman sanal yaşamı tüketenler
birer birer tükense de
onlara desek de yaşamaz
medya bazlık yaşlanmaz

çalakalem çiçekler

43

NEVA
bin terör gizlidir gözünde şol aşüftenin
elinde kan izleri kin almış teslim tenin
yazıklar olsun bunca devrim izledin
aşmadınsa bedenin bana haram olsun emeğin
vay vay ki vay vay
vay vay ki vay vay

mustafa özer

44

SONBAHAR
her gün biraz daha kısalan gün
kısılan gaz lambası gibi güneş
içime kasvet biriktiriyor
evde sıcak basıyor
sokaklar soğuk
hafiften gezinsen kasıyor
kışlıklar bozuk boğuk
uzayın öte tarafına

kaçmak istiyorum

kerata sonbahar günlerimin kinini de
sen yedin öbür kinler gibi
yine yapacağını yaptın
her yere anılarını yığdın doldurdun
sanki sözümü dinler gibi
her yere inlemeler koydun
ah kerata sonbahar

ne göğün aydınlık
ne yerler basılır gibi
gökyüzün görünse dibi
yine yeryüzü koyu karanlık

ya geç kışa bir an önce
ya dön yaza pastırmadan önce
ya da deli rüzgar seni başkaya karalamadan önce
git Kabe’de ısın da gel

çalakalem çiçekler

45

CEVİZ AĞACI
hey ceviz ağacı her şeye rağmen
sen sahibinden güzel ve özelsin
sahibin olacak beni rahatsız etmek için
seni yetiştirdi karşıma ama ona inat
benimle anlaş da
ona kendisinin insan olabileceğini

ona rağmen söyleyelim

haydi göreyim seni
yüzümü kara çıkartma
çıkartma yüzünden sakın
yaratan ezelî firkatin
ait güzelliklerden hiç birini

mustafa özer

46

ELHAMRA
tamara
senin dile düştüğünde
küçüktük biz
tamara
biraz takvimler değişti
yani ki
tülenmiş tavuklar gibi olduk bugün
tamara
sen hep aynı çivide asılı duruyorsun
tamara
iki gözün zifiri karanlık
iki mağara
tamara
sonracığıma ne bileyim
sesin saba makamında
boyacılar çekildikten
sonra sokaklarda
sokağı boydan boya dolanan
korkuların bile nefesini tutarak
sessizleştiği demdeki
hal gibi
tamara
sesin sürekli yankılanan
karanlık nara

çalakalem çiçekler

47

tamara
seni unutmak için işe dalan
şişmanlayarak ne yapacağını
hepten unutan
ve tamara
senin uğruna gönlünü kaptıran
sonsuz numara
tamara
şimdiden sonra
el hamra olsan neyleyim
tamara
ta ...
ma ...
ra ...
el ...
ham ...
ra ...

mustafa özer

48

İRADE
ben isterim sen yaparsın
iltifatın irademe bilirim
ben yaparsam sen kaparsın
cezaların ademe bilirim

çalakalem çiçekler

49

ÖNCELİK
gözlerindeki meneviş
duruşundaki reviş
ve bendeki değişiş
bizden önce de vardı güzelim

mustafa özer

50
GÖR DÜŞÜN ANLA
gör düşün anla
tamamlarsın zamanla
söylemek isteyen benim hayrı
söz ayrıdır, ses ayrıdır, nefes ayrıdır
söyleyen ayrıdır söyleten ayrı
bir bakıma ayrıdan yok gayrı
gele gör ki
öyle kör ki
ayrı dediğin gayrının kızı
aynı yıldız gibi bereketlenir
yıldızı
kaygısız gibi çıkan çoban yıldızı
gayrı ya hareketlenir
ayrılmayıp tevessülden
arz edip halin isteseydin gönülden
varsay ki
hakkımızı alarak tezelzülden

çalakalem çiçekler

51

ÖYLEYSE
nice sanatlar bilirim
nice hünerler düzerim
biline ki böylece bundan böyle
ben hem sever hem üzerim

mustafa özer

52

ŞERRİN
saman yoluydu sanki
olmak muradı
zerrenin
ardınca koşuşturarak arzular
hep oldu
her zaman oldu
hem bol
hem de İstanbul gibiydi
zerresinde sevinç
küresinde nur
lakin gürlemesinde yağmur yoktu
İstanbul gibi
bu şehirde birileri çok iştahlı
olmak isteyen de çok
istekler olmak kadar
lakin ele geçen el kadar
küçük ufak ve dar
aşka medar olacak kadar değilse de
tene mezar olmayacak kadar
kurnaz ve kaçak
ve hatta
dar ve alçak yapılar

çalakalem çiçekler

53

almak isteğine
iftiharla merbut
al ucundan sende tut
ey İstanbul
ızbandut ve haydut
gecelerine
bu şehirde tarih olan
sadece şehrin kendisidir
ve olgunluk İstanbul’dur
ya da İstanbul’un efendisidir
insan bilgiden kaçıyor kaçtıkça
küçülen gemiler gibi
gömülmüşler cahilliklerine
yoksulluğu soğuk yağmur
damlaları gibi
gözlerinden çökertip
sarılmışlar kimliklerine
şehir olgun şehre
insanın nankör ve cahilliğini
ve ürettiklerini dahil edince
muhasebesi zor
murakabesi gayrı mümkün

mustafa özer

54
dünkü hesap bitmemişken
bedelince bugünkü
gümbür gümbür
saatler
onur
erdem
ve
namus
bir kalbe sığınıyor
ve
ey güzel İstanbul
ey güzel çevre
ey şanlı şehir
bir devir sana da gelir

çalakalem çiçekler

55
BULMA NAKARATI
ara ara bul
ara bul
bulu
be hey Allah’ın kulu
sen kimsin bul nerde
bakma sana korkulu
gör ki İstanbul nerde

mustafa özer

56
MAZİNİN BUGÜNÜ
amasya’lı elmalar gibi
tombalacık kızardı
orhan veli’ye dönüp
savaş gibi yazardı insanı
insanı gülerken
nakışlı kiliminde
bal akan dıliminde
ısırırdı kavunu
ısıtırdı arıları kovanında
kovalardı resimlerinde
hocanın gülen yanını
yarımını güneşin
ısıtırdı yüreğinde
rahmetli deli fişek
tezeği yazdı
lök oturan kaptandı
trabzan gibi
zom olurken şiirle
türkü söylerdi
avşar kilimiyle
rahmetli bedri rahmi

çalakalem çiçekler

57
kocareis
mernuş
berduş
ne derseniz deyiniz
rahmetliye
ille de
deli fişek
azıcık da
gevşek gevşek
demek iyidir
çünkü bura
türkiye
bedri rahmi’ye

mustafa özer

58

SEMBOLLER
yaslanıp geminin güverte demirlerine
güneşin batışını kaçarcasına seyrettik
sonra yangın yerine dönen yamacı
akşamın yok eden karanlığına devrettik
gemi tıklım tıklımdı “mesai” dönüşü
“hatıra defterinin bir yaprağını yazıyordu hepsi”
herkesin alnında kırışan o “ekmek dövüşü”
karşılarında son ışıklarıyla bir kızıl tepsi.

çalakalem çiçekler

59
SİRKECİ YADİGARI
seni böyle görmemeli tren
hele koltuklarının terlemişliğini
hiç görmemeli
gözlerini yanlış yerde sanacak
belki tembelliğine tahammül eder
ancak seni başka yere taşıyarak
umutlanacak bu demir leydi
leylim lek leylim lek
bir o yana demir
kırı
tık
bir bu yana ferro
fıttı
rık
tıkırık tıkırık tıkırık
hop dedik
bu kadar delik deşik bir deniz
hangi işportacının defolu malı
burası sirkeci garı
deniz sirkeci garı gibi
garip duvar dipleri sidik kokan
ya da sinmiş ayyaş naralarıyla
yan varoşları
deniz çirkin mozoleye dönmüş sirkecide
kulak zarını klaksonlar bitirmiş
bekaretini gemi yağları
politikanın pis yağmaları da
denizi çirkin mozoleye çevirmiş sirkecide

mustafa özer

60
şu dev kalabalık kulaksız geçerken
sirkeciden
ne vererek ne alarak geçer buradan
ürpermeden

defi hacet sanki koskoca semt
koşarak geliyorlar kaçarak gidiyorlar
şunca şarkıları söyledim durdum
ne sen geldin ne de bir haber
ey güzel Allah’ım bana sabır ver
dünya da herkes bahtiyar olmak ister
belki yaşamından çok ağyar ile yar olmak ister
lakin şeytan-ı lain komaz ki fehme.
düşer de fitneye fehmiyle ağyar olmak ister
gittim kıran ardına yani yılların ardına
her şey duruyordu ben hariç
vardım ben de durdum
“keklik gibi” süzülüp giden özlemler
baklavadan tatlı damat pelitleri
“nirden nire” ki güzel yurdum
kuş vuran herifliği bilirsin
bürümcek altında kız beğenmeyi de
sanki kirpiklerin vakanüvis kalemi
yaklaşan masmavi geceyi galibardi ufuklarına dek
hala oğluna kulak asma
fehmetmez bıyığı batsa pekmeze
siniler donansa da kuru yemişlerle
portakaldan fırıldak olmasa çekilmez gece

çalakalem çiçekler

61

burada coğrafya karasabanla rahatsız edilir arasıra
tarih takvimlerle yemlenir azar azar
kimsenin senle sevdası yoktur
bunlar bilmem ki neye kızar
evleri küçük küçücük
küçük gürültüleri kendinde kalsın diye
ve yine onlar yepyeni eskidir yeniye
ne diye konuşuyoruz bunları ne diye?

mustafa özer

62

KAPALI AÇI
boşluk denen kanlı dudak öptü iskeletimi
titriyorum soğuğun kundağında
bir konçerto telini hançereme kıstırıp
yerin hain kulağında adım geçiyor benden
tanrının dudağı mıydı kelimelerde büyüleyen
ki içimde cehennem açıyor çiçekleri
değilse iklimleri iç içe koyup içeren
yolları ısırıp canlandıran kara çengileri
ben miyim mosmor açılara geren
ey aşk ey roedrigues ey gitar
efkâr yağıyor perde perde
izlerimiz kapanıyor nar çiçeklerinde
sahi sevgilim kıyılar nerde
söyle yüreğimin en algın yerine

çalakalem çiçekler

63
KELEBEĞİN GÖZYAŞI
güneşe dayanmak zor
dayanıyorum

bir kelebeğin inceliklerinden geçirip göz yaşlarını
uyanıyorum
bir tutsa gökyüzümü yağmur yerine inse gözüme
dayanırım
saçaklarına sığınıp göğsünde ıslanır gibi
uyanırım

mustafa özer

64

SON GÜZ

nermin’ e
ıhlamur gibi sere serpe saçlarından
uçurur geçersin serçe kuşlarının
sırça saraylarından
son güzün uzun patikalarında
yalnız ve hüzünlü gölgeler akar gibi
yüreğime basan kunduralar
götürür bilinmez selamları çok uzaklara

çalakalem çiçekler

65

KONUK
ben ve sen sevda suçlarında tutulup
bir kelepçenin gözlerine konduk
tarihten anlamadıkça ona tutunup
bu coğrafya da kaldık konuk

mustafa özer

66

ACILI SABAH
öfke yürüyüşleriydi
kunduranın sert dişleriyle toprağı ısıran
tırnağı ete gömen
bunu bilen
leğen kemiklerini profiterol yumuşaklığıyla
öpen sobanın ısınmış soğuk demiri
sabaha yaklaştı
ufkun alnında bugün bir güneş daha salaşlaştı

çalakalem çiçekler

67
KARANLIK UYKU
rastlantı diyor düştüğü mazgaldan denize varmaya
oysa her pis akışkan gibi
varacaktı lodosun açtığı çukura
vardı
lar kadınlar

kar yağmayan
kapalı çarşı
lar vardılar

düştü damlayan musluk ürünüyle
eski şehrin yeni mazgalına
ve
ya
denize varma
ya
gürlenip orta çağ gümüşleriyle
okumaya

yarın buruşmamış kunduralar giyeceğim
ütülü tüylerimi kızıl derili nezaketiyle öperek
etime gömülen kemiklerimi tüm kılçıklarıyla
sökerek bir yokuşu söker gibi
gençleşeceğim

genç adam
ya uyuma
ya uyanma
cinsellik fuarının ağda tüylerinde
arama bir yıldızın sevincini

mustafa özer

68
hele karın ağrılarının yalnızlıktan
ufaltarak gömüyorsa sevincini
evinde ölme ha
ölme ha evinde
kadife yırtan kedi tırnakları hazzından vazgeç
aydınlığa kuyu kazmaktan da
ısırma tatlı dil sözlerini
ısıtma gözyaşında sitemleri
vicdan getir taptaze
sevgilim ve yavrum var
lar “o”
“o” lardı
o gizini sineme saklardı
o karanlığını bende eritir
aydınlığını başımdan aşağı dökerdi
geceler aramızda gökyüzü
gecelerin gizi kollarımızda uyur
yıldızlar gönlümüzde şahin gözü
güneşe kanmak üzre

çalakalem çiçekler

69
ÜSKÜDARDA YÜRÜYÜŞ
yürümek, dolu dolu

pabuçlar dolusu
eskisi küllüklere
yürümek dolu dolu
yüreğe pat pat gelen
belki de yüreği bilen

yürümek dolu dolu
vardıkça yiten yıldız
yittikçe konuşan ağız
yürümek dolu dolu
kocaman dünya kocaman Anadolu
bense padişahın küçük oğlu

mustafa özer

70

KOŞULAR
vapurdan, tekneden, otobüsten sonra
koşuyorum eve geniş alanlardan
geniş adımlarla ağaçlıklardan
içimin konuşturuşundan
masasında ve yolunda oturduğum
yanımda oluşundan
geniş esinlerle süslü sevdam
içimde oturuşundan
yalın sözler söylemek istiyorum
o çiçeklerin rengiyle sana konuşmak
yalnız gelmek istiyorum güzel kokunla sana
geleceğin konuşulmuşundan

çalakalem çiçekler

71

BÜLBÜL VE AT
tekne çeken at
şafak söküyordu
henüz atlar eğersizdi
bülbül yine uykuya dalmış
gülden ötesi değersizdi
seferis bunu bilemezdi
hiçbir iskarmoz da bölemezdi
yakamoz denizini
ben bir atın yelesiyim
rüzgar benden oluşur
ben bir yelken gibi
rüzgarı bekleyemem
koşuların çok ayaklı yöresinde
yönsüz öfkelerin içerisinde
rüzgarı bekleyemem
ben bir atın yelesiyim
ayrı ayrı fal taşı gibi gözlerimiz var
aynı taş aynı toprak aynı yıldızlar
fakat yaşattığımız farklı dünyalar
içinde günümüzün

yüzen tabutlar var

mustafa özer

72
NİLÜFER VE KURBAĞA
Viyana bozgunu gibi yüzün
nilüferi kurbağalar sallayıp duruyor
güz gelip çatmış
tekneler cansız vurmuş karaya
bir mevsim tekerinde
dönüp duruyor dünya
halam teyzem kuzenim
amcam dayım sizlerde yok o göz
veya geleceğin güzel özlemleri
veya çok gerilerde kalmış
mehtap gezilerinin kamaşan gözleri
sen çocuğum sen göreceksin
baharı besteleyen badem çiçeklerini
ve yavrum yılmadan söyleyeceksin
kır atın rahvan yürüyüşünde
Anadolu’nun özgür türkülerini

çalakalem çiçekler

73
PAPATYA SAVAŞI
doldur bakalım çakalozu
kale bedeninde kaç papatya vurursun
“yorulma yeniçeri yorulma boşa”
sende bir gün yorulursun
işte böylesine
gelirsen dolduruşa

mustafa özer

74
TAKVİM TABLETLERİ
çağlar
sonu gelmez labirentlerin izdüşümünde
doldurur takvimin bal peteğini
-bana
-sana
-ona
benliğin ettiğini

ve kucaklar gökyüzünün eteğini de
karanlığın
içine dalınca yürek
huysuz yönsüz ve zalim
güçlülüğünü bilerek
yalnız kara vebalin
içinde yürür

yürür içine
aydınlığın

aydınlığın
içine dalınca gönül
hüzne ve aşka doğru
çilelerle olanca gücüyle
veya güçsüz ama suçsuz
içinde yürür

yürür içine
ölümün

çalakalem çiçekler

75

DUT AĞACI
gecenin laboratuarına uzanan aydınlık
bir dut ağacının labirentinde
seni seslemişti düşüme
karanlıkla sarı paylaşıyordu zamanı
çokça kanat sesi vardı
renkler ve sesler ayrılamıyorlardı

mustafa özer

76
GÜLLÜ SERENAT
eller sana dermiş bana ne canım
dikenlerin anlatıyor güllüğünü
gönül evim zulmünden ırak olmasın tek
kendime sayarım ellere güldüğünü
sen mi göründün akşamın serinliğine
güneşin kızıllığı mı yansıdı bilemem
güvercinlerin gözlerindeki kızıl rengine
bulvarlar boş sokaklar derin ve sessiz
camlarda oynaşan yıldız şakalarıdır
gülüşlerinden yoksun yüreğim şimdi
kimsesiz

çalakalem çiçekler

77

ERGUVAN
akşam da geliyor yavaş yavaş
bakır sini sofrasına
ne canım can ne demim demdir
ey benim demim bir kez döndür

yüzünü yüreğimden yana

bir kez emzir beni gün ışığında
al götür imlerimi
gözüm yolda kulağım seste
beklerim gözlerim kapalı

yakubum hasta
ufuklar menekşe yazdı bencileyin
özlemim elde erguvan olsun hep
yürüklerden esen o ılık meltemli günler
getirecek mi “acep”
sonsuz bahar akasyalarını

mustafa özer

78

KOLAY VE İYİ
günde kalmak korkusu
sanatı soyutlar insandan
bu nedenledir ki
nisandan yaprağı
çiçeği
adlarıyla isterlerde

istemezlerimde
insan isimleri olmasın
ahmet mehmet ivan sam
yaşasam yüz bin yıl
yine de insan
isimleri olsun
çevremde
ve hatta

mezar taşım insan gibi ayakta duracağına
adımı dostlarım ansın
aydınlatsın
üç beş böcek
örneğin sultanı sevmem oldum olası
anlaşılması güç ama severim kaçan sevgiliyi
belki diyecekler sevsene her şeyi
bu daha kolay daha iyi
tarih dediğin bedenimde ben ise
gelecek düşümde kucakladığım geceyse
her şey kolay her şey iyi
sevmek sövmek kadar yakın ve iç içeyse
neyleyim bengi badeyi

çalakalem çiçekler

79

ŞAKA VE SEVGİ
gülüm bak artık her şakana

dayanamıyorum

hele beni şaşkına çeviren
şakaklarımdaki şafaklara tezat
gülüm senin mevsimin geçmez
veya mevsimime uygun
güneş doğar üstüne
oysa benim üstüme bundan sonra
ayın on dördü düşse
kaç yazar gözümde
onun için gülüm ya olduğum gibi
al beni
olmazsa benden habersiz çal beni
kaçır ırmak boyu at kestaneleri topla
böğürtlen, madımak, kuzu kulak

ne bulursak yeriz be gülüm
sonra düşümüze güleriz
sen bensiz dönersin
eşyalarına
ve
yeni güneşine

ben de gülüm
ben de sorayım kendime
“bu ne haldir böyle” diye
geçtiğin ırmakların üzerindeki bazen gözlük
bazen monokl gibi duran köprüleri
dönmeyesin diye

mustafa özer

80
yok etsem

ya gülüm
sevmek yetmiyor yüreğe
ondan ve ondan olmakta
elverir ki can oldukça
acını görmesin gözüm
ne ince hüzünle
ne kalın çizgilerde
kulağım çığlığını duymasın
acılarda mezürlerle

çalakalem çiçekler

81

ŞİİR YAĞMURU
bu yağan şemsiye olsa bile

ıslatır beni gözüm
bu ben iliklerimi doldurdukça
her damla sitem
başıma göz olur
ıslatır beni gözüm

bu yağan şemsiye olsa bile
öyle bir doluluk ki ter ü taze dürüm dürüm
rüya da görürüm
imge de görürüm
esin de görürüm
esenliğini yarın
buna karşın sesini
duyar gibiyim
“kulağında bana da yer ver”
gel beri ben gel beri
unutma şiirin yağdığı yeri
öyle bir doluluk ki ter ü taze dürüm dürüm

mustafa özer

82

ANLATMAK
I
anlatmak kolay olsaydı
mapusluk olur muydu
savaş olur muydu
iğde kokulu güzelim
anlatmak kolay olsaydı
gün güneş dururken
aşkımızı gecelere gömer miydik
kestane rengi gözlü meleğim
anlatmak kolay olsaydı
müziğe resme şiire ne gerek
koklaşır bakışır
barışırdık
sarmaşık
gibi
doğanın her yanını
sarmıştık şimdiye

çalakalem çiçekler

83
demek oluyor ki gözüm
al seyr eyle
var kokla
tut konuş
konu komşu ne gelirse diline
hoş beş eyle bir gelişi güzel
her varana bir el
uzat
gözüm
uzat
ellerini
el hasıl güzellik asıl
gör ve duy
en iyi huy

her zaman son söz
bitmemeli gözüm
gözüm bu sonsuz
insan bilmeli sözüm

mustafa özer

84

II
gözüm anlatmak kolay olsaydı
bunca HAP
bunca KİTAP
ve bunca SAP olur muydu hiç?
gözüm anlatmak kolay olsaydı
bunca SOYGUN
bunca SAYGIN
ve bunca KAYGIN olur muydu hiç?
gözüm anlatmak kolay olsaydı
gözünün içine baka baka
ne oyun
ne doyum
için etmezlerdi içine insanın
anlatmak istemem
içimizi kemireni
seni ve beni
gözyaşıyla emzireni
anlatmak istemem
anlatma yeter
kapat lügatlarını
gözlerini kapat
duymamak için kokuları
grip ol nezle ol
-ne bileyim bir şeyler yap
anlatma yeter
bildiklerimizi
şimdi inanma faslıdır
yere dökülen nar tanelerine

KOYUN OL

çalakalem çiçekler

85
gel inat etme gel firak için
bu sözümü naz için bilme gel
hak için davetime hak için
Nuh dostuna gözyaşını silme gel
gel ki gözyaşım yükselmede gel
gel ey kibrine yükselme de gel
aşka düş koyun ol yükselme de gel
gel inat etme gel firak için
hak için davetim hakkıçin

mustafa özer

86

TÜL
raksını seyrettik rüzgarda tülün
seyrettik ömrünü uzatmış gülün
buğulu gözlerle dalınca göle
seyrettik ömrünü uzatmış gölün
naz içre başaktı bu gelen akşam
yavaş yavaş uçup hüzne karışan
uzaktan uzağa güle yakışan
içinde seyrettik o kuytu gölün

çalakalem çiçekler

87
MAVİ BIYIKLI KEDİ
bizim kedinin bıyıkları mavi
sahi neylersin birader
masmavi olunca patileri
beleşten geçiniyor kediler
ha şair duyar ha yıkık duvar
a kardeşim kulak kendini nasıl duyar
kedi de değil şu bıyıklı dediklerim
üstelik çektiklerin senin kuyruğunda
al kardeşim kaderim senin olsun
ekşi deme kuru yaş ne olsa dene
iç ye iç ye iç ye dışından bana ne
aldandınsa helal olsun
öldüm Allahım deme de
tane tane gel dene

mustafa özer

88
ÇİFT ÇİZGİLİ ÇEK
çift çizgili çekle alabilirim
bütün ecramını
ehramını bir deli gibi
devlet müzesinden çalabilirim

çalakalem çiçekler

89

MEŞUM IŞIK
dalda kırılan ay ışığı duvarda açmıştı gedik
korkuyla karışık bakınca geceye dik dik
rüzgar salladıkça dal titredi durdu
o meşum ışık içimi karartarak etti didik didik

mustafa özer

90

HAYAL TORPİLİ
hayal ağlarına takılan balık resimleriydi
hangi ressamın tabldotundan kaçmıştı
ne kadar kızarmıştı kılçıkları nasıldı
bir demet maydanoz için ağzını niçin açmıştı
bil
mi
yorum

bir böcek sanki yarışa çıkmış habire koşuyordu
gözleri güvercin gözü ateşe düşmüş bu bir insandı
ensesini kaşıyordu bal gibi tatlı tatlı
bira fıçılarının eşekle ilgisi gibi mevsim nisandı
bil
mi
yorum

çalakalem çiçekler

91
AYNADAKİ GÜZELLER
bu atölyede bunca güzel bunca cam
bunca kolay bunca gümüş ayna yaparlar
gençlik desen deli rüzgar birde savurur tülleri
hoplatan gönülleri koyup cam önüne ay ne yaparlar

mustafa özer

92

ÖRGÜ
yıl ilmek ilmek örüldü
gecesinden gündüzünden
kah bir sineğin gözünden
ya da hoca Nasrettin’in gözlüğünden
yıl ilmek ilmek örüldü

çalakalem çiçekler

93

TÜRKÜ
Halis Özdemir’e
düzen ver hele beri gel de sazına
bir çifte telli oturt bakalım dizine
mızrabın anlatsın perde perde yazını
Reşadiye Artova Niksar’ı bağla Tokat’a
tokat yolları yarim senden bir görüntüdür
tokat yollarında zaman yavaş yavaş yürür
ayağına taş değerse gözümü yaş bürür
tokat yolları senden bir görüntüdür
her yağmur damlası aralayıp dallar arasını
bulur gülüm bulur yaprağını sılasını
oysa ben bilirim acının müptelasını
ayrılıklara parça parça yürek olan anlara
birkaç nefes çektim geçen
artovanın gelinteli tütününden
kırda gezdim oturdum
yedim içtim ekmeğinden sütünden
Erbaa’lı paşa Niksar’lı Ali Reşadiye’li Mehmet
bir demet Tokat gülüydü gurbet resminde
ne de olsa insan yitiriyordu kendini
-hatta bir keresinde- ağladım plaka görüp
yalnızlık dokunuyordu gurbet köşesinde

mustafa özer

94
dokunur gibi Azrail’in ince soluğu
bir bağlama görsem bir bozlak duysam
içim boşalıyor bir tuhaf oluyorum
hatta yarım yamalak bilgimle Tokat’ı görsem
yazılıyorum koynuna mushaf oluyorum
bu İstanbul ininde öyle bir yerdeyiz ki
küf desen küf pislik desen az gelir
elden ne gelir gülüm öyle bir yerdeyiz ki
her yeri lodos yıksa bana esen az gelir
elden ne gelir gülüm elden ne gelir

çalakalem çiçekler

95
SAZA ÇEŞİTLEME
sırrımı leyla bilir diye ağladım
meğer leyla göçeli çok zaman olmuş
ne ondan bir haber ne de bir adım
çadırı göçmüş izi kaybolmuş

mustafa özer

96

REDİF
ince sazda yar çalarak bağlama
ince ince yollarını bağlama
göğsündeki nağmelerden
ah edipte ruhsatımı bağlama

çalakalem çiçekler

97

SABIR
zaman zamansa irfan irfansa
seni bana sevdiren güzel vicdansa
yine güneş doğacak üstümüze dinecek tufan
Allah her dem rahim ve rahmansa

mustafa özer

98

İNCİRLİ’DE
gün gurup etti İncirli’de
bir hafif rüzgar esti sürükledi beni
hanımellerinin sardığı yöne
ben evet ben şimdi ne yapmalıyım
hangi sinede seyretmeliyim aczimi
ne yazık ben bir küçük tacirim
gün gurup etti İncirli’de
bitmez ecrim içinde
hanımellerinin sardığı yerde

çalakalem çiçekler

99

EYLEM
dingin bir deniz gibiydi zaman
akıp yüreğimden inen
belki bir demler yaman soruları vardı
veya bazı demlerde saçaklara sinen
kırlangıçlar gibi yürümeyi
bilmeyen
işte bu tatlı günü anlatmak istemiyorum
bencilliğin bence en güzel zevkine ermek için
kısacası küçük hazlarda kanatlanmak istemiyorum
gözüne girmek için belki de maymuncasına
bunca yorumla sakatlanmak istemiyorum

mustafa özer

100

GÜNAH
sen dönersin

teller döner
gitar zehrini kusar hançer misali
oynak leğen kemikleri belki diner
belki tadar yoklukta visali
alkış için ün için kim bilir belki niçin

çalakalem çiçekler

101

ÇAĞRI
öylesine güzel demler var ki
karınca gibi kaldırınca
karın doyurma korkusunu
öylesine güzel gözler var ki
görüneni kendisi gibi gören
görünmezi öpen gözler gibi
özüyle bir demde
öylesine güzel sözler var ki
hayalin bile terlediği iki dudak arası
güzeli emen kulaktaki küpeleri
ıslığıyla çağıran rüzgar gibi

mustafa özer

102

GİZEM
hangi umutlarla varıp kaldım kapılarda
bunu sen bilemezsin bir de ben bilemem
senin bilmemen güzellikle iç içeydi
benimki akılsızlıklar içindeydi
habersizlikler sende gizi ve ömrü güzelleştirdi
ilgilerim aklımı aldı götürdü benden
ve dahası gizemi yok etti senden
benim de aşkım var deniz ve ötelere dair
sana diyemiyorum zira bir deli rüzgar
deniz ve ötesini dalgalarla karalara sürüklüyor

çalakalem çiçekler

103

TRAJİ KOMİK
traji komik yandı gönül
yangına dayandı gönül
gir gönlüme sen de gönen
trajedi sandı gönül
komik sandı yandı gönül
komik yandı sandı gönül
gönül yandı sandı komik
gönül sandı yandı komik

mustafa özer

104

UMUR GÖRMÜŞ
bu gönlümü gönlü gören
gir gönlüme sende gönen
aç gönlünü umur gören
al gönlümü bende gönen

çalakalem çiçekler

105

SEVERİM BEN SENİ SENİN SEVDİĞİN KADAR
candan sevdim ben seni senin sevdiğin kadar
al bu benden canımı beni sevdiğin kadar
hücren duysun vuslatı
sar sarmala sar kokunla
sarsarak sar sarsarak
dilsiz söyle duy beni seni sevdiğim kadar

mustafa özer

106

SEFA BUL
seni bende gönül gören
al gönlümü gönlü gören
sende bana gönül veren
cana sefa şifa bulsun

çalakalem çiçekler

107

NİYAGARA
beni bana sorarsın
hem de beni yorarsın
nedensiz bi-kararsın
kutup tipi yar gibi
ha bire ister para
üstüne bir yaygara
altına gir niyagara
çok ta olsa az gibi

mustafa özer

108

ÖLÜM HAKKI
“bensiz kalırsan” dediğinde
ölüm korkusu bende
bencillik ettiğimde
ölüm üleşti tende
gülüşünde doğan güneşle
sen gülersin şen gözlerinle
gülünü gülşen edemez miyim
yıldız gibi uzakta olsan da yeter
uzayından sana sen demez miyim
yaranın yarası yar içinde açar
kırmızı güller beyaz güller sarılır
binbir rengiyle kelebek uçar
sanemin alnında ölüm hakkıdır

çalakalem çiçekler

109

YEDİ YEDİ
kendi benin gülmeden beni nasıl seversin
benden sevgi dilenme sevgini Allah versin
severler umuduyla hep kendini översin
benden sevgi dilenme sevgini Allah versin

mustafa özer

110

GÜL
sana kokar diye arkandan bühtan eden mürailer
bilmezler mi sanırsın seni kokutanı beni korkutanı
“seni kokmuş” diye kötüleyen mürailer
bir tecahülü arif minyatürüne benzerler
ve seni kerh ederken onlar şerh ederler aleme
o şarihler ki sarihtir yüceltinceye dek aleme
gül dendi mi gözleri gül yüzleri gül gül
sözü gül ellerine konar bülbül
kah bir gelin eline kah bir bakire taca kondun
bazen tüle dokundun bazen bülbüle kondun
kokarken goncaların Rahman ve Rahim
dökülürken pul pul yere şeytanı racim
sen ki her demi taze yaşa varol ve öğül
biz yeterince koktuk bize gül ey gül

çalakalem çiçekler

111

GÖNÜL KUŞU
ey gönül kuşum gül de açsın kah-külün gül gül
sineme kapris gibi zülfün dökülsün tül tül
kıskanma bırak geçen demi geleceğe bak
sür kahkahanı gör devranı demlensin gönül

mustafa özer

112

KOLLA SAR
a zalim kolla sar eteğine tutan eli bırakma
elinde kor ateşi ten kokusu duyana dek yakma
alırsın sevmek borcumuz varsa öderiz katlanarak
gözlerinle kestiğin gönlümüze can katarak
bilmem bu nasıl yaşanır cansız yaratan bilir
sussam dil gücenir konuşsam Allah bilir

çalakalem çiçekler

113

MÜSTEZAD
gönül yara muterber olmaksa muradın
şerh eylenecek şey söyleme vakti yoktur zira
muamma dediğin sende değil lakin feryadın
çoktur zira
sen zamanı sarhoş eylersen bade bülbül olur
İbrahim icabet eylerse her yer gül gül olur
gönül gama düşmeden bilmez gamı
ve bilmez ki Rahman’ın intikamı

mustafa özer

114

REDİF GÖRMEK
şunca zaman geçti nasıl dayandım nasıl dayandım
tut elimden tut gör ki nasıl da yandım nasıl da yandım

çalakalem çiçekler

115

KUTSAL AŞK
o güzel o zarif adı gönlüme verdin
o kutsal ateşi içime verdin bana sevdirdin

mustafa özer

116

SEVGİ
çıkma ne olur çıkma o içimden uzaklara
ellere verme beni bırakma tuzaklara

çalakalem çiçekler

117

DİVANLIK
bahtımıza bir dem güneş doğsa bahtiyar eyler bizi
oysa bahtımız bahane bulup ihtiyar eyler bizi
elvan elvan gül çiçek umarken felekten terü taze
bu bahar kış bahtımız da hep ümit var eyler bizi

mustafa özer

118
KANINDA BOĞULMAK
“akrep yürüyor kanımda
akrep evet akrep birebir
boğum boğum zehir
zehir ki al ve yuvar-lak ve yaş
ayyaş bir plak dönüşüdür
kanında boğulmak
gözüm stadyum dolu ve yağmur
çamura döndü mazlum yüz hıçkıran demden
kapıları açmaktan daha da zordur
anısı yeni bir ölüm haberinden
yanakları yakuttu anılarda adı geçen
soldu metale yahut altına düştü
tabutu borsadan geçerken
devletliler iskatına üşüştü

çalakalem çiçekler

119

EFESİN KIZLARI
saklanır türbanlarına al al yanakları
peş peşe gidişlerinde salınır turkuvaz kaynakları
o incelik, o dönüş, bir su gibi akarken sonsuz
“emriniz” “efendim”li sözlerle kir tutmaz dudakları
İzmir’in güzelliğinde yansıyan efesin kızları
atlas mı dünyanın coğrafyasıyla şenlenen
atlas mı o fistanlar al topuklarda dövünen
atlas mı o canlı turkuaz ipek denen
adım değil atılan bu karayı saran deniz
nerede güzel görseniz bilin Efes’tesiniz
incecik boyunları iki hilal taşıyor
kırmızı kadife cepkenin altından o gümüş ten taşıyor
o bindallının nazlı çiçekleri ölümsüzce yaşıyor
beslendikçe gamzeli tebessümün özünden
hayatın hazzını tatmak başkadır efesliler yüzünden

mustafa özer

120

ÇEŞİTLEME
“baktıkça mehtaba gül cemalin
bir ümit çerağı yanıyor içerimde
hayale kapanırım her seher gidişinde
açan güllerle avunup her bekleyenden
mehtaptı nurlu kollarıyla saran
önümde diz çöküp ölümüne yalvaran
ey hüsn-ü cemal ey ümmü turab
ey hüsn-i visal ey ab-ı hayat
ruhu müsekkin oldu saz biraz dinlendik
sayende der saadette biraz saz dinledik
bayır aşağı inen ağır taş gibi
beni savunmak için üzgün ve dolu dizgin
düşmanların üstüne üstüne varışını unutamam”

çalakalem çiçekler

121
GÖKSÜNDE NAR YÜREĞİNDE
VOLKAN MİSALİ KAYNAR
nerede bir yalnızlık şarkısı duysan
bir boynu bükük kendi halinde solgun
alaca karanlık taraça gölgelerinde olsun
nerede bir yalnız görsen durgun boynu bükülmüş
uzayıp giden garibin şarkı nağmeleridir sanki
cevrini zevk edindik
zulmiçin cevretmedi
her haline güzel dedik
bir deme söz etmedi
a zalim ne olur bari
bize güldürme yabanı yari
şanın yücedir neticesiyle affeyle
halimizi derdine mushaf eyle
aferin binler aferin binler aferin
bu yerin sultanısın şimdi yerin
ta uzaklarına kadar bütün hücrelerin
gel de al içimdeki gurbet denen boşluğu
gel de al dışımda seni gizleyen sarhoşluğu
sana kavuşmak için kıyılara vurduğum başı
gel de al dizlerine damlayan kaybolmuşluğu

mustafa özer

122
“arzu mu emri mi rica mı sana söylüyorum
sana söylüyorum ancak bu sözlü yorum
katından bila tebliğ iade olunursa
hiçbir izaha ihtiyaç kalmadan durum
kızıl ve karanın julyenli başında aydınlanacak
ölüm teni temizler kederden
canı ayırırmış hederden
canı, teni ve beni geçirir
bir iplik gibi iğnelerden”
ezelidir şiir denen nehir
seninle ona tat geldi
aşktan gayriye takatsiz bu şehir
seninle olmak sana sanat geldi
(beni aldı senden ona hat geldi)

çalakalem çiçekler

123
YANINDA YALNIZLIK
“diz dize otururken
yüz yüze hasret kaldım”
halk türküsü

ne nöbet kulübelerinde
ne dikenli tellerin ötelerinde
ve ne de otellerde duydum
yanında duyduğum yalnızlıkları
senin için söylemiyorum bunları
bunlar kapalı gökyüzünün itirafları
yaprağın yeşil sesini
kuşların aydınlık şarkılarını
toprağın gergin çatlaklarını
rençberlerin akşam dönüşü şakalarını
kendimi avutmak için dinliyorum
senin için söylemiyorum bunları
bunlar yaşanılan bir ömrün itirafları
teknik kalıba girmiş kutup yıldızı
kavak hafiften eğiliyor
keçi kaya da gizli tuzu yalıyor
çobanın kelebeğine gizlenen kavalı
bir fotoğraf gibi seyrediyorum
senin için söylemiyorum bunları
bunlar basübadelmevt’in itirafları

mustafa özer

124

YAZIKLAR ŞEHRİ
ey Efes ey güneşin fıskiyesi nasıl da fışkırmışsın
seni gören der ki seni akıl kırmış sen aklı kırmışsın
apaçık bir gerçektir ki antik çağda insan beyni mermerden
taşlar olmuş birer insan şiir söyler ezberden
bir zaman bir zaman zaman Meryem’in içine sığmaz olmuş
başlamış ak süt akmaya mermerin içine sığmaz olmuş
duyuldu ki Efes yüz çevirmiş Olimpos’tan
hiç vermeyip hep alan merhametsiz Zeus’tan
oysa sen sevgili Efes sen Meryem anadan emseydin
böylesine harap olur muydun Meryem’e güvenseydin
gelmek bir yazık gelmemek başka yazık sen yazıklar şehrisin
bilmek değil seyr-i zevk zanları taştan kazıklar şehrisin
seni nasıl anladıkları komşun Selçuk’tan belli
cehli kokluyorlar taştan bu meçhul açıktan belli

çalakalem çiçekler

125
TAHRİMİ HARABAT
sanma muhtacız şaraba saki
sohbetine mestiz bu demde biz
acil olsun ki mahmurluğun kaybolacak saki
sun ki canım sana kalsın baki
sanma bizi birkaç damla şaraba bağlı
sanma seni görmeyince geçer tiryaki
ne şaraba ne sana muhtacız sanma
sohbeti cemaline fitiz ihtirama inanma
cemalin baki celalin acil olsun
şaşmasın gözün birden gölgede kalma
bir kaç damla elhamra neyler ki bize
tiryakimiz sensin tahriki harama sığınma
Tahrim-i harabat taharri eyler alnımıza
iblis musallatı sanki kasdı canımıza
saki elin boş durmasın ayakların tez olsun
dil hoşnut dudağından ruhu muazzez olsun
bak bize saki bak ta gör güneşe bakar gibi
kayan yıldızların yanımızdan hızla geçtiğini

mustafa özer

126

GARİBİN OTELİ
kravatım var ceketime trans
gömleğin rengi zıt uyumunda
berber nasıl da süslemiş yüzümü
bıyıklarımı yüzümün geometrisine denklemiş nasılsa
herkeslerden biriyim şimdi
kol manşetinden kravat iğnesine dek
dışım bir klasik şarkı söylüyor
yek ahenk
odamda kocaman bir ayna üsten ışıklı
küçük sehpalar serpili köşelerde
yan komidindeki lamba
tam da aydınlatacak bir gece bulmuş gibi yakışıklı
gardrop boş ama olsun
yine de gardroptur o boş duran
bir karyolada büzütüp oturan
sanki ben değil miyim
kendi kendine garip sorular soran
sanki ben değil miyim
odam var ya varsın otel odası olsun bu olan
bütün sırlarımı kavuştuğum yer olmayabilir
yarın boşaltabilirim
camları deniz görüyor ya bu yeter
bu yeter bu an
beni boğan bunlar da değil
gece sokağa çıkma yasağına da aldırmıyorum
tüfeklere de baktığım yok
ve fakat gece odada gezinmelerimden yakınan çok
garsonlar bile
garsonlar neyse birkaç tekliğe susuyorlar
ya portatif komşular

çalakalem çiçekler

127

ah onlar
birazcık herkes gibi olduğumu söylesem
birazcık sevinmek istesem
mesnevi kılıklı herifler bunu da çok görürler
bana benzeyin öyleyse desem
benzemezler

mustafa özer

128

TALYA’DA
gecenin mor dudağında mevsim ergin
uyku azgın pencereme yaslanıyordu
cadılar kazanmak için karıştırıyordu
denizin engin mavi gözlerinde düşlerimi
dalgalar piranhalar gibi saldırıyordu
talyanın fiyortunda tiyatro seyreder gibi duran
kayalara diş yaraları işliyordu sanki
kayalar göz göz ve buz gibi
daha çok oyalar belki bunca saldırıyı
rüzgarın topraktan alacağını

tahsil edene dek sürer

belki bir başka gizil macera dürer
göklerin istemini
ecenin mor dudağıydı klüpte gece
mevsim son gündü bahçede sararan yüz
rüzgar cama var gücüyle yüklenince
sırrı saçıldı neşenin nar yumağında
pencereden sızan gece uykuma yaslanıyordu
denizin mavi gözlerinde cadılar korku karıştırıyordu

çalakalem çiçekler

129

İĞNELİ FIÇI

mustafa özer

130

çalakalem çiçekler

131
ALET İŞLER EL ÖVÜNÜR
iş yap özenerek
işini yap güvenerek
işini iyi yap övünerek
sen birinci olasın
sana dair bir hal var
dua etsen dudaklarında
yankısı kulaklarında
ve hatta yanaklarında
sen birinci olasın
eserinle var yalvar

mustafa özer

132

KİMSE BİLMEZ
yüreğimde ne yaralar var kimse bilmez
kimse bilmez hangi yaran acıttı onları
beni tutan ruhsal duvarı bilmez
kimse bilmez sırdan mızraba dönen milyonları

çalakalem çiçekler

133
MABUD’A YOK SANA YOK
tensib-i dua hep yakışır kula
mabut neylesin dönen aks-i sözü
ilmü kisbi aşk içinde kalubela
Allah demeye varsa yüzü
tensib-i dua hep yakışır kula
yüreksiz aks-i söz yapışır kula
iblis tekrar eder çalışır kula

mustafa özer

134

NOKTALAMA
abdin abid olması tekrar-ı aks-i sözdür
akdin arif olması tekrar-ı nakz-i sözdür

çalakalem çiçekler

135

NİCE YARALAR
nice yaralar bilirim devayı dilden umar
nice yaralar bilirim dilinde deva sunar
nice yaralar bilirim yüzeyi sakin derini acı
nice yaralar bilirim varlığı ömür tacı
nice yaralar bilirim gündemi sükut
nice yaralar bilirim gözleri yakut
nice yaralar bilirim gözünden düşmez yaş
nice yaralar bilirim ağıtıyla olur ayyaş
nice yaralar bilirim varlığı aksi yöndür
nice yaralar bilirim yarlığı aksiyondur

mustafa özer

136
NOKTALAMALAR
akla ziyan işler gazzede olur sanma
gazetelik işler gizlide kalır sanma
**
putunu saklamadan ibrahim’i çağırma
sırrı sende değilse kuyulara bağırma
**

çalakalem çiçekler

137
SENİN GÖRME SIFATINA
yine güneş açtı
bulutlar göçüyor
kırlangıçlar raks içinde
çayır çime dalmış
çiçekleri renk almış
kelebekler fısıldaşıyor
anlıyorum ki ikaz ediyorsun

mustafa özer

138
MİKROSKOBA DÜŞEN VAKİT
ne mihraplar gördüm
duvarında nefis gibi duran
taştan ahşap ya da metalden
kıblesinde vakit dolduran
ya rab beni mihraptan emin eyle
ya rab beni mihrapta senin eyle
leylak gül ya da yasemin eyle
ya rab beni bana bırakma
aklımla ayrı düştüm ilimden
aklım aciz ayrı düşmez elimden
gönül dosta selam eyle dilimden
ya rab seni bana bırakma

çalakalem çiçekler

139

MİKROPNAME
mikropların da zaafı olur gülüm
sağlığa esenliğe onlar da düşkün
şekere una ve birçok gıdaya
tıp fakültesindeki kürsülere baksana
bilesin ki
sahtekarlıkta sülün Osman su dökemez eline
cinsellikte maçolar nal toplar gerilerde
hele canı beyin çekerse
ne baş bakan
ne son bakan
ne prof dinler
hepsini gergefe işler mikrop dediğin
küçüklüğüne bakma öylesi olması da
yüceltir onu
böylece bütün deliklerden süzülüp
geçer içeri
AIDS’ i var, veremi var, nezlesi var
geçenlerde okudum yüz bin türü var
ve hatta ünlü bir doktor diyor ki
herkesin mikrobu özeldir onun kaderidir
negatif kaderidir
kaderi kaderini mikropla sağlar
öyle aldanmışlık içinde ki sağlar
anladığı anlayamadığıdır ancak
her ideolojiden büyük

mustafa özer

140

her devletten güçlü
ne coğrafya, ne tarih, ne takvim

ona düşman

hatta mikrobu şişman kılan

pişman surattır

her gün, herkes, her yerde
besler büyütür mikrobunu
varoluşun temeli mikrop
yok oluşun nedeni mikrop
mikrop kendini yok etmek

için ölür
ama her şeyi de var etmek için öldürür
senden farkı yok mu

var elbette

gıdıklanmaz
değil
zira mağrur değil varlığın
övünmez, güvenmez, çalışmaz
kısacası kesin Türk değil diyebilirsin
ama herkes onunla övünüyorsa
-övünün oluyorsa-
herkes ona güveniyorsa
-birbirimize güvenemiyorsak-
herkes onun işçisi ise
Türk olmasına gerek var mı
mikrobun

baksana cemiyete
alevi sünni
Türkü Türk olmayanı
kadını erkeği
yaşlısı genci
aydını cahili

çalakalem çiçekler

141

yöneteni seçmeni
böleni bölüneni
çarpanı çarpılmışı
açken güvene inanca dayanışmaya
ne gerek vardı mikroba yanaşmaya
birde diyebilirsin bundan böyle
bir mikrop dünyaya bedeldir
bu söz bugün reeldir canım
aksini söyleyen beri gelsin
isterse bilgisayarlı dilberi gelsin
“bir Türk dünyaya bedeldir” denince
diğer milletler alınıyordu alay ediyordu
oysa şimdi bu coğrafya da

cumhuriyetle sağlanan
herkes bir şekliyle mikroplandı
mikrop geldi Türk öldü
Anadolu mikrop doldu
her neyse olan oldu
böylece şimdilerde en gözde sade
mikropların sahası oldu
hatta gelecekte görülebilecek
tüm kuyruklu yıldızlar
söz almışlar yeni mikrop getirmeye
Anadolu’ ya
dahası mikrop korosu
karanlık ve kalın bir sesle
güneşe akıyordu
güneşte oluşan lekeler zevk veriyordu
koronun neşesine
ve bir tokat gibi iniyordu
sağlığın ensesine
ve dahası mikrop korosu

mustafa özer

142
karanlık ve kalın bir sesle
“ne mutlu mikrobum diyene”
bestesinin si bemol notasını
kusursuz basıyordu
birkaç karabaş nonoş oturmuş
“Bosforun” boğazına
rakıları lıkır lıkır yuvarlıyor
mikrobun sevdasına
kafalar çekilip yeterince dem
acem sohbetlerini açınca
hazineler bir bir döküldü
başladılar nonoşlar karabaşlara
“n’ olacak bu ülkenin hali”
“n’ olacak vatandaşı” sormaya
oysa reelde ne vatan var
ne vatandaş
mikrop oymuş kendini koymuş
ir reel olan karabaşın karabasanı
zanneder ateşe bastı karabasanı
geçen gördüm ki ileri yönelik
teşvik gören yatırımlar hep insan bulmak
uğruna

uzay çalışmalarına yapılacakmış
önce insan ruhunu yakalayıp oradan
ve yeni kirlenmemiş bir yıldız toprağından
alıp götüreceklermiş bir başka gezegene
yeni bir nesil üretip geleceğe
garanti altına alacaklarmış
insanı böylece

çalakalem çiçekler

143
ey mikrop kal sağlıcakla

yediklerinle
hoşça kal dedikodulu siyasilerinle
dünya da
ne dedinse dedin esen kal dediklerinle

mustafa özer

144

MİKROPNAME II
Bağdat caddesi cıvıl cıvıl teknik
Bağdat caddesi pırıl pırıl kapital
Bağdat caddesi çürük epitel doku
Bağdat caddesi yenik kendine
geçen koskoca motor azmanı
süründüğü kokusuyla
içtiği sigarasıyla
Harley Davitson’ın sesiyle
sos ve patates ve köftesiyle
ala boruz saçıyla
ve olanca feodal babasıyla
ve köylü kiri mamisiyle
kısaca uzun boyuyla
uzun uzun konuşulacak
prototip mikrop olabilecek
orta yaşlarda hatta kır sakallarıyla
gencecik Bağdat caddesinde
Harley-Davitson motoruyla
kendini arayan bir mikrop hızla geçti
bir bodrum katında kapıcı kamil
yurttan sesler korosundan
dinliyordu
“manda yavrusu söğüt dalına

yuva yapmış gördün mü?

yavrusunu sinekler kapmış
gördün mü?”
ah kapıcı kamil ah
hep suçları sen işledin
en suçlu sensin
Kaddafi gibisin

çalakalem çiçekler

145
hatta biraz “bush”sun hani
Özal’ın arkadaşı var ya o işte
ah kamil ah
işine baksan olmazdı sanki
sanki viski satmasan ölürdün
ne olacak şimdi bu oğlan
sen “sanki yedim”lerle yaptın
han hamam dizi dizi apartmanlar
oğlunda masrafsız büyüdü
etiyle kemiğiyle
Harley-Davitson da aldı
gazetelerde fotoğrafı var
MFÖ nün türküsü gibi herifçi oğlu
“sen neymişsin be abi” lerden bir demet
adı da değişmiş Mehmet’ in
cansın olmuş mu ne?

mustafa özer

146

MİLLİYETÇİLİK
bir yanım kale duvarı
insan üstü
bir yanım nehir
üstümde gökyüzü upuzun karanlık yağdırıyor
bereket
ayağımda memleket toprağı
sıcacık
dayanıyorum
lakin
siyaset denilen yamyamlığın
bir yüzünde

aklım yeteli beri
gözlerimden düşmedi
bir rüya parçası

çalakalem çiçekler

147
HAKÇASI BU YAŞAMIN
insan dediğin
biraz da dün görerek büyür
düşün düşmanı
düşmanını düşün ki
biz tarihimizden pişmanlık
duymayalım

mustafa özer

148
DEMİR ENFLASYON
param
param parça
paçasında ateş
insanlar girmiş birbirlerine
oysa paralar kardeş
kucaklaşmışlar
pound, riyal, dolar,
Atatürk’ ün yanında çok sıfır var
yeni dünya düzeninde
demokrat
laik
çağdaş
elde sıfır dilde sakız
hele sarı kız
dekolte ise
giyerlerinden
her yer basma gül gibi
sorunları üreten
“şeriatçılar”
oysa güpegündüz
al karısı
loğusa baskısı
ah o acımasız
“teşkilatçılar”
adı aliye verdiler
velinin yüzüldü derisi
sorulmaz devlette
elbette sorulmaz gerisi

çalakalem çiçekler

149

geçen günlerin
Demirel’ le geçen otuzca yıl
enflasyon prototipini çizdi
sonra askerler söyledi yazdı
ve hatta çizdi

otuzca yılı
o tuzlada otururken
tuzluca seyrederken siyaset
dalyanlarda çirozlar gibi gençler
kurutulurken
bidayetten beri böyleymiş ya
demir beyler
Ecevit’ te çıkan yangından
köylü sigarasını yakarken
askerler ona da öğretmişler
misler gibi
efendiler gibiden hani
İstanbul’ dan
komedi değil
trajedi hiç değil
dram da değil
peki ne?
zalimi yok
mazlumu yok
zulümden karınca geçecek yer bulamaz
nasıl olur ?
enflasyon a efendin enflasyon
devr-i sülüman da her yer böyle
başladı

sülü sabır küpü
sülü akıl dolu
anlatılana bakarsan ölü her şey
hatta kapıda kapı kolu

mustafa özer

150
vebali takdim edenler de kalsın
o zaman penceresini gözüne açmış
kenardan kenardan düşmanlarını
Azrail’ in elinde görmüş hep
o yüzden saçları hep yağlı
gerdanı sarkık
o en eski kapının en yeni kolu
yeniçeri değil en eski kapıkulu
bakınca anlar herkes her yerini
memleket havalarıyla doldurdu
bir zamanlar demişiz
“her şey bir şey oluyor”
bir şey bakmış şalgama
başbakan olmuş
şimdi ise
şalgam Şam’da tedris etmiş
akşamın karanlık korusuna
başkan koltuğu istetmiş
herkesin enflasyonu ayrıdır
bizimki bol baharlı ve demirden
geldi mi başa gitmez “ Allah korusun ”
zira can dileniriz Azrail’ den

çalakalem çiçekler

151

BAŞKANNAME
hey Allah’ ım nettik neyledik ti SANA
başımıza verdin başı kel bir ok torbası
kırk yıldır vergidir harçtır haraçtır öderiz
bir afetmiş dolmaz herhalde yok torbası

mustafa özer

152
ANLAMAK ZOR OYSA BU
kimi var ki
“ leylek lekirdek
hani bana çekirdek
çekirdeğin çeki yok
erkeklerin eki yok ” türküsünü söyler
kimi var ki
“ bir damla petrol
bir torba kan
akan Arap’sa
olmasın kontrol “ türküsü söyler
kimi var ki
“ Türkiye laiktir
bizim kızı Amerikalı
çavuş Jo alacak “ türküsünü söyler
kimi var ki
“ kefen param şu
namerde muhtaç olmadan
kefereye rezil olmadan
beni gömmeniz için “ türküsünü söyler
kimi var ki
“ yıllardır unlu mamuldür
unla mahluldür
undan maluldür
yine şükür Rab’bim sana şükür” türküsü söyler

çalakalem çiçekler

153

HÜRRİYET
ne korkularımı yenecek kadar cesaretim var
ne de cesaretimi dökecek silahlarım
ne cennete gidecek kadar sevabım var
ne de cehenneme düşecek günahlarım
inanın sizi güldürecek her şeyi yaparım
kendime ağıtı ayırırsam
Allah diye nicesine taparım
ne çıkar ille de beni kayırırsan
ahlak diye bana beni öğretmişler
oysa

mustafa özer

154

KARA UMUT
gözünü semaya diker
elleri duaya varır
yüzü karpuz satar gibi
bitsin diye yalvarır

çalakalem çiçekler

155

ODUNLUK
zaman ille de odunu mu göğ iken biçti
ve bir bölüğünü param parça un eyledi
derken Türkiye’den de geldi geçti
geçmemiş gibi çoğunu odun eyledi

mustafa özer

156

LAZERLİ
rakının ayrana benzemesi
neşenin bayrama bakışı gibi
lazerin sızan nokta huzmesi
ışığın ölürken yalvarışı gibi

çalakalem çiçekler

157
GİBİLER VE GİDİLER
“ hey gidinin efesi ”

çoğunluk gibi “gibiler”
gibilikten aralanır” gidiler”
“ gidilere” gibi demek
“ gibileri” “ gidiler”
“ hey gidi koca dünya”
ne çok gidin var
hepsini sarmış mal ü hülya
“ gidi” gibi “gidin” var

mustafa özer

158

TİYCELER
dilimin tüyü bu tiyceler
söyleni söyleni bitesiceler
oğul bir bakana yakın ol da
işlerin kına gibi un olsun

çalakalem çiçekler

159
POLİTİKACI ESNAFI
onun dışı süslü çürümüş içten
gösteridir yaptığı gelmiyor içten
vatandaşa vurduğu içten, içten
semer mi desem çul mu desem
taş yerine laf atar gül yerine gülücük
içi atmaz ama gözlerinde gülücük
bin bir açar yine de sözlerine gülücük
boş mu desem bomboş mu desem
kiminiz mühendis kiminiz tabip
kiminiz hukukçu kiminiz hatip
kiminiz suskun kiminiz bip bip
kiminiz evli kiminiz dul mu desem
lokanta ucuz berber ucuz uçakta indirim
vekil beye yakışır her türlü verim
hastalanırsa marsa bile gönderin
bunlar hem kel hem fodul mu desem

mustafa özer

160

SERVİ BOYLU
daha dün küçücüktü uzanınca bugün
dilbere bezendi gül endam boy attı boy attı
şimdi rimel rastık az geldi fettana fettan
lens takarak kendi gözünü
servi boylu versiyonu boyattı
boyat güzel servi gibi boyat
az dersen gece de büyü boy at
nazar değmesin diye ömrüne
gel gözlerini laciye boyat

çalakalem çiçekler

161
DOLANLI RECEP AĞA
sanırsın canı sıkılır
oturmaktansa gezmeyi yeğler
belki de özel birini
arar dolandırmak için
belki de ikisi birden
durmadan cihanı dolanır
ve dişine uysun uymasın as vata yapar
önüne gelen herkesle
ayrıldıktan sonra
bir çığlık yükselir geriden
ne çare ki recep ağa tüymüş
başka yerden gelir sesi
beş ay aradan sonra
onu herkes dolaşırken görür
ve o durmadan cihanı dolanır
dolandıkça cihanı dolandırır

mustafa özer

162

VAZİYET
dünyanın her yerinde
vaziyet ediyor
ve her yerde vatandaşı
vasiyet ediyor

çalakalem çiçekler

163

NOKTALAMA
ya kıldır insan
ya da kıldır insana
bilmediğini bilmek yakışır
bir de yakışana kıldır sana

mustafa özer

164

KIRIKLIK
beni kimse kıramaz derken
kırdı kırıklık denen sefil hastalık
kırdı aşkımı
kırdı kalbimi
kırılmazımı kırdı
ve adem
yer demir gök bakırdı
kızıl kıyamet vardı
yer demir gök bakırdı
beride bir ördek ötüyordu
belki de su bulsa yüzecekti
veya yüz bulsa
belki beni üzecekti
kırıldığıma bakılırsa
üzülmeye de alışmam gerekebilir
beni dostlarda çekemiyorsa
belki bir salaca çekebilir

çalakalem çiçekler

165

ONUN İŞLERİ
ben istiyorum söyleniyor
ne söylenen odur
ne de söyleyen
kim bilir ondan başka cahilliği
belki biraz ilmimizle eğleniyor
ne eğlenen sazdır deftir
ne de eğleten hedeftir
bir defter gibi
zaman üstümüze kapanıyor

mustafa özer

166

MİT
tarihten esince sam yeli
mitos mite dönüştü
türkün miti dövüştü
mit mitasa düştü

çalakalem çiçekler

167

ÖRNEK AL
örnek al çevik birinden
atla geç öne kapıver
devletin orta yerinden
itibarını kapıver

mustafa özer

168
HALAMIN ÖLÜMÜ
Halam göçtü geçende yirmi sekizinde
Üç evlat acısı bıraktı bize
Can beşimiz dönmez oldu avluda
Rüzgar kaptı guguliyi
“Yar yüreğim yar gör ki neler var”
Şaziment halam dokur halıya
Pahalıya vermek için postu
On beşinde daha çeyiz almadı
ceviz ağacından büyük korku
“Yar yüreğim yar gör ki neler var”
Mümine okul bilmez sümüklü
Süklüm püklüm sokakta
Bir eli kedilerle bir eli cebinde
Bir eli soğuk bir eli çamur
“Yar yüreğim yar gör ki neler var”
Ahmet azık götürür yolda kendi bitirir
Ana öldü doğanda baba bilmez ki yavru
Göz yaşından çepekten sıyrılmaz gözü
Gelene gözsüz gidene öksüz
“Yar yüreğim yar gör ki neler var”
Enişte dayı andı geçen halayı
Bir çerkez almalı toplanmalı ev içi
“Rahmetli olsa” dedi gözleri
Kapadı eliyle yırtık dizini
“Yar yüreğim yar gör ki neler var”

çalakalem çiçekler

169
Ahıra kapı söve takmalı kışa girmeli
Dünürlere ne demeli?
“Düşün enişte dayı düşün”
Düşünmeyen ne bilsin düşmeden!
“Yar yüreğim yar gör ki neler var”
Bahtı kararanlar var
Sanki Ağrı’ ya taşınsaydın diner miydi
Bunca yıllık bunca ağrı
“Yar yüreğim yar gör ki neler var”
“Ha şu diyar ha bu diyar”
Ne farkı var ayrılıktan gayrı
“Hap şu” diyor” hap şu” diyor
Dünyanın her yerinde hap şuranlar
“Yar yüreğim yar gör ki neler var”

mustafa özer

170
DEDEMİN SAVAŞLARI
Attılar kurşun çektiler kılıç
Sumsuk sumsuk eylediler düşmanı
Kıçın kıçın çekildiler kılıcın önünde
Dedemin sözlerinde
“Yar yüreğim yar gör ki neler var”
At bokundan arpa seçip doydular
Arpa olmayınca ot kavurdular
Gavurlar ekmek yiyordu
Dedem aç geziyordu
“Yar yüreğim yar gör ki neler var”
Paşalara kurşun işlemezmiş
Şehitler hep erdenmiş
Erdemmiş paşa ölmeden ölmek
Dedem hiç paşa görmemiş
“Yar yüreğim yar gör ki neler var”
“Ben zabitim” derdi yıldızları cebindeymiş
Bir gün Galip Deniz gelmiş
“Nasılsın asker” demiş “sağ ol” demiş
Ama tam beş parmaklı tokat yemiş
“Yar yüreğim yar gör ki neler var”
Muhabere hattında at sürerken köprüden
Paldır küldür dalmış suya
At ölmüş dedem kalmış yaya
Yine koşmuş kurtarmış asker getiren
“Yar yüreğim yar gör ki neler var”
Neden sonra Almanlar dolma teker araçları yollamış
Şoför olmuş dedem zabit

çalakalem çiçekler

171
Susuzluktan benzin içmiş bu yüzden
Aylarca sürgün olmuş zavallı
“Yar yüreğim yar gör ki neler var”
Ankara Ankara’daymış İstanbul İstanbul’daymış
Köşe kapmacadaymış vatan
Eskişehir’deymiş düşman Maraş’taymış
Dedemden başka kimin umurundaymış
“Yar yüreğim yar gör ki neler var”
Kurtulmuş Anadolu kurtulmasına düşmandan
Bu kez düşman içerdeymiş
Mal davası kan davası yeniden
Toprak ayrılmazmış kandan
“Yar yüreğim yar gör ki neler var”

mustafa özer

172

EVDE KALANLAR
-o’na evde kalmaz diyordu
dünyaya geliş arzusu
oysa evde bırakan da bu arzusuydu
-tombul yanakları yoktur diye
duyguları da yok denemez
fildişi kulesinden inmezdi belki
biraz da aşağı inmez veya inmeyi beceremez
-neyse ki prens beklemekten bıktı
beklemeleri basan baş ağrılarını bıraktı
ara sıra yaktığı kibrit alevinde aradı
aranmayan duygularını
-aynı dert sohbeti aynı dostu çağırır derler
o da bir nice ahbap edinmişse de
görmüş herkes ayrı ağlar derdine
-o ve onlar nasıl yaşar şen çocukları
yavaş yavaş büyümeyi nasıl anlar
sallarda zıplayan boncukları
nasıl anlar evde kalanlar
anlamak bu büyük sırrı anlamak var olmayı
anlamak ölmeden çocuklarda canlanmayı

çalakalem çiçekler

173

DENİZ ANASI
hangi çizgiydi rengi doğuran
maviler düşüyle kana bulanmış göz bebeğimizin
hijyenik bir bezde denizler çağıran
deniz anasının yumuşak dizlerinde
ilk atası olsak da ne çıkar
al yuvarların yeryüzünde
kire bulanan yüzünde

kan koridorunda yer verip sevgiliye
yaşamdan kovmuşsak kendimizi

sen sevgilim gör ki denizi
deniz anası olmak üzre besle bizi
biraz da düş bozukluğu eskimizi

mustafa özer

174

TERLİK
yağmur değildi sanki cama yaslanan gaga
yalnız ezik ve ıslak bir sesle
beni çağıran gökyüzünden aşağıya
yağmur değildi sanki cama yaslanan gaga
anam yürüyordu
terlikler elinde gülerek doğaya
ansızın aramızı bölen yıldırımın hışmına
selam veriyordu uzaya
salavatında
eşim çisil çisil ağlıyan belki eşimdir

çalakalem çiçekler

175

SARGI
kamçı gibi saklayan düşün sağrısında
uyanmak gergin bir çift gözün karanlığına
düğmeden fırlayan meme
ağızdan düşen biberon
ve boğazda mavna sesleriyle örülen
molilerin tonundaki deniz gibi
gününe iktidar hayaline muhalif olmaktan
cumhuriyetin paçavrası olmaktan bıktığım için
bendeniz hiçbir bencilliğe taraf olmadan
ben talep etmiyorum lakin
mazlumlara bir ışık olur diye
koca bir kulak istese çektiğini duymak için
içine sağırlık koyarlar yasayla
anımsamaz seni
sen ansan bile
bile bile aldanmak
kaçınılmaz nafile
ey koca sanem ya canlan kendin emret
ya kopilerini yanına ediver davet
anlayalım hayat memat hakkını
uçan kuşun iştiyakını

mustafa özer

176

BAŞAK
başak aydınlığı getirdin
üreme organlarına
deniz dalgaları gibi alın çizgilerinde
uzattın kollarının etli hazzını
kaderin karanlık duvarlarına
ağıtların geçmiş özetleri
şakalarımıza mızıka şenlik
samanyolundaki birlik esenlik
içimi kemiren ahyar göletleri
bahara çıkmış taylar gibi kısrağın ardınca
tüylerine dek ürpererek
düşümüze düşen örnek
korusun rengimizi sarınca
sende değilim bunu üretiyorsun
bende değilim onu üretiyorsun
yettiğin kadarıyla kal
yetiştiğin kadarıyla al
al bayrağım senin olsun

çalakalem çiçekler

177

TÜRKİYE
kirpi yavrusuna “pamuğum” der sever
ya ben dostlar
ya şiir neyler Türkiye’sini
kızıl ırmak vücut haritasını dolanır durur
ağaçlar selama durur yeşil ırmağa
o denli gitme ırağa
ya
Sakarya
nal izleri sularda pırıl pırıl
yağmur düşer kiremitlere şıkır şıkır
şıkır şıkır kırılan fındık
dönen dansöz façalarında
of bre off
yandık ne yandık
uyandık ki gediz örtüyor dizlerimizi
Meriç’in iki yakası da tanıyor bizi
of bre off
şu ırmaklar
şu Türkiye
of bre off
sevgiye akarda akar
yokuşları da çıkar aman
çıkar bu ırmaklar

mustafa özer

178

KANTAR
yenik düştüğün gözyaşlarını
asıver bir el kantarında
tarta tarta verdiğin nazların gibi
nazların kadar ölçüver rakamları

çalakalem çiçekler

179
BU ŞARKI SABADIR
elde erguvan kadeh dilde şen bir ney sesi
duysun güneş bu sabah gönlü dağlar mey sesi
deste deste gül güler gülden öte bu günler
dostlar uzanır gider kol kol olup düğünler

mustafa özer

180
DEMOKRASİNİN ÖLÜMÜ
şehla da olsa şansı yaver biraz
dudakları güzel dişleri güzeldi
ağzı argodan kokuyordu biraz
o salınış o süzülüş küçük ayaklarda
o sarı ter kiri o meşum koku
akşamları sıkıyordu biraz
sakin bir yürek bulamadığı için
başını derde sokuyordu biraz
yanlı yanlış parantezli kitaplar
öğrettiler özgürlüğümüzü
bir yanıyla sivri sinek dahil bütün canlılar
el ele çiçek dağı
bir yanıyla yalnızlığında
Erciyes’i ısıran mazı
yanlı yanlış parantezli kitaplar
dışına taşmış yazı

dan mutluluk damlayabilirdi
altına bakraç konsaydı
eşraf anlı şanlı kocaman gizlilikle
cahilliğinin kitabını okuyordu biraz
et hep aşiftedir göz kandırır
söz ariftedir nefis kaldırmaz

çalakalem çiçekler

181

DARBOĞAZ
I
yüreğim yumuşak
yüreğim yükleniyor gelip geçen günleri
bir hüzün mayasıdır dirilten yüreğim
çözmüyor düğümleri
düğümler ki aklımdan geçen
boğazımdan geçmeyen madde
düğümler ki yüreğime dayanmış
ezdikçe ezilen hadde
ve yürümek zorundayım sokağın ucuna dek
nasıl zamanla sönüyorsa sokak feneri öyle
yüreğimi tutan “bottle – neck”
gel dostum gel de bir şeyler söyle
kimliğimize dair söz açmadıksa
kör döğüşünden kaostan yana
göz rengimiz değiştirmiyorsa bakışlarımızı
güzel olana
gel de birlikte bakalım

mustafa özer

182

II
doğrusunu söylemek nasılsa öyle anlaşıla
muşmula yemiş midenin rengi
kaplumbağadan hızlı gide parmak çorap içinde
yoklukla varlığın yitince nirengi
doğrusunu söylemek nasılsa öyle anlaşıla
takvim bir nöbetinde süngülenir
kan enflasyonu beslerse akvaryumda
bir iki balık
üç ahbap çavuş yaparsa kalabalık
bir duvar dibi avlarsa geçer şaşkınlık

çalakalem çiçekler

183


beher bebek bir istavrit hesabıyla
“idare et vatandaş idare”
“idareyle havuç olur minare”
hangi kuş miyav miyavla süt ister
havasız nasıl yanar idare

mustafa özer

184

YENİ İŞ
parmak izi tanınmaz olmuş
umulan yerde
şiddeti her derde kalın bir perde
can ölümü tınmaz olmuş
düpedüz gündüz gözüyle
size açıklıkla söyleyebilirim
bu laf köpek tekmesi diye
Erciyes’e gözlerin kapalı bakarsan
arnavudun burnunu dikip inadına
neden nezle olduğunu anlamazsın
kelkin’den cebir’e fakirlerin
akıl zorundan mide çatlaklarını kapamak için
geven zamkını neden topladıklarını
hele hele anlaman için
çok takvim eskitirsin

çalakalem çiçekler

185

İADE
semti meçhule gitmiş dedi PTT
iadeli taahhütlü bila tebliğ iade
Azrail’e de rastlamamış hiç
PTT‘nin verdiği adreste

mustafa özer

186

ATOM
avla
sam
avla
sam
dermiş cehalet eşkıyaya
anla
sam
anla
sam
demezmiş akan kanın bedelini
karıncanın birisi (masal bu ya)
atoma düşmüş yani namluya
uyan
sam

çalakalem çiçekler

187

KARANFİL
kan karanfilim acı gülüm
sana açlık şarkılarının nasıl söylendiğini
bir bozlakla açılsam
yine bu kadar güzel açar mıydın
küçük yağ tenekelerinde cami önü süslersin
ya da güneş görmen için uzandığın bodrumları
yani seni sevenleri bilirsin tarihi kadimden beri
kokoşların güzelliğinde yine senin havan vardı

mustafa özer

188

DÜŞ
ah acılar içinde kavramış bu metin sine
oysa acılar şekilsizlik içinde sinesine
ağır ve apansız ve arsız ve öylesine
düşman gibi dost gibi girer kanıma

çalakalem çiçekler

189

ANOFELİN AŞKI
sıtma ile sevda seyrederken metropolü
aralarında bir arkadaşlık doğuvermiş
sıtma anlatmış derdini ez cümle düşmanı
“kininmiş”
sevda da nice göğüs geçirerek düşmanını söyleyivermiş
“kinmiş”
kinine ve kine karşı cephe açmışlar
iki ateşli yoldaş
birçok pasaklı ve ayyaş bestelerle
şehri seyre çıkmışlar yeniden
gecekondu ve sahipsiz ve devletsiz yerde
ilan etmişler hastane açtıklarını
bütün anofeller davetli
kaydını yapmışlar gelenlerin
müşteri doktor bile varmış
sonra yoksullar
çokça işret işletmesinden kullar
alarak fişlerini dizi durmuşlar

mustafa özer

190

YÖRÜKLÜ ŞİİR
kar kaplamış karayı ak eylemiş dağ başını
ayakta bir soğuk kuyu ezberlemiş yolları
kir desen pislik desen en tenha yerde
bilen bilir hallarını bilmezine soru soran kulları
bir yörük bilmesinde kim bilsin özgürlüğü
bir yanık koyun sesinde kuzunun büründüğü
bir yörük bilmesinde kim bilsin kurdun öksürdüğünü
karı kurdu kurdu karı kim bilsin
de ki yörük ne bilsin uçak sancısını
otel yarasını çek kıvancını yörük ne bilsin
hele atomu frekans tahsisini
ne bilsin yörük Unamuno’nun sisini

çalakalem çiçekler

191

TASTAMAM DA
bilir misiniz gün denen illeti
tas tamam anlatabilir misiniz bana
doğduğunuz günden bu yana biriktirdiğinizi
bir takvim yaprağında
hani hiç koparılmamış takvim gibi
yıllar üstünüze yığılır yığılırda sessiz
görenler hep geçmişi gün bilirdi
hatta günü gelecek bilip de nefessiz
umutlarını yaşarlardı ya
işte öyle yığıldı üstüme takvim yaprakları
ben çıldırmanın çılgın çeyreğinde
taze diri sıcak bugünü yaşıyorum
tarihin küllü dolaplarında
sana bakıyorum
sabrına şaşıyorum
siyasilerin sırık ucunda
demet yapıp eşeğe sundukları
yeşil ota varmak için
amaç diye koşuşmacana
ikilemliyim sana karşı
sussam mı konuşsam mı
silkelesem mi arşı
günlerimiz
günlerimiz
böyle perişan

mustafa özer

192
KABACAYDI BİRAZ İNCELİĞİ
güneş ve rüzgar güç konusunda zıtlaşırlar
bir garip de deneyerek güçlerini
ilan edeceklermiş kendilerinin
nice beğenildiklerini
iddianın alanı
garibi soymak
kim önce soyarsa
oyunu kazanacak
önce rüzgar konuşmuş
şunu üryan edeyim de gör
ve soluğunu üfler garibin üstüne
garip tutar yenlerini
nice bir yuvarlanır yerde
bakar ki rüzgar almak zor son pırtıyı
güçlendikçe savunma mukim
inadından döner
ardından güneş girmiş devreye
garibin yüzüne biraz gülüverir
sırtını ısıtır sonra sıcakla hücum eder
derken ceketi çıkarır garip
oyunu güneş alır
o gün bugündür
güzellikle yıldızdan
yılan çağrılır

çalakalem çiçekler

193
REJİMLERİN YAŞ GÜNÜ
Sana can mı dayanır
terbiyesiz ayakların var ise
bir de bıyıklarına denk yar ise
yanındaki
sana can mı dayanır
büyüklük sıfatının küçülteci sensin
cehaletin tek mektebi de sen
zayıfa balyoz gibi yumruğu reva gören
kimine demokrasi
kimine cumhuriyet
kimine un – elek umudu gözü
kimine söylenmemiş sözün en acısı
deste
deste
hem de aheste kumar zevki gibi
kasalara yaslanıp

mustafa özer

194

PİJAMALI
pijamayla sokak sokak gezip de
güneşin doğmasını geciktirme ha
daha çok var sabaha deme ha
kahkahalarını tut mart ayı kedilerinde

çalakalem çiçekler

195

NİĞDELİ
şu kağıtçı bu hamal
hepsi de bir niğdeli
istanbul’u sarmışlar
niğde elden gideli
bor’un pazarı bitti
sür eşeği niğde’ye
zaman sana da tepti
zannetme ki hediye

mustafa özer

196

SİYASAL CAHİL
ne maske ne kukuleta ne de bir eldiven
içimdeki celladın tanımı
koskoca uzaya çıkan merdiven
belki biraz açıklar bir yanımı
aydın denen nemrutlar da dahil
tombul iskeletleriyle her nekes
omuzlarına almışlar bir siyasal cahil
aynı terane aynı plak yinelenen her nefes
demek ki açlar yeni açıklarıyla
demokrasiyi az bulacak kaçıklarıyla
merdiven bitmeyecek “çık” “çık”larıyla

çalakalem çiçekler

197

BERDUŞ
sen aynayı görmesen bile o seni görüyorsa
Isparta’nın gülünü kitaptan okumuşun
bre berduş herif bre akıl küpü
sen varlıktan korkmuşun

mustafa özer

198

OYUN
gezer tozar oynarsın
sevdalanır kaynarsın
arzu ecelin kozu
oyunu sen oynarsın

çalakalem çiçekler

199
ECELİN TEKELİNDE
bey de bir paşa da bir
öl de bir yaşa da bir
hamd da bir haşa da bir
ecelin tekelinde
ister aç ol tok ister
linyit alsan kok ister
füze versen ok ister
ecelin tekelinde
hızlı olsan dur olmaz
duruversen gerilmez
hüzün versen üzülmez
ecelin tekelinde
sevgi onu çağrışmaz
korksan bile bağırmaz
seni candan ayırmaz
ecelin tekelinde

mustafa özer

200

DİL
ne durumu dil sunar
ne dil gönülden umar
içimdeki dil yanar
suskun yunus gör imdi
taptuğunu kim anar

çalakalem çiçekler

201

ÇEVRECİ ŞAKİR
Tokapı’da top kadife satarlar
sanki Aksaray’da koklamak için
ellerine ne geçerse suya atarlar
sanki Marmaradan toplamak için
fi tarihinde ben demiştim
“fakir-i pür taksire araç alın
yürümeye üşenir bu Şakir
koşar adım gitmez ise hem haraç alın”
duymamışlardı dediklerimi
şimdi duydular da ne oldu
olan hem Şakir’e hem şehire
hem de hemşeriye oldu

mustafa özer

202

CAZ GİBİ
beni bana sorarsan
ağzı olan konuşur
bildiğini danışır
her şeyi icaz gibi
rüzgarı katı tutar
çıkar üstüne yatar
sözüm gözüne batar
yüzleri mecaz gibi
taş atar akıl alır
kuş tutar acil alır
günahı dahil alır
darbukada caz gibi

çalakalem çiçekler

203

REY
biraz size çatalım
sizler de bize çatın
derdinizi açalım
siz de kendiniz açın
sizi ordan ıralım
oraya biz varalım
sizi bizle saralım
siz de bizimle uçun
ne küfür ne de darbe
inan gelmedik harbe
şeytan olur muhalde
şeytana savaş açın
rengini ver bilerek
matlubu isteyerek
ilmek olsun güzel renk
kutsala kucak açın

mustafa özer

204

SÜLEYMANİA
her derdin dermanı var
her suçun bir şeytanı
derdi sizi arayanlar
hastalık şarlatanı
savaşın topu kalkanı
tartının çeşit kantarı
olacaktır amma lakin
çoğunluk atıp tutanı
günahların silmeye
sultanımdan fermanmış
kendimizi bilmeye
tavrınızdan dermanmış
ülke geceye döndü
sabaha çok zaman var
bak müjdeci kaçıyor
mania süleymanlar

çalakalem çiçekler

205

ÇÜRÜK
baş desen baştan çürür
halk desen aştan çürür
çürür çerezden nağmeler
için için yaştan çürür

mustafa özer

206
HALK HAK İLE HAKK
halk içinde hakkı bulmak zor sana
hak içinde halkı bulup sorsana
elin ölçek akıl mizan dil takvim
hak içinde hakkı bulup sarsana

çalakalem çiçekler

207

FAİLİ YOK
gece bastılar vurdular
gündüzün de gasp ettiler
sindirdiler vurdurdular
kelepçeli hapsettiler
konuşmak yasak içinden
okumak yazmak suçundan
köhne karanlık içimden
ışık sızmak mümkün değil
iffetini ismetini
kaderini kısmetini
ürperdiğin hasletini
bestelemek mümkün değil
polise suçunu sorma
askere kafanı yorma
kimseye kızma darılma
üstelemek mümkün değil
adlini adaletin
sulhünü selametin
cümle cumhuriyetin
desteklemek mümkün değil

mustafa özer

208

SÜSLÜ GÜN
devri müzeyyendir dediler “evet” dedik
lakin sıkmaktan kalmadı kemerde delik
aynı tebessümle teressümde pezevenk
demez mi ki “biz bir güzelce gün getirdik”

çalakalem çiçekler

209
NEDEN
deden

dedenden daha önceki dedelerinden beri
kurallara böyle uydurmuşlar keyifleri
yağmurun anahtar gibi denizi açtığına ben karışıyor muyum
denizin sevdalarla kolladığı dalga kırandaki öpücüklerine

dediğim mi var

Nermin’in başlatmalarından ördüğü oyaları izlemiyor muyum

İşte ben buyum diyor muyum
billahi ne yapsam şaştım
ne bab-ı aliye yarandım
ne emisyon koluna
ne bir Allah’ın kuluna
yaranamadım üstelik
iskarpinim yeni
yeni boyattım üstelik
hele fiyonk bağcıkları
-garibime gitmiyor değil-
öyle şirin ki
üstelik klasik bir iskarpin
herkesin kundurası gibi

diyorum ki bunlarla ya büroya gidilir ya bankaya
benimse ne işim ne param var
öyleyse ayaklarım düşünüyor
ve haklı haklı şaşkın yürüyorlar

mustafa özer

210
bırak gittiği yere dek
gidebildiği kadar gitsin
söyle başka ne etsin
elden ayaktan
mı kesilsin
be birader
her şey gibi
bizi de yer
bu yer

çalakalem çiçekler

211
SANAT VE POLİTİKA
dudak yayışların belki bir şarkıyı süslemeye yeter
veya porselen dişlerin seslemeye yeter her kez
veya gırtlağındaki notalar her şeyi bestelemeye yeter
lakin Türkiye’de kapılar sert kapanmışsa
“artık cana tak eder”
bir şeyler gündemdeyse

hiçbir güzellik organı
ya da hiçbir organın güzelliği
seni tanımlayamaz.
güzelim ben hep bunu anlatmaya çalıştım
fakat siz siyasal özgürlük diye
bir partiye üye olmayı anladınız.
yani şiiri anlamadınız.
ama yine de canınız cehenneme diyemem.
çün
cehennemi bunca yaşarken

mustafa özer

212

İSTİSMAR
“devr-i daim tamam şimdi
hayat ber devamda” kabaran hindi gibi
seni kim öpüyor şimdi hamamda
sonunda gülen yalnızca kimdi.
kaset doldurulup ucuzlatılan yanını
bilen hangi kesimdi
ya da bunu bilen yalnızca kimdi
şimdi
neden tipi dindi
ya da
kabaran hindi
niçin indi

çalakalem çiçekler

213

İFTARA KALSIN
gözümde hayalin öyle bir hal ki
tut ellerimi anla beni içine al ki
eriyen ömrüm sana hatıra kalsın
sesim akseder durur içinde bil
sende gönenen kutsal ebabil
telmihen çözünenler muhtıra kalsın
ne yakını tutmak mümkün
ne uzağı unutmak muhal
ne uzay ne güneş ne zühal
ne sen ne ben “künfe yekun”
kin battal olur
sevgi muattal olur
mantığı aptal olur
yolunda mesafenin
kın kılıca uzak güneş göğe yakındır
nice sıkıntı bulur maddesel çelişkide
ben dediğin sakın seni kuşatmasın
sendeki mesafeler nice ilişkide
boşluk sandığın yerde kaybolur.
aç nefsin “köpek yemez” itirafları
bırak da bende hatıra kalsın
ulaşmak isterse açlık
sevgimde iftara kalsın

mustafa özer

214

MÜLHİT
soğuk ve siyah yüzüyle silah
şile bezine benzer elim içinde
şedit ve paramparça bütün
kelimeler kırık dökük dilim içinde
aramızda töre vardı ve ahit
ağıtlarımız türküydü
bre mülhit
bozdun
kirlettin
havamızı

doğamızı
duamızı
ağzımızı
bre mülhidin dölü

çalakalem çiçekler

215
NOKTALAMALAR
1
Çakı çakmak ustura bıçak
At bir nara dalgana bak
Civciv ötüp kuş çıkacak
2
“akıllının aptalısın
o aklına tüküreyim
selam söyle öylesine
kulağına höyküreyim”
3
her yer seninle şen
sensiz her yer harap
çınlar her yerde neşen
sensiz her yer turap
4
gökyüzü üşümüş yerler bembeyaz
içimdeki tipiler yüzümde ayaz
otuzdokuzu tıkandı kırk bölüm boğaz
kime kin edeyim de kalkıp gideyim

mustafa özer

216

5
dilinden dökülen işveli sözler
zehri mar olurda kanımı közler
küfrü müsebbibim ikrar isterse
zindanında mahkum eceli gözler
kehribar parmaklar nefesi keser
6
senin yanında ecel gelse payidar olur
güzelliğine dolanan dil tacidar olur
taş girse koynuna cuyibar olur
7
buz gibi gözlerin yakar gönlümün ışığını
8
nimeti şükran şakir eder seni
9
yağmur yağar üstümüze yaslanır
yaslı gönül kaçarsa da ıslanır
gözde gözlük dilde sözlük kar etmez
yaşam denen tatlı bela kıskanır

çalakalem çiçekler

217
ERKİLET GÜZELİ CEVİZ GİBİ
uzun uzak duymak bilmez zilleri
haydi bre itin arka bacağı
haydi bre suzinak
erkilet güzeli ceviz gibi şükrü

mustafa özer

218

çalakalem çiçekler

219
DİNLE TAPDUK NE SÖYLER

mustafa özer

220

çalakalem çiçekler

221

SANİ
“Mustafa Efendinin aziz anısına”
burak içip
atlara
ufuk açan kanatlara
uçurup aklınızı
evrensel sanatlara
sanat ondan gölgedir
saniden bir gövdedir
ondan izin olunca
çirkin bile gözdedir

mustafa özer

222
HABİBİM I/ GÖZ VE GÖRMEK
bütün gün bakıyorsam
içime doğru
sonsuza kadar da
bakacağım
SEN’i görmek için
mavera desinler
masiva olsa ne çıkar
gördüm ki eşyanın özünde
kendini aşmış göz
SEN’i görmek için
“Ey Habibim”
göz koyduğum kaldırımlara
izin olsaydı da bana gelseydin
-zira benim bedenim var
gelmem şimdilik haram-
SEN’i görmek için

çalakalem çiçekler

223
HABİBİM 2/KULAK VE DUYMAK
kulağım bir telsiz gibi bekler
sizden birim bir izlenim için
bütün beklemeler kulaktır
kulaklar SEN’sin Habibim
kaç zaman var ki amansız çınlar
selamına yordum yüreği de
belkiler uğruna
lugatlar dolusu kelimeler
yaktım mum yerine
nice soğuk kar geceleri
bekledim kelimeleri
kelimeler SEN’sin Habibim
duymaların nasılı SEN’ sin
muradım seni duymak

mustafa özer

224

BELİRTİLER
ey şair
ve sair gibiydin hani
hayatın namlusuna sürdüğün mermin
sonunda geldi seni vurdu
nermin
ne “bir bahar akşamı”
ne “aşılmaz çamlıbelin” karı
dudaklarıma bir nota verdi
-laf aramızda şarkı söyleyemem de-
eşimi tanıma sevinci
bemollerle diyezlerle

içimde ürperiverdi
yağız bir yüzdü gecelerde
yirminci sesti o bence
en güzel de “şu sılanın ufak tefek taşları” diye
başlayınca hazince
ince ince
yağan
ılık bir yaz gecesiydi.

çalakalem çiçekler

225

EV

- anne ve babalara -

sütünle yonttun mermeri
parlattın büstünde
büyüttüğün bebekleri
EY ANA
MERHABA
SANA
bir yürüyüştü paralel olmak için sonsuza
bir yürüyüştü paralellik son hıza
aşarak iskelet mağarasını
EY BABA
SANA
MERHABA

mustafa özer

226
MÜJGANIN MASKLARI
maskları sever miyim bilemem
ama müjgan sever maskları
ve de üretir
müjgan için onlar biraz umuttu hani
turguttu diye dirense de sevgilim
gele gör
burjuva çıktı turgut
müjganı sen gel unut
olur mu bu şunca yıllık aşka
oldu bile valla
eşek şakasından beterdi şaka
müjgan eğri büğrü yüzleri
ve nice tüysüzleri
mask yaptı
çamurlara yattı
yeni bir turgut yarattı
gele gör
turgut yine mutsuz
çoluk çocuk içre
öylesi hayat işte
gele gör
müjgan yine mutsuz
çoluk çocuksuz
öylesine turgutsuz

çalakalem çiçekler

227

BİREYSEL ŞİİR
bir varmış bir yokmuş
bitmiş zaman çokmuş
zamanın içinde bir ülke varmış
ülkede kocaman yokluk yaşarmış
bu koca yokluk yontusu
nun
kafası “f”sesine usu “s”
çalışmazmış
çalışmasına
ama halkı da
alışmışmış
alışmasına
filozof fehmi bile adını
ilozo ehmi yazarsa
kim anlasın düşünü
düşüncesini
öyle ya adı sarı selimse garibin
arı elim diye vınlar durur

mustafa özer

228

YOLCULUK
kara bulut kara yere yakınca
oy anam oyy
nasıl ağlar yaprakları bakınca
karga sekmez sırtlarında ağaçları sırtlanınca
ağrı var gibi kulunçlarında
terden yol bulan damlacıklarda
oy anam oyy
karga sekmez sırtlarında
suratları nekre soğuktan
tüy dökmüş kargalar misali yoluk
bezgin yolculuktan
bu soğukta nedir böyle
gücük mü gücük
zemheri mi zemheri
soğukta saklanmış zehri gökyüzünün
gecikmiş arzular gibi sahipsiz
oy anam oyy

çalakalem çiçekler

229
karga sekmez sırtlarında
yolluca gidene yolunda gitmeyen
bu frende nedir böyle

bozuk mu bozuk
sarhoş mu sarhoş
insanın her yanı ezik

oy anam oyy
karga sekmez sırtlarında
pezik dolması yumuşaklığında
bize de yazık bize dostlar
bize de yazık
karga sekmez sırtlarında
pezik dolması yumuşaklığında
bize de yazık bize dostlar
bize de yazık
karga sekmez sırtlarında
hayatın sırlarında
trafik sınırlarında

mustafa özer

230

İSTİYORUM
ayakkabılı söz söylemek
şöyle bir kasları sıka sıka
dünyanın her yanına
ayakkabılı söz söylemek
istiyorum
perdeli altı üstü ev dolu
evciklerde ezik sözlerden
ufak ufak kirlenen yüzlerden
kurtularak eni konu
istiyorum
radyo, teyp, televizyondan
çamaşır, bulaşık ve tüm makinadan
sıkmadan, sıkılmadan, sakınmadan
şundan, bundan ve ondan
istiyorum
üstüme bir yağmur damlası düşsün
yaprak olayım her yerde ve zamanda
kedi olayım köpekler kovalasın
bir dal olayım kuşlar üşüşsün
istiyorum

çalakalem çiçekler

231

EVLİLİK
istemek alabildiğine başıboş çizgidir
ara ara ara ha babam ara ara bul
dünyanın her yeri koca bir İstanbul
istemek her şarkıda çok dokunan ezgidir
olmaksa istemek istemekse bulmak
bu çok çok zor
bu gizin ardında bak
herkes evleniyor
evlen kızım evlen
oğlum evlen durma
tanırsan evlendiğin gizi
o gün anlarsın sende şiirimizi

mustafa özer

232

İMBİK
meğer ki tarih laboratuar ola
mezar taşları imbik olur biline
her şeye rağmen biriktiğimiz tarih
bizi taşır iline

çalakalem çiçekler

233

AT ARABALARI
kaç zamandır yazmak istediğim
patlar mı patlamaz mı
eski el bombasını
gözlerimde aradım
ve bunu sormak için eskidiğim
günlerimi aylarımı
patlamadan ve gergin
özlemlerimi taradım
her eşya bedenimde bir ölü hücre
sevdasız anım yokluk
çevrem çevre çevre Sibirya bozkırı
kime anlatacağım sıyrılmayı
nesnelerden nesnelerden nesnelerden
biraz duyar biraz anlarsın
atların ayakta uyuduklarını
herkes kadar sende yüreklisin
sende duyarsın anlarsın duyduklarını
at arabalarının freni patlamaz belki
ki perde aralarında
belki barış nal sesinde
ekmek savaşları daha eski muhakkak
savaş naralarında

mustafa özer

234

YOKLUK
nasıl çayıra oturabiliyorsam
bağdaş kurup
bunu çok emin ve rahat buluyorsam
senin de bağrıma bağdaş kurduğunu
öyle mustarip olduğumu biliyorum
diyelim şubat senin olsun
aralık ağustos haziran nisan mart
eylül kasım temmuz ekim
ocak mayıs senin olmadı mı
yılın neresine sığınayım
söyle
böyle doğmadan var olunur mu

çalakalem çiçekler

235
GEMLİK YOLUNDA
imlerim gözümü pınar eyledi
yüreğim dolu doluydu
deniz ha bire kabarıyordu
taşıp gidiyordu gövdemde
sevgilerde bilinir bu
ebru erguvan yer gök ne iyi
sen söyle yanlışı doğruyu
saçma varsayım üzre sferi şeyi
ne düşmanın ne dostum
ne eğriyim ne doğru
ne kötüyüm ne iyi
güzel benim olsun diye güzelliği
güzellikleri mevsim yaptım yüreğime
heyecandan kaplamak üzre
arsenik gibi damarlarımı
sen ey güzelceli im
aynalarda yansıyan gözlerin
mi
yoksa bir yanılgılı çöl mü seraptan devşirme
veya çöp kutularından dönüştürülmüş
veya ikinci el işportasından alınma ucuz
veya hacizler içinde taciz kılınan emtia mı
katkat elbiselerin kurumuyla elde edilen
ameliyat eldivenleri gibi değiştirilen
güzelliklerinin

mustafa özer

236
senin market özlemlerinden artan
bir de aynasız kaldığın zaman
gel bende gör özlemlerini
haydi yine “hayır”deme
nolursun bir kez dene
kendinle olmak için olsun
gel gir ülkeme
bendeki yalnızlığı beğenirim
isterim senin de olsun
hem Afgan hem de müstehcen bakışlar
isterim sesinde olsun

çalakalem çiçekler

237

MEŞEDEN
I
bir birikim rüzgarıydı esen
yüzünde deprenen perdenin sesi kırışığı
sen ey göğsünde geleceği besleyen
zamanın her diliminde hüznün ışığı
şimdi
aramızda cam vardı
görüyordum
dokunamıyordum
yüzümü yorgan basmıştı
duyuyordum
uyanamıyordum

mustafa özer

238

II
şu badem ağacıydı çiçekten
şu erikti
şu dal bastı kiraz
güneşe güvenlerinden cıvıl cıvıl
birazdan meyler gelecekti
şimdi
ayaz çaldı soldu çiçek
gelecek yıla kaldırıp izleri
arzular mevsimleri yüklenmedi
sustum
içimde duramadım

çalakalem çiçekler

239

ATEŞ ARABASI (I)
hepsi bu varın yokun
ateş arabalarında taşıdığın
iki dudağın arasına yerleşivermiş
hayalindeki zeytin tanesi
dönüşmüş vişneye şimdi
hepsi bu varın yokun
pişik pudralarında korku yüzü
aydınlığa çıkmış dumanda
şehrayin arayan doğanın yüzü
gel söyleme gizini sözcüklere
hepsi bu varın yokun
şimalin kızı dağıtsın saçlarını
onları demet yap takvime
güneş yaprağı öpecek nasıl olsa
söğüdün çiçeği yok diye
suya selam vermeyecek mi yine
gözünden öpmeyecek mi seni
hepsi bu varın yokun
nefesini tutup sessizce yağan kar
kışa bir kedi gibi gelen sükut içinde gece
bilmece gibi büyüyen sözcükler
kundakladı gövdemi
hepsi bu varın yokun
Bilal’in aşkında yanmış sesiydi şafak öncesi
“all the time” konuşurdu tam
atomun içinde erimişti şuan’ın dili
ey dostlarım kıymayın ağaçlara

mustafa özer

240
zekeriya gibi gövdemi saklayacağım onlara
oğullara kızlara
kıymayın fidanlara
verin aydınlıkları
hepsi bu varın yokun
bir beşik bir tabut
çatlak bir lobut gibi eli ısırmak neden
çocuk yüz çevirsin mi anneden
neden hepsi
hepsi neden bu
varın
yokun
ömür bir tekerlek izinde gölge
ateş arabası bu güzel gövde
uzandıkça kol akşam güneşine
titreyip uyanacak şimalin kızı
her akşam üstü bu hazin gölde

çalakalem çiçekler

241
ATEŞ ARABASI (II)
seni içinde titreten
o gölge kimdi tanıdın mı
meyve bahçelerinin uzandığı
ömrün son hazzı mevsim ekimdi derken
beni yanında sandın mı
meyveler birer dal bulmuş
rüzgarın hızı yaprak sohbetinde
sanki unutulmuş hüznü geleceğin
ağustos böceğinin son vals’inde
ikinci savaştı kelebekleri öldüren savaş
ak denizin eteğindeki yangın
sen nasıl dayandın bu kadar acıya
bu kadar suça nasıl dayandın
benim ruhumdaki benekler
bu frez bu buğday tarlası
gel yanıma gel tatar balası
sana bu ege anlatsın nasıl bal damladığını
bir zamanlar dudaktan dudağa yansıyan

ateş arabası
yıldızlarla
anlatsın sana

mustafa özer

242
ATEŞ ARABASI (III)
Malatyalı’ydı sanki dudaklarım
“gözüm”dedikçe suskun ironide
bulmak zor somutladıkça sevdayı
hatta kaçınılmaz oluyor kaçırmak treni de
gördüm hoyratlığın dal gibi kırıldığı
çelişkilerin ardına konan inatlıkta
anlatılmayan gökyüzünün karanlıkta
ateş arabalarına yüklenen
görmede rahat dökülsün göz yaşın
dirseklerime rahatça düşsün de başım
sen ey benim “gözüm” ey arkadaşım
duyduklarınla geleceğine göm beni
yine radyo başladı ışıklar yandı
geldi statüko gitti ruha dayandı
içimde sensiz kör bir zaman uyandı
ateş arabasını uçurdum diye
ne horoz soruyor sabahı
ne dağ kucaklıyor güneşi
ne de bir dil semahı

çalakalem çiçekler

243
ATEŞ ARABASI (IV)
malta sürgünleri İngiliz argosu
acılar oratoryosunda küçük flüt
milli postal bağcığında korkusu
ridaniyeden esen öğüt
nasıl anlatayım ne kadar anlarsın
misakı millinin millete yükünü
selanikin teslimine yanarsın
sorarsın yaşamın künhünü
bırak gitsin tarih şeytanı satmış
ne almak istersin ki tarihten
satan satmış alan atmış
kim ne anlar bu tariften

mustafa özer

244

KIRLANGIÇ
kırlangıçtı saçların rüzgarda
bir savaş vardı başında
durgunluktan düşünceden acıdan
kırlangıçtı gözlerin rüzgarda
bir kavga vardı gözbebeklerinde
hüzünden çaresizlikten umuttan
kırlangıçtı dudakların rüzgarda
dişlerindi ağzına dolmuş hançer
kelimeler yaralıydı dökülürken
birer birer hesabı soranların
alınmak üzere alındaki çizgilerden
sıra dağlar masmavi uzanıyordu
iki yamacı kesti kırlangıç
iki yamacı birleştirdi kırlangıç
aramızdaki darmadağın sis kalktı
herkes uykuda rüzgar uyanıktı
saçların dağınıktı
keskin keskin kırlangıçlar uçtu
akşamın mor ufkuna

çalakalem çiçekler

245

GERÇEK AYRIMI
sahneye yığmışlardı
bir sakarı tersine çevirip
kendince birkaç kadeh devirip
sahneye yığmışlardı
bir çorabı ters yüz edip ayaktan
çamurdan kirden ve onca renkten
bir edip kokuları
sahneye yığmışlardı
ciğer yürek dalak mide barsak
sıra sıra iskelet kemikleri
dedikleri işte “ecco homo”
sahneye yığmışlardı
dışa düşmüş dilleri köpeklerden
belki diyen kuşkulu dudaktan
yenik potinler gibi ökçesizce
sahneye yığmışlardı

mustafa özer

246

BEGONYA
bu begonya yaprak verirse İlhami’den
ilham oldukça olacak begonyalar
begonyalar süsledikçe evimizi
can dostum
sevmek özge bir olaydır
aya bakmak gibidir
hatta daha kolay
dinle beni
bir demet çiçek alabilirdin çiçekçiden
böyle de anlatırdın sevgini
sense saksıyla aldın çiçeği
canlı bir sevgiyle kavradın geleceği
begonya bereketi
ilhamına renk olsun

çalakalem çiçekler

247

DİNLE
kızıllık çökmüştü gözlerine
hırstı gazaptı ufkunu saran
dişlerinden bilenip dökülen sözlerine
nedendi seni böyle içinden vuran

mustafa özer

248

İYİLİK-SAĞLIK

kardeşim Ömer’ e
nasılsın diye soruyor tüm tanışlar
boş bulunup ta halim arz eylesem nola
yine de bir “iyilik” deyi ver gitsin ki
tanışlar uzaklaşmasın
doğrusu
meğer ki tanış ne diye sorar halim
en zalim sorular sorulsun
fakat melalim tanışlarca malum ola
boş bulunup ta halim arz eylesem nola
tabutum da kalır korkarım ortada
şükür ki kardeşim var
şükür ki eşim
birleşmişiz hüzne acıya zevke

nimete ve mihnete
zora ve zahmete

iyi olsam kime ne
zorda olsam kim bile
bile ki dost derdimiz var
boş dolu iyilikle saygılar
nemize bizim ölü sözlükler
sahi abdullah neyimize

çalakalem çiçekler

249
YAR BANA DÜŞER
sen bana zıt olan yakınlığım
yanıklığın
yarimsin
sen bana ağıt olan nasrettin
hasretim
yarimsin
sen bana bağıt olan özgürlüğün
aklım
yarimsin
helalim haramım dem be dem
aydınlığım karanlığım dem be dem
bilmecem gülmecem sevdalım
buldukça arandığım dem be dem
yarimsin

mustafa özer

250
HAKİ ÇADIR VE GÜMÜŞ GEM
Bekir Yıldız’a
kayalıklara varıp soluklanan dalgalar
deniz aşıp gelen yoldaşımızdır
gözümüzde büyümüş o bir yıldızdır
susmak istemesek de eğilen başımızdır
uzak bozkır gecelerinde gözleriz o kutup yıldızını
güzel atlarımız vardı haki çadırların
önüne bağlı gümüş gemleri çayırların
içinde kona zıplaya otlayan kuşların
gözlerinden öpüp hasretimizi dindirsek
diye dirsek temasımız doğanın gül sferi

çalakalem çiçekler

251

HÜZÜN

M. Miyasoğlu Ağabeyimize
ekmek kavgası geçim derdi derken
unutuverdi bizi neşeye bağlayan hüzün
koşmak becermek için her sabah erken
dalıp kaybolduk içinde gece ve gündüzün
kıyılan güzellik önünde coşan
nedensiz niçinsiz boşlukta koşan
vuslat için ayakları dolaşan

mustafa özer

252

ZÜMRÜT ANKA
efsane gibi öze işleyen
gökyüzüne komşusuydu sanki o
yeşilinde bilenen dünyayı özetleyen
bir kuşla baharı
bir çiçekle
dağları
bir tohumda ormanı
toprağı suyu tuzu kardeş eyler
büyüdür gümbürtüsü rüzgarın
içinde ne korkular götürür
ne şenlikler götürür
derinliklerine
orman
göklerin eli varsa saman yolundan
elinin parmağı varsa yıldız yıldız
parmağında taşıyorsa koca bir sözlük
o sözlük koca bir armağan
bir zümrüt yüzük
düşmüş olmalı güneşin gözüne
bu yaman armağandan bir yeşil gözlük
orman diye
toprağa
o bir efsanedir bağrında kışlar
zümrütanka efsanesi orada kışlar
emrine amade orada kuşlar
zümrüde dönüşür orada taşlar
yağmurun denize aşkı orada başlar
o yaman armağan
oy aman
orman

çalakalem çiçekler

253
ELDORADO ŞARKISI
toprağa durgunluğu öğreten kızıl ırmak
yağmura söz geçiremedi
kızıl dağın yamaçlarında
apaçi saçlarıydı gecenin karanlık düzeni
bir soluk beniz vurdu onu
köprüler yıkıldı
altı gece uykusuz bir gece uyanık
tamamlayıp tavla zevkinde
ölen haftayı
petöfi kızıl derili direnişiyle bir şarkı
mırıldanıyordu
moskofa karşı

her dağın başında rüzgar
her çukura doğru yolda su
yok mu mutedili hiçbir şeyin
ve yok mu namuslusu
der gibi
gider gibi
ufka doğru
bir gondol Venedik batımına
Vatikan ağıta anıt olur
Gırnataya gözyaşı yağmur olur
ah o yalnızlık
nimet mi mihnet mi ah o
Eldorado
Eldorado
kimine zahmetse de sürdürür
kimini zametinden süründürür

mustafa özer

254

ah o
Eldorado
Yakub’un gözüydü Yusuf’ta kalan
Musa ile Harun’da kaybolan
o Eldorado
kim bilir kibir olmayan yerdedir
bir “kedi babası”yla o
yan yana torpido
Eldorado
servi gibi doğru el gibi açık
mahpusane gibi suçsuz
mahpusane gibi dost
isyanın göbek adı belki
özgürlüğün bedeli
o
gerilim diyorlar şimdilerde
üşütmenin ilerisi delilikmiş
evet ölümün ortası delikmiş
diyorlar şimdilerde
hakim desen yargılanır
hayal desen tutulur
yol geçen hanında hani
insanın cesedi unutulur

çalakalem çiçekler

255

ve
Eldorado
unutulmaz
çünkü herkese göre olan o
Eldorado
her şeyden büyük
herkesten küçük
leri sever

mustafa özer

256

HARAM
al yanağında diş izlerini rahatça bulmak varken elmanın
hangi duyguydu bilemem ham olmanın

ardında karanlığa dalmanın
dünyevi bedelini

ne elma yenmiş ne de buğday
ve zaman keşfedilmiş
oluş ve kayboluş
ve nice heveslerin
en büyük buluş
yok noktası nesnelerin

çalakalem çiçekler

257

İSTEK
bir bardak çay ver de anlatayım sana
boğazda kaç martı var
balıklar nasıl evleniyor
tatlı suya çekilen perde nerde
bir bardak çay ver de anlatayım

mustafa özer

258

TELEVİZYON
canım
canım ıslık çalmak istiyor
on üçüne basmışım gibi
onurun erdemin bir şeyler anlattığı demde
canım
canım ıslık çalmak istiyor
bakma ekrana mahkum olduğumuza
bilesin ki kabak teveklerine
şarkılar söyletmişiz
ayçiçek gövdesine gem vurup
koşmayı öğretmişiz
dahası canım dahası var
hele çavdar sapları
ne sepetler örmüşüz onlardan
ne şapkalar çıkarmışız
ve canım başak saplarına yaptığımız besteler
nefes kesen yılan kovalaması
kuş taklitlerine konan kuşları görsen
istersen kurbağaları dinle ses verirken
taklitlerimize

ağustosun güneşine sıcak demezdi bir kimse
bilseydi içimizdeki sonsuz enerjiyi
belki şu daha iyi diyebilirsin
gökyüzü de kıskanırdı bizi
bizimle ağlardı hem de çocukça
ay dedenin gözleri pırıl pırıldı
güneşin de gözleri kamaşırdı

çalakalem çiçekler

259

canım
canım biraz da konçerto dinlemek istiyor
bir gitar konçertosu olabilir
Rodrigues’den
ilk kez de senden
sabrın konçertosunu
canım biraz da senden dinlemek istiyor
canım

onu söyle bana
beni katmadan
Allah aşkına
o söyler gibi

mustafa özer

260

ONA DAİR
insana kimlik veren acısıdır
sabrıdır insanın yaşı
ve sürekli dönüp duran takvimler
dünya için it dalaşı
ayaklarımızı sürüklerdik diken batmasın diye
frezlerde her nasılsa bir akrebin kuyruğu bulurdu yine de
yürüyüşün hatıralarını bozmak için bedenimizde
kimi zamanlar korkardım
rahatça yürümekten toprakta
akrep onu da sokmuştur diye
dağ armudu yaprağı lokmandı eczaneydi
içimizdeki yaşamak yıldızı tapa tazeydi
sızım sızım yara gibi
gerçi dünyalıklarımız kepazeydi
hey kalbim susanları ne güzel dinlemişiz
hey kalbim sesin kelimelerden geçmediğini
ne iyi anlamışız
hey kalbim sana minnettarım aldığın için
içine Ebu Turab’ın sevgilerini
ne şehrin şehriyari ne köy ağası bilir
tiril tiril ipek aydınlığında kendine varmayı
alın teridir bütün güzelliklerde bulduğumuz
ve özetleriz ancak erdemle varolmayı

çalakalem çiçekler

261
BEYOĞLU’NA SERENAD
dokunmayın bana
dayanabildiğim kadar anlatayım
şu sarhoş masamı anlayana
su ayaklarını çıkarıp dalmıştı
uyanık ve serin göğsüyle
rakının sıcak ve baygın gözlerine
su suya benzerdi ak mı ak
rakı kendine geldi – o isi kalmamış gaz yağı –
zıplayarak aynada bir böcek gibi
değişimin dönüşüyle Kafka
ilerde bol göbek
sözde şuh
ne dansöz
kokona
yansıttılar aynalarında yorgun yüzlerini
kurşun sıksan işlemez gürültünün
tünelinde

günahın parlak gözlerini

“taze bayım taze çerez” diyen
ince minyatür çerkez
çekinmese açlığın ısıran dişlerinden
canı çekiyordu Şeyh Şamil dansını

mustafa özer

262

FEDAKAR
Ayhan Işık bıyıklı kiralık gülücüklü
bir papyon gibi indirmişti yeleğini
yenleri havada göbeğinin üstüne
hizmetiyle çok cep gören ellerin hasretine
gülücükler dağıtarak
dağılan dalgaları
dumanların efkarını
topluyordu deste tomar kasaya
gecenin gecikmişi
güveli elbiseler gibi giyilmemiş gibi
güle güle der gibi kediler esniyordu
masalar sandalyeler patronlar
paralar kapılar ayakkabılar eğiliyor
havayı yırtan vantilatör ve vasisdaslar
eğilmiyordu güle – oynaya gidenlere
bardağın dibinde kalan imam suyu
boyamıştı yürekleri incelikli
gecenin gecikmiş zamanında
keyifler gündelikli

çalakalem çiçekler

263
YÜREĞİMDE YANAN
beni beynimde tartacak
ne bir nesne ne bir arzu birikti
yaktıkça yüreğimde artacak
ne de aklın yeni tarzı birikti
güzellik
güzellik
güzellikle birlikti
güzelliğin güneşi yolumu aydınlatacak

mustafa özer

264

ARZU
ferhada şirin verdin
şirini verdin aşka
Ey Samet bize vereceğin klavuz
Cemal’in hakları dahil
bundan başka
haberin
devamıdır arzumuz

çalakalem çiçekler

265

DİVANSI
mestane gözlerden hatıra diye
derdimi dökersem gönlüm üstüne
bedeli sayarsın ömür hediye
bir kastın yok ise elini çekme
ellerim kalmasın aha ilenip
gönlümü yaksa da diline dökme
iffetine afif elleri hafif
şiddeti başına kafir düşmanın
sarsa da gönlünü ruhsat muhalif

mustafa özer

266

DEM BE DEM
ne gözüm gözdür görür senden gayrıyı
ne sözüm sözdür söyler senden gayrıyı
gözyaşım çay gibi demde çaydaşım
dertlerle hemdemim tinsel taydaşım
ne özüm özdür özler senden gayrıyı
ne sözüm özgür söyler senden gayrıyı

çalakalem çiçekler

267

ARAYIŞ
bir bildik yön aradım bir tanış öksürük
gün batımı zamanıyla baktığım mor ufukta
eşkıyalar yekun tutmuştu kızıl ateşe
korkularını mavzerlerine denk tutup ta

mustafa özer

268

YAŞ GÜNÜ
oğul senin yaş günün iki mumla eriyecekse
erimesin Erciyes’in karı gibi ömrün
bahara bundan böyle ay oğul benim gönlüm
mum yerine gündönümüne koç katacak

çalakalem çiçekler

269

AY OĞUL
adını yazdığın gün baban sözünde duracak
asker olduğun günü idrak edersem yine öyle
elbette ki bu millet seni soracak
elbette duracak devlet yine böyle

mustafa özer

270

TELEVİZYON I
bizimki siyah – beyaz
bizimki rengarenk bahar dalı
bizimki manuel olsun
bizimki uzaktan kumandalı

çalakalem çiçekler

271

TELEVİZYON II
her evde en az bir sinema –devir o devir–
gün boyu da matine yapıyorsa –gün o gün–
geceler aile boy suareyse –durmaz değişir–
yeryüzüne sahne desin Shakespare
az bile şimdilerde eve sinema demek
az bile harcanan bunca beyin bunca emek

mustafa özer

272
BU LEYLAK BENİ MECNUN ETTİ
mecnun leyla’ya pazar etti gönlünü
oysa benim gönlümü leylak aldı
gelen kırdı dalımı giden yoldu gülümü
kala kala bana da leyla kaldı

çalakalem çiçekler

273
BEKARLIK GÜNLERİ
içimde saklandığını sandığım günler
düz duvara can katan o iştiyakta
gitti gelmeze sabırlı demleri
her gün vardığımız sacayakta
yine gün batıyor yoksunuz
hava şerbet gibi salacakta

mustafa özer

274

ŞENLİK
yola yola saçını
kul iletir suçunu
elbet Rahman duyarsa
verirse şanındandır
alırsa kamındandır
hangi berzaha varsa
verse noksanlık olmaz
yerse noksanlık olmaz
Rahman kime yar olsa

çalakalem çiçekler

275

AYNALAR
ayna tutsalardı ettiklerine
ya yazık olurdu ektiklerine
ya da çoğalan güzelliklerden
sevinirdin çektiklerine
aynayı Rahman tutsa
ömrünü rahvan tutsa
zerre zerre erirdi
güzellikler gelirdi
erinmeyi ere ver
biz biraz geç kalalım
aşk isimli takvimde
maveraya dalalım

mustafa özer

276

RAB
kaderimi emzirdi o sırrı sanem
canımı teninde buldu sınırı annem

çalakalem çiçekler

277

ÇELİŞKİLER
Yarab kulların susuz
öpüp kur-an’a taparlar
dudağını kor yakar
görüp koruna taparlar
Yarab kul çerçevesiz
kurup kuruma taparlar
kural koyar çaresiz
sorup soruna taparlar
yürü durma desem de
durup duruma taparlar
bugün cennet versen de
gidip yarına taparlar
Yarab arz ettim hali
melali gücün taparlar
her yerdesin besbelli
onlar sana taparlar

mustafa özer

278

ANT
bir asırdır yedin içtin
gelip gidip ant içtin

çalakalem çiçekler

279
KORKSUN BİZDEN
biz kötülük düşmanıyız
kötülükler korksun bizden
Türkiye’nin imanıyız
kötülükler korksun bizden

mustafa özer

280

KOPYA
“ilm-i kisbiyle paye-i rif’at
arzu-yu muhal imiş ancak
aşk imiş her ne var alemde
ilm bir kıyl ü kal imiş ancak”
Fuzulî
avamın biriktirme derdi onu bağlar
senin tek esaretin istiklal imiş ancak
herkes bir şey öğrenir alemde

Başkan'ın Mesajı
Aidat Borcu Sorgulama
Köşe Yazıları
Mustafa Kanlıoğlu

Mustafa Özer (özer Koç)

Ahmed ceemal El Hamevi

Prf.Dr.Serdar demirel

N.Mehmet Solmaz

Mustafa Özer (özer Koç)

Mustafa Miyasoğlu

Mustafa Ekinci

Galip Boztoprak

Şeyma Kısakürek Sönmezocak

Mustafa Kanlıoğlu

Mustafa cabat

Ebubekir Sifil

Ali Biraderoğlu

İbrahim Ulueren

Mustafa Özer (özer Koç)

Ali Biraderoğlu

Mustafa cabat

Günlük Gazeteler
Sponsorlarımız

Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı

© Copyright 2020  V4.1 Tüm Hakları Saklıdır. | Vakıf Sitesi


Top