Duyurular

«Velîler Ordusu» kitabında hayatı anlatılan 333 Velînin içine, «Bir» sayısını Allah Resulüne verdikten sonra mukaddes emaneti O’ndan alıp günümüze kadar getiren, O’nunla beraber 33 büyük velî, esere bilhassa alınmamıştı. ... 


Başbuğ Velilerden 33

 

Ezelle ebed arası Allah'a doğru giden evliya kervanları arasında en şanlısına ait 33 kolbaşılı "Altun Halka - Silsile-i Zeheb" çerçevesidir ki, keyfiyet ölçüsüyle temel sayısını, bütün kainat gibi O'ndan alır.


Kayseri Hava Durumu
Anket
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 16,6189   16,6488
EURO 17,5858   17,6175
       
Özlü Sözler
Kıskanç Kimse Rahat Edemez
Sponsorlarımız
Şapkamda saklanan azrail Mustafa Özer

mustafa özer

1

şapkamda saklanan azrail

mustafa özer

şapkamda saklanan azrail

2

*Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları:8
* Birinci Basım; Temmuz-2012 Kayseri
*Kapak ; Mustafa İbakorkmaz
*Tashih ;Mustafa Cabat
* Baskı; Orka- Kayseri

mustafa özer

3

İçindekiler
ELİNDEN KASİDESİ 5
ÖZLEM GÜNÜNE DESTAN 37
ÖZLEM GÜNÜNE DESTAN……………………………………………………41
ÖNÇAĞ ÖZLEMİ: Pazartesi 44
DURGUN ÇAĞ ÖZLEMİ: Salı 51
TAZE ÇAĞ ÖZLEMİ: Perşembe 60
UZAY ÇAĞINA YAKIN ÇAĞ ÖZLEMİ: Cuma 66
UZAY ÇAĞINA DAHA DA YAKIN ÇAĞIN ÖZLEMİ:
Pazar 73
PAZAR UZANTISI 83
HER CUMA UZANTISI 88
FRAGMENT (ÖZLEM GÜNÜ) 89
ÖZLEM GÜNÜNE DESTAN’A EK 103
özlem 113
gelin 114
saran 116
umut 117
üssüm 119
sonum 120
ara 125

şapkamda saklanan azrail

4

ara II 129
sessiz selamlar dönemi 135
sessiz selamlar dönemi II 140
sessiz selamlar dönemi III 142
MUZDARİP 145
muzdarip…………………………………………………………………………..147

mustafa özer

5
ELİNDEN KASİDESİ
(Fuzuli’ye Nazire )
I.
yarın yarın dedin bugünü yedin
nefsinin çektiği yarin elinden
yar sana kalmadı var’ın kurudu
zengine kalmayan kârın elinden
nerede yaş tahta bahtına düşer
kuru döşek kara şarın elinden
asfaltın altını şose yapsalar
patikaya döner marın elinden
hey azra insaf et canını al da
yoksa çok çekecek zarın elinden
ovalar engindir denizler zengin
cehennem cengidir narın elinden
yarına atılan oklar varmazmış
dünkü duvar başka yarın elinden

şapkamda saklanan azrail

6
kendisini nazım bilir nizama
bozuk düzen sürer darın elinden
dünya hali sonsuz kalacak sanma
rıza dozu kalanların elinden
kemanda konçerto canlı mı canlı
can verenler canlıların elinden
gör ki ne haldeyiz halimiz yaman
aman versen ilhamların elinden
dilimden elimden yalvarıyorum
koru beni ithamların elinden

mustafa özer

7

özel bölüm I
yaşama sevinci bulan kalbi kırık kızların
sevda kanatlarını aç intiharın elinden
töreye küfreden şeytan vekili
cana tükürürmü intiharın elinden
evlat sevgisini acısından içine gömen
ana baba gönenirmi intiharın elinden
haber aşkı kini kimden ayırır
jurnalin kezzabı intiharın elinden
devlet ola adil ola tanık olup olaylara
gelirinden giderine sanık intiharın elinden
etme bulma dünyasıdır kurtlar sofrasında
dengesize imgelem intiharın elinden

şapkamda saklanan azrail

8

özel bölüm II
bir çok kardeş tuş oldu intiharın evinde
sanma sari değil intizarın elinden
iftira haset fitne ve yalan yok eder insanı
dilini ateşte yıka intizarın elinden
hele hele yalan biranda sarar gerçeği
sarartır sonbahar yaprağı gibi intizarın elinden
yalanı kov şeytana müşteki olma
gerçeğini kirleten intizarın elinden
kötüyü göm en zifiri karanlığa
gözde nuru koru intizarın elinden

mustafa özer

9

özel bölüm III
güçlü kalıp geç olmadan ömür
gencini almalı iftiharın elinden
sağlıktır her işin başı
şifaya dem bulmak iftiharın elinden
mutluluk yağmuru keyfe keder olunca
göz yaşını kurutma iftiharın elinden
insan dediğin kutsala köşe
kuşkuya taşınma iftiharın elinden
mümin vasfına sabır yaraşır
kendinden bile korkmak iftiharın elinden
para pul kulluğa sığmaz
kulağa küpedir söz iftiharın elinden
nimetten yararlanmak ilahi lütuf
israfı nimetten ayır iftiharın elinden
kişiye özge bilgelik hem de arifane
düşmanı dost eden iftiharın elinden
nadan olan şadan eder şeytanı
şıngır mıngır iftiharın elinden

şapkamda saklanan azrail

10
yüzün gülsün de dostların sevinsin
sevginin intikali iftiharın elinden
içindeki çocuğa karne ver zaman zaman
unutma ki muhtac o iftiharın elinden
bayram gibi döne döne ayları
öp annenin elini iftiharın elinden
bir çok diyarı gezdim ihtiyarım kalmadı
ihtiyacı giderdim iftiharın elinden
anam babam hürmeti kardeş yakın izzeti
buldum şükran lezzeti iftiharın elinden
iki göz bir'i görür iki kulak bir sestir
iki dudak bir nefes iftiharın elinden
ey necip millet çalış kazan gül yedir
bir vatan ele geçir iftiharın elinden
vatanında mesut ol barışı imsak eyle
tembelliği terk eyle iftiharın elinden
yaşa varol huzurun daim olsun
yuvana neşe dolsun iftiharın elinden

mustafa özer

11

özel bölümün sonu
gece kutup olmuş geçmiyor demler
demi kaldır zamanların elinden
taatin kazası özre müstenit
sensiz kaza olmazların elinden
klorofil yeşilse ağaç ayrıntı
filli sofra nerde karun elinden
kurtlara şenlik var kuraklık oldu
bankalar iflasta kurun elinden
iktisat bilimse en komiğinden
rüzgar satın alır sur'un elinden
güvercine darı hayırseverden
serçeye güvenlik kar'ın elinden
reva mı vicdana çelişkilerden
gözyaşı kurusa zarın elinden
bugün neşeliyim keder kahrolsun
hüznüm karga şekeri kahrın elinden

şapkamda saklanan azrail

12
materyalist torba misali dolar
iner çıkar duba dehrin elinden
şehreminler şaşkın göçün yükünden
göçmenler apışmış şehrin elinden
kanalizasyondan deniz müşteki
atıklar taşıyan nehrin elinden
kimseyi şikayet etmem kendime
ayyaşın zurnası barın elinden
kardeşi kardeşe düşüren devran
esrara dolaşmış tavrın elinden
devlet adam olsa devlet adamı
ihsanı korurlar hayrın elinden
bu demde sözümüz buraya kadar
fasl-ı diğeri ahyarın elinden

mustafa özer

13
hamd u sena şükrü dua intiha
sonsuz şükür itibarın elinden
yürü yiğit yürü dağlar eğile
rüzgar dile gelse bağrın elinden
koç köroğlu gibi kavga kurmalı
kırmalı düşmanı kahrın elinden
kadı burhanettin tül gibi gökte
rahmet arar zülfikarın elinden
bayrama bahane nefinin başı
adı kaldı kalemkarın elinden

şapkamda saklanan azrail

14
al-i muhammed’dir hayatın sırrı
sırrını saçanın dindar elinden
kabuklu ceviz verse de yenmez
yılanlar sakınır zinhar elinden
kur’anı kabule girer mi dağlar
nasıl geldin çağa dağlar elinden
sokranır durursun bilge nefsine
rahmeti hürmettir sağlar elinden
düşüyle kavgalı döşüyle cengi
dengine acizi yağlar elinden
reise sorsalar uçacak olsan
patlar mı tekerin bulvar elinden
nolaydı avrupa türkün diyarı
kafir inadından küffar elinden
değer mi değmez mi kadri bilinmez
romaya dikilen mumlar elinden

mustafa özer

15
yeniçeri söyler savaş halini
terakki gelirse uyvar elinden
zamane sakatı zaman iskatı
makine kaskatı uygar elinden
koful büyük hücre küçük zaman dar
kaçmış o zamanlar zünnar elinden
padişah var padişaha benzemez
hepsi göçüp gider hünkar elinden
o yar civa gibi ağyar elinden
düşerse düşmesin o yar elinden
cem olup susalım mihraba karşı
ses verelim sese cabbar elinden
donatsın ruhunu alem çelengi
cenneti tadasın sagar elinden
cenneti seversen özgür sevapla
cehennem cevapla yanar elinden

şapkamda saklanan azrail

16
gönülden geleni tutarsa elin
dile gelecekler susar elinden
çabuta güvenip aleme çıkan
yüzünü kirletir astar elinden
votkayla sulanan papatyaları
moskofa çeviren pazar elinden
kaçgunlar elbette yurduna döner
havyarı tükenen hazar elinden
düşün düşman her gün pişman olmadan
al kılıcı dürrüşahvar elinden
sat alı satma kırı ille doru
ille doru doğru kulvar elinden
dorunun rengidir geninden gelen
gemini tutanlar suvar elinden
örümcek öğretir örgü örmeyi
istersen ilmine sunar elinden

mustafa özer

17
doğanın göğsünde örnek mebzuldür
vermeyi bilmeyen kısar elinden
kaside bitince şaire layık
kaleme dene ki yalvar elinden
bir hal var ki bugün keyfiyetimde
kemiyeti ihtimal doğar elinden
nice deve geçmez tünel yolundan
bilenin gönlüne sığar elinden
bir nice nekesin yankısı gelse
masum sabi meme sağar elinden
bir bebek beslemek anne üzerse
tavşanlar ne yapar zağar elinden
yeni bir bölüme açılmak üzre
açalım ganimet ağar elinden
elim elim dedim elin elinden
merhamet şükrüdür yağar elinden

şapkamda saklanan azrail

18
müzekker okunur çoğunda zamir
efemin emirler şalvar elinden
günahın koynunda zulmün içinde
dol karabakır dol avşar elinden
zaman bilgidir ki öğrenmen gerek
devran geçer vakit kaçar elinden
ceylan olma sakın avcılar tanır
arzuyla tıkanma uçar elinden
istek şendir nefse şerbet müstehcen
tekrarın tekrarı tekrar elinden
sevmek bir iptila ilacı işba
nabit olsa çiçek açar elinden
sarraf sanırsın kaba softayı
alabilirsen al inkar elinden
trafikte baş verir hem de her nezir
nasibi el verir ihbar elinden
biçersen göceği yaza komadan
körelen mevsimler bakar elinden

mustafa özer

19
meğer ki elinde duruyor kalem
derde derman olsun kurtar elinden
kimi ölçüm diyor kimisi reyting
maçı var kiminin kaçar elinden
cinsellik kiminin diline vurmuş
kimisi kudurmuş okşar elinden
kimisi önünden dertli biçare
ardına düşenler naçar elinden
terziye sipariş verdik kafayı
ütüledi kafa mastar elinden
cinayet işleme mumcu yaratıp
üstüne üstelik efkar elinden
üniversitenin onca kıymetli
hocalara kurşun sıkar elinden
dış düşman yaratan sen değil misin
düşmanlığa koma kurtar elinden
düşerse kurtaran çağdaş devletin
vatandaş imdadı tutar elinden

şapkamda saklanan azrail

20
işi fikir olan hoca haberci
işine fesat mı sokar elinden
elbette millete fitne sokanlar
köke nispet buket solar elinden
sanma ki katiller tacıdar olur
canını dilenir candar elinden
insanı ihya et insanı donat
ayna tutar sana mostar elinden
her şey geçer insan kalır yalnızca
geçmeyen demlerde settar elinden
bugün yine deli gönül efkarlı
efkarından tutmasalar elinden
başım öne düştü yıldızda gözüm
özüm sana düştü cabbar elinden
kakları kurutup astık direğe
hevenklerin zevki anbar elinden
herkes sakız çiğner çingene başka
ağıza ses verir çıtlar elinden

mustafa özer

21
çürük sakız gibi yapışıp kalan
mikrobun ölümü buhar elinden
hastalık gelmeden alsa randevu
güzünü yakalar bahar elinden
gevşek tutma kaçar elinden uçar
gör ki girmez ele tayyar elinden
şiiri fuzuli söyleme yazık
koç gibi başvurup haydar elinden
gözyaşın düşerken elmas olursa
sana taş atanlar yanar elinden
elimi açarak duaya durdum
avcumu dolduran yaşar elinden

şapkamda saklanan azrail

22
isteğim dileğim selam gülüme
deste deste tutar güller elinde
gönlümün içinde gönül iline
kafdağı göç eder yollar elinde
ilmimi unuttum şöyle biline
zümrütanka yanar küller elinde
eyvah gönül seyyah oldu kendine
şarkılar umunup diller elinde
mezmuru hurufi hurafe diye
marufum geliyor beller elinde
sonkapı diye umut kapını
çalsan açılır çınlar elinde
kürreler zerreler camide olsa
zevke göbek atar ziller elinde
telefon iletir herşeyi şimdi
enerji sonumut piller elinde
güller bölgesinin garibi olma
kimi ağlatırsın güller elinde

mustafa özer

23
ağlayan şeydadır sisler içinde
gonca-yı rana bülbüller elinde
gerçi ben seninle bir şey istemem
senden gayrı görmem gözler elinde
senceyi öğrendim türkçe unuttum
kuşdili istesen diller elinde
birikim tükendi varım dağıldı
avcunda toparla eller elinde
gözyaşı taşırıp afete verme
boğmasın garibi seller elinde
esma-yı hüsnaya nispet sendedir
rahim ol ruhuma ender elinde
arkada karanlık soğukluk korku
çıkarsan nuruna önler elinde
önünde aydınlık önderin olmuş
ardında güneşin enver elinde
allahın eli tüm eller üstü
anlamı kendinde derler elinde

şapkamda saklanan azrail

24
kulum ki borcumdan mesuliyetim var
borcun ödenirse akar elinde
borcu borca boğan tefeci derdi
neması süresi sıkar elinde
bankası borsası hele bakkalı
takıntı yaparak bıkar elinde
ne toprağa gübre ne ölüye sin
dört adamla yasin umar elinde
nice hanelere ecel gelince
vasiyet masiyet arar elinde
giden gider kalan sakin olmalı
vaziyet ederse zarar elinde
tekasür suresi destur veriyor
sonradan gidecek sorar elinde
övünmek içinse bunca meşekkat
bilim diye koca tomar elinde
ne doymaz muratmış nefs-i emmare
köpekten beteri çomar elinde

mustafa özer

25

özel bölüm
kin kimi demler var eyler ben'i
bencile bilenen iftiharın elinde
nefret ham armut gibi yutağa çöker
fert eyler beni iftiharın elinde
düşman kirpikleri ayrı kalsın korkudan
başıma bedel koyan iftiharın elinde
keyfiyyetime küfredene ilenirim
dostun cömertliği iftiharın elinde
buğzum var ahbese küffara yeter
sabrıma sığınan iftiharın elinde
kahrol düşman kahrol mezarın gözüm
leşini görünce iftiharın elinde
dilde nastır hakikat susmayacak
dilsiz şeytan gibi iftiharın elinde

şapkamda saklanan azrail

26

özel bölümün sonu
atımı bağladım iğde dalına
iğdeler açıyor duhter elinde
iğdenin elinden kurtar kendini
herkes ona tanık kokar elinde
iğde ye dediler derdine derman
rengine ressamı takar elinde
atıma bağladım iğde dalını
şaha kalkar kişner nazar elinde
iğde dallarına sarılan yılan
eşini çağırır sarar elinde
yollara parklara iğdeler dikin
iğdeler emindir hızar elinde
elinden gelirse bilgisayara
dilden mülhem niyaz özer elinde

mustafa özer

27
yaralı muhibbin yarası derin
hicran acısıyla tutar elini
sırrımı verecek yüreğe sığar
dertlere aşina kutlar elini
ne sıla hasreti gurbeti sever
ne gurbet sılaya sunar elini
ufak tefek taşlar atılmak için
öfke baldan tatlı tadar elini
hele ki sılanın minicik taşı
kayaya dönüşür açar elini
ne yazık taşlama harman zamanı
taşları yutarak kapar elini
kıl çadır önünde bozkır uzanır
yörük kalbi metin çapar elini
çaparlar gelini mukaddes diye
çırparlar evine susar elini
gevenle ardıçtır ateşe yakıt
dahası tezektir yakar elini

şapkamda saklanan azrail

28
dağlar başı çetin panoramiktir
gele gör içinde sınar elini
koyun ayrı derttir kuzu meleşir
karayel eğleşir sıkar elini
şehirde dinlenen dağda cinler var
ifsat etmek için ovar elini
şeytan salavata dayanmaz imiş
belirsiz iblis var duyar elini
ne zaman nerede seni düşünsem
arıtıp azade kılar elini
deli gönül delireli akılda
tırnakları mızrap çalar elini
gel gönül seninle sohbet edelim
uzatır kolunu katar elini
yürek mi dayanır arifan olsa
dil verir hamuşa duyar elini
beni memnun etti dostluğun tadı
murat olmasaydı burar elini

mustafa özer

29
misali serçeyse sohbeti açan
gündemin seyrine uçar elini
muhabbet canana canı teslimdir
cömertlik şanında açar elini
akla yüklenirse onun olmayan
sonunda ser verir biçer elini
dilsiz olsam yine dilim söylenir
dilim dilim diler söyler elini
bende baktım felek dilek tutmuyor
içimi boşalttım aşar elini
aşar da aşınmaz sohbet hasreti
nerde olsa bulur basar elini
mevsimler gönenir çocuğum sanki
içim pırıl pırıl parlar elini
pırlanta kıymeti oksijen etmez
bir nefes sağlığa sağlar elini
necabet icabet insana gerek
nerde hasta gelse sığar elini

şapkamda saklanan azrail

30
insandan sıtkını sıyırsa şeytan
mazurdur tutacak zinhar elini
doğadan elini gözünü çekme
çekersen müstahsen hasar elini
hoşca bak zatına diyor şeyh galib
alemi merkezde tutar elini
kazadan kaçarak kadere varan
bayıra gelince uzar elini
uzasan çekinik olsan hep aynı
korkuların derin kazar elini
yaranın yakının gelir karşına
önce tekbir alır bağlar elini
helallik verirse ne mutlu sana
vermeyince dili dağlar elini

mustafa özer

31
geline bak gergin derdine bakma
kızılca kınalar yakar eline
damat gelin olmuş dumanlı başı
bu da geçer ya hu yazar eline
kaygılar ödemez oluşan borcu
boz bulanık duygu bozar eline
davete herkesi çağırmak olmaz
kimi nara çeker sızar eline
kimi küfeliktir kimisi obur
homurdanır durur kızar eline
kimi nanemolla yemek beğenmez
kimisi sintirdir yazar eline
aptal olur şapşal olur aç kalır
sunturlu vebali çizer eline
davet deyip geçme uygarlık orda
sınıf sınıf kucak açar eline
halk içinde bir nesne var itibar
devamı oldukça tekrar eline

şapkamda saklanan azrail

32
itibardan yağmur yağsa istemez
itibardan yokluk yağar eline
gördüğünden geri kalmamak için
gölleri mayalar çalar eline
aptal desen yazık olur aptala
müptela olunca nazar eline
yazık desen kim kızmaz ki kazığa
götürsen satılmaz pazar eline
yarısı feodal yarısı yarım
gelecek zamanda yarar eline
şimdiki zamanın elit kadrosu
dili radyo gözü radar eline
uzayda eylemler teknik sonuçtur
devamında yıldız kayar eline
yıldız kaymasından dilek tutarsan
yıldız kadar iblis tutar eline

mustafa özer

33
çalış kazan gökte yıldıza kadar
ekmek kadar köfte mezar eline
sonsuzu kurcala maddeyi anla
mahluku incele tozar eline
hamdolsun esma-ül hüsna ayırır
kayırır kulunu boyar eline
açlık vermiş adem tokluk peşinde
varlığı nedamet yoklar eline
yalan dünya gerçek eksen bulmadan
yalandan dönecek çoklar eline
ilim malum ise tahsili nice
niye kaslar gergin oklar eline
eline beline diline sahip olursan
cumhur başkanısın esrar eline
sevgilim şiiri nasihat alma
koyarlar tabuta murdar eline
yaşayan ölüler utanmaz imiş
usanmazlar imiş şaşar eline

şapkamda saklanan azrail

34
dahası varlığa acı vererek
tacidar olurmuş korkar eline
verdiği acılar varlık nedeni
bütün felsefesi zarar eline
felsefe bilgisi benim gözlemim
olmayan kafalar ısrar eline
elimiz beynimiz paralel durur
kudursun it kafir ikrar eline
devran dev adım kafilelerle
ekran ekran rengi açar eline
ya rab hazan dönsün bahar içinde
avuç avuç hüzün bakar eline
alışkanlıklardan mahfuzet ya rabb
biricik ruhumu tekrar eline
meğer sürçü lisan isteği halmiş
isteyen utanmaz settar eline
ne istem ne sitem elemsiz değil
emel içre elem tekrarı elin

mustafa özer

35
sonsuz fonksiyonlar sonsuz aksiyon
frekansı nasda tekrarı elin
elinde üflenen elimdeki ruh
canandan dönen tekrarı elin
eşeğin başına güzel göz koyan
engerek gözüyle tekrarı elin
halkalar çizgiler benzer üçgenler
karede köşeler tekrarı elin
elinden tekrarı bıraksan olmaz
hepsi takdirdedir tekrarı elin
ısılışır narındır aşkın ateşi
ışılışır nurundur etvarı elin
hitam buldu şiir divan içinden
hiçbiri benzemez civarı elin
kimseye yaranmak derdimiz yoktur
kirpiden yumşaktır gülzarı elin
hamdolsun dostları aşina kıldın
derdine aşina edvarı elin
kimseden şikayet işitmiyoruz

şapkamda saklanan azrail

36
elimiz üstünde dururken elin

mustafa özer

37
özlem gününe destan

şapkamda saklanan azrail

38

mustafa özer

39
Öykü yazmak ozana zor geldi
Bu şiiri öykü olarak kurmuştum. Ama... Şimdi gördüm ki
şiire döndü. Düzenledim ve destan yaptım. Sürekli
yargılama olarak kurduğum şiir sanatı dünyamı, “garda
bir kış gecesi” ile tam ortaya koyamamıştım. Bu şiirle daha
belirgin örneklediğimi sanıyorum.
Sürekli yargılama üstüne kuramsal eğilmenin ve
açılımının gereğini bu düzeyde daha çok duydum.

Özer . 03.11.975

şapkamda saklanan azrail

40

mustafa özer

41
ÖZLEM GÜNÜNE DESTAN
sabah var akşam için
akşam var destan için

şapkamda saklanan azrail

42
bahar özlemiyle
düşler içinde devinen
devliğe yenilen bu başım
sonbahar postasıdır
sokak ortasında kalışım
yenikliğin uzantısı bu sonbahar
uzar durur uzar durur özleme

mustafa özer

43
bir yankıydı bir umuttu sevi
yüreğimi kavurtan
cama yakın nar ağaçları altında
unutulan bir yalandı
özlem olan bu destan

şapkamda saklanan azrail

44

ÖNÇAĞ ÖZLEMİ: Pazartesi

kışın içinde yaza akışın “ülfeti” için
ver bir eline güneşi koysunlar
sonbahar ağlasın yar aldırma
yar bahar yarım bahar saran
damarlarından sararan sonbahar
muştu olmaktan kırılan
kuş dallarından gelen mektuplar içindesin
içimdesin ama
bu yanın umut ayın karışık
sarmaşık olup saran duyarlık
çay bahçesinde gelin pazarı
bu yanı sarı
deve yıkan sarılık gözlerde kuşku
keşke
kızaklar yürüse çocuklar gibi sıcak
bıçak serinliği deli sonbahar

mustafa özer

45
yosmalar uçuşuyor asmalardan
masama geldi biri karanlık
başlar üstünde tutamadım yazık
yoldum umutlarını yarım yamalak
faiz yiyen Müslüman’dı kalan sonbahar
masadan kaldırdım kolumu şarjör düzeyine
gözlerimi koydum masa düşmeden
yine gördüm onlardı yarın
sonları
sonlarıydı onların

şapkamda saklanan azrail

46
para-tura zevkiydi
tutup tutup kovduğum
kentli yanışıydı çekmeden yanan
çektim ceket edip omuzlarıma dek
duman olan yanı yüreksiz yapıları
kustum parmaklarımdan sonbaharı
ayaklarım ufuklar gibi
sonbahar içindeyim
geleceklere

mustafa özer

47
düştüm kalktım bu sokaklarda
bu yolları tanırım insanları
kedi yavrularının teneke seslerinde
bilin ki gözlerim var
gözlerim bu sokakta yanar
aydınlanmaz aydınlatır sokak feneri gözlerim
sigara artıklarını toplarken
kaç kez ezdim ayak uçlarında onurumu
sürüneni kurtardım dudaklarımla
kapı tokmakları saydım
düşüp kaldığım bu sokaklarda
tükettim soluğumu

şapkamda saklanan azrail

48
susan posta kutuları saf tutar
baharı bekleyen yüreklere
paslı kilitler vurulur
dillerine mektupların
beynimi indirdim ellerime
ellerim yürek gibi sıcak
ellerim düşünür
posta kutuları içindeyim
zafere susayan
tozları kovalayan
yalınkat kutularda
ellerim üşür

mustafa özer

49
çektim çıktım dünyadan
kapadım kapıları
toz içinde uzandığım yerlerde
bu kahveler boş
televizyon yalandı
yollar oyalar
sinemalar kapalı
tarih olan bu yerde
yontular yeni sürgün içinde
köşeler yitik
dönemeçler yoktu
uzanamadım yazık olan yanıma
ceplerim uzak
çok çok uzak
ne renkti varlık ne de ses
dünya boş değildi
yerinde yoktu ozanlı dünya

şapkamda saklanan azrail

50
gözlerimden terledim umutları
yeniledim ellerimi bakır çiçeklerine
sıla büyüklüğünce sızdım
boş duran kutulara
o yana kaçtı gözlerim bu yana
yandı ellerim çalındı
düşünen elleri
kaldı insanlığa

mustafa özer

51

DURGUN ÇAĞ ÖZLEMİ: Salı

uyku nedir bilmeyen başın
sabahı yolan saçlarını
yalnız yastığım bilir
-zaman dokunan yastığım-
hep ilmeğine bir düş gömer
hıçkırır ozandan yüce
bilince giden bu yolda
dirilen yolculuğu
suskunluğu derin
derinleri söyletir
söyletir geceleri

şapkamda saklanan azrail

52
sabah oldu kararan gözlerimde
sılacasına sargın kurşun döküldü
başımı kaldırıyorum ellerimde
kalkıyor örtüler günün üstüne
cam yiyor gözlerim
gözlüyor sokağını

mustafa özer

53
işçiler öksürüyor işçiler
avuçlarında açıyorlar gözlerini
can veriyorlar yüreklerine
okşamıyor evreni gözleri
cüzzamlı yaşamları
kovulan duygularında
ele gelen işleri
yeni makaslar açıyor trenlere
uzaklara gidiyor işçiler
mektup derinliğine yaklaşıyor

şapkamda saklanan azrail

54
postacılar saçlarından tınlıyor
ulaşıyor gözleri
mors olan ellerine
yanıyor sarı umutlar
postacılar kaldırımlar
kaldırımlar postacılar
gözlerim yiyor camları
onları gözlüyorum

mustafa özer

55
ağaçlar soyuldu bahardan
umutlar eksik değil damarlarında
ölümsüzü severim yani ağaçları
yeni güne uyanan umutları

şapkamda saklanan azrail

56
girdim çingene çuvallarına
geceleri çöplük devirdim
artıkları umuttur artık
yeni çağ başlıyor
akşam devirdiğimiz çöplükten
sabah umudu aradım
naylon tabaklar gibi yuvarlanan
umut oldum doldurdum çuvalları
çuvallar mutlu
yürüdüler
çingene düşleriyle ışıltılar geceyi
umudu düşlediler gittiler

mustafa özer

57
sütçü bisikleti işletir
bayıra vurulan güne güneş yükselir

şapkamda saklanan azrail

58

açtım göz kilitlerini yöneldim yeni güne
geçtim onlardan kuduran duygularla
bağrımı tutuyordum çatlarım (belki) diye
boşluk doluydu yönler
doldurdum boşlukları
basamaklarda izlerimi dondurdum
unutup dünü beni çağırdım
doldurdum yüreğime öylece yürüdüm güne
geçtim onlar içine
basamaklar var mıydı ben var mıydım bilmiyorum
antre vardı kutular vardı dünkü kutular
sıra sıra sustular

mustafa özer

59
yılanın korktuğu dünya
dün yalan doluydu donatımlı
geometri kıstırdı dünyanın varlığını
tahtaları kıstırdı kıymık uçlarına
sustu geometri
iş bilmediğini bitişe geldiğini duydu
dizi dizi suskunluk oldu antre
sonra kapılar kapandı evlerden evler sustu
dönen boşluk ve boşalan zemberek içindeyim
gürüldeyen gözlerim sustu
duvarlar yaklaştılar, yaklaştılar sustular
yar susmayan sen kaldın
bana yakın
yerlerini yar bir yerlere
susuyorlar yokluklarına
gökler tükendi gözlerimde
suskunluğum yanıyor duman sarıyor
umutları yalıtan bir duman
yalıyordu gözlerimi gözlerim yanıyordu
tutamladım çare diye saçlarımı
ellerim yandı susan duygularımdan
sevdalar boşandı
ateşler sustu alnımın aklığında
aklığımdan utandım

şapkamda saklanan azrail

60

TAZE ÇAĞ ÖZLEMİ: Perşembe

karadayım
kara sana da yeter diyorlar
bir kir birikir
kapitaldir
ürün gelir ürün karada ürün kir
yağmacılar birikir
kurban bayramı gelmeden meleyen
insandır İsmail’i bilmeyen
resim çekiyordu
boşluğa durmuş varlıkları
çekiyordu
fare çevikliğince
çekiyordu
ahın ahestesinden

mustafa özer

61
karadakiler rozet gibi değil
yakama sarılıyorlar
hıncımdan alacaklılar
rozet gibi değil bu kez
yabancıyım arkadaş sana olduğum kadar
kentten sorma kaçak soluk alıyorum
duyasın diye bağırmıyorum
yanıyorum, yanıyorum
rafine yağlar içinde
bir el tutuyor beni
boğazımdan
hıçkırıyorum
ahların piç kurularının aralarında

şapkamda saklanan azrail

62
yağmur ıslak ıslak esniyor
cump!.. cump!.. düşüyordu kendine
Selçuk çarşıları
Osmanlı çarşıları
sudan yapılıyordu
toprak
solucan yumuşaklığınca ıslak
duygular uslanmadı
kandı gökyüzü yağdı durmadan
kanmadım yıldızın yağmasına

mustafa özer

63
balık parlaklıklarında kalabalık
ayaklarından utanan cennet kuşları
ceylanları bağlamışlar boynuzlarından
gün kemirtiyorlar aşk diye
kalaycı kalçaları dövüyor
bilmem kaç mumluk türbeler
meyhane köşeleriyle diş dişe
şemseli sebiller
panzer sesleri
bu yinelenen gün sayılar içinde
dökülüyor lime lime
kimliğime dönüyorum

şapkamda saklanan azrail

64
yağmur iniyor burnumun üstüne
koşuyorum
fok balığı taşıyor dünyayı
ekmek dilenmek için
koşuyorum
sular aşıyor kunduralarımı
çorapsız ayaklarımı dinliyorum
telefon kamaralarında
kameralar vurulmuş durağan durağan zaman
camları kırılmış
beni görmediler
elleri yoktu onların beklediler
kamçılanıyordum
ellerimi seviyordum
görmüyordu gürültüler beni
koşuyordum gürültümün içinde
içimden ben fışkırıyordum
sevmek neyi diye soruyordum
ekmekse somunu gördüm
pencere önünde saksı ninenin
solmuş perdelerin silik sesiyle
“abi” dediler duydum
durduramadım ayaklarımı ses düştü yere
ıslandı direnç renkleri
küçük sesleri
paspas yaptım sildim ayaklarımı
beni tanıyasın diye

mustafa özer

65
“gün batar” kuş yuvalarında
yoğunluğum azdır yaşamdan
yaşam şaşkınlık içinde batar
batmaz içimde devliğim
antrede mermer serinliği vardı
sevgili göğüsleri atmıyordu damarlarında
serinlikten ürperdim
görmedim toz içinde
posta kutuları
içimde boştu

şapkamda saklanan azrail

66

UZAY ÇAĞINA YAKIN ÇAĞ
ÖZLEMİ: Cuma

yasalar
masalar üstü kalaylı tepsilerde
oynar zil neşesiyle
paralar basılır
zil alınlarına
takma kirpiklerin gerisinden gelen
Nedim’i Şeyda
tel kırar tanburunda
sayesinde özlemlerin yüzsüzlüğü
aynalarda büyüyen
kambur lüx lambalarında
eğrilen balıkgözü gözünü mü?
üveyikler sözle vurulur
kalem en alımsız yerinden donar
yasalar kurulur

mustafa özer

67
kara gözlük taktım
fotür taktım
kafamı nerde bıraktım
biliyorum
sürüt geçti ulusun üstüne
yeşersin diye donlarına
kedileri ortak olmazdı
kendinden olmayana

şapkamda saklanan azrail

68
persa polis doğu yozluğu
antik zaman bozukluğu
çiçekler
ah o boyunlardaki lale ne incedir
kırılmış görünmezliği
İngiliz gemileriyle taşınan
Çanakkale şehidi
varılmaz bir diyarın bekçisidir

mustafa özer

69
papirüs vardı Sezar’ın aşkı vardı
ceylan derilerine
nameler döşendi diyarlar
kundurasızdı Sezar
Kleopatra şapkasız
nameler vardı yazısız oysa
at sırtlarına vurulmuş yağızlık
heybelerde kavuşturur sevgileri

şapkamda saklanan azrail

70

tatar bekliyorum postadan kestim umudu
toplar dökülüyor
yollara hoşi çivisi
yollar kalkıyor
tarih yalanlanıyor
eskiden de yalandı tarih

mustafa özer

71
kale kapılarına vardım
kan kızılı aşklar içinde kale
kalem soktum kurşun yarasına
kurtuluş için besteler kurdum
özlem içinde
yoruldum
beklemekten
burçlarından karardım
güllerini yoldum güneşin
büründüm bu geceyi

şapkamda saklanan azrail

72
romatizmal sancılar gibi
ısıtmak geldi diz kapaklarını
tortop oldum
göğsümde ezdim
sabah ışıklarını
yılan ıslıklarına yordum
yılanlar emiyor yüreğimi

mustafa özer

73

UZAY ÇAĞINA DAHA DA YAKIN
ÇAĞIN ÖZLEMİ: Pazar

sancı çektiren dinamit lokumlarını
kravatlayıp boynuma taktım
fakülte koridorlarında
İsa’ya taptım bile bile
nice boz tüyler yoldum ense kökünden
bıktım
bıraktım
yerlere yayışan cumhuriyete
abandım adımı yazdım yerlere

şapkamda saklanan azrail

74
rüzgarların en sıcağı
saçağından dökülür
çöller uzanır develer boz bulanık
gözlerinden
hörgüçlerinden tepeleri yürütür
develer yürür
kumlar ayaklanır ayaklarından
dua demeti olan vahalar
seleleriyle devrilir apansız
biraz kalmış yaşamak
rüzgarın en sıcağına
yazgıda kalmış

mustafa özer

75
bir bardak suda yakıyorlar
yüreğini
ki genleşiyor yandıkça
ve genleşiyor dondukça
duyan yerlerim et değil sızlıyor
dondukça yüreğine
aşk kini doldurdukça
gözlerim kedi gözleriyle özdeş
saat saat yürüyor
büyümek dürülüyor
göbek bağlantıma

şapkamda saklanan azrail

76
duyan yerlerimi filizken
yasladım off on radyo taşlarına
kapadılar açtılar
çocuk donlarıyla dolu yöremiz
yönümüz belgesiz o denli
yada o kadar diyorum
o kadar
vurulan benim gavurluğum ayakta
biçimler bulandıkça gözlerimde
eritirim
pınarlardan ummanları

mustafa özer

77
sükutun en uzanılmaz ucunda
dondum
boş kalan ellerimle
uyarılmayan
yargısız durmayan dillerimle
posta kutusuna yazdım
alçaklığımı
çağırdın gavur duygularımı
beni vurdun
kör makasla boz tüylerimi
tarazladın mı sandın
bunu ben yaptım
sen yavrum sen günahtan da yoksun kaldın
kadındı adın yayışan kent

şapkamda saklanan azrail

78
bugünde biterse bu hafta
her hafta gibi benzeriyle asırlar
sürerse yokluğuna
neylerim
tunç gibi tınlayan balyoz düşüncelerde
yar açısıyla rüzgar olurum
seni beklerim

mustafa özer

79
yar yalvarmak Nedim’e
fuzuli beklemek olur
yar ben başkayım anla
başka söylerim başkayı
anla
baki oldun mu devlet
eğer öyleyse beklet asırları
oysa kaza okları biraz da ben olduğumu
anlat yara
ey yaylanan dünyanın umutları
anlatın bunları
yara ve onlara
ben başkalarına değilim
başkalığım onlara
yar ben başkayım anla
gönder kalemlerini mektupla
ya gel artık mektuptan önce
umudum tükenmeden
yar
ben
bir umut
unutulan bir umudum

şapkamda saklanan azrail

80
yar yaz yaradan aşkına
adını
beni
yeni iyi yeni gibi
yeniyi yeniden
en iyi eyleyip yeniyi
yenikliği döndürüp
yaz
yeter de yeter
mektup yaşamaklığım
ben hasret içre
yaz
-doydum canıma-
ben olamadığım dünyama
yaz
nolur bahar istemiyorum
mektuplaşan ömrümü
yaz
bekliyorum
boş kutuları
yani
bu destanın alnı açık bir yerinden
seni anıtladım
ayıkladım benliğimden
sonraları geçmişleri
geçtim tabutlukları
geçtim
kokularla sanrıları
uyut bir çocuk arabasında
sanıları ve sanlıları çoktandır bilme

mustafa özer

81
seni sevdiğimi söylüyorum
ey büyük umut
bugün
en büyüksün
dosttan umuttan hoştandır
çoktandır
yırtılan yakalarını topluyordum
dünün putlarından
ayıklıyordum seni
destan olasın diye
pazar günüydü ve umut ölüydü
mektup gömülü günlerin bilançosu
donma noktasına
yada yüreğin dayanma noktasına geldiği
günün ardından girdim
pazardı bir yanı
bir yanım pazartesi gözleyen
yada cumadan kaçmış gibi
pazara kilise gömülüyordu
orgluyordu zaman
mum kokuyordu
şarap
insan eti gibi durgun
İsa eti gibi cansız

şapkamda saklanan azrail

82
yudumlanıyordu uyuzluğu küfrün
garların ardında dünya külçesi
diğer pazarlar gibi paslı Pazar işte
güne
güneşe
güneşe uzandıysam – ki öyleyim-
bana
pazar bir kelepçedir

mustafa özer

83
PAZAR UZANTISI

utanıyorum sokaklardan
korkular enikliyor yüreğimin sağ karıncığına
sağlamak nasıl olur diyorum
insanı
insan sömürüyorsa
yaratmak bakır çalığı yeşili
kaçamak yaşıyorum

şapkamda saklanan azrail

84
tatil direkleri saplanmış
bürokrat kasıklarına
ay ucunda asılmış yıldızlardan
tutak yapıyorum tutsaklığımı
ses tellerimi kırıyorum
gün bitsin istiyorum
trik trak pis geceleri
sen solumayasın diye
avuçluyorum

mustafa özer

85
gazeteler uzanmış kelimelerine
sele serpe kadınlar
plaj içinde gün ah çekiyor
geceyle sen geliyorsun
“bak işte bu dünya”
“bak işte”
“bak”
ne kadar küçükmüş civciv iştihamıza
azar oyar acılar
azar bir gün
biliyorum
pazar biter biter pazarlar
tanıklarım yalanlanırsa
biter bir gün
yaşamak

şapkamda saklanan azrail

86
naylondan güllerine bu dünyanın
tül perdelerine
izmarit yeter
bir çekimlik yanmak olsun ucundan

mustafa özer

87
ayakkabılarıma yeni bir bağ aldım
seni beklesin diye
posta kutularına
yeni ayaklar bağladım
umutlarıma

şapkamda saklanan azrail

88
HER CUMA UZANTISI

gel ey tuzlu yaralara kayrasıya kıyan
gel ey beni çağıran bağış
gel ey çıldırmak kadar kutsal
gel ey “EY” sesimi anlayan yürek
gel artık
dergahımdan
posta kutularına

mustafa özer

89

FRAGMENT (ÖZLEM GÜNÜ)

ak tavşanlar kaçar boğuk sesler içinde
kara gözlü tüfekler konuşur soğuk sesler içinde
vururlar acımasız vururlar acılar içinde yanan
yangın hane yürekleri soğuk sesler içinde

şapkamda saklanan azrail

90
kar yağar iliklerine dek tavşanların
dağ vurmak için tavşan izlenir
bu akşam dönmez dağlar
dağlar içimde gizlenir

mustafa özer

91
ellerim bir avuç soğuk
ellerim bir avuç titremedir
ellerim kırılası ellerim
ellerim ne demedir
demir yürek önünde

şapkamda saklanan azrail

92
dağ sakladım koynuma
aranmayın vurmak için ozanı
ben burdayım
yüreğim burada

mustafa özer

93
tüm yasalarını toplayın yalanların
suçlayın beni
suçlarım ağırsa cezanızdan
acıyın kendinize doğruları bağlayın

şapkamda saklanan azrail

94
ve siz dost yasaları
dosyalar tutun yürüyüşüme
çünkü korktuğunuz dün gibi
bir gün ben geliyorum

mustafa özer

95
yüreğim burda dedim burada
kolunuzdan arınan
masanıza yaban
duvarlarınızı bileyen
ceplerinizde akrep olan
yüreğim burda dedim burada
saatleyin

şapkamda saklanan azrail

96
her namus sabahında uyanır kuşlar
savaşlar içinde kanatları
gözlerim asırlardır yanar
bu özlem kuşlarının ayaklarında

mustafa özer

97
bir şalter indi yüreğimde
seni araladı
arınan sevi yaraladı
direnç tellerimi

şapkamda saklanan azrail

98
posta kutuları duvar aşkıma
yasladım sözlerimi al yuvarlara
bu söz sır sırtımda
sırılsıklam kambur
yay gerilir durur

mustafa özer

99
sevgili gelmese düşün dudağına
kar ayakları öpmek uğruna
lanet renkleri bulutlar altında kalır
kara toprak dudağım

şapkamda saklanan azrail

100

söyle sevgili sen mi sığındın o lanet kül yığınına
o mu kıskandı kaptı seni
bilmez misin aşkın ateşler aştığını
ve benden neler aldığına
nasıl kaparsın göz açtığını

mustafa özer

101
ve sen bora kıldın kimliğimi
adını saklama bulutların koynuna
eserim bundan böyle seni arıtmak için
damıtmak için örtülerinden

şapkamda saklanan azrail

102

gönül gözlüm beni bil gönül gözlüm beni bil
yerindirme bulutlara
kaçırma ayaklarını dudaklarımdan

mustafa özer

103

ÖZLEM GÜNÜNE DESTAN’A EK

sanma sunum ayrıdır destan için
ayrılığın izdüşümü söyletir destan için
portatif ses değildir yastan ağır bu destan
dosttan ayrılığı sesler bu destan
ve sesi sevgilinin bende söylenir
anca kanca olunca böyle söylenir
senin için destan senin için
sözlü destan sevin için

şapkamda saklanan azrail

104

kambur gibi sırtımda uyudum sultan oldum sözlerime
türk illerinde otlarcasına ezilen gözlerime
kan kusturdum parmaklarıma
destan bıraktım dudaklarıma
gözlerine yaslandım da mutlandım
kaçsan da atlasların dışına kolum kanadım
benden öte yol yoktur seni ufuklandım hem
göz yaşların yol kesip yücelirken

mustafa özer

105
granit bir ses koydum sanat formuna
bulantılar içinde kıvranan sanat sanatoryumuna
atomdan bücür korkuların inmesine engel için
korkusundan baş kaldıran korkulara engel için
ses dolu bengisu sözlerim
ışıktan daha hafif yunus düşen sözlerim
oğuzdan orhundan korkut’a geldi
yunustan yoksunu korkuta geldi

şapkamda saklanan azrail

106

sözüm göz mitralyözünde kaç kez engerek olur
kezlenir acılar tökezlenir tombul duygular

yol yitiren mendirek olur

bu çağda sen ben ve acılar acı içinde
firavunu nemrutu sundular acı içinde

mustafa özer

107
bu destan özlem içre beklenen anlar
ozanları özlem içre bekleyen anlar
beklenen anlar canlanır özlem kapılarında
beklemek yıldızlara özlem kapılarında
bırakın can vermek benimle yaşasın
bırakın yıldızlar içimde boşalsın
burak sırtları sıcak gönlüm ondan sıcak can verirken
irkilen evrende can kalmaz sevi gelirken
inmeden kara kafesler gök süremine
bahar olsun ellerine sevgilim bahar olan ellerine
sesini toplardamarlarımda duydum
savaştan yoksun barıştan uzak bu destanla doldum

şapkamda saklanan azrail

108
posta posta umutlarım enginleşir
enginler gözlerimde eğleşir
ıhlamur eğilir de eğilir önümde
yıkar kokularını baygın gönlümde
istektir bu varılır mı sonuna
bilinmez acılar nerden gelir yarına
yârâna yarına ne sağlar
bir gün anlarsın nasıl dirilir sağlar
diyor içim her an ölünür
gözler kapanmadan ölünür
seni sevdim seni öldüm
ölerek ölümü ikiye böldüm

mustafa özer

109
sesim sevgim varırsa bir gün
bekletme beni gün gün
aldığım acın olsun yeter
almak acıdan beter
adanmaz gönül yakılmadan
yalın kervan nasıl yürür yıkılmadan
hayal sokaklarıyla gelmek
için kaynıyor içimde ölmek

şapkamda saklanan azrail

110
ıslık çalıyorum yılan gibi saçların örülüyor
varolmak bu çağ içre suç görülüyor
savaşım saat içinde nicedir
turnalar da söylemiyor için nicedir
turnalar de vurulur yuvasında
benim gibi destan yuvasında
paralanır istakoz kıskacında
soğuk sancıların en kıskancında
göndere çektim acı duyguları göz diye
eskittik yeni diyarı eski söz diye

mustafa özer

111
ahımdır postakutusu beklemelere
bitmeden başlayan beklemelere
ulus adına besmeledir iletim
iletimden beklenen benim
karınca varınca getirdim beni
yiten destandan getirdim beni
sonra postayı anlatırım anlarsan beni
nasıl sevdiğimi anlarsın ne beklediğimi
ben kim destan kim
ben seni sevdim

şapkamda saklanan azrail

112
meltem içre yontulan boraların
saçlarımda kıvrılan yorgunluğu
özlemlerimi savurur
hoyrat düşler içinde kefen aklığına dirilen
devliğine yenilen başım
sonbahar postalarında vurulur
sırtımda zıpkın yenikliği
sonbahar bu sararan son bahar
van gogh saksılarında sunulur
ve ozan öldüren sabırla sargın
yangın yankısı sarılığında
uzar durur uzar durur durur

mustafa özer

113

özlem

yankıydı serencamıyla sevi
yakın yakın nar ağaçlarıyla cama yaslanan
ayaklarını getiren bu destan
nar şıvgası kirpiklerinde kırılmadık maske kalmadı
sözden soyutlandın kaytan yüzümü
yalın ayak yürüdüğüm sevaptan
yörüngemi kurdun tek bir’i getiren
camlarda dökülen yalanları
yakarım bu akışan sanattan
danseden kelimeleri dudaklarımda sevin
siz tüm nar ağaçları gelin arkamdan
bu eşikten arkamıza bakmadan

şapkamda saklanan azrail

114

gelin

potin adımlarla sözlerime bağlısın
yumşak uykularını kapat gözlerine
destan açılsın
ağrı dağdan daha büyük yüreğimde gönenir
açamam sensiz yüreğimi kelimelere
gel ki dağlar aşılsın
çağ önceleri de görmedi benim çeyrek çağımı
kimi mecnun kimi kerem oldular yakıldılar
ya beni kimler anlasın
oysa açıklanmaz bir yabancılık var
çitlerinde doğanın
ve destanın

mustafa özer

115
medine yaz yemen bahar akış içinde yar
içinde kumsal çıngıraklar yürür
yürütür aşkında çölleri
var bir eline gölgemi koysunlar güneşten ağır
güneş ağıtında yankılarsın
yakarsın aşkında gölgeleri
yar bahar yarım bahar bir elin
bana dönmeyen gemileri neyleyim
dinleyip de yolları
beyaz üstüne anıt bu kar
okyanuslar buhar oldu
beklemekten gözleri

şapkamda saklanan azrail

116

saran

damarlarından sararan sonbaharda
muştu olmaktan kırılan kader
dondu kuş dallarında
sese sığmayan vahalar kaldı
amansız dilim içinde
durdu yokuşlarında
küfür işlenir kuşkularında
içlenir buğu bulanık genler
çözülmez coşkularında
ozan öldüren durgun surlar dışına
vur darmadağın savur beni
yasak yaşamaklarda

mustafa özer

117

umut

yürüyor çocuklar gibi sıcak
bıçak serinliğinde
ölümün bestesi
karabasan yollar izledim rüyalarında
yüzyüze gizledim kendimi
nesim ertesi
yine bir umuttur yanar gönül koridorunda
masalarda unutsam gülmeleri
açar yarin gülmesi
umut anları çizgidir çeker canları
cinnet çukurundan
umut gülümsemesi

şapkamda saklanan azrail

118
gül açan gözlerin evren açar ellerime
engin ufkun mecnun çölünde
susar dilim cevrine
akşam patikası kuşüzümlerinde
serin serin esner
sevgine
canhıraş duyarlığı derinden duyan
doğa tozan yorgunluğum çekilir
sineme
sevgin dolu güneş gönenir sınırlarında
sana varan bu yolda kalmıyor parmaklarım

mustafa özer

119

üssüm

özgür ışılışır gözlerin
özgün düşünce taşır gözün
şahdamarında
esmer akşam o gündü yakan
beni buna bırakan
buğday haramında
ey uçuk pembeyle gelen akşam ufku
öp beni ellerimden arıt
bakmadan yıldızıma
gece kunduralarında ezildim
gölgesiz kalan benim
bil ki bahtında

şapkamda saklanan azrail

120

sonum

eğil salkım saçak ezgilerime
kaldır günahımı serendipten
acıkan duyarlığında
sesin sersin günahlarını
gel desin çıldırmak ilmiğine
traje varlığında
sim sevaplar mevsimi toplayıp
tövbe çiçeklerinden gencecik
cennet aklığında
üssüm sensin üssüm sensin üssüm sen
giden sensin gelen sensin sesim sen
ozanlığımda

mustafa özer

121
ak tavşanlar kaçar boğuk sesler içinde
kara gözlü tüfekler konuşur soğuk sesler içinde
vururlar acımasız vururlar acılar içinde yanan
yangınhane yürekleri soğuk sesler içinde
kar yağar iliklerine dek tavşanların
dağ vurmak için tavşan izlenir
bu akşam dönemez dağlar
dağlar içimde gizlenir
ellerim bir avuç soğuk
ellerim bir avuç titremedir
kaçan selvilerin konuğu olduk
geceler gizlenmez ikimizden
dağ sakladım koynuma
özlem yastığına yaslanan dağlar
yıldız yoldaşı evren özetler
oluk oluk kanayan dağlar

şapkamda saklanan azrail

122
aranmayın vurmak için ozanı
ben buradayım
yüreğim burada
vurgun yüreğim
tüm yasalarını toplayın yalanların
suçlayın beni
suçlarım ağırsa cezanızdan
ağlayın dostlarım ağlayın
dost yasa tanımaz oysa
dosyalar tutun yürüyüşüme
korktuğunuz dünkü destandan
ufku ağartan ben geliyorum
yüreğim burada dedim burada
kolunuzda masanızda size yaban
ceplerinizi korkutan
saatlayın

mustafa özer

123
her namus sabahında uyanır kuşlar
savaşlar içinde kanatları
gözlerim asırlardır yanar
bu özlem kuşlarının ayaklarında
bir şalter indi yüreğimde
ansızın araladı gecemi
elinizde kalan sevgi yaraladı
direnç tellerimi
sevgi esrar salındırır zaman içinde
esrar söylemez ozan zaman içinde
yas gelir bugün posta posta
dayanmak gerekir uzun zaman içinde
sayılar tükendi akşam sularında
yasladım geceyi nabzıma
sırılsıklam oldum sırdan
sürüklendim şiire

şapkamda saklanan azrail

124
tanbur burukluğu destan söylerim
korku bilmez gömlek içinde
kollarım sıvalı
acıları çekmek için bileklerimde
kabadayı sözlerimden dişlerim yıldı
yılmadı göz ağrısına
acıdan yana özlemler çoğul
yandı yüreğim
lanet renkli bulutlar altında
kara toprak dudağım
kar ayakları öpmek uğruna
düşün dudağında
söyle sen mi sığındın lanet kül yığınına
o mu kaptı kıskandı benden
nelerden geçtim ne acılardan
bil ki sevin yüzünden

mustafa özer

125

ara

anadolu sürgünü ozanlığım
ne seni unutur
cıvıl cıvıl çay bahçelerini
sığındığı kahve köşelerini
bahar bahçelerini götürdün
ne ki bahar seninleydi
sesinleydi bahçeler güzel
kuş kanatlarında uçardık
kan tutması var içimde atamıyorum
özlemlerini arıyorum geçmiş zamanda
yaprak yaprak dökülüyor karanlık
yazık ki boynum bükülüyor
faiz yiyen müslümana dönmüş
zaman yapraklarını yoluyorum
başlar düşmeden yarın
o diyarın düş gözü

şapkamda saklanan azrail

126
akşama bağlı ehram işçisiyim
akşam olsa da karanlıklar gömülse camlara
ve en büyük ormanlarda geceler sussa
haykırsam herkesin yerine
rüzgarların en kalını geceleri yol eylese
evren zıplasa bir avuç kum çölüne
ve en uzun ses tunellerini aşıp
dimdik yürüsem tüm ayaklar için
para-tura neşesiyle kaldırımlarda
ceplerimden yürek sarkan akşamda
atmosferden olsam bütün soluması
canlılar adına yaşasam
sana varmıyorsa yollar
yol bilmiyorum başka
posta bekliyorum
akşam geliyor

mustafa özer

127
düştüm kalktım bu sokaklarda
bu yolları
yollardan beter insanları tanırım
kendini ramses kılan
kedi yavruları dinledim teneke seslerinde
kırıntıya hırlayan köpekleri
aydınlatır aydınlanmaz bu sokakta
sokak feneri gözleri
sigara artıkları toplayan taşra çocukları
kahve önlerinde taşkın
aşka olmaz zamanları
tombala duyguları
ezdim onurumu sürünen insan için
ayak uçlarında süründüm kurtarmak için
aynalardan soluk aldım
büründüm akşamları

şapkamda saklanan azrail

128

sen susanda
posta kutuları pas tutar
karakol kelepçeleri iner
mektupların dillerine
suçlarımdan düşer başım
bekleyen yaşım sorulmaz
yorulmaz gelecekler ufukta
sabahlar getirmiyorsun
beynimi indirdim ellerime
ellerim umut gibi sıcak
ellerim düşünür
posta kutularında tutulur
gittikçe soğuyor ortam
soğuklar yuvalanıyor içimde
ellerim üşüyor
ses yoksulluğundan

mustafa özer

129

ara II

bu sazlı dünya bu nazlı dünya
tarih olan bu yerde yontular yeni sürgün içinde
kaseler yitik dönemeçler yoktu
uzandım toz yatağı özlem kapılarına
uzanamadım yazık olan yanıma
ceplerim uzak çok uzak
renk değil varlık ses değil
yerinde değil ozanlı dünya
sandal saksılarında yeniledim
sıla büyüklüğünde terledim umutları
yitirsem de aşkın sisinde beni
düşünen ellerimi bıraktım insanlığa
sığındım sabahı bekleyen geceye
ay senaryosunu izledim
bakır çiçekleriyle
yıldızları dinledim

şapkamda saklanan azrail

130
sabahın saçlarını tarayan sergen gözlerim
sinesine iner yastığın
zaman dokunan yastığım bilir
ilmeğine kaç düş astığımı
zaman bir düştür düşmandan yaman
ozanlığımca söyletir beni
derinleri söyletir söyletir geceleri
bu hoyrat yolun sevi tutkusu
bilince giden seste
yine sabah bu sabah
hantal duvarlarda kararan hıçkırık
kalkmıyor ellerimde
gün örtüsü mutfak kokuları
albasan sözler oğul veriyor
cam yiyen gözlerimde
gözlüyor sokağını

mustafa özer

131
asfalt bozuklarından dönen ayak sesleri
öksürüklü işçilerde gönenir
tükürmeye hazır avurtların
kovulan duygular isteklenir
onlar geçiyor avuçlarında gözleri
yürekleri ceplerinde işçiler
yeni makaslar açıyor fabrika yollarına
banliyölerin kara katarlarına
uzak yakın gidiyorlar
işten çok uzak yörelere
ben nasıl gitmem
bana gelen hicrete
tebeşirle yazılı vagonlara yükledim açlığımı
mektup engebesiyle
yağmurlar gebe kaldı
suçlarıma yağmaktan

şapkamda saklanan azrail

132
kaldırımlar ayakta esriyen benim
sıcak bakışların güneş eskitir
kalkamam sesin ağırlığından
ta kâlûbeladan beridir
söz denli ölümsüz elinden
suçlarından kaside oldum
sözden azade bir meyan
saçlarında senden öksüz yaşayan benim
ağaçlar soyulsa da bahardan
umut eksik olmaz damarlarından
bu yüzdendir severim ağaçları
ölümsüz uyanan umutlardan
kızkulesinde şahmaran olan
kalın kenarlı mercek ermeni kızları
balık pullarından Marmara kurdular
kara kinlerinde seni kıskandılar

mustafa özer

133
gözlerim göze dönünce
pıyır pıyır
kaynayan anılar

bir sebil kurar “hayır” diye
ne ağıta dur diyebiliyorum
ne seni buluyorum
ne de ben gidebiliyorum sana
ağıtla yetinmek aczin en büyüğü
en korkuncu aşkın
şaşkın kılan ağıt değil
ha bire seni anmak
gözüm pırıl pırıl kendini görmekten yana
içinde anılarla iç içe hayaller
hayattan anladığı ölümün yokluğu
veya senin varlığın hayatın kendi

şapkamda saklanan azrail

134

gönlümü sana verince her şeyi daha iyi görüyorum
diyebilirsin ki tek gerçek “benim”
ve yaşayan sevgin
günah gibi habis
günah gibi berrak
günah gibi granitten
senin benim gibi kemikten etten
gönlümü açmamla açıldı gözüm
hamd içindeyim şükürler ola
şimdi kan gibi dolanıp durmuyor sözüm
ve sazım Kızılırmak gibi soluyor
vatanım yemyeşil oddu ruhum
ben bir buhur-u meryemim koynunda
bir nazar boncuğu mavisiyle boynunda
vebalim

mustafa özer

135
sessiz selamlar dönemi

gençliğin nefesiyle
dinçliğin neşesiyle
direncinde ihtiyarın
bahtiyarın busesinde
her ne var ise
ne kadar ise
“selam” o’dur
O “selam”dır
Selman gibidir dilde
horoz gibi günü aydınlatan
kurda kuşa rahman’dır O
insandan ayrılmayan
“selam”dır “O”
“O” “selam”dır
her yerde hazır
her derde deva
yer ile yeksan
hak ile hakdan

şapkamda saklanan azrail

136
çoktan yola düşmüş yoldaş
hatta cepteki el
hem taze hem müstamel
füze gibi kıtalararası
dudakları arası sevdayı taşır
ne haddi aşar
ne pislik taşır
“selam”dır O
O “selam”dır
sana
bana
O’na dair
ne varsa
ne kadarsa
o kadar
mahirin terinde maharet
inanan dilinde muhabbet gibi
evveli ahiri O
gönlün cevahiri O

mustafa özer

137

seslendirilirse
dirilir sesler
sesler yeşil yeşil
orman gibi nefesler
toprak dişil
değince yağmur tenine
selamlar açar
seher zambaklarını
onlar ki kuytularda kumrulara ders verir
onlar ki çimenleyin yeryüzünde yürür
sesler gelir
ötelerden sesler
ötenin ötesinden
yağmurla gelen haber
“selam”dır
açık gürül gürül
pırıl pırıl şırıl şırıl
sırıl sıklam dilde zeban
hep gümbür gümbür
“selam”dır

şapkamda saklanan azrail

138

çakala merhaba
tavşana iyi günler
tilkiyi inleten horozun aşkı
horoz dilekleridir onu dirilten
ah o horoz selamlamaları yok mu
işte onlar seherin şiiri
kuşlar dallarında içli içli
selamlaşıyorlar
selamı yayıyorlar
koçların toslaşması
ayıların homurtusu
hep o şarkı
hep o iletişim
ipek ibrişim bağı
O yüce kelam
“selam”

mustafa özer

139
dağdan dağa vesselam
insandan insana devam
selam kerim ve rahman
çağdan çağa vesselam
en gür sesinle selamı
selamı besteleyiver
seslendir ki içindeki şenliği
insanları desteleyiver
bin bir çiçek gibi
bahar aşıla gözlerine
taze soğandan
ve hata bir “keçisoğan”dan
yıldızlar iste

şapkamda saklanan azrail

140
sessiz selamlar dönemi II

içten selamlar verirdik
tiryaki öksürükleri gibi geri dönerdi nefes
“aleyna aleyküme selam”!
aydınlanırdı güneş aydınlanırdı göz
bir çift muhabbet sözünde
selamlar verirdik
misket elması gibi soğuktan kızarmış yanaklarda
bin umudu yuvarlardı
yudumlardı dirhem dirhem
bayramlıklarıyla selam uğurlanırdı
gün oldu selamlar alışkanlık yaptı
içi boş bay baylara döndü

parmak uçlarında görülen

bulaşıcı bir hastalığa yaklaşır gibi
ucundan ucundan

uçuruma kaçan
sıçan uçurtmaları gibi
yüreksiz
gün oldu selam vermeler durdu
korku sardı dereleri
bereleri dilimizde kalan devrim
yaktı tüm direnç tellerini
Allah kendini çekti

münafık dillerinden
ve masum kulları devrimin ellerinden

mustafa özer

141

kendini çekemedi
mazlumlar da sınavdaydı ateşle
ve selamlar sessizce verilir oldu
tavşan yüreği dolu bin inek dolusu laf
gevelenir oldu
oysa düşen güve insanın içineydi
“basü badel mevt” hak olduğuna göre
bir gün masumlar da dirilecek
“görülecek bir hesabı varsa” verilecek
sessiz selamlar derilerek
seslendirilecek

şapkamda saklanan azrail

142

sessiz selamlar dönemi III

yıldız yağar gibi göksel
şehrayini şimşeklerin
kelebek kanatlarına yüklenmiş
renk sultanlığı
karalıklarındaki nur şenliklerinin
içine sızamaz korkunun şeytanlığı
yeter ki selam
“rabbinin adıyla oku”nsun
yeter ki kekik süpürgesiyle taranan
kınalı keklik seyreder gibi olsun
kızgın sacların ekmek altı rüzgarı diye
sıcacık mis gibi
ekmek insanın esenliğidir
egemenliği emniyeti geleceğin
çok soluk alıp vermenin
çok kıskanmışlığı olacaktır
sende çok sevin
zira
devin göz yaşıdır selam
senden kalan seda
hatta selvalardan arta kalan havalar

mustafa özer

143

ve bir yudum sevda
senden geride
çekilmek için beklenen tesbih gibi
“la havle”lerle
özlenen selamlar
deniz feneri yanar söner selamlar
deniz anası açılır kapanır selamlar
askerler emir gibi ellerle
demir gibi aşil çatlatan topuklarla
ve ihtiyarlar kıble rüzgarına açık umutlarla
selamlarlar
selam dururlar
soluk alır gibi beklerler
selam yüzünü

şapkamda saklanan azrail

144

mustafa özer

145
MUZDARİP

şapkamda saklanan azrail

146

mustafa özer

147

MUZDARİP
                                      
feyzimi alacak feyezan onda
içine dalacak heyecan onda
hatıra kalacak yolun sonunda
cemali canandır muzdarip kılan
 
biriktirdiklerim onun ve ondan
bütün bildiklerim onun ve ondan
hep bildirdiklerim onun ve ondan
cemali canandır muzdarip kılan
 
yıldızlar yerine düşlerim yandı
gecenin kahrına varıp dayandı
üstelik gaflete gönül uyandı
cemali canandır muzdarip kılan
 
adın aklımda aklım adında kaldı
adımı ünledin yadımda kaldı
kamunun küfrü feryadımda kaldı
cemali canandır muzdarip kılan
 
baksınlar bilenler aynı küldeniz
yağmur ağıtında ıslanmaz deniz
ağyardan gayrıya tek gönüldeniz
cemali  canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

148

 
cananı görenler visalim sanır
gayrımı görenler misalim sanır
beni görmeyenler ona aldanır
cemali canandır muzdarip kılan
 
yoluna yol bulan yollarda kalkar
kasına güvenen kollarda kalkar
sağına yatarak sollarda kalkar
cemali canandır muzdarip kılan
 
elini tutarsam yanardağ patlar
düşün de gel desem çağları atlar
darmadağın olup alemi kaplar
cemali canandır muzdarip kılan
 
o güzelden öte gerçeğin kendi
ne ovada kayıp ne vardır bendi
demde ne varsa hep ona dendi
cemali canandır muzdarip kılan
o ki gönül gözüm elinde kayıp
o ki ahlakımdır bilinmez ayıp
o ki alem bilir yıldızlar sayıp
cemali canandır muzdarip kılan
 
su gibidir desem su’ya da benzer
hu gibidir desen huy’a da benzer
gözünde kalır da rüyada gezer
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

149

 
ne cepkeni dardır ne de yemeni
kendisi aç iken ister yemeni
zevzekten kaçınıp tek söz edeni
cemali canandır muzdarip kılan
 
şirrete şerefin mağrur bakışı
nur yüzüne  işler güneş nakışı
gözünden gönlüme  yıldız akışı
cemali canandır muzdarip kılan
 
tabiat hüsnünde  vurgun ve muhtaç
bakışın bağıştır  ülker gibi taç
her şey benden yana hep karşı yamaç
cemali canandır muzdarip kılan
 
bir değil bin değil saymakla bitmez
nimetini sayanlar saymakla bitmez
saysa da korkudan saymakla bitmez
cemali canandır muzdarip kılan
 
kapsa da fırtına küçük serçeyi
saklamak istersin küçük çerçiyi
içinde dolanan ağır gerçeği
cemali canandır muzdarip kılan
 
karşı damda gördüm martı yuvası
üç yavruyla baş ediyor anası
mayısın başında bahar havası
cemali canandır muzdarip kılan
 

şapkamda saklanan azrail

150
analık denilen bir afet bela
içinde olmadan tatlı müptela
gelmiyor sonunda beklenen hala
cemali canandır muzdarip kılan
 
martı olsa yılan olsa annedir
anneye yavrular bir bahanedir
yavrular anneye hep şahanedir
cemali canandır muzdarip kılan
semeri sattırır sormayı verir
ona saldıranı yormayı verir
şehidi sevilen devirler gelir
cemali canandır muzdarip kılan
 
musahibim ol da gel ağlayalım
müşahidim ol da gel çağlayalım
mücahid kemeri gel bağlayalım
cemali canandır muzdarip kılan
 
çocuklar koşuyor okumak için
diline dünyayı dokumak için
gerçeğin özüne dokunmak için
cemali canandır muzdarip kılan
 
evlisi bekarı yalnız dulları
kendiyle kalmasın aciz kulları
seni getirmeyen bütün yolları
cemali canandır muzdarip kılan
 

mustafa özer

151
pezevenkler göbek kaşır yorulur
koca ekran yarasadan sorulur
gece yıldız ayazında durulur
cemali canandır muzdarip kılan
burun karıştırır siyasal esner
egosunda oynar sarışın esmer
gemine şahlanıp terkine kişner
cemali canandır muzdarip kılan
irlanda tamil’e bakıp da sorar
kabil’i imtihan habil’le sınar
diyarbakır derken dilleri yanar
cemali canandır muzdarip kılan
türk’ten sigortayı almak kolaydır
kürt’ten garantiyi çalmak kolaydır
hapsine bahane petrol olaydır
cemali canandır muzdarip kılan
ispanya’nın vardır eta’sı bask’ı
italya’da şehir temelden baskı
fransa’dan çıkarsalardı mask’ı
cemali canandır muzdarip kılan
ülkeleri birlik kılan savaştır
refah dedikleri yoksula aştır
medeniyet ise yavaş yavaştır
cemali canandır muztarip kılan

şapkamda saklanan azrail

152
abaza çeçen’i güle koymuyor
edige inguş’u dile koymuyor
hasılı Kafkasya bile oynuyor
cemali canandır muzdarip kılan
“ileri gelenler” iltifat ister
“ileri gidenler” saltanat ister
“maili inhidam” istinat ister
cemali canandır muzdarip kılan
 
yaşam bir çizgide bin hayat verir
bin hayat bir çizgide gizlenir
her noktası başka başka gözlenir
cemali canandır muzdarip kılan
 
hikmeti sorulmaz ay niçin beyaz
neden dünya mavi kutuplar ayaz
felekler karanlık gökyüzü feyyaz
cemali canandır muzdarip kılan
 
elinde tabanca zaman öldürür
zamanla yaşlanır ecel güldürür
ararsın aramak sonu gördürür
cemali canandır muzdarip kılan
estetik istedik güzel önerdin
güzeli diledik göze gönderdin
keyfini buldukça zevke dönderdin
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

153

 
balon şeker sakız ağlamayınız
der gibi... hediye ister kızınız
“beni bunlar eğlemez darılmayınız”
cemali canandır muzdarip kılan
 
cumhur olmak ister kimi başkanı
baş olmaktır siyasette baş kanı
bencilliği baş etmekten başka mı
cemali canandır muzdarip kılan
 
alim olmuş lügat tutar ezbere
cazgırlıktan medet umar bir kere
tele dudak mikrofonlar her yere
cemali canandır muzdarip kılan
 
nefsine egemen çıksa göklere
insafından medet umma bir kere
köpüre köpüre binip küplere
cemali canandır muzdarip kılan
 
nedir hırs ü tahrip yönetmek için
niçin ehli salip yönetmek için
bu ricatı talip yönetmek için
cemali canandır muzdarip kılan
 
belde kılıç süstür sarı sırmalar
selamı ses verir hatır sormalar
ümid-i muhalif karşı durmalar
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

154

 
fatihin yavuzun annesi mestur
hünkardan alınır ülkeye destur
işiyle övünüp verenler düstur
cemali canandır muzdarip kılan
 
anane örf  âdet hepsi bir hukuk
atarsın satarsın sanki kauçuk
tarihe mukayyet bu sakin çokluk
cemali canandır muzdarip kılan
 
çömlekte fasulye güveçte pehli
tarihen sabittir güvenle besli
dolara satınca bu altın nesli
cemali canandır muzdarip kılan
 
gazete halkındır hakkı tutarak
güneşi gösterir halkı tutarak
hakkına halkına katkı yaparak
cemali canandır muzdarip kılan
 
dünya değişiyor geçtikçe çağlar
geçmişin komiği aktüel ağlar
karnından sırtından yol verir dağlar
cemali canandır muzdarip kılan
dağlar tanır sıradağlar bizleri
temsil etse silinmeden izleri
barbarostan alsak hep denizleri
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

155

 
kömür çıkaranlar elmas  olacak
uncular somunda renge dalacak
çağladan dişlere anı kalacak
cemali canandır muzdarip kılan
 
gezdim avrupa’yı amerika’yı
şiirler beyninde şebi yeldayı
mir'atı memalik içinde payı
cemali canandır muzdarip kılan
 
yol bilen kervana katılmaz imiş
asalet visali satılmaz imiş
amiplere kurşun atılmaz imiş
cemali canandır muzdarip kılan
acılar içinde gönendim durdum
okyanuslar aşıp işlikler kurdum
hiçbir güzel ona değmez diyordum
cemali canandır muzdarip kılan
 
vatanım istanbul kayseri  köyüm
bulunmaz kimsede muzdarip huyum
ıstırabım sanat şiirdir suyum
cemali canandır muzdarip kılan
 
ne adım cemaldir ne canan sevdim
bir cemal uğruna bir ömür verdim
bin ömür olsaydı ona verirdim
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

156

doğayı gözlemiş “evrim var” demiş
insan adem değil “maymundan” gelmiş
üstüne üstelik olanca geviş
cemali canandır muzdarip kılan
 
karanlık ruhuna çare yok sanıp
karanlık önermek gerçekten ayıp
bilim diye zannı  zurnalar çalıp
cemali canandır muzdarip kılan
 
masallar  masaldan  ayna gönderse
aynalar sırrını sırrımdan derse
dilalem çengisi girerek derse
cemali canandır muzdarip kılan
 
boşluk yokluk hiçlik ezberim benim
onlar dağlar çağlar bağlar bedenim
ey fahr- ı kainat ben de bendenim
cemali canandır muzdarip kılan
 
ayağı kapanda kırılıp düşmüş
acılar ulumuş ardına düşmüş
kaçtıkça başına bela üşüşmüş
cemali canandır muzdarip kılan
ben oyum o ki üç ayakla seken
gövde bitkin ömre ecel biçerken
masumluğu mazlumluğu çekerken
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

157

 
sır katibi sırrı böylece yaza
kışın yolu uğrar evvelce yaza
derdini dökerek fecr-i ayaza
cemali canandır muzdarip kılan
 
baki ferman daim derman devlette
olsa harman koskocaman devlette
yurt tutsa servi hıraman devlette
cemali canandır muzdarip kılan
 
hunharı barbarı gez göz arpacık
marifeti silahtır ölüm apaçık
istersen evde kal ister dağa çık
cemali canandır muzdarip kılan
 
alet silah ilaç denilen aygıt
ambar hangar dolusu ölüme kayıt
finansa nispetle bıraksa bıyık
cemali canandır muzdarip kılan
 
ipine tutunduk ömrümüz şendir
şenlik senin şanın bize neşendir
selam selam açıl gül neşelendir
cemali canandır muzdarip kılan
 
gerçek ne doğrudur ne güzel iyi
kapsar dışlar genel ile günceyi
cem eder ilm ü fenni felsefeyi
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

158

 
ilm ü sanat tekno takat gerektir
senlik içre ruhum bin gelecektir
görmesen aşina göz bilecektir
cemali canandır muzdarip kılan
 
sultan yahya yaşar tunusta sultan
sorguç kavuk ipek altın mutantan
her şey halka hoştur geçsin gırtlaktan
cemali canandır muzdarip kılan
 
yahya sultan şeyhe sormuş tamam mı
giysilerini gösterip “haram mı”
cevabı muhabbet merakı tam mı
cemali canandır muzdarip kılan
 
it yerse de leş kaçar pisliğinden
ayak kaldırsa da habisliğinden
seninki ona benziyor hasisliğinden
cemali canandır muzdarip kılan
 
sultan ki soyunur murdardan hemen
atarak giysiyi  söz söylemeden
kurtarır kendini her demdemeden
cemali canandır muzdarip kılan
 
ormandan topladı odunu sattı
yemeden dağıttı yediği arttı
o ne çetin o ne güzel murattı
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

159

 
sultanım saltanatı sen bilirsin
kulların halini esen bilirsin
ona bir (nicesin) desen bilirsin
cemali canandır muzdarip kılan
yahya da dil gözlerine komşudur
o her zaman hamuş her dem konuşur
nasibince alanı konuşturur
cemali canandır muzdarip kılan
 
gramerci zamire özel zametme
zamirde ayrılık var izam etme
tevhittir diyerek intizam etme
cemali canandır muzdarip kılan
 
ondan başka nem varsa uçtu gitti
ölümüne yalvarsa uçtu gitti
fuzuli kaldı dil tat uçtu gitti
cemali canandır muzdarip kılan
 
her nesne dil sinesine konarak
dillenir şamşakır dilde yanarak
yanarak şükreder her dem anarak
cemali canandır muzdarip kılan
 
yunus emrem sana bana bol geldi
odunları sana da sembol geldi
sustum karanlıkla karambol geldi
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

160

 
mevlanadır ruhumuzun kıvamı
ondan aldık haksızlığa kıyamı
yiğit durup yiğitlikte devamı
cemali canandır muzdarip kılan
 
kurulan devletin saffeti vardı
kanatlandı millet iffeti vardı
gönlümüz aşımız dünya kadardı
cemali canandır muzdarip kılan
 
ne tarihim ne müverrih ne alim
ne talih ki ne mazlumum ne zalim
halkıma yapılan bunca mezalim
cemali canandır muzdarip kılan
 
suç işleyen sözlerimden alınır
suç sayılan sözlerimden alınır
bin hileyle gözlerimden alınır
cemali canandır muzdarip kılan
 
eşim işler merhem arar yarama
evlat onmaz tuzak kursa yarama
çevre dostlar cevrederse harama
cemali canandır muzdarip kılan
 
dertliler derdini doktora söyler
zevzekler kendini yok yere söyler
zevzekler elinde yıkılsa köyler
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

161

 
sen senisen beni nice sayarsın
ben kimim ki beni bana sayarsın
ayar tutmaz koyun gibi sağarsın
cemali canandır muzdarip kılan
 
ben benisem seni bana katarım
metruk yerde yitik diye satarım
zırnık vermem olsa bile katarım
cemali canandır muzdarip kılan
 
bir notadır virdim patetik haller
ölüler içinde sentetik haller
saldır davran boğuş en tetik haller
cemali canandır muzdarip kılan
 
ezanlar okunur harab üstüne
insanlar tapınır turab üstüne
melekler vardı mı ya rab üstüme
cemali canandır muzdarip kılan
 
dedeye söyledim halim bestele
dedi ki eleste çekip besmele
refakat sayılsın çektiğin çile
cemali canandır muzdarip kılan
 
kusunca kafası dile gelirse
sunakta halleri çile gelirse
çilesi bilene hile gelirse
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

162

 
seni içimde bulur candan olurum
benlik gider ben de candan olurum
candan olurum da candan olurum
cemali canandır muzdarip kılan
ben garib ben ki muzdarip garip
mülteciyim “ya resulullah an karib”
bütün kaslarım kopmak üzre gerib
cemali canandır muzdarip kılan
 
gülmeyi meslek sayıyorlar tuhaf
güldürmeyi ayıplıyorlar tuhaf
tüketimle kayıplıyorlar tuhaf
cemali canandır muzdarip kılan
 
çınarına hasret tohum canlandı
gül dalına ilmek ilmek bağlandı
duamıza duaları sağlandı
cemali canandır muzdarip kılan
 
düşman bana bende erdem öğretir
saldırır gizlenir her dem öğretir
eynine giyersin kefen örnektir
cemali canandır muzdarip kılan
 
avcuma erciyes sığar mı bilmem
mehtap batar güneş doğar mı bilmem
sam yeliyle yağmur yağar mı bilmem
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

163

 
ne mihnet ne minnet gerekir çağa
çileyse çekmeli gelse ocağa
nasıl not vermeli asri çocuğa
cemali canandır muzdarip kılan
yeşil pişen başın dişinde gider
sümük rengi fırak işinde gider
hileler her işin peşinde gider
cemali canandır muzdarip kılan
 
istihdam sayılır işinde durmak
patron olmak dişine durmak
atınca avına peşince vurmak
cemali canandır muzdarip kılan
demokrasi mızmızların hızıdır
cumhuriyet kurucunun kızıdır                     
bilmem ki bu nasıl adil yazıdır                    
cemali canandır muzdarip kılan
 
demokrasi kaldı mızmız kullara
televizyon miras kızmaz kullara
polisten gayrıya bütün yollara
cemali canandır muzdarip kılan      
 
adalet eşitlik hak ve özgürlük  
halka rağmen hakka bağlı bir düzlük  
halka vermek hakkı nice bir sözlük               
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

164

  
kızlar koca arar bulamaz sanki
ten içinde karar  kılamaz sanki
terlemekte yarar olamaz sanki
cemali canandır muzdarip kılan 
tarihten alınır gidilecek yol
duada bulunur gelinecek yol                        
barışta kalınır bilinecek yol                        
cemali canandır muzdarip kılan  
 
oğullar telaşlı asker olacak
işleyip eline ekmek alacak
gönül işlerine zaman bulacak
cemali canandır muzdarip kılan
onlar tatlı telaş içinde dursun
devran dönüp dursun saltanat sürsün
muaccel olanlar sesi duyursun
cemali canandır muzdarip kılan
 
evrim devrim talan etti mirası                      
hırs hevesin metal dişe kirası                       
yerliyi yerine koyma sırası                          
cemali canandır muzdarip kılan                 
 
ya öl ya ol varlığını bilerek
dinle anla ruhu aklı gererek
çığlığında hakkı rıza vererek
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

165

 
ihtişam sefalet iki göz gibi
ihtişam karartan iki göz gibi
sefalet yakartan iki köz gibi
cemali canandır muzdarip kılan
 
dilerim ben seni candan severim
senden himmeti nihandan severim
cana mihnetse imtihandan severim
cemali canandır muzdarip kılan
 
öfkem var garazım yok ki safadan
nur üstüme konar sevk-i cefadan
zor umar mı sor ki şiddet vefadan
cemali canandır muzdarip kılan
 
sözünü ver gözlük gibi takayım
bir kerecik senden sana bakayım
ağla nolur ağlat  gözden akayım
cemali canandır muzdarip kılan
 
ibare ifade şiblinin eli
canlanmak içinse dili değmeli
evveli veli o sonuncu deli
cemali canandır muzdarip kılan
 
gönül üzre dergah kuran sofiye
yapı niye yıldız varken hediye
kibir gitse kirpi gibi kinaye
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

166

 
“enel hakk” suç ise mansur sonuçtur
ömürle gelenler ona konuktur
melekler dilhundur allah tanıktır
cemali canandır muzdarip kılan
 
muzaffer olmaz mı muharebede
musavver olmaz mı muhaberede
dosttan dosta açık muhaverede
cemali canandır muzdarip kılan
 
nefis ister gönül küser dostuna
acep ne istedi mansur kastı ne
zamanede oturanlar postuna
cemali canandır muzdarip kılan
 
kızılırmak gibi dolanıyorsun
sakaryada keza dalamıyorsun
bilirim ki bensiz olamıyorsun
cemali canandır muzdarip kılan
 
ellisinde ağır gelir bedenin
altmışında nazik nazenin tenin
yetmişinde latif özlemin senin
cemali canandır muzdarip kılan
 
dosta gülden tahmil rifat istemez
dostun şanı yeter ifrat istemez
devri hâmuşan iltifat istemez
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

167

 
babalar dedeler hep demedeler
gelecek gaflette hem memedeler
geçmişi bilmezler hem nemedeler
cemali canandır muzdarip kılan
 
incinir yüreğin cehaletinden
her işine maya dehaletinden
aklı terkin vacip her haletinden
cemali canandır muzdarip kılan
 
riyayı terk ziyayı terk zevkine
ruhuma denk aklıma zevk rengine
gözüme renk sözümü terk dengine
cemali canandır muzdarip kılan
 
birliğe çağrıyı sesinde ünle
tespih et esmayı seher zeminde
şenlik içinde şen şeker deminde
cemali canandır muzdarip kılan
 
rüyana girer rüyanı görür
güneşle yürüsen seninle yürür
yüreği temizler güneş bürünür
cemali canandır muzdarip kılan
 
birlik birden başka hesabı bilmez
gözde güldüğüne başkaca  gülmez
âlem bir ademdir farkını silmez
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

168

 
isim zamir sıfat imla gölgesi
yerle gökler deniz uzlet bölgesi
atomda hücrede edep belgesi
cemali canandır muzdarip kılan
 
ibrahim musa’ya vermişti asa
musa’dan mushafa gelişti asa
resul-u ekrem’le bilişti asa
cemali canandır muzdarip kılan
 
oyun hile yalan şeytana uyan
uyan artık uyan uykudan uyan
üzeyir’le yatıp hala uyuyan
cemali canandır muzdarip kılan
 
idris’e elbise şipariş veren
toptop kumaşları raftan indiren
elbise umarken kefen giydiren
cemali canandır muzdarip kılan
 
yusuf’u bulmuşken kuyu neylesin
kuyu nurla dolu suyu neylesin
sudaki iz o yusuf’u neylesin
cemali canandır muzdarip kılan
 
omur omur yakup dokundu onur
dokununca halık okudu onur
yakub’dan yusuf’a devreden o nur
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

169

 
yağmur yakup gibi denizler yakup
gözyaşı tufana dönüştü coşup
babalık hakkına gözünü yumup
cemali canandır muzdarip kılan
 
yusuf gitti yanına mısır geldi
cemali canana münhasır geldi
sırrı yakup kuyudaki sır geldi
cemali canandır muzdarip kılan
 
ismail bebeğe havalar kundak
annesi korkmuştu suya bakarak
“zemzem” dedi ismail’i kaparak
cemali canandır muzdarip kılan
 
ibrahim ev yaptı kâbe diyerek
putlardan arındı tövbe ederek
encamını ismail’den bilerek
cemali canandır muzdarip kılan
 
gelse saki sorsa bana dem var mı
söyle saki senden bana zem var mı
önce dem ver üstüne zemzem var mı
cemali canandır muzdarip kılan
 
düşünü görerek döşeklerinde
okuduk fakülte ışıklarında
aşüfte istanbul eşiklerinde
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

170

 
avukat savunur sudan davayı
mühendis bilirse tornavidayı
belde belde yıkar yapar yuvayı
cemali canandır muzdarip kılan
 
evlat bela imiş için içinde
eşlik etmek eşine hiçin içinde
hesap vermez sorar hiçi niçinde
cemali canandır muzdarip kılan
 
yürü koca yörük yürü kendine
sıkıntılar sığmadı mı bendine
at gitsin üstüne ver efendine
cemali canandır muzdarip kılan
 
bunalmam sıkılmam senle sulhüm var
bırakmam yıkılmam senle sulbüm var
mülkü gönül benim sende gönlüm var
cemali canandır muzdarip kılan
 
sürüye çağırır kurt sürüsünü
it benzeri kabartarak göğsünü
zamansız öterek it ölüsünü
cemali canandır muzdarip kılan
 
amorf idi şekil verdim sevildi
fırçadan kalemden uzakta bildi
müzik dersi almadan kim ötebildi
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

171

 
havada uçuşan sesler dizildi
dinlendikçe havaları sezildi
kimi ezdi geçti kimi ezildi
cemali canandır muzdarip kılan
 
ustanın elinde hayat canlandı
üsluba dayandı gizem anlandı
gizi açık sanat geçen zamandı
cemali canandır muzdarip kılan
 
kitap defter kalem ister yazmağa
kalktı derler bilgisayar bozmağa
yaz boz eder her devirde azmağa
cemali canandır muzdarip kılan
 
ıstırab yazılsa kim okuyacak
yazılmaz derdi hekim okuyacak
imi ha yaz ha yazma cim okuyacak
cemali canandır muzdarip kılan
 
cemali görünce gözümü görmem
gözümü görünce özümü görmem
görmem diyorum yüzümü görmem
cemali canandır muzdarip kılan
 
onu bana sorma ben yabancıyım
konukla konuk hem de hancıyım
gövdende gezinen bir yalancıyım
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

172

 
onu ben bilirim çünkü o benim
yıllarca konukluk etti bedenim
ben bedenle aynı o bedendenim
cemali canandır muzdarip kılan
 
mecnuna ne desem bende kiracı
leylanın muradı aşkın miracı
sanatta ünlenir devlete raci
cemali canandır muzdarip kılan
 
her şair leyla der demez mecnuna
sanki leyla değer değmez mecnuna
şiir biter vuslat gelmez mecnuna
cemali canandır muzdarip kılan
 
fuzuli leyladır  fuzuli mecnun
bir baki leyladır bak baki mecnun
hilal leylanındır güneşi mecnun
cemali canandır muzdarip kılan
 
ustam necip fazıl kor öfkesiyle
çok sükut dinledik kendi sesiyle
içimizdeki ses nur hissesiyle
cemali canandır muzdarip kılan
 
sanat barış için/deki çimlenir
barış cananın sesiyle çimlenir
canan sesi cemal/de biçimlenir
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

173

 
barıştır savaşın rahmi maderi
barış karış karış tutsa maşeri
cemalin kemale dolan  kaderi
cemali canandır muzdarip kılan
marmaradan vana taşar dengimiz
iclal karadeniz vebal akdeniz
azak uzak değil ege dengemiz
cemali canandır muzdarip kılan
 
girnede akdeniz gördüm güneşti
sularıyla köpük köpük gündeşti
yumşacık ıpılık  koylara eşti
cemali canandır muzdarip kılan
 
zaman yumak yumak ceplerimizde
kimimiz havadar keplerimizde
içkarartan kor aceplerimizde
cemali canandır muzdarip kılan
yumak önde yol görmüştür açılır
hücre hücre istanbuldan açılır
“ip” dediğin yaranına açılır
cemali canandır muzdarip kılan
 
kur’an dildir dua dudak olmuştur
virdi zeban ele sunak olmuştur
vatandaş tevhide yumak olmuştur
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

174

 
ehli vatan diye seçmene dendi
oy verirken gülmek seçmenindendi
muhalif muktedir farkı denendi
cemali canandır muzdarip kılan
kafadan muhalif yok muhalefet
muhalif iktidar yok muhalefet
insanlık akıyor çok muhalefet
cemali canandır muzdarip kılan
 
sanırsın ki iyi doğru güzeli
söylenenler söylenmiştir ezeli
güzelleri gözlerinden süzeli
cemali canandır muzdarip kılan
 
tekrarın tekrarı tekrarı ahsen
kararda bi karar tekrarı ahsen
arar da dualar tekrarı ahsen
cemali canandır muzdarip kılan
 
maziler konuşmuş gelecek susmuş
bugüne konukmuş gelecek buymuş
şimdi mezar sessiz gelecek coşmuş
cemali canandır muzdarip kılan
 
kazansa kaybetse parti “seçimi”
öz kaybetmez gönüldeki seçimi
seçince kendini bekler seçimi
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

175

 
sokak sokak cadde cadde gezerek
belgeler okuyup pankart yazarak
şekil şekil  hatlarını çizerek
cemali canandır muzdarip kılan
 
caminin yanında pusar meyhane
ezanlar okunur susar meyhane
gün sonu kendini kusar meyhane
cemali canandır muzdarip kılan
 
tafrasından yenmez oldu yenecek
yiğit olan yenecektir yenecek
meydan alıp kendisini yenecek
cemali canandır muzdarip kılan
 
tat değildir lezzet veren yemeğe
mutat değil göz değerse yemeğe
sirkat mıdır sevdiğini yemeğe
cemali canandır muzdarip kılan
 
gözüne gözüm değdi odur güzel
çirkine gözüm değdi odur güzel
eşkine gözüm değdi odur güzel
cemali canandır muzdarip kılan
 
güzel midir acı mıdır firkatin
gömdü bizi kendimize süratin
içimizden dışımıza sirkatin
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

176

 
yazdılar çizdiler konup göçtüler
bir bardak su buldularsa içtiler
kimi hiç edildi kimi hiçtiler
cemali canandır muzdarip kılan
 
cemal nadir vehip sinan çizgisi
bedri koramanın koca koca ezgisi
memecanın televizyon dizgisi
cemali canandır muzdarip kılan
 
oryantal orman hamdi çizgisi
nahif muallada biçim ezgisi
şekerde müşekkel kılın eğrisi
cemali canandır muzdarip kılan
 
benim adım kırmızıda minyatür
ince memet minyatür de babatür
öykü benden yana kanun ve kültür
cemali canandır muzdarip kılan
 
ebru tezhip hatt’ı muhip mübarek
mübarek mushafa ilgi tebarek
ey allah resulü sana müşterek
cemali canandır muzdarip kılan
 
makine canlandı üretim coştu
emek örgütlendi yolunda koştu
emperyal güçlere kaygular düştü
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

177

 
ev deyip te apartmana dolmuşuz
evsiz kalıp gecekondu kurmuşuz
şaşkın şapşal yerel yöntem uymuşuz
cemali canandır muzdarip kılan
çimen çiçek ağacında kuşunu
yap ta sakla bu güzeller turşu mu
güzel doğru iyisine karşı mı
cemali canandır muzdarip kılan
güzel sese güzel beste berceste
şair şanındandır şiirde  beste
aferinle dosta gider güldeste
cemali canandır muzdarip kılan
 
şarkı sözü olmuş şiir bilmezlik
şahsi çıkar diye kadir bilmezlik
fani arzuları nedir bilmezlik
cemali canandır muzdarip kılan
 
şarapçı mantığı yılları över
yıllarca mahzene inmezse eğer
yıllandıkça artar fıçıda değer
cemali canandır muzdarip kılan
 
yılları insanla tersyüz edersen
mayıs sıvanırlar yaz güz edersen
yerli jurnalisti  baş göz edersen
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

178

 
pınara vardım ki suyu kurumuş
deliler yurdunun huyu kurumuş
nükleer deposu  kuyu kurumuş
cemali canandır muzdarip kılan
 
çayır kalmamış ki mevlam kayıra
kuşlar da konmuyor kuru bayıra
kâbuslu geceyi yormak hayıra
cemali canandır muzdarip kılan
 
yunusum geliyor hem yavaş yavaş
insanın korkusu itlere telaş
olmuyorsa neden kalıyor savaş
cemali canandır muzdarip kılan
 
her şeyi acildir güvenlik yavaş
uçağın saati vermese telaş
bunca uğraş için rötarla savaş
cemali canandır muzdarip kılan
 
balkonum çiçekli öter kuşlarım
taşırlar balkona selva düşlerim
bu yüzden balkonda geçer kışlarım
cemali canandır muzdarip kılan
 
damacana dizi dizi su dolu
kuşların çimdiği bölge su yolu
maziden bir kesit saf Anadolu
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

179

 
daha demin yem vermiştim kumruya
hemencecik dalıverdi uykuya
benden emin düşmemişse korkuya
cemali canandır muzdarip kılan
 
biraz da sevseler çiçeklerini
çiğneyip koparıp çiçeklerini
yolmasalar kendi gerçeklerini
cemali canandır muzdarip kılan
 
şu akşam safası şunlar sardunya
pembesi beyazı alı bir dünya
sayamam renkleri işte gördün ya
cemali canandır muzdarip kılan
 
kaynağı temizdir ayağı kirli
selefi yabancı halefi yerli
görmeyen konuşur münker nekiri
cemali canandır muzdarip kılan
 
sen şefini tenfiz etsen olmaz ki
şeyhin seni temyiz ile kalmaz ki
mukteseb hakların özgür kılmaz ki
cemali canandır muzdarip kılan
 
çoğu ister azı bilmez nefsinden
kışı mürted yazı bilmez nefsinden
yazı bilmez bazı bilmez nefsinden
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

180

 
çok’una çok matlup yobaz beğenmez
kızılca kıvılcım yalaz beğenmez
kurduna kurbandır kiraz beğenmez
cemali canandır muzdarip kılan
 
bilenler aşkındır sazda caz arar
girenler şaşkındır sazda naz arar
bilmeyenler özü saza da zarar
cemali canandır muzdarip kılan
 
dudağım alışkın odak şehvete
alt dudağın üst dudakla gurbete
alışmadı sadık olan şerbete
cemali canandır muzdarip kılan
 
deftere yazdırıp içimden attım
nefsi öldürerek ruhu ayarttım
sonsuzluk içinde cananı tattım
cemali canandır muzdarip kılan
 
cananla yatıp ta cansız uyanmak
onunla eriyip ondan ayrılmak
sırattan geçerken son kez kayrılmak
cemali canandır muzdarip kılan
 
ne buldum camide ne katedralde
ne partenonda var ne arşipalde
ne şinto budada ne havra halde
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

181

 
soğuğa sıcakla cevap verirler
sağlığa bıçakla cevap verirler
geleceğe “cak”la cevap verirler
cemali canandır muzdarip kılan
 
sevgilinin yüzü kavgaya sebep
sevgilinin yüzü kayguya sebep
sevgilinin yüzü korkuya sebep
cemali canandır muzdarip kılan
 
onunla seveli ondan uykum yok
gözlerim görmüyor başka duygum yok
bu da geçsin diye çapraz kaygum yok
cemali canandır muzdarip kılan
 
bilmem ki neylerdim söz olmasaydı
bütünü bölenler toz olmasaydı
yakanlar yanarak köz olmasaydı
cemali canandır muzdarip kılan
 
nermine bıraktım edaya kalır
sözün hazzı güzel sedaya kalır
kelamın kibarı sevdaya kalır
cemali canandır muzdarip kılan
 
oğlum oğlum desen oğul mu verir
damla su istesen çoğul mu verir
istetmese mevlam zaman elverir
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

182

 
gençliğin eldeyken sengi seversin
ihtiyar olunca cengi seversin
eveler geveler dengi seversin
cemali canandır muzdarip kılan
 
rıhtım rahşan olur giderken vapur
el salla istersen çığlığı savur
herkes eğlenirken kendini duyur
cemali canandır muzdarip kılan
 
belki bir dilemma annesiz kadın
belki de muamma yoksa muradın
hiçliğe yokluğa yazılsa adın
cemali canandır muzdarip kılan
 
kırlangıç ebabil bülbülü rana
hazana kalmadan göç yollarına
çün bahar sakine yol garibana
cemali canandır muzdarip kılan
 
kış gelir kar yağar amansız ayaz
ağaçlar ayakta ederler niyaz
serçeler seyreder tipiden avaz
cemali canandır muzdarip kılan
 
bahar gelir yaprak ağaç yeşerir
yeşil huzur dağa taşa yerleşir
sular çağlar kuzuları meleşir
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

183

 
“geleceğim söz!” ün ışıl ışırdı
sıcacık ışıkta kalbim ışındı
soğuk kelimeler boşa taşındı
cemali canandır muzdarip kılan
söz verince yapmak elbet nasındı
sözünü duyunca yürek ısındı
şimdi sözler sıcak aşka sığındı
cemali canandır muzdarip kılan
pencere önünde soğuğu gördüm
şişen ayaklarda kayguyu gördüm
adıma devreden korkuyu gördüm
cemali canandır muzdarip kılan
 
öksürükler yokluğunu kesmiyor
oysa içim yokluğuna pes diyor
boğuk sesim saçın yolup sesliyor
cemali canandır muzdarip kılan
 
camlarda gözlerim buğu bulanık
sen gelirsin diye yollar uyanık
gafil olanlar da neden bu yanık
cemali canandır muzdarip kılan
 
içimde sokaklar karanlık içim
iğrenç geğirmeler bulanık içim
hep yollar kapalı dolanık içim
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

184

 
telefonum çalsa haber alsaydım
gönlümü alsa da selam salsaydım
sesinden  sözüme gafil olsaydım
cemali canandır muzdarip kılan
 
yaprak yelken gibi yel kucaklayıp
masal kurmak için yol kucaklayıp
sarmaşık misali kol kucaklayıp
cemali canandır muzdarip kılan
 
özel hem de cana özge izlemler
içimi ürpertir bitişik demler
antik mağaralar karanlık cinler
cemali canandır muzdarip kılan
 
onda sen bende sen varsa şen desen
ben desen o desen bir de sen desen
bence sen ona benimsin desen
cemali canandır muzdarip kılan
 
bir benim çaresiz yalnız bi mecal
bela denilen şey bende karnaval
istersen bir avuç iste bir çuval
cemali canandır muzdarip kılan
 
yıldız yakaladım gizli mısrada
söylemem adını  açık sorsa da
gizlisi saklısı murat olsa da
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

185

 
ne füsusda hikmet ne de bir gizem
çiğnemiş toprağı delen şu çiğdem
anlatılamayan onurmuş madem
cemali canandır muzdarip kılan
 
şaşmaz bir değer delillerinde
yoksa delilerin derinlerinde
deliler ki delil en önlerinde
cemali canandır muzdarip kılan
üzüm gözlü güzel dertli gözünden
bela yağdırıyor aşka yüzünden
yüzünden düşen  bin parça sözünden
cemali canandır muzdarip kılan
 
her şey matematik tam otomatik
anlamıyor civciv ötüyor cikcik
sensiz büyüyor yerde gelincik
cemali canandır muzdarip kılan
 
bitkilere hormon hayvana hormon
dünya duruyorsa çalışan barmen
bu yolcu usandı inecek hemen
cemali canandır muzdarip kılan
 
kalbin sahtesini yapan kalpazan
yıldızı ipliğe dizen kalpazan
içimden geçeni çizen kalpazan
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

186

 
aklımı başımdan alınca hırsız
başımı duvara çalınca hırsız
izinsiz uykuma dalınca hırsız
cemali canandır muzdarip kılan
 
koyakta ses olur büyür ürktükçe
bir şeyler koparır senden korktukça
anlaşılmaz adı hem de öztürkçe
cemali canandır muzdarip kılan
 
gece taltif eder gündüz kovalar
çeneyi yumruklar sırtı ovalar
idris nebi gibi cennet yakalar
cemali canandır muzdarip kılan
akıl versen çaylar çakıldan olur
velilik verseler akıldan olur
hukuk denen bela o kuldan olur
cemali canandır muzdarip kılan
 
iz süremez bilmez yol haritadan
yutmaz deniz kırsa kini ortadan
karacaoğlan der ki “beni tardeden”
cemali canandır muzdarip kılan
 
“ezanlar okunur” yaşlı hakkına
“ölümü anan yok” yaşam sıkkına
kaldı meydan sıkkın ile bıkkına
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

187

 
dol karafakı dol saki elinde
gel cananla gül sürahi elinde
baki kalalım biz dahi elinde
cemali canandır muzdarip kılan
 
güneşin guruba yakın gölgesi
varlığının ruhsatının belgesi
sırrının semada gök gürlemesi
cemali canandır muzdarip kılan
savaş çadırları canlanıp diyor
“fatih topkapıdan şehre giriyor”
gerçeği görüyor taltif ediyor
cemali canandır muzdarip kılan
 
venedik anlıyor susup kaçıyor
istanbul surları çiçek açıyor
iklim i fatihan ikbal saçıyor
cemali canandır muzdarip kılan
 
bir yanda şam suskun yalnız başında
geleceği selim geçmişi şında
tekbiri tuttular her bir taşında
cemali canandır muzdarip kılan
 
değerdi teoman değseydi sinan
sinayı ziyaret eyledi rahman
akıllara ziyan hey koca sultan
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

188

 
atasından mülhem kanunlar yaptı
savaşından merhem yakılar yaptı
hem sinandan  görkem yapılar yaptı
cemali canandır muzdarip kılan
 
dilin koruyup lal olaydı vahı
kader kar olaydı duymaydı vahı
“keşke” si bitmez el açmaya vahı
cemali canandır muzdarip kılan
hürriyet kimindir mukaddes niçin
vatanda yer var mı şehitler için
hep geri giderek izinde hiçin
cemali canandır muzdarip kılan
 
ardında afganlı miğferi çatlak
sırtından vurulmuş bedeni çıplak
gösteriyor bize  kadir i mutlak
cemali canandır muzdarip kılan
 
geceyi gündüze devreden ufuk
gözleri sürmeler çekmeden zorluk
körlükle yan yana gelen akkorluk
cemali canandır muzdarip kılan
 
baktığın uçurum çıkılır yer mi
uçtuğun tepeler bakılır yer mi
düştüğün girdabın çarkı döner mi
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

189

 
eski ufukları yağmur yeniler
dağları parlatır sisleri siler
gençliktir güneşe başarı diler
cemali canandır muzdarip kılan
 
hulken kendileri nesneler kulu
çünkü damarları gençlikle dolu
yağmur gibi gelir yağsa da dolu
cemali canandır muzdarip kılan
anılar  yaşlanır alınganlıktan
azraya taşlanır alınganlıktan
özlemi başkadır alınganlıktan
cemali canandır muzdarip kılan
 
hayatın hayali bilinsin ister
hayalin bedeli verilsin ister
terlik tıpırtısı duymasa küser
cemali canandır muzdarip kılan
 
düşmana azrail dostuna cennet
içinden geçmiyor bastona minnet
gözyaşı değirmen çevirse mihnet
cemali canandır muzdarip kılan
 
okumak istese gözlük isyanda
şarkıların hepsi cevr i nisyanda
aşina olanlar devr i nisyanda
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

190

 
ne kemer ne askı pantolu tutar
ne etek ne yelek postalı tutar
az yese çok yese safraya çıkar
cemali canandır muzdarip kılan
 
zerrenin kürede devamı vardır
hücrenin türeyen devamı vardır
zamanın sürede devamı vardır
cemali canandır muzdarip kılan
 
mikrobun herkese selamı vardır
selamın sebile kelamı vardır
kelamı kapatan bela mı vardır
cemali canandır muzdarip kılan
 
istesen de geçer istemesen de
isteksiz olsan da isteme sen de
bilinçaltı gizler istemez sende
cemali canandır muzdarip kılan
 
aşk olmadan yaşam nasıl sürecek
meşk olmadan aşkın nasıl görecek
iklimler öperek defter dürecek
cemali canandır muzdarip kılan
 
iyinin iyisini doğan görür
kıyımın kıyısını doğan görür
ayının ayısını doğan görür
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

191

 
ne ayda yürek var ne güneşde can
dönüp durur var mı dönmekten cayan
mazur mu bir cana bilmeden kıyan
cemali canandır muzdarip kılan
 
yatak yorgan yorgun gövdenin dostu
gecesiz uykunun ne olur kastı
kirazlı rüyalar dalları bastı
cemali canandır muzdarip kılan
bohemci burjuva dedeye varis
fildişi kule de kediye varis
ikbali berhava sedyeye varis
cemali canandır muzdarip kılan
 
kuş beyinli sana beyin hakaret
gafil ahmak sana hain hakaret
kör kandil yarasa lain hakaret
cemali canandır muzdarip kılan
 
tene değin değildir değişmezlik
ne değere değer her değişmezlik
her cevap bir günah yer değişmezlik
cemali canandır muzdarip kılan
 
eyleme ceza söyleme ceza mı
söyleme feza eyleme rıza mı
eylem söylem düşün ölse seza mı
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

192

 
şehir kabusundan sakince kaçan
karanlık küpünü kırmadan uçan
nur heykellerinde onurlar saçan
cemali canandır muzdarip kılan
 
o beyaz martılar geceme selam
karanlığa düşen ince bir kelam
kırıntı kalırsa sevgiye devam
cemali canandır muzdarip kılan
rüyama giren tank dilimi ezdi
levniden minyatür gülümü ezdi
gönlüme denk oldu ölümü yazdı
cemali canandır muzdarip kılan
dilime değeni gönlüm sevmedi
gönlümce gelene elim ivmedi
yalnız kaldı başım inan gevredi
cemali canandır muzdarip kılan
hayali içinde bir kadeh olsa
suyu buhar olsa hayali kalsa
rüyada gerçeği sineme dolsa
cemali canandır muzdarip kılan
gerçekte olmayan hayalde var mı
gerçeği kaçıran seyyalde var mı
ruhunda yok ise tuvalde var mı
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

193
yüksekte oturur alçağı bilmez
kaçanı görür de kaçağı bilmez
tarihle bilmeyen bu çağı bilmez
cemali canandır muzdarip kılan
sofokles demokles söyleyiverir
kimi partenon’dan söylevi verir
vantirlog misali söyleniverir
cemali canandır muzdarip kılan
ölüm zor değildir belki zor olan
sevgilinin dudağında kor olan
karda kalıp ayrılıktan kurtulan
cemali canandır muzdarip kılan
 
ayrı kaldım sevgilinin ilinden
bu nedenle ismi düşmez dilimden
ne tel anlar ne yel dinler halimden
cemali canandır muzdarip kılan
 
yürüdüm yürüdüm yörük misali
ne obada ne dağlarda visali
alamadım arasam da vebali
cemali canandır muzdarip kılan
 
ne devrimler gördük mahrem ihtilal
içler acısı hal sıtkı infial
kaynağı karanlık haktan intihal
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

194

 
ergenekon susurluk dedikleri
(yap) denince gavur güvendikleri
ilik ilik olmuş özendikleri
cemali canandır muzdarip kılan
 
ilim gibi tahsil ettim galiba
hali dünya denen mali hülyada
hüsnü kabul görmez olsa rüyada
cemali canandır muzdarip kılan
hüsnü derunumda meskun ervaha
ordu kurmuş orda mesken emanda
tedbir yitik de ki ahir zamanda
cemali canandır muzdarip kılan
 
sinanın maksadı değildir cami
daha mı güzeldi taş olsa hami
taşa da geçirdi akıl ilhamı
cemali canandır muzdarip kılan
 
içim başım parti parti sarıldı
nice dostum parti parti vuruldu
önce arkam sallapati darıldı
cemali canandır muzdarip kılan
 
kıramazsın parçaları bel kırık
bir yandan garipsin servetten arık
aklın alınınca kalırsın sırık
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

195

 
gamda yalnız değil kederde çoğuz
hüznü tarif eden herhalde biziz
hüzne onur veren en eski omuz
cemali canandır muzdarip kılan
 
çatlak varmış gibi koca küreden
sesler duyuyorum aklı kör eden
demokrat krala gül ver töreden
cemali canandır muzdarip kılan
 
kimi gelir kimi gider koridor
gördüğün bu dünya gözüne dekor
korkağı cesura sınır zorluyor
cemali canandır muzdarip kılan
 
dolu tencereye yemek dolduran
tokları doyurup aça saldıran
hilali karartıp haça daldıran
cemali canandır muzdarip kılan
 
zerreden küreye konuşan resul
diyor ki aklınca konuş bu usul
gerçeğin gerçeğe olunca vasıl
cemali canandır muzdarip kılan
 
aleyhe olsa da söyle gerçeği
insanın insanda süren ölçeği
doğru söz güneşte neslin gökçeği
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

196

 
ateş su hava hak misali haktır
halka halka visali timsali haktır
nimete şükrane emsali haktır
cemali canandır muzdarip kılan
 
ben neyleyim beni alıp içime
benim de pazarlık uymaz ölçüme
birebir olmanın bilsem suçu ne
cemali canandır muzdarip kılan
mülkümü mağluba muharip kılan
düşmanı dostuma musahip kılan
vuslatı gönlümün içine dolan
cemali canandır muzdarip kılan
 
grafiti kıskanır ufukta dağlar
üstünde bulutlar pamucak bağlar
martılar neşeli marmara çağlar
cemali canandır muzdarip kılan
 
(meşeler gövermiş varsın göversin)
bahar bulan gönlümüze gül versin
gül gübreye müheyyadır neylersin
cemali canandır muzdarip kılan
 
(asmalarda kol uzatmış dallara)
bahar gelmiş gül döşenmiş yollara
bugün aldırmayın karakollara
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

197

 
semada eriyen rengin dengini
asmalar devşirir zengin rengini
gönlüme yakışan dem ahengini
cemali canandır muzdarip kılan
 
içimin ahengi durgun mu durgun
maddeye kapalı zamana dargın
kendine gücenmiş dostlara kırgın
cemali canandır muzdarip kılan
 
sadrazam olursa umulmaz hödük
umulur kem sözü kelamı bölük
anırmakla kalsa susmuyor gölük
cemali canandır muzdarip kılan
 
savcıya diyorlar görevi yapma
işçiye diyorlar grevi yapma
kendine gelipte çöreği kapma
cemali canandır muzdarip kılan
 
sabih kanat takmış hükümet uçmaz
istikrar tutunca sükunet uçmaz
uçmak dileyenin gözünden kaçmaz
cemali canandır muzdarip kılan
 
hükümran hakları telif olmalı
döneğe densize elif olmalı
müneccim misali müverrih malı
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

198

 
ekonomi teknik ardınca gelir
ekersen ekini ardınca gelir
ulus önde vatan ardınca gelir
cemali canandır muzdarip kılan
 
balkan dağlarıdır ilk göz ağrımız
kafkas dağlarını bekler ağrımız
ağrıyı sinede tartar bağrımız
cemali canandır muzdarip kılan
 
haremeyni şerif seninle şendi
inancın sevinci seninle şendi
gülen menekşeler sırdan taşandı
cemali canandır muzdarip kılan
 
bir dilim baklava bir dilim börek
bir yudum soğuk su bir yağlı çörek
denize düşene ikramlar gerek
cemali canandır muzdarip kılan
 
mazi bir metredir ölçü gelecek
hakkını ölçersen yüzün gülecek
vadenin sonunu ecel bilecek
cemali canandır muzdarip kılan
 
uçmak istiyorum uçaklar kadar
bulutları sanki kucaklar kadar
güneşi tutmaya bıraksa radar
cemali canandır muzdarip kılan

mustafa özer

199

 
yakadan dekolte fular dekadan
kemeri gevşekçe salıp tokadan
saçı yılan gibi sarıp arkadan
cemali canandır muzdarip kılan
 
erdem midir uzaktan uzak aramak
boşluğa el atıp rüzgar taramak
derdi bela için işe yaramak
cemali canandır muzdarip kılan
canım yerde olmak ister konmazlar
isteğe bağlantı nota sunmazlar
sıkılsan kaç yazar talep tınmazlar
cemali canandır muzdarip kılan
 
inan diye vehmi aczi koydular
kuşku sardı derin korku duydular
ağustosu buz içinde saydılar
cemali canandır muzdarip kılan
 
bilesin ki alem seni izliyor
ayrı durup izlenimi gizliyor
bunca gurub garipleyin gözlüyor
cemali canandır muzdarip kılan
alın secde diller oruç dışında
kem kelime şeytan olmuş içinde
haram lokma yiyen lain piçinde
cemali canandır muzdarip kılan

şapkamda saklanan azrail

200

 
bakmazlar halime halden saymayıp
takmazlar kelime dilden saymayıp
keserler kelleni kıldan saymayıp
cemali canandır muzdarip kılan
 
takıntı sanırlar tenkit aşkını
üstüme yıkarlar tarih köşkünü
oyalanır oynayarak

Başkan'ın Mesajı
Aidat Borcu Sorgulama
Köşe Yazıları
Mustafa Kanlıoğlu

Mustafa Özer (özer Koç)

Ahmed ceemal El Hamevi

Prf.Dr.Serdar demirel

N.Mehmet Solmaz

Mustafa Özer (özer Koç)

Mustafa Miyasoğlu

Mustafa Ekinci

Galip Boztoprak

Şeyma Kısakürek Sönmezocak

Mustafa Kanlıoğlu

Mustafa cabat

Ebubekir Sifil

Ali Biraderoğlu

İbrahim Ulueren

Mustafa Özer (özer Koç)

Ali Biraderoğlu

Mustafa cabat

Günlük Gazeteler
Sponsorlarımız

Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı

© Copyright 2020  V4.1 Tüm Hakları Saklıdır. | Vakıf Sitesi


Top